Allah’a erme olayında kadın ve erkek arasında olan uçurum fark vardır. Aynı zikir ve ibadetle erkeğin kırk günde ulaştığı manayı kadın bir günde ulaşır. Rahimiyet tecellisi bunu kadına yaptırır.
Ama kadın çok duygusal olduğu için bu açılımı kaybeder. Duygularına hâkim olan kadın velâyette gözünü açar.
“Allah dilediğine hesapsızca verir” (Âl-i İmrân, 37) ayeti gönlüme şöyle seslendi: Rahmet kadına sürat verir, sürat ise rahimiyetin tecellisidir. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) “Cennet annelerin ayakları altındadır” (Nesâî, Cihâd 6) buyururken, kadının bu süratin aynası olduğunu işaret etti. Mana diliyle söyleyeyim: Rahmetin vurduğu gönül, kırk günde alınacak nasibi bir günde alır; çünkü kadın rahmet nefesinin en latif aynasıdır.
“Allah sabredenlerle beraberdir” (Bakara, 153) ayeti der ki: Sabır duyguyu dizginleyen ilahî iptir; kim duygusuna hükmederse kalbin kapıları ona açılır. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) “Güçlü kimse öfkesini yenendir” (Buhârî, Edeb 76) buyurmuş ve duygusuna hâkim olabilenin hakikatte güçlü olduğunu bildirmiştir. Hikmet ise şöyle fısıldar: Duygu terbiye olunca kadın sadece insan olmaz; nura pencere olur.
Kadın günaha sürüklendiğinde tüm günah erkeğin boyundadır. Kadın imanı varsa kurtulur; kadının baskıyla işlediği günahlar erkeğin hanesine yazılır ve bu ona cehennem zulumatı olarak döner.
“Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez” (En’âm, 164) ayeti adaletin adabını öğretir; baskı ile yaptırılan günah, baskı kuranın hanesine yazılır. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) “Hepiniz çobansınız ve güttüklerinizden sorumlusunuz” (Buhârî, Ahkâm 1) buyurarak bu hükmü mühürlemiştir. Hikmet böyle der: Masumun elini günaha iten kendi nefsini karartır; karanlığı da ateş gibi kendine döner.
Örneğin oruçlu iken hanımına yaklaşan erkek altmış gün oruç tutar, kadın sadece bir gün tutar. Çünkü “Erkekler kadınların koruyucusu ve gözeticisidir” (Nisâ, 34) ayeti, sorumluluğun ağırlığını erkeğin sırtına yükler. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) “Kolaylaştırın, zorlaştırmayın” (Buhârî, İlim 12) buyururken erkeğe, emaneti korumanın da kolaylaştırmanın da onun görevi olduğunu hatırlatır. Hikmet dili ise der ki: Emaneti zayi edenin kefareti ağır olur; çünkü ağırlık emanetten doğar.
Resulullahın (sallallahu aleyhi ve sellem) “Kadınlar dinde eksiktir” buyruğu, din konusundaki eksikliğin erkeğin tamamlaması gereken bir alan olduğunu bildirir. Çünkü kadın duygusaldır; erkek aklıyla onu tamamlamak içindir.
Din derken tecüme hatalarından dolayı olayı yanlış anlıyoruz. Zira din, Allah’ın mutlak düzenin adıdır. Bu düzenin her noktası dindir. Yani kadın güçte zayıftır; yani gücü erkeğe nisbetle zayıftır. İşte erkek bu eksiğini tamamlamak zorundadır. Kadın duygusaldır; hemen pes eder. Erkek tamamlamak zorundadır. Aslında tüm yük erkeklerdedir.
Kadın evlenmediği müddetçe bu eksikliği tamamlşama görevi yani sorumluluğu babada, dedede, abilerde, kardeşte, amcada, onların oğlunda; kimse yoksa muhtarda, kaymakamda, validede, hatta devlette bile devam eder. Çünkü kadın korunacak olandır. Bu ona verilen bir değerdir.
“Ailenize hayırlı olun” (Tirmizî, Menâkıb 63) hadisi; erkeğin hayrının, kadını tamamlamaktan geçtiğini öğretir. “Allah her şeyi çift yarattı” (Zâriyât, 49) ayeti ise bu tamamlayıcılığın ilahî bir düzen olduğunu gösterir. Hikmet de şöyle söyler: Kadın rahmet ile derinleşir, erkek akıl ile tamamlar; ikisi birleşince aile bir mihraba döner.
“Erkeklerin kadınlar üzerinde bir derecesi vardır” (Bakara, 228) ayeti yükün erkeğe verildiğini gösterir. Çünkü güç sorumluluk demektir. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) “En güçlü olan nefsiyle mücadele eden kimsedir” (İbn Hanbel, Müsned 3/75) buyurur ve bu yükün nefsi terbiye edenle taşınabileceğini öğretir. Hikmetin nefesi der ki: Erkek yük taşırsa yükselir; kaçarsa kendi nefsine yenilir.
“Kadınlar size Allah’ın emanetidir” (Tirmizî, Radâ 11) hadisi bu zincirin temelini oluşturur: Emanet korunur, değersiz değil kıymetlidir. “Yetimi itip kakanı gördün mü?” (Maûn, 2) ayeti ise korunmayanın kınandığını bildirir. Hikmet dili şunu söyler: Değeri olan korunur; korunması gereken zayıf olduğu için değil, kıymetli olduğu içindir.
Kadın doğrudan Allah nurunun Adem’den tecellisiyle var edilmiştir. Bu yüzden korunmaya muhtaçtır. “Sizi tek bir nefisten yarattı” (Nisâ, 1) ayeti kadının varlığındaki nurun aslına işaret eder. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) “Kadın kaburga kemiğinden yaratıldı, nazla davranın” (Buhârî, Nikâh 79) buyurarak onun inceliğini anlatır. Hikmet nefesi şöyle der: Nur inceliktir; incelik korunmayı ister, korunmayan incelik kırılır.
Bir erkek bir kadını döverse ve kadın kalbinde onu affetmezse, o zulüm affedilmez. “Zulüm karanlıklar hâlinde gelir” (Buhârî, Mezâlim 9) buyruğu zulmün kaderi nasıl kararttığını anlatır. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) “Kul hakkıyla bana gelmeyin” (Müslim, Birr 56) derken affın kuldan başlaması gerektiğini öğretir. Hikmet diliyle söyleyeyim: Kalp kapanırsa gök açılmaz; kırılan affetmezse Allah da affetmez.
Dinin eksik olması, yaptığı amelin karşılığını alamaz demek değildir. Aksine erkeğin kırk gününü kadın bir günde alır. “Allah dilediğine kat kat verir” (Bakara, 261) ayeti bu lütfun kaynağını anlatır. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) “Rahmetim gazabımı geçti” (Buhârî, Tevhid 55) buyururken kadındaki rahmet payının erkeğin amel payını geçebileceğini işaret eder. Hikmet der ki: Erkek gayretle yürür, kadın rahmetle koşar; koşanın nasibi yürüyenin nasibinden hızlı gelir.
Kadın rahmettir, erkek emanettir; rahmet korunursa ev yücelir, emanet taşınırsa erkek yükselir. “Erkekler kadınların koruyucusudur” (Nisâ, 34) ayeti bu dengeyi kurar. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) “Kadınlar size Allah’ın emanetidir” (Tirmizî, Radâ 11) buyurur ve emaneti incitene hesabın ağır geleceğini hatırlatır.
Hikmet dili şöyle fısıldar: Kadın rahmet olduğu için korunur; erkek emanet taşıdığı için sınanır. Rahmeti koruyan yükselir, emaneti zayi eden düşer.