Şu anda kıldığımız namaz, Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in kıldığı namazın ta kendisidir. Namazın ruhu, şekli ve sırası Peygamber Efendimiz’den sahabelere, sahabelerden tabiîne, tabiînden de İmam-ı Âzam Ebu Hanife’ye kadar kesintisiz bir zincirle korunmuştur.
Kıldığımız namaza “emevî namazı” diyenler veya namazı hafife alanlar, aslında bu zincirin dışında kalan oryantalist (Batı menşeli, saptırıcı düşüncelerle dolu) bakışların etkisinde kalan kişilerdir. Sakın bu tür söylemlere itibar etmeyin.
İmam-ı Âzam (Ebu Hanife), tabiînden (yani sahabeyi gören nesilden) biridir. Namazın kılınışını bizzat sahabelerden öğrenmiş, onların rivayetleriyle kayıt altına almıştır. Bu sebeple, Hanefî mezhebi sadece bir fıkıh ekolü değil, ümmetin ana damarını temsil eden bir omurgadır. Ümmetin içindeki en büyük öğretmenlerden biri olan İmam-ı Âzam’a Allah rahmet etsin, ruhu şad olsun.
Namaz, Allah’ın indirdiği zikirdir. Kur’an-ı Kerim’de “Şüphesiz ki namaz, insanı hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar.” (Ankebût 45) buyrulur. Bu emir, Allah tarafından indirilmiş ve Allah tarafından korunmaktadır. Bu hakikatte zerre kadar şüpheye yer yoktur.
Namazda her hareket, bir sır taşır: Fâtiha ile kul, Rabb’iyle konuşur. “Yalnız Sana kulluk ederiz, yalnız Senden yardım dileriz.” diyerek doğrudan hitap eder. Rükû ve secde ile beden teslim olur, benlik Allah’a yönelir.
Tahiyyat ile kul, Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’le manevî bir murakabe (kalbî bağlantı) hâline geçer. Kelime-i şehadet ile, Allah’ın birliğine ve Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in risaletine şahitlik edilir.
Salli-Barik duaları ile, Muhammedî nurun menbaına dalınır. Bu dualar, Allah’a şirk değil; bilakis O’nun Habibi’ne olan sevgiyle, Allah’a daha yakınlaşma vesilesidir. Çünkü Allah, “Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber’e salât ederler. Ey iman edenler! Siz de O’na salât edin ve tam bir teslimiyetle selâm verin.” (Ahzâb 56) buyurmuştur. Selâm ile kul, halkın içine yeniden döner; Rabbin huzurundan kardeşlerinin arasına geçer.
Bu hakikatlerden uzaklaştırmak isteyen çağdaş gafiller, insanları Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in sevdasından yoksun etmek için çeşitli sözler yayarlar. Sosyal mecralarda “namazda şirk var” gibi saptırıcı söylemlerle imanları bulandırmaya çalışırlar. Fakat bilinsin ki, namaz Allah’a ibadettir; salli-barik ise o ibadetin içindeki Muhammedî aşkın ifadesidir.
Namaz, sadece bedenin kıblesiyle değil, kalbin yönüyle de Hakk’a dönüştür. Çünkü hakikî secde alnı yere koymak değil, kalbi Hakk’a indirmektir. Peygamberî miras olan bu ibadet, yalnızca fiil değil, bir vuslat kapısıdır. Her “Allahu Ekber” deyişte kul, Hakk’ın dışındaki her şeyi küçük görür ve sonsuz büyüklüğün huzuruna girer. Hakiki namaz, “emaneti iade”dir; yani ruhun aslına dönme hâlidir. Secdede “ben” silinir, “HU” kalır. O “HU” da, Rabbin tecellîsidir.
“Namaz müminin miracıdır.” (Hadis-i Şerif)
Namazda secdeye vardığında kalbini dünya yüklerinden arındır; her secde, Allah’a yaklaşmanın adımıdır. “Rabb’ine secde et ve yaklaş.” (Alak 19)
Yaklaşmak için secde et; çünkü secdede kulun en yakın olduğu an vardır.
Namazını şekil değil, şuur hâline getir. Her “Salli” deyişinde Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’e duyduğun sevgiyle kalbini arındır, her “Selâm” deyişinde ümmetin kardeşliğini hatırla.