417) TÜTSÜ, KOKU VE RUH HÂLİ

Tütsü yakmak sakıncalı mı? Ruhanileri çağırıyor deniliyor. Bir kısmı da sünnet diyor, bu işin hakikati nedir?

Soru, aslında tek bir noktada toplanıyor: “Tütsü ve koku, beni nereye uyandırıyor?” Eğer insanı rahmete, huzura, tefekküre ve ibadete uyandırıyorsa, koku bir nimettir.

Eğer nefsin arzularını, tensel zevkleri, bedensel tahriki körüklüyorsa, o zaman aynı koku, kişinin önüne haram kapıların anahtarı gibi çıkar. Ruhanileri çağırma iddiası da burada devreye girer; kişi hangi hâle niyetleniyorsa, kokuyu da o hâlin aracı yapar. Hakikat, zarfın değil, niyet ve neticenin hükmüne bağlıdır.

Tütsüler insanın bedenini gevşetir ve ruhi duyguların kabartması için bedenin salgılamalar yapmasını sağlar. İşte bu salgılamalar olurken, kişinin bilinci rahatlama ve zevklenme yaşar.

Tütsü, burun yoluyla beyne, oradan da beden kimyasına dokunan ince bir el gibidir. Beden gevşerken, ruhî duyguların kabarması, iç dünyaya açılan bir pencerenin aralanmasıdır.

Fakat bu pencerenin açıldığı yön çok önemlidir: Rahman’a mı açılıyor, nefse mi? Kişi tütsüyle rahatlayıp, o rahatlıkla zikre, duaya, muhasebeye yöneliyorsa, bu beden-ruh iş birliği rahmet kokar. Ama aynı gevşeme, harama meyli kolaylaştırıyorsa, o zaman tütsü masum bir araç olmaktan çıkar, fitneye zemin olur.

Her tütsünün salgıladığı salgı da değişik olur. Eğer tütsü, zeni bedensel yönde zevke uyandırıyorsa haramdır. Zeni ilahi platformda bilinçsel yönde zevke uyandırıyorsa helaldir.

Her koku, beyinde farklı merkezlere dokunur; kimisi şefkat hissini, kimisi hatırayı, kimisi tensel arzuyu tetikler. Burada ölçü nettir: Koku seni bedensel zinaya, harama, müstehcen duygulara, eğri yollara sevk ediyorsa, o koku o hâl içinde haram hükmü alır.
Ama aynı insan, kokuyu ilahî platformda, bilinçsel bir zevke, tefekküre, huzura, zikre vesile kılıyorsa, o zaman koku helal dairesine girer. Yani haram/helal, kokunun molekülünde değil; onun sende uyandırdığı yöneliş ve senin o kokuyu hangi niyetle kullandığındadır.

Sadece tütsü değil, kokular ve parfümler de öyledir. Erkek, parfüm sıkıp kadının aklını bedensel tatmin yoluna çeliyorsa veya kadın, parfüm sıkıp erkeğin aklını bedensel tatmin yoluna çeliyorsa veya başka bedensel duygular peşine çeliyorsa, işte o zaman haram olur.

Parfüm de tütsü gibi, kişiyi ya rahmete ya da nefsanî çekime götüren bir vasıtadır. Erkek, kokusunu karşı cinsi bedensel tatmine çağıracak şekilde kullanıyorsa; kadın da aynı şekilde karşı cinsi tahrik niyetiyle kokulanıyorsa, orada koku artık ziynet hükmündedir ve haram dairesine yaklaşır. Örtünmesi gereken yerde açılan bir çağrı hâline gelir.

Koku, kendini beğendirme, nefsi ayartma, karşı tarafın aklını çelme amacı taşıdığında, helal çizgiden çıkar. Çünkü her koku, ana veya ara çakralarda ayrı bir salgılama oluşturup, o salgıyı kana karıştırarak kişiyi bir yönde tatmin hissine uyandırır. Her kokunun ayrı uyandırılışı bunun içindir.

Her koku, insanın enerji merkezlerinde (ana ve ara çakralarda) farklı kapılar açar; bu açılış, kanda dolaşan salgılarla bedene yayılan bir hâle dönüşür. Kimi koku kişiye derin bir huzur, kimi eski bir anı, kimi de bedensel bir tahrik hissi getirir.

İşte bu sebeple “Her kokunun ayrı uyandırılışı” vardır. Bu hakikati bilmek, kokuyu gelişi güzel değil, bilinçle kullanmayı gerektirir. İnsan, kendini tanırsa, hangi kokunun onu nereye çektiğini de anlar ve tercihini rahmanî yönde kullanır.

Bu da bir mühendislik içerir ve bu da bir sektördür dünyada. Koku sektörü, sadece ticari bir alan değil; insan ruhunu ve bedenini yönlendiren ince bir mühendislik sahasıdır. Reklamlarda, vitrinlerde, tanıtımlarda kokunun bu tesir gücü kullanılır.

Biri kokuyu nefse çalıştırır, diğeri ruhu teskin etmek için… Dolayısıyla kulun başındaki esas sınav şudur: “Bu kokuyu kimin için, ne niyetle ve ne yönde kullanıyorum?” Dünyanın mühendisliği, kalbin terazisine çarpınca hükmünü bulur.

Yani rahmani kokular helalken, şeytani kokular haramdır diye biliriz. Rahmanî kokular, kişiyi Allah’a yönelten, kalbini yumuşatan, zikre, duaya, huzura hazırlayan kokulardır. Şeytanî kokular ise, nefsi kabartan, gözleri harama çeviren, kalbi zikrullah’tan koparıp tensel hazlara sürükleyen kokulardır.

Aynı koku bile, niyete ve nihaî etkiye göre sınıf değiştirebilir. Bu yüzden kullandığımız her koku için şu soruyu sormamız gerekir: “Bu koku, beni Rahman’a mı çağırıyor, nefsime mi?”

Örneğin şu kokular; gül, misk, amber, gül, leylak, lavanta, reyhan, yasemin, menekşe, nergis, zambak, karanfil, öd ağacı, kâfur ve sandal ağacı gibi kokular, insanın ruhunu dinlendirir. Gül, misk, amber, leylak, lavanta, reyhan, yasemin, menekşe, nergis, zambak, karanfil, öd ağacı, kâfur ve sandal ağacı gibi kokular; insanın ruhunu teskin eden, kalbi yumuşatan, iç âleme sükûnet veren rahmanî kokular sınıfındadır.

Hele gül ve misk gibi kokular, asırlardır manevî meclislerde, zikir halkalarında, ibadet öncesinde ruhu hazırlamak için kullanılagelmiştir. Bu kokuların ruhu dinlendirmesi, onların tek başına “sünnettir” demek için yeterli ölçü olmasa da, fıtratla uyumlu bir rahmet yönü taşıdığını gösterir.

Tütsü ve koku meselesinde anlıyorum ki, asıl ölçü Rabb’imin “De ki: Helâl olan ziyneti ve rızık olarak verdiği güzel şeyleri kim haram kıldı?” hitabında saklıdır; yani Allah’ın kullarına verdiği güzel kokular, ziynetler, nimetler özde haram değil, suistimal edilince günaha kapı olur (A’râf Sûresi, 32).

Aynı şekilde, “Şüphesiz şeytan, içki ve kumarla aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah’ı zikretmekten ve namazdan alıkoymak ister.” ayeti bize gösterir ki, insanı zikrullah’tan koparan, ibadetten uzaklaştıran her yol, şeytanî bir çizgiye kayar (Mâide Sûresi, 91).

Kokuyu da bu çizgide okurum: Eğer kullandığım koku beni Allah’ı zikretmeye, huşuya, edebe, huzura yaklaştırıyorsa, o koku benim için bir rahmet vesilesidir; tıpkı Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in “Bana dünyanızdan üç şey sevdirildi:

Kadın, güzel koku ve gözümün nuru kılınan namaz.” buyruğunda işaret ettiği gibi, güzel koku, iman ve ibadetle yan yana anıldığında rahmet sofrasının bir parçası olur (Nesâî, İşretü’n-Nisâ 1; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 3/128).

Eğer parfüm ve tütsü, “Evinden çıktığında kokusu duyulsun.” buyruğuna rağmen sokağa parfüm saçarak dikkat çekmeye çalışan, karşı cinsi tahrik eden bir kullanıma dönerse, o koku artık helal çizgiden çıkar; zira Efendimiz, dışarıya cazibe niyetiyle saçılan kokuyu kadın için kınamış ve bunun fitneye kapı açacağını belirtmiştir (Tirmizî, Edeb 35).

Netice olarak biliyorum ki, tütsü ve koku başlı başına ne tamamen haram ne de başlı başına sınırsız helaldir; onları rahmanî mi, şeytanî mi kullandığım belirleyicidir.

Ruhumu dinlendiren, beni zikre, duaya, edepli bir huzura taşıyan kokular rahmet kapım; nefsi kabartan, haramı süsleyen, gözümü ve kalbimi kaydıran kokular ise benim için şeytanî vesvesenin aracıdır.

Ben de tercihlerimi, Rabb’imin rızasına, Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in edebine ve kalbimin zikre yatkın hâline göre yapmakla mükellefim.