285) ÇOK KORKUNÇ BİR YEMİN VE DİĞER YEMİN ÇEŞİTLERİ

Kendisine lanet okumak da bir yemin şeklidir ve en son başvurulan yöntemdir hem çok çok tehlikelidir. İsterse bu yemini içen kâfir olsun…

Lanet yemini, kişinin kendi varlığını İlâhî adaletin önüne koymasıdır. Bu, hem Allah’a hem de kendine karşı verilen en ağır sözdür. Bu tür yemin, İlâhî sistemde geri dönüşsüz bir hüküm alanına girmektir.

Kendisine lanet okuyan kişi için, artık karşı tarafın tercih hakkı bitmiştir. Bu durumda kişi, kendi hakikatiyle Allah arasında bir perde bırakmaz; “hak” ve “bâtıl” arasındaki çizgi artık netleşmiştir.

Ya inanır ve kurtulur. Veya inanmaz ki; eğer kendisine lanet okuyan kişi gerçekten hak yolda ise ve o lanete rağmen karşı taraf, ona inanmayacaksa o zaman lanet ona inanmayan kişiye döner ki çok korkunç etki eder.

Hakkın yanında durmayan, o lanetin dönüş dalgasına uğrar. Çünkü lanet, boşlukta asılı kalmaz; hakikati inkâr edenin üzerine iner. “Allah’ın laneti zalimlerin üzerinedir.” (A’râf 44)

Eğer kendisine lanet okuyan yalancı ise ve kendisine şu şekilde lanet okuyarak “EĞER ŞU KONUDA YALAN SÖYLÜYORSAM, ALLAH’IN LANETİ ÜZERİME OLSUN” derse, zaten lanetlenerek Allah’tan uzağa düşer ve çok kısa sürede helâk olur.

Hakikatle oynamak, ateşle oynamaktır. Yalan üzerine edilen yemin, kişiyi nurdan uzaklaştırır, karanlığın içine iter. “Kim Allah adına yalan yere yemin ederse, cehennemdeki yerine hazırlansın.” (Buhârî, Eymân 16)

Sonuç; kişiden kendisine bir olay hakkında eğer “yalan dersem bana lanet olsun” diye bir şey sâdır olmuşsa, karşı taraf için tercih hakkı bitmiştir. Susacak ve olayı Allah’a havale edecektir. Hak ve bâtıl arasında hüküm Allah’ındır. İnsan, bu noktadan sonra yalnızca teslimiyet gösterebilir. “Hüküm yalnız Allah’ındır.” (Yusuf 67)

Bu büyük mahrumiyet içeren yeminden sonra bilelim ki üç büyük yemin daha İslam’da var olan yemin türleridir. Her yemin, bir bağ oluşturur. Ancak bu bağ, Hakk’a bağlılık içermiyorsa, kişiyi bağlayan zincir olur.

Bunlar; V-ALLAHİ, B-İLLAHİ ve T-ALLAHİ yeminleridir. Bu üç yemin, harflerin hakikatiyle, İlâhî nurun insana akışını temsil eder. Her biri ayrı bir kudret kapısıdır.

Bu üç kelimeyle yemin eden, aslında şöyle der…
V-ALLAHİ diye yemin ettiğinde der ki; “Allah beni, Nuri Muhammedî’den bana kadar akıp gelen nurdan mahrum etsin, eğer ki bu konuda yalan söylüyorsam…”

“Vav” harfi, bağlantı ve akışın sembolüdür. Allah’tan insana ulaşan nur hattını temsil eder. “Vallahi” diyen, bu nurdan mahrum kalmayı göze alır; bu yüzden bu yemin çok ağırdır.

VAV harfi çok kullanılır tasavvuf ehli tarafından. Bize kadar uzanan Allah nurunu temsil eder. Vav, tevhit kıvrımıdır; kulun Allah’a dönüşünü temsil eder. Eğilmeden tevhit bilinmez, vavsız iman da olmaz.

Kişi B-İLLAHİ diye yemin ederse der ki…
B harfinin içeriği olan kendisine uzanan Allah havl ve kuvvetinden Allah beni mahrum etsin, eğer ki yalan konuşursam, demiş olur. “Bâ” harfi, “bi-iznillah” (Allah’ın izniyle) kökünden gelir. Bu yemin, kişinin Allah’ın kuvvetini şahid tutarak söz vermesidir. “Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz.” (Tekvîr 29)

Alttaki nokta, Allah’ın ilmiyetindeki Muhammedî nuru temsil eder. Üstteki yay ise, kişide oluşan tecelli alanını izah eder. Öylece kişisel bazdaki rububiyet alanı ve nefiste oluşan zuhur mahalline işaret edilir ve ona göre oluşan huzur meydana gelir. Harflerin şekli, bâtınî manaların yazısıdır. “Bâ”nın noktası, hakikatin ilk nuru; yayı ise tecellînin sahasıdır. İnsan, bu harfte kendi sırrını bulur.

Kişi T-ALLAHİ diye yemin ederse, der ki…
Yüce Allah’ın nuru Muhammedî’deki yarattığı seyrinden bize de vermiştir. İşte burada der ki, “Eğer ben yalan konuşursam, beni bu seyirden mahrum etsin.” “Tâ” harfi, teslimiyetin işaretidir. İki noktası, zâhir ve bâtın seyrini simgeler. “Tallahi” diyen, iki âlemi şahit tutarak söz verir.

TA harfinin üstünde iki noktası üstte vardır. Yayın üzerinde iki nokta şeklinde oluşur. Yani kişide emanet olan, Allah seyri olan, zâtî seyr zevk hâlini temsil eder. Bu iki nokta, biri “iman”, diğeri “ihsan” tecellîsidir. Kişi yalanla bunları yitirir; doğrulukla bu iki nuru artırır.

İşte kişi der ki, “Bu sonsuzluk seyrinden mahrum olayım, eğer yalan konuşursam.” Sonsuzluk seyrinden düşmek, manevî ölüm demektir. Bu yüzden “Tallahi” yemini, kişinin manevî bütünlüğünü riske atar.

İşte genel çerçevede İslam’da bu üç yemin yer alır. O da bu üç kelime ile olur. Başka isimler üzerine yapılan yeminler ise yasaklanmıştır. Allah dışında yemin, tevhit nurunu gölgeler. Çünkü yemin, hakikatte Allah’ı şahit kılmaktır.

Çünkü bizim tüm varlığımızı oluşturan Allah’ın kuvvet ve kudretidir. Başka varlıklar üzerine yemin edildiğinde, o varlıkları zımnen Allah’a ortak koşmuş olur ki, kişiyi şirke götürür. Şirk, gizli bir perde gibidir; kişi çoğu zaman fark etmeden o perdeyi çeker. Yemin, sadece Allah adına olmalıdır. “Allah’tan başkası üzerine yemin eden, şirk koşmuştur.” (Hadis, Tirmizî, Eymân 8)

Yemin, bir kelime değil; bir bağdır. Her yemin, insanın kaderine işlenen bir mühürdür. Lanet yemini, geri dönüşü olmayan bir meydan okumadır; hak olan kurtulur, bâtıl olan yanar. “Vav”, “Bâ” ve “Tâ” harfleri, nurun insana iniş mertebeleridir; bu yeminler, hakikatte İlâhî akışa dâhil olmaktır. Allah’tan gayrısı üzerine edilen her yemin, perdedir; tevhitten sapmadır. Hak yolda olanın yemini nur getirir; yalan söyleyenin yemini karanlık getirir.

Yemin ederken dil değil, kalp şahit olmalıdır. Lanet yemini gibi ağır sözleri asla kolayca telaffuz etme. Allah adına yemin ettiğinde, o an “şahitlik makamı”ndasın dikkat et. Başka bir isimle yemin etmek, farkında olmadan şirk kapısını aralar. Sözünü tutmak, yeminden daha büyük bir yemindir; zira Allah sadıklardan razıdır. “Ey iman edenler! Allah’a verdiğiniz sözü yerine getirin.” (Maide 1)

Yemin, kalbin mühürlenmesidir. Her yemin, kader defterine işlenir. Yalanla edilen yemin, lanet getirir; hak üzere edilen yemin, rahmet kapısıdır.