Kur’an… Duysak bir hazineyi ve elimize haritası verilse… Burada Kur’an, gerçek hazineye ulaşmayı sağlayan ilahî bir haritaya benzetiliyor. Nitekim Kur’an’da: “Şüphesiz bu Kur’an, en doğru yola iletir.” buyrulmuştur. Yani insanın en büyük hazinesi dünya malı değil, Allah’ın kelamıdır. Çünkü sonsuzlığa açılır.
Ama hazinenin haritası Çince olsa… İnsan, dünyevî bir hazineye ulaşmak için bile zorluğu göze alır. Fakat Kur’an’ın manasını öğrenmek için aynı gayreti göstermediğinde çelişkiye düşer. Bu durum Kur’an’da: “Onlar dünya hayatını bilirler, ahiretten ise gafildirler.” ayetinde ifade edilir.
İnanın tercümana tercüme ettirmeyiz. İnsan, mal ve menfaat söz konusu olduğunda aracısız öğrenmeyi tercih eder. Ama din konusunda başkasına havale etmekle yetinir. Halbuki Kur’an’da: “Bu Kur’an bana vahyolundu ki onunla sizi ve ulaştığı herkesi uyarayım.” buyrularak herkesin bizzat muhatap olması gerektiği bildirilmiştir.
Çünkü şöyle düşünürüz… “Tercüman yanlış tercüme eder de bizi kandırır ve gider de hazineyi kendi çıkarır” deriz. Dünyalık için başkasına güvenmeyen insan, ahiret için ise çoğu zaman başkasının sözünü esas alır. Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz: “Her biriniz çobansınız ve her biriniz güttüğünden sorumludur.” buyurmuştur. Bu, bireyin kendi sorumluluğunu üstlenmesi gerektiğine işaret eder.
Sonra… Gider kendiniz bizzat kursuna Çinceyi öğrenir ve hazineye ulaşırız ki öyle bir hazine bulursak şayet, hazineden hiç de mutluluk duymayız. Dünyalık hazineler, sahibi öldüğünde dahi içinde onun ahını taşır. Bu yüzden gerçek mutluluk vermez. Kur’an’da: “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.” buyrulmuştur.
Çünkü içinde mal sahibinin ahı vardır. Alın teri vardır. Alınteri mukaddestir. Haksız kazanç, başkasının hakkına girmektir. Hadiste: “Hiç kimse kendi el emeğinden daha hayırlı bir yemek yememiştir.” buyrulmuştur. Bu, alın terinin değerini ortaya koyar.
Alın terine göz dikilmez. Göz dikenin gözü fışkırır havaya. Başkasının malına göz dikmek, helak sebebidir. Kur’an’da: “Birbirinizin mallarınızı haksız yere yemeyin.” buyrulmuştur.
Her ne kadar dünyadan ölüp gitmişse de… Ölüm, hakların ortadan kalkması demek değildir. Kul hakkı ahirette karşılık bulur. Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz: “Kimin üzerinde kardeşine ait bir hak varsa, altın ve gümüşün bulunmadığı gün gelmeden önce helalleşsin.” buyurmuştur.
Bir kaç günlük dünya ve sonuçta hiç mutlu etmeyecek hazine için gidip bütünüyle yabancı bir dili bizzat öğreniriz de… İnsan, dünyalık için yabancı bir dili öğrenmeyi göze alır. Fakat sonsuz hayat için Kur’an’ın dilini öğrenmeye aynı gayreti göstermez. Bu bir gaflet hâlidir. Kur’an’da: “Onlar dünya hayatını sevip ahireti ihmal ederler.” buyrulmuştur.
Ya sonsuz yaşam için ne kadar hazırlanıyor ve el kitabını ne kadar kaynağından öğreniyoruz. Kur’an, ahiret yolculuğunun el kitabıdır. O’nu kaynağından öğrenmeyen, hakiki hazineye ulaşamaz. “Şüphesiz bu Kur’an, dosdoğru yola iletir.” ayeti bunu bildirir.
Demek ki inanmıyoruz… İnsan, dünya için gösterdiği gayreti ahiret için göstermiyorsa, aslında iman iddiası zayıf kalıyor demektir. Hadiste: “Akıllı kimse, nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için hazırlık yapandır.” buyrulmuştur.