Kur’an’da toplamda 121 ayette “Kalp” kelimesi geçerken, beyin kelimesi bir defa bile geçmez. Bu, insanın iman ve idrak merkezinin kalp olduğunu gösterir. Kur’an’da: “Onların kalpleri vardır, onunla anlamazlar.” (A’râf, 7/179) buyrulur. Demek ki kalp, sadece his değil, hakikati kavrama merkezidir.
Bunun sebebi insanın imani çerçevede düşünme yetisini kalpten almasındandır. Beyin dahi kalbin emrine verilmiş bir organdır. “Allah, göğüslerin özünü bilir.” (Âl-i İmrân, 3/119). Kalp, beyne hükmeden merkezdir; beyin ise kalbin yönelişlerini hayata aktaran bir araçtır.
Zaten kalbinle düşündüğünde istikrarlı sonuçlar elde edersin. Hadiste: “Dikkat edin! Bedende bir et parçası vardır; o düzgün olursa bütün beden düzgün olur. O bozulursa bütün beden bozulur. Dikkat edin, o kalptir.” (Buhârî, Îmân 39).
Kalp devre dışı edilip sırf beyinle bir yere varmak isteyenler, kuru materyalist olmanın dışında bir yere varamazlar. Akıl tek başına kuru bir tartıdır; hakikatin nurunu kalp olmadan bulamaz. Bu sebeple ilim, kalbin nuruyla birleşmediğinde insanı kibre ve materyalizme sürükler.
Günümüz eğitiminde kalbi devre dışı edip her şey akıl üzerine bina edildiğinden, edep kavramı tükenmiş ve Kapital sistem her alanda hakim olmaya başlamıştır. Kalbi hesaba katmayan eğitim, hikmetsiz bilgi üretir. Kur’an’da: “Onlar dünyayı bilirler, ahiretten ise gafildirler.” (Rûm, 30/7) buyrularak bu tehlikeye işaret edilir.
Kalbinin sesini dinle, kalbinle sev, kalbinle yönel denilmiştir. Çünkü kalp Rabbine yöneldiğinde, sevgi merhamet ve hikmet doğar. Allah, kalbe nazar eder; çünkü orası ilahî tecellilerin mekânıdır.
Çünkü kalpte duygu vardır. Ama beyinde duygu yoktur. O sadece belli işlevleri olan bir organdır. Kalp, duygu ve idraki birleştirir; beyin, sadece kayıt ve çözümleme yapar. Bu yüzden Kur’an, hep kalbe hitap eder.
Kalbin zahiri görevi ise kan pompalamak olup, batini görevi kişiye kişiliğini sunmasıdır. Kalp, hem maddi bedene hayat verir hem de manevi benliği inşa eder. İnsanın ahlakı, kalbinin niteliğine göre şekillenir.
Kalbi ölmeyen kadar da, kişinin ruhu bedeni terk etmez. Kalbin hayatı, ruhla irtibatın devam ettiğinin delilidir. Ruh, kalple bedene bağlıdır; bu bağ kopunca ölüm gerçekleşir.
Çünkü ruhunun karşısında bulunup ruhtan canını almaktadır. Ölüm meleği, ruhu kalp üzerinden çekip alır. Bu sebeple kalp, insanın dünya ve ahiret yolculuğunda ana kapıdır.
Bedene anestezi uygulandığında ise, sinirler mayıştığından, acıyı hissetmez. Bu bize ruhun doğrudan acı ve zevk hissetmediğini, bunların beden aracılığıyla yaşandığını gösterir.
Çünkü ruhta acıyı hissetme olayı yoktur. O yüzden ruh sürekli bir bedenle yaşamına devam edecektir. Ruh, mahiyetinde elem ve lezzet yoktur; bunları hep bir beden vasıtasıyla yaşar. Bu yüzden ahirette de bedensiz bir ruh hayatı düşünülemez.
Şimdi et kemik bedenle, kabirde/berzahta et kemik bedenin devamı olan şeffaf bir bedenle, kıyamette oranın ortamına göre bir bedene, cehenneme gidenler o ortama göre bedenle, cennete gidenler ise nur bedenle, ama illa bir bir bedenle ruh yaşamına devam eder. İşte buna “bedenlerin dönüşümü” denilir. Ruh, hangi âlemde bulunursa, o âlemin bedenine bürünür.
Ruhun maddi bir azabı veya zevki olmaz. Ruhun azabı veya zevki manevi olur. O da Allah’tan mahrumiyetin verdiği azap veya ruhun Allah’ın cemalini seyrinin verdiği sefa olur. işte asıl cehennem, Allah’ın cemalini görememek ve mahrumiyet ateşinde yanmaktır. Asıl cennet ise, Allah’ın cemalini seyretmek ve vuslat sevinciyle dolmaktır.
Ama tüm somut nimetler, illaki bir bedenle tatlandırılır. Çünkü ruh tek başına idrak eder, ama haz ve elem beden aracılığıyla yaşanır. Bu yüzden ahiret nimetleri ve azapları da bedenle hissedilecektir.
İşte bu sebeplerden ötürü, esas değerli organ kalptır. Kur’an’ın sürekli kalpten bahsetmesi boşuna değildir; kalp, insanın hakiki kimliğidir.
Kalbimize sahip çıkalım ve onu Rab’bine muti yapalım. Kalbi mutmain olan kul, dünyada da ahirette de huzura kavuşur. “Ey huzura ermiş nefis! Rabbine dön, sen O’ndan razı, O da senden razı olarak.” (Fecr, 89/27-28).
Hakikatte insanın imanı, kalbinin yönelimine bağlıdır. Beyin sadece vasıta, kalp ise hedefe yönelen merkezdir. Onu Rabbine bağlayan, zikirdir; zikirsiz kalp taşlaşır. İnsan kalbini koruduğu ölçüde marifetullah kapıları açılır.
Kalbimizi sürekli murakabe edelim: Kalbimiz hangi duygu ile doluyor? Sevgimiz, korkumuz, umudumuz nereye yöneliyor? Eğer kalp Allah’a yönelirse, tüm beden itaat eder. Eğer kalp gaflete dalarsa, beyin en keskin hesapları yapsa da insanı hüsrana sürükler.
Rabbimiz, kalplerimizi zikriyle diriltsin, nuru ile aydınlatsın ve kendisine muti kullar eylesin.