Namaz kılmak, hayatın kalbine ışık saçan ilahî bir nurdur. Rabbimizin kullarına bahşettiği bu büyük ibadet, kalpleri aydınlatır, gönülleri huzura erdirir ve insanı Rabbine bağlayan en kuvvetli iplerden biridir.
Ancak bazen Müslüman, namazını kılmakla birlikte onun ruhundan ve manevî derinliğinden uzak kalabilir. Bu durumda kusur namazda değil, onu hakkıyla eda etmeyen kişidedir. Zira namaz, özüyle yaşandığında hayatı değiştiren bir hakikattir. Ayeti kerimede Allah şöyle buyurur: “Şüphesiz ki namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar.” (Ankebût, 45)
Namazı dosdoğru kılan bir müminin hayatında mutlaka güzelliklerin ve takvânın izleri görülür. Eğer kişi namaz kıldığı hâlde günahlardan uzaklaşamıyor ya da kalbinde bir değişim göremiyorsa, bu namazın hakikatinden uzak kalışındandır. Yani sorun namazda değil, namazı huşû ile kılmayan, gönlünü ona vermeyen kişidedir.
Hadisi şerifte ise şöyle buyurur Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz:
“Namaz gözümün nurudur.” (Nesâî, Salât, 16)
Namaz, yalnızca bir beden hareketi değil, ruhun Allah’a yönelişidir. Eğer kalp gaflet içindeyse, bedenin secdesi sadece şekilden ibaret kalır. Zira kalp Allah’a yönelmedikçe, bedenin eğilişi gerçek secde değildir.
İşte bu yüzden namazın içeriğini boşaltmak, yani manevî huzur ve şuurdan uzak kılmak, kişiye fayda vermez. Nurdan mahrum kalanın suçu ise namazda değil, kendi nefsindedir.
Namaz, Hak Teâlâ’nın insana sunduğu en büyük vuslat kapısıdır. Kalbin ve ruhun, Rabb’in huzuruna yükseliş anıdır. Secde, kulun yokluğunu idrak etmesi, “ben” perdelerinden sıyrılıp Hak varlığında erimesidir. İmam-ı Rabbânî (kuddise sirruh) der ki: “Namaz, müminin miracıdır; kişi onda fânî olursa Hak ile bâkî olur.”
Namazda huşû, yalnızca bedenin eğilişi değil, kalbin de Allah’a tam yönelişidir. Gafletle kılınan bir namazın, şekli tam olsa bile özü eksik kalır. Bu yüzden namazı derin bir şuurla kılmak, onun ilahî nurunu kalpte açığa çıkarır. Kişi bu nurla kötülükten uzaklaşır, kalbi saflaşır ve hayatının her alanında Allah’ın huzurunda olduğunu idrak eder.
Namazı hayatın merkezine koymalım. Huşû ile namaz kılalım. Kalbimiz de ve beden ile beraber secde etsin. Namazı hayatın nur kaynağı bilelm. Onu sadece vakit borcu değil, ruhun ilahî aydınlığı olarak gör. Öylece günahlardan uzaklaşalım. Namazın bizi kötülükten alıkoyması için kalbimize yönelelim.
Dualarımızı secdeye taşıyalım. Secdede derinden derine dua edip yakaralım. Çünkü kul, Rabbine en yakın hâlinde secdede olur. Namazı miraca dönüştürelim. Namazı sadece hareketler ile değil, ruhun Allah’a yolculuğu bilelim.
Ayeti kerimede Allah şöyle buyurur: “Beni anmak için namaz kıl.” (Tâhâ, 14) Hadisi şerifte ise şöyle buyurur Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz: “Kulun Rabbine en yakın olduğu hâl, secde hâlidir. O hâlde secdede çok dua edin.” (Müslim, Salât, 215)
Ve yine başka bir hadisi şerifte şöyle buyurmuştur:
“Kıyamet günü kulun hesaba çekileceği ilk şey namazdır. Eğer namazı düzgünse kurtulmuştur; değilse ziyana uğramıştır.” (Tirmizî, Salât, 188)