43) REENKARNASYON MU, CİNLERİN HİLESİ Mİ?

İnsanoğlu tarih boyunca ölümden sonra hayatı, ruhun mahiyetini ve yeniden doğuşu merak etmiştir. Reenkarnasyon, yani ruhların öldükten sonra başka bedenlere geçmesi inancı, farklı kültürlerde yaygın olmuştur.

Fakat İslâm, bu düşünceyi reddeder. Çünkü Kur’ân ve Sünnet, ruhun bir defa dünyaya geldiğini, ölümden sonra ise berzah âlemine geçip kıyamet gününde diriltileceğini bildirir. Buna rağmen, bazı insanların “önceki hayatlarını hatırladığı” sanılan olaylar vardır. İşte burada cinler devreye giriyor: Bu durum aslında bir cin tasallutundan (musallatından) ibarettir.

Cinlerin uzun ömürleri ve insanla teması İslam’ın temel kaynaklarında bahsedilen bir gerçektir. Cinler, Allah’ın nur ile ateş arasındaki latif bir yaratılışıdır. Onların ömürleri insanlar gibi sınırlı değildir; yüzlerce, hatta bini aşan yıl yaşayabilirler. Bu sebeple, bir cinin yüzlerce yıl öncesinden musallat olduğu bir kişinin hayatını bilmesi mümkündür.

Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz şöyle buyurur: “Şeytan, insanoğlunun damarlarında kanın dolaştığı gibi dolaşır.” (Buhârî, İ’tisâm, 11) Bu hadis, cinlerin insanla nasıl iç içe etkileşim kurabileceğini göstermektedir.

Reenkarnasyon sanılan hakikat işte cinlerin insanın kisvesinde gizlenip ve o insanın ölümüyle birlikte, daha sonra doğan bir insanın kisvesine sığınıp önceki insanın her tarzını yeni sığındığı insan bedeninde mırıldanmasından ibarettir.

Bazen bir kişi, daha önce yaşamış bir kimsenin hâllerini, konuşmalarını ve hatıralarını sayıklar. Çevresindekiler bunu “önceki hayatını hatırlıyor” diye yorumlar. Hâlbuki bu, o kişiye musallat olmuş bir cinin, eski tecrübelerini yeni giridği bedende konuşturmasıdır. İnsan da, “demek ki yeniden doğmuşum” zannına kapılır.

Kur’ân ise bu iddiayı kesin bir dille reddeder: “Nihayet onlardan birine ölüm geldiği zaman der ki: Rabbim! Beni geri gönder, ta ki geride bıraktığım şeylerde salih amel işleyeyim. Hayır! Bu onun söylediği boş bir sözden ibarettir. Onların önünde ise yeniden diriltilecekleri güne kadar bir berzah vardır.” (Mü’minûn, 23/99-100) Bu ayet, ölümden sonra geri dönüşün imkânsız olduğunu, insanın kıyamete kadar berzah âleminde bekleyeceğini açıkça bildirir.

Tasavvuf büyükleri, ruh ve cin etkisi arasında ayrım yapmanın inceliğine işaret etmişlerdir. İmam Gazâlî “İhyâ”da, kalbe gelen her düşüncenin ilahî bir ilham mı, nefsin hevası mı, yoksa şeytanın vesvesesi mi olduğunu ayırt etmenin zaruretini anlatır. İşte “önceki hayatını hatırlama” denilen vakaların, aslında cinlerin kalbe ve dile düşürdüğü hatıratlarından başka bir şey değildir.

Bir veli, gelen her halin kaynağını murakabe eder; “Bu benden mi, Allah’tan mı, yoksa cin ve şeytandan mı?” diye dikkat eder. Çünkü bâtıl bir kaynağı hak zannetmek, insanı derin sapmalara götürebilir.

Ayeti kerimede Allah şöyle buyurur: “Her nefis ölümü tadacaktır. Sonra bize döndürüleceksiniz.” (Ankebût, 29/57) Ayeti kerimede Allah şöyle buyurur: “Sonra şüphesiz ki onları, ilk yaratılışlarına başladığımız gibi tekrar iade edeceğiz.” (Enbiyâ, 21/104)

Hadisi şerifte ise şöyle buyurur Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz: “Akıllı kişi, nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için hazırlık yapandır.” (Tirmizî, Kıyâme, 25)

Ayrıca hadisi şerifte şöyle buyurulmuştur: “Kabir, ya cennet bahçelerinden bir bahçe, ya da cehennem çukurlarından bir çukurdur.” (Tirmizî, Kıyâme, 26)

Reenkarnasyon, İslâm’ın kabul etmediği bir batıl inançtır. Ölümden sonra ruhlar yeni bedenlere girmez; yalnızca cinlerin hileleri ve uzun ömürlerinden kaynaklı bilgi aktarımları, insanları böyle bir vehme düşürür.

Hakikat şudur ki: Her insan yalnızca bir kez dünyaya gelir, ölür, berzah âlemine girer ve kıyamet gününde yeniden diriltilir.

Yorum yapın