72) MURAKABE İLE KALPTEN KALBE SOHBET

Murakabe, yani kalpten kalbe sohbet, tasavvuf yolunun en ince inceliklerinden biridir. İnsan zahirde yazışır, konuşur, dinler; ama aslında kalpler arasında bambaşka bir sohbet vardır. Bazen bu sohbet sevinçle yüzü güldürür, bazen hüzünle kalbi inceltir.

Yani insan zahirde yazışsa da, konuşsa da, asıl sohbet kalpte gerçekleşir. Söylenmeyen nice duygu, yazılmayan nice söz kalpte akar, karşı kalpte hissedilir. İşte bu hâlin adı murakabedir. Murakabenin güzelliği, yalnızca sözsüz bir hâl olmayıp kalbi terbiye eden, ruhu olgunlaştıran bir yol oluşundadır.

Yani murakabe, yani kalpten kalbe sohbet, zahirî kelimelerden çok bâtınî hislerle gerçekleşen bir hâl ve derin bir tecrübedir. Bu hâl, zoraki bir gayretle veya yapay bir yönelişle meydana gelmez; aksine, kalpteki safiyet arttıkça ve bencillikten sıyrıldıkça perde şeffaflaşır, kalpler birbirine açılır.

Kalbini bir mürşide, mesela Şeyh Abdullahi Dihlevî’ye yöneltip, onunla kalben konuşmak bu hâlin alıştırmasıdır. Dil kıpırdamadan, sadece kalbin diliyle “Ne mutlu sana ki Allah ile buluştun, Allah senden razı olsun, bana Peygamberimize giden yolu tarif et, bana Allah’a giden safiyet yolunu göster” gibi niyazlarda bulunmak kalbi açar, hisleri çoğaltır. Birkaç denemeden sonra kalp güçlenir, hissiyat artar ve gönül bağı kuvvetlenir.

Kalpler aynaya benzer; birbirine yansır ve birbirini aydınlatır. Kalbi temizleyen, benliğini azaltan kimse, karşısındaki kalbi de berrak görmeye başlar. Murakabe, kalbi sadece Allah için saflaştırmanın bir yoludur.

Dolayısıyla murakabe, sadece bir manevî tat değil, aynı zamanda kalbin eğitilmesidir. Kişi, kalbini temizledikçe ve benlikten soyutlandıkça, kalpteki ayna daha berrak olur.

Kalpten kalbe kurulan bu bağda, Allah’ın “ Mümin müminin aynasıdır” kudsî hadîsinin (Ebû Dâvûd, Edeb, 49) tecellisi hissedilir. Kalbini bir mürşid ile buluşturmak, onun kalbi üzerinden diğer zatlara nazar etmek, ruh dünyasını açar.

Ancak bu hâl sözle değil, sessizce, sadece kalbin diliyle ve kalpten kalbe olur; aksi hâlde dışarıdan bakan, “delirmiş” zannedebilir. Bu sebeple murakabe mahremdir, kalpte kalır.

Büyüklerimiz, Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz ile sahabe arasında da murakabenin gerçekleştiğini bildirmişlerdir. Onlar Efendimizin yüzüne bakmakla kalmaz, aynı zamanda kalpleriyle de O’nunla beraber olur, O’nun kalbinden gelen nurları hissederlerdi. Bu rabıta değildir; çünkü rabıta bir bağı odaklanmayla kurarken, murakabe hâlinde kalpten kalbe bir sohbet, bir akış yaşanır. Bu yöneliş, Nûr-i Muhammedî’ye uzanan bir hat gibidir. Allah, bu sırların kutsiyetini âli eylesin.

Kalbi yönelterek günde birkaç dakika kalbini bir mürşide veya salih zata yöneltip onunla kalben konuş. Dua ile sohbette kalbini alıştır. Kalbin diliyle dua et; “Allah senden razı olsun, bana yolu tarif et” gibi ifadelerle içten konuş. Mana yolunda safiyet kazan. Çünkü benliği bürüyen bencillik soyutladıkça kalp şeffaflaşır, hisler çoğalır.

Sünnetle bağ kurarak, Sahabeler gibi Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz ile kalben beraber olmayı niyet et. Öylece Nûr-i Muhammedî’ye bağlan. Murakabeyi Nûr-i Muhammedî’nin akışını hissetmeye vesile bil.

Murakabe, kalbi eğitmek ve ruhu terbiye etmek için büyük bir fırsattır. Kudsî hadîste şöyle buyrulur. “Mümin müminin aynasıdır.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 49) “Ve O, nerede olursanız olun sizinle beraberdir.” (Hadîd, 4) “Allah’ın yeryüzünde kapları vardır; O’nun kapları salih kullarının kalpleridir.” (Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsat, 6/31)

İşte murakabe, kalpten kalbe akan sessiz bir sohbet, gönüllerin birleştiği ince bir sırdır.

Yorum yapın