8) GÖNLE YOLCULUK VE HAKİKATİN İDRÂKİ

Esas gayemiz, gönüle; yani hür ve özgür olana yol almaktır. Kendi perdelerimizi, tanımlarımızı ve kayıtlarımızı kaldırabildiğimiz kadar, gönle yolculuk ederiz. Gönüle ulaşıldığında ise, artık her şey aslına döner, hakkına rücu eder. İşte burada “Haydan gelip Hû’ya gitmek” sözü, apaçık bir şekilde ortaya çıkar. Burada artık kelam, düşünce, hiçbir şey mevcut değildir. Çünkü hakikat, kelamdan öte bir hâl olarak gönülde açılır.

Gönül, bizzat kendisi özüne rücu ettiğinde, kendi saf hâlinden ötürü sessizliktir. Çünkü gönülden yaşayan kişide artık kelimeler, tanımlar ve kayıtlar kalmamıştır. Gönül insanına, kelimeler kifayet eder. Huzurunu sükûtunda bulur ve hâl diliyle anlaşılır. Bu yüzden çok konuşmak bir yüktür. Ne kadar az ve öz konuşursak, o kadar hafif ve latif oluruz. Hayır ve öz ile konuşmak müstesnadır. “Allah’a ve âhiret gününe iman eden ya hayır söylesin ya da sussun.” (Buhârî, Edeb, 31).

Kendine arif olan kişi, kendini hiçbir şeyle kayıtlamaz. Çünkü kendi hürriyetine ulaşmıştır. Bu sebepledir ki “Arifin dini yoktur” denmiştir. Çünkü o kişi, her şeyi kendi bünyesinde cem etmiştir. Yani hiçbir ritüel onu bağlamaz. Tüm ritüel olarak bilinen fiillerin içinde kendini bulmuştur. Örneğin; namazın rükûnlarını eda ederken artık bunu bir ritüel olarak değil, onun vazgeçilmez bir yaşam standardı olarak yerine getirir. İşte bu, ibadetin ubudiyete dönüşmesidir.

Dinin ta kendisi onun yaşamı olmuştur. Böylece “Yürüyen Kur’an” olan Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz, onun yegâne nişanesi hâline gelmiştir. O kişi artık Allah’ın boyasıyla boyanmıştır. Abidliği ubudiyete dönüşmüş, Hakk’tan bir nefes olduğunun idrakiyle yaşamaya başlamıştır. “Allah’ın boyasıyla boyanın. Allah’ın boyasından daha güzel kim boyayabilir?” (Bakara, 138).

Olayların hakikatinin anlaşılması için, tüm bağlantıların birleştirilerek sonuçların görülmesi gerekir. Bu yüzden her şeye hakkıyla açık olduğumuz kadar, bu bağlantı ve bütünlük anlaşılır hâle gelir. Hiçbir şey sebepsiz değildir. Her şey, sebeplerden müteşekkildir. Vesileler ve vasıtalarla vuslat gerçekleşir. Ey insan, sebeplerin perdesine takılma; onları Hakk’a giden birer yol bil. Çünkü “Her şeyin dönüşü Allah’adır.” (Âl-i İmrân, 109).

Hepimiz hayatta beklentiler ve ihtiyaçlar içerisine giriyoruz; girmişizdir ya da hâlen beklenti içerisindeyiz. Bu beklentilerimiz, çoğunlukla kendimizde vahdet yerine dışarıdan, birilerinden ya da bir şeylerden olur. Böylece kesret dünyamız, âfâka doğru beklentiler içinde uzar da uzar. Ve bu beklentilerin hiçbir zaman sonu gelmez. Bu âfâk denizi bizi içine çekip boğmaktadır.

Bu beklentilerimiz, ihtiyaçlarımız, çokluklar, elbiseler, örtüler vesaire; düşünce alanımızı meşgul ettiği kadar bize sahte mutluluklar ve hayalî illüzyonlar sunmaktadır. Gerçekliğimize ve hakikatimize perde olmaktadır. Beklenti ve ihtiyaç, böylelikle kendinden ayrı bir yolda yürümeye başlar. Beklentilerimiz menfaat karşılığını bulamadığında, bize zaman zaman huzursuzluk verir. Çünkü beklenti varsa, orada bir “ben” ve bir “öteki” vardır; bu da ikilik demektir.

İkiliğin olduğu yerde asla gerçek mutluluk peyda olmaz. Bekleyen ve beklenilen girdabı kişiyi içine çeker. Bir müddet sonra beklentilerin karşılığını göremediğimizde, iç sıkıntılar ve hatta depresyona kadar varacak psikolojik rahatsızlıklar baş gösterir. Bu ruhsal sarsıntılar, bizi mutsuzluğa ve huzursuzluğa sürükler. “Kim Benim zikrimden yüz çevirirse, onun için dar bir geçim vardır.” (Tâhâ, 124). Hakikatten uzak kalan, mutluluğu da daraltır.

Ruhumuzda ve bilincimizdeki bilinmezlik, sıkıntının asıl kaynağını oluşturur. Bilenemezlik söz konusu oldukça, bu bölge karanlık kalır. Çünkü bilinmeyen aydınlık kazanamaz. O zaman da biz karanlıkta kalırız. Bu hâli çözemedikçe yani içimizde yükselen ezanın sesini duyamadıkça felaha erişmek, ruhsal bir rahatlık bulmak zorlaşır ve bu zorluğu yaşayarak geçmek zorunda kalırız. Oysa ki “Namaz müminin miracıdır” hadisi, bize her an bu seslenişi hatırlatır.

Ey insan, gönle yönel ve beklentilerini Hakk’a bırak. Çünkü gerçek huzur, içindeki ezanı işitmek ve Rabbine yönelmektir. Beklentilerden sıyrıl ki, gönlün yalnız O’nunla dolsun. İşte o zaman “Haydan gelip Hû’ya gidiş”in manasını yaşayarak idrak edersin.

Yorum yapın