274) UYURKEN YATIŞ POZİSYONUMUZ

Soru; “Yatağını sağ veya sol kıbleye koyup uyuması için uygun olmayanlar ne yapsın? Yatağını nasıl bırakacak, başını mı çevirsin, ayağını mı?”

Öncellikle bilelim ki, kişi ölünce ayakları kıbleye dönülür ve öyle yıkanılır. Namazı kılınırken ve kabre konulunca ise yüzü kıbleye döndürülür.

Bir mana ehlinden şöyle rivayet edilmiş: “Başını kıbleye dönüp yatanın, uyanınca domuz kafası olmadığına şaşarım.” Hakikat ehli bazen öyle derin işaretler verir ki, kelimeler onları taşımaya yetmez. Bu söz, zahiren sert görünse de bâtınen şu manayı taşır: Kıble, yönün ve gönlün Allah’a dönük olmasıdır. Kalbi Allah’tan gâfil olan, zahiren kıbleye dönse de bâtınen yüzünü başka tarafa çevirmiştir.

İşte bu yüzden, o hal üzere uyuyan, uyanınca “insan suretinde” kalksa da “hayvaniyet” ağırlığı taşır. “Kalpler ancak Allah’ı zikretmekle huzur bulur.” (Ra’d, 13/28) “İnsan suretinde nice hayvanlar vardır.” (Hadis meali)

Ayak kıbleye dönüp uyumanın haram veya mekruh olduğu söyleyen hadis veya ayet yoktur. Mekruhtur diyenler edep için demişlerdir. Ayet ve hadiste yer almayan hususlarda her âlim içtihatta bulunur. İşte ayakların kıbleye dönük içtihadı da edep üzerine bina edilmiştir.

Olayın iç yüzünü gören kullar ise, sistem ve düzen içerisinde olan olayı anlatmışlardır. Çünkü Kur’an ve hadis kıyamete dek geçerlidir. Hem bazen sonradan gelen âlim, önceki âlimden daha derin ilme ulaşabilir. Allah’ın kanunu işte… Öğren, öğren, bitmez.

Hiçbir cenazenin başı kıbleye çevrilmez. Uyku da ölümün kardeşi ise, uyuyunca adeta ölen cesedini ne hakla başını kıbleye verirsin? Cenazeden etrafındakiler sorumlu iken, uyuyandan da uyuyan kişi sorumludur.

“Kıble, sizin için diriyken de ölüyken de kıbledir.” (İbn Mâce, Cenâiz 32; Beyhakî, Sünenü’l-Kübrâ, 4/34) Bu hadis, mezhep imamları tarafından ölünün kıbleye yöneltilmesi gerektiğine delil kabul edilmiştir. Yani ölüm hâlinde de yön değişmez; kul, yaşarken de ölürken de yüzünü Allah’ın evi olan Kâbe’ye döndürür. Bu yönlendirme genellikle yıkama ve kefenleme sırasında ayakların kıbleye çevrilmesiyle başlar, sonra cenaze namazı ve defin sırasında yüzün kıbleye döndürülmesiyle tamamlanır.

Hz. Fâtıma (radıyallahu anhâ) vefat ettiğinde, bedeni kıbleye yönlendirilmiş, ayakları kıbleye dönük şekilde hazırlanmıştır. (İbn Sa’d, Tabakât, c. 8, s. 27) Hz. Ali (radıyallahu anh), vefat eden bir sahabîyi yıkarken, “Onu kıbleye yönlendirin; çünkü bu ümmetin kıblesi diriyken de ölüyken de birdir,” demiştir. (Abdürrezzâk, Musannef, 3/446) Bu da gösterir ki sahabe, ölünün kıbleye yönlendirilmesini Hz. Peygamber’in sünnetinden öğrenmiştir.

Ölüm anında kişi kıbleye yöneltilir: başı kuzeyde, ayakları kıble yönündedir. Ölünün yıkanışı sırasında da bu yön korunur. Definde ise yüzü kıbleye döndürülür; bu, “Allah’a yönelmiş olarak ölmek” anlamına gelir.

Hanefî ve Şafiî âlimleri, “Ölünün ayaklarını kıbleye çevirmek, onun Rabb’ine dönüşünü simgeler; çünkü yürüyen bir kimse, ayakları yönüne doğru gider.”
demişlerdir.

Ayakların kıbleye dönük olması, “kulluğun son yönü”nü sembolize eder. Kişi diriyken Allah’a yönelir; ölünce de bedeni yönünü tamamlar. Bu yön, ruhun “dönüş”ünü temsil eder.

Uykuda ayaklarını kıbleye çeviren kimse, bu sembolü fark etmeden ölümün yönüne yatar.
O yüzden mana ehli, “Başını kıbleye verme, çünkü ölünün başı oraya dönmez” demiştir.

Uyku, ölümün kardeşidir; çünkü ruh, her uykuda bedenden bir nebze çekilir. Başını kıbleye vermek, “ben diriyim” iddiasını taşıyabilir. Hâlbuki uyku hâlinde dahi tevazu gerekir. “Uyurken bile edep üzere olmak” işte bu hakikati taşır. “Allah, ölenin ruhlarını alır; ölmeyenin ruhunu ise uykusundayken tutar.” (Zümer, 39/42)

Zaten sünnet olan, sağ taraf kıbleye dönük uyumaktır. Sağ taraf, kalbin altına düşer; bu da kalbin Allah zikriyle uyanık kalmasını sağlar. Bu yüzden Resûlullah Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz, sağ yanına yatmayı tavsiye etmiştir. Bu bir beden sünneti değil, ruh terbiyesidir. “Uyurken abdestli olun, sağ yanınıza yatın.” (Buhârî, Deavât, 7)

Din kolaylıktır; esas olan yön değil, niyettir. İmkan nispetinde edebe riayet edilir; lakin her yön, Allah’ın yönüdür. Yeter ki gönül kıblesi şaşmasın. “Doğu da Batı da Allah’ındır; nereye dönerseniz Allah’ın yüzü oradadır.” (Bakara, 2/115)

Ölüm, yönün değişmesidir. Dünya yönleri biter, hakikat yönü başlar. Ölünün ayağının kıbleye çevrilmesi, onun artık “dönüş yoluna” girdiğini gösterir. Çünkü o artık Rabb’ine yürür. “Biz Allah’tan geldik, yine O’na döneceğiz.” (Bakara, 2/156)

Aslında anlaşılması çok kolay bir konu. Bunu dahi anlamakta zorlanırsak, vahdetin ülvi makamlarını nasıl idrak edeceğiz? Vahdet (birlik) ilmi, zahirdeki ince edep ölçülerini anlayanlara açılır. Kim ki şekli anlar ama manayı unutur, o kuru bir kalıpta kalır. Kim de manayı anlar ama edebi terk ederse, o da özden düşer. “Kalplerin anlayışı, Allah’ın nuruyla olur.” (Hadis meali)

Öncelik sağ taraf, ikinci sol taraf; imkân yoksa ayak taraf. Baş taraf dönülmez. Hakikat, ölçüyü bilmekle başlar. Yönün, bedenin ve kalbin istikameti bir olunca huzur doğar. Kıble, yalnızca bir yön değil; gönül mihveridir. Başını eğme, gönlünü döndür. “İstikamet üzere ol, emrolunduğun gibi.” (Hûd, 11/112)

Uyurken kıbleye yönelmek, sadece bedenin değil, ruhun da yönünü belirler. Sağ yan üzerine yatmak, kalbin uyanıklığını destekler. Kıbleye edep göstermek, Allah’a yönelişin bir sembolüdür; asıl kıble gönüldür. Her hâlde niyet, yönün özüdür. Niyet Allah’a olunca, yön her yerdedir. Ölüm de uyku da Allah’a dönüşün birer provasını taşır; bu nedenle edep, uyanıklığın zırhıdır. Hakikatini Allah bilir…