36) ŞEFFAF DUAYA ERMEK EN BÜYÜK MURADTIR

Sessiz ve isteksiz dua, miraç hâlidir. Secdeye varıştır. Bu duanın en alt mertebesi fenâ fillâh hâlidir. Bu duaya ulaşan, sadece O’nun isteğinin oluştuğunu seyr eder. Sessiz ve isteksiz duaya varan ile dost ol; yedi köyden kovalasa da sekizincisini bul…

Olay, bencilliğe bürünen benlikle bakıldığında sessiz ve isteksiz dua anlaşılmaz. Olaya benliğini tasfiye edecek bir şekilde bakıldığında ise mesele kalmaz.

Örnek: Güneş ışığı renksiz bir camdan yansıyınca net olur; yansıyan ışık birebir güneş ışığıyla aynı olur. Ama yansıyan ışık renkli veya kirli bir camdan yansırsa, camdaki rengi alır. Yansıyan ışık artık birebir güneş ışığı olamaz. Her ne kadar ışık güneşin olsa da şeffaflığını kaybetmiştir.

İnsanın nefsi de, insan ile Rabbi arasında bir cam gibidir. Eğer insan nefsini temizler ve Safiyye dediğimiz yedinci nefs hâlinde kendini bulursa ve kalb ile öylece buluşuırsa, işte o zaman ondan yansıyan Rabbin esmâsı net olur. Şu ayetlere kulak verelim; Cenâb-ı Hak buyurur: “Attığında sen atmadın, fakat Allah attı.” (Enfâl, 8/17) Bir başka ayet: “Resûl’ün duası ile sizin duanız aynı değildir.” (Nûr, 24/63)

Eğer nefis tekâmül etmeyip emmâre veya levvâme derekesinde ise, işte o zaman nefsin rengi gelen esmâların şeffaflığını engeller. İşte sessiz ve isteksiz dua, şeffaf nefisten yansıyan duadır. Yani makbul duadır; yani Allah’ın dilemesidir. Bu da A‘mâya eriştir. A‘mâ’ya eren de ne istek kalır ne de rüya.

Sessiz ve isteksiz dua, “murâkabât-ı ilâhîye”nin en saf hâlidir. Bu hâlde kul, kendi varlığını aradan çıkarır; sadece Hakk’ın dileğini dilemiş olur. “Fenâ” mertebesinde, kulun isteği yoktur; sadece Allah’ın muradı tecellî eder.

Dua edenin duasında kişinin kendi varlığı hissediliyorsa, bu hâl; hâlâ kulun benliğinin büründüğü bencilliğinden kaynaklanır. Oysaki hakikî dua, dua edenin tüm istek ve arzularının ortadan kalktığı duadır.

Bu hâle ulaşmak, nefsin emmâreden mutmainneye, oradan da safiyyeye terfi etmesiyle mümkündür. Böylece kul, nefsiyle Hakk arasındaki bütün perdeleri kaldırır. Evet; hakikî dua, kelimesiz ve sessiz olan duadır; işte o dua, kalpten kalbe akan sırdır.

Duada ihlas; kişinin ruyi zeminidir. Oradan sidreye çıkar yönelim ve yakarışı… Ayette şöyle buyurur rabbimiz; ”Duanızı bana yapın; duanıza icabet edeyim.” (Mü’min, 40/60) Hadisi şerifte ise şöyle buyurur peygamberimiz (sav); “Dua ibadetin özüdür.” (Tirmizî, Deavât, 1)

Nefsî perdeleri kaldırmak ile bu duata yaklaşırız. Ayette şöyle buyurur rabbimiz; “Nefsini temizleyen kurtuluşa ermiştir.” (Şems, 91/9) Dua öncesi muhasebe yapıp, kalbi dünyalık beklentilerden arındırmak ile bu hal kolaylaşır.

Sessizlik ve huzur ile kalbi ihtiram âli olur. Ayette şöyle buyurur rabbimiz; “Rabbinize yalvara yalvara ve gizlice dua edin.” (A’râf, 7/55) Duada sadece dil değil, kalp de hazır olmalı; kelimeler sessizliğe bürünmelidir.

Allah’ın dileği ile birleşmek ile bu halin içeriğine erilir. Ayette şöyle buyurur rabbimiz; “Siz istemedikçe, Allah dilemedikçe isteyemezsiniz.” (İnsan, 76/30) Duada kendi iradesini değil, Allah’ın muradını istemek ile kapsayılık yolu kolaylaşır.

Ya Rabb… Olmasın amacım, ne cehennem korkusu, ne de cennet sevdası; hele hele ne de dünya hülyası.
Olsun amacım, sessiz ve isteksiz yaşantı sedası. Ya Rabb… Sessiz ve isteksiz dua edebilmeyi nasip et… Amin deyip yönelene yardım et, ya Rabb…

Yorum yapın