Konuya Nas suresinin ilk üç ayeti ile başlıyalım… “De ki: Sığınırım ben insanların Rabbine, İnsanların hükümdârına, İnsanların ilâhına,” Tevhidin üç temeli vardır. Bunlar; ulûhiyet, rububiyet ve melikiyettir. Allah”ın ulûhiyetini kabul etmemek ateistliktir. Allah”ın melikiyetini kabul etmemek deistliktir. Allah”n rububiyetini kabul etmemek firavunluktur. Üçüsüde kâfirliktir. Tevhid ise bu üç hakikatin tamamını gönülde, dilde ve amelde kabul etmektir. Tevhid, üçayağı olan bir sehpadır; biri eksik olursa, hepsi devrilir. Tevhid, Ulûhiyet, Melikiyet ve Rububiyet üçlüsünün bir arada kabul edilmesidir. Birini reddetmek, tevhid binasının temel taşını sökmektir: “O, göklerin ve yerin Rabbidir. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O, her şeyin Rabbidir.” (Mü’minûn 84-85)
Ulûhiyet, Allah’ın tek mabud, tek ilah oluşudur. Kur’ân buyurur: “İlâhınız tek bir ilâhtır. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O, Rahmân’dır, Rahîm’dir.” (Bakara, 2/163) Ulûhiyeti reddetmek, Allah’ın zatını mabud olarak tanımamaktır ki bu, ateizmdir. Bu ahval, zahirdeki ve gönüldeki tüm putların kırılmaması demektir.
Melikiyet, Allah’ın mülkün ve hükmün mutlak sahibi olmasıdır. Kur’ân’da: “Mülk elinde olan Allah ne yücedir! O, her şeye kadirdir.” (Mülk, 67/1) buyurur. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem): “Allah’ın hükmünü kabul etmeyen bizden değildir.” (İbn Mâce, Ahkâm 1) Melikiyeti reddetmek, Allah’ın hükmünü ve şeriatini hayatın dışına itmek, O’nu sadece “yaratan” ama hükmetmeyen olarak görmek demektir. Bu, deizmin özüdür.
Rububiyet, Allah’ın her an yaratma, yaşatma, terbiye etme ve idare etme sıfatıdır. Kur’ân buyurur: “Âlemlerin Rabbi Allah’a hamd olsun.” (Fâtiha, 1/2) “O, her an yaratma hâlindedir.” (Rahmân, 55/29) Firavun ise bunun zıddına düşerek: “Ben sizin en yüce rabbinizim.” (Nâziât, 79/24) demiştir. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) ise: “Allah sizin Rabbinizdir; O’na ibadet edin. Rabbinize isyan etmeyin.” (Buhârî, Tevhid 50) buyurmuştur. Rububiyeti reddetmek, varlığını ve gücünü kendi iradesine bağlamak, ilahlık iddiasının kapısını aralamaktır ki bu, Firavunî bir sapmadır.
Tevhidin ince sınırı ve şirkin gizli perdeleri vardır. Hak yolun kıyısından köşesinden haberdar olanlar, tevhidi bazen yanlış yorumlar. Allah ile bütünleşmeyi, “hakikate ermek” sanırlar. Zihnen tüm varlıkları yok sayar, bunu marifet ve fena zannederler. Hâlbuki bu, zihin perdesinin ürettiği bir hayaldir. Nefis, bazen böyle sahte bir yokluk hissi ile kişiyi kandırır. Fenâ fillâh, zat ile birleşmek değildir. Bu hâl, ancak isim ve sıfatların yaratım tecellisinde benliğin yok olduğunu seyretmektir. Yani benliğine mutlakiyet vermemektir. Zât, mahlûkla birleşmekten münezzehtir. Oysa hiçbir peygamber, “Allah ile özdeş olun” dememiştir. Onlar, kulluğu yalnızca Allah’a tahsis etmeyi, kalbi yalnız O’na yöneltmeyi emretmişlerdir. Zira Hak Teâlâ ezelîdir, yaratılmış ise sonradan var olmuştur; ezel ile had, bir olamaz. Birleştirmeye çalışmak, hakikati bozmak olur. İşte bu, şeytanın en gizli oyunlarından biridir. Arifler bu tuzağa “şirk-i hafî” derler; Öylece insan fark etmeden, kendi nefsini ilâhlaştırmaya başlar.
Allah her günahı dilerse affeder; fakat şirki asla affetmez: “Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını dilediğine bağışlar. Kim Allah’a ortak koşarsa, gerçekten büyük bir günah işlemiş olur.” (Nisâ 48) İşte şeytan, insana “Sen tevhidden haber aldın, artık sen O’sun” diye fısıldar. Fakat o hâl, hakikatin değil, nefsin vehmidir. Hakiki tevhid; kulun, varlık sahasında tek bir müstakil gücün Allah olduğunu bilmesi, kendisini yok bilip O’nu sonsuz bilmesidir. Bu, birleşmek değil, hududunu bilip O’na teslim olmaktır.
Tevhid, mahlûku Allahîn zatınta yok bilmek değildir; mahlûku mahlûk bilip Hâlık’a nispet etmektir. Yaratılmışı Allah’ın zatında yok bilmek, mahlûku Hâlık ile birlemek olur ki bu da, şirktir. Unutma ki, Allah şirkin hiçbir türlüsünü affetmez. O’nu birlemek, O’nunla birleşmek değil; O’nun tekliğini kalp, dil ve hâl ile tasdik etmektir. İşte bu yüzden anlatıyor, yazıyor, uyarıyoruz. Çünkü bu yolun inceliği, kıldan ince, kılıçtan keskindir; hakikate yürüyen, önce bu tuzakları bilmelidir.