331) BESMELE’NİN HARFLERİNDEKİ SEYR

Besmele’ye baktığımızda başta Bâ harfi, hemen ardından Sîn harfi vardır. Burada uzun bir mesafe görünür; sonra Mîm ve ardından Allah ismi gelir. Bu sıralama, harflerin derinlikli bir yolculuğa işaret ettiğini gösterir. Bâ harfi ile Sîn’in bütünleşmiş olması, insanda Allah’ın yarattığı kuvvet (güç) ve kudretin (etki gücünün) varlığını sembolize eder. Çünkü Sîn insanı işaret eder; bu nedenle Bâ ile Sîn birleştiğinde, insanın özünde bulunan ilahi güç açığa çıkar.

Harflerin seyri, insanın kendi iç dünyasında Hakk’ın koyduğu sır düzeninin bir remzidir (işareti). Bâ, kulun özündeki ilahi gücün farkına varışına; Sîn ise insanın bu güçle sınandığı nefis yolculuğuna işaret eder. Bu yakınlık gerçekleşince, insan kendi derinliklerinde saklı olan kudreti Hakk’a nispet ederek yürümeye başlar.

“Kuvvet yalnızca Allah’ın izniyledir.” (Kehf 39) “Sizi de yaptıklarınızı da Allah yaratmıştır.” (Saffât 96) Kul, kendinde gördüğü kuvveti sahiplenmeyi bıraktığında hakikate adım atar; çünkü güç kendisine değil, Allah’ın lütfuna aittir.

Bu birleşmeden sonra insanın yolculuğu başlar ve bu yolculuk Mîm’e kadar uzanır. Bu seyir şöyle bir manaya işaret eder: Ey insan, sende var olan Allah’ın kuvvet ve kudretini doğru kullanırsan, seyrini düzgün bir şekilde devam ettirirsen, Mîm’e yani Muhammedî hakikate ulaşırsın.

Bu yolculuk insanın kendi içindeki emaneti fark etmesiyle başlar ve Muhammedî nura doğru ilerler. Kul, insanlığının farkına vararak ve Allah’ın onda yarattığı kudreti idrak ederek yürüdüğünde, yolun sonu Muhammedî Nûr’la bütünleşmeye çıkar ve bu bütünleşme ise Hakk’a erişmenin kapısını aralar.

Mîm, hem “Muhammediyet”i hem de merhametin, hikmetin ve tamamlanışın sırrını taşır. Kul Mîm’e doğru yürüdükçe kendi nefsinin gölgeleri azalır, ruhunun safiyeti artar. Bu yürüyüş, kulun ilahi hakikate yaklaşma adabıdır.

“Kim Allah’a ve Peygamber’e itaat ederse, Allah’ın nimet verdiği peygamberlerle beraberdir.” (Nisâ 69) “Kişi sevdiğiyle beraberdir.” (Hadis) Muhammedî nura yaklaşan kimse aslında kendi özündeki saf ışığı keşfeder; çünkü Muhammediyet, insanın en olgun hâline işarettir.

Bu erişte, Allah’ın Rahmân ve Rahîm isimlerinin tecellilerini kulda faal hâle getirir. İnsan, Allah’a yönelip O’nun rahmâniyetini ve rahîmiyetini hissedince, kendi içinde var olan rızık ve yaratım tecellilerini seyretmeye başlar. Böylece insana verilmiş olan yaratma kudretinin farkındalığıyla işleme koyulan her hâl, kişinin kendi hakikatine daha da yaklaşmasını sağlar.

Rahmân ismi varlığın tümüne şefkatle ulaşırken, Rahîm ismi kulun iç âlemine incelikle nüfuz eder. Kul bu iki ismin altında yürüdükçe hem dış âlemde hem iç âlemde açılımlar yaşamaya başlar. Rızık yalnız ekmek değil; idrak, feraset, hikmet ve kalbî genişliktir.

“Rahmetim her şeyi kuşatmıştır.” (A’râf 156) “Allah rahmetini dilediğine verir.” (Bakara 105) “Rahmân’ın nefesi kalbe dolduğunda kul genişler; Rahîm’in şefkati gönle indiğinde kul incelir.”

Besmele’nin bu sırlarında, insan tefekkür ettiğinde bazı kapılar açılır; örneğin Elif’in gizlenişi, harflerin “hurûf-i mukattaa” gibi mana boyutlarıyla değerlendirilmesine sebep olabilir. Bu yaklaşımda “Be sin Mîm” şeklinde açılan bir tefekkür, ismin harfsizliğe dönüşüp zatın hiçbir kalıba sığmamasını temsil eden bir anlayışı da beraberinde getirir. Çünkü isim sorulduğunda, “Allah’a Allah’tır” denir; bu ise zatın kendine işaret eden mutlaklık hâlidir.

Elif’in görünmez hâle gelişi, tevhidin (birliğin) hiçbir rengin içine sığmadığını gösterir. Harfler bazen görünür, bazen kaybolur; fakat zatın işareti daima baki kalır. Harflerdeki eksilme, hakikatteki kemalin ayrı bir anlatımıdır.

“O, örneksiz olarak yaratandır.” (En’âm 101) “Allah tektir, sameddir.” (İhlâs 1–2) Harf görünürse kul öğrenir; harf kaybolursa kul keşfeder.

Bütün bu harf yolculuğu insana şöyle seslenir: Ey insan! Sende var olan ilahi kudreti doğru kullanarak yolculuğunu sürdürürsen, Muhammedî Nûr’a ulaşırsın. Bu nura ulaştığında Allah’ın rahmâniyetini ve rahîmiyetini hisseder, yolculuğunun sonunda ilahi yakınlığa erersin. Çünkü harfler, insanın iç dünyasında perdelenmiş hakikatleri açan sır anahtarlarıdır ve bu anahtarlar doğru kullanıldığında insan kendi hakikatinin merkezine yürür.

İnsanın hakikati, harflerin sırrıyla açılan bir aynaya benzer; kul bu aynaya baktıkça kendi özünü görür. Yolculuğun başlangıcı güçtür; ortası Muhammedî nûrdur; sonu ise Allah’ın rahmetidir. “Kim bize bir adım gelirse, biz ona koşarak gideriz.” (Kudsî Hadis) “Allah sizin kalplerinize ve amellerinize bakar.” (Hadis) “Kul yürür; Hak çeker. Kul çağırır; Hak duyar. Kul susar; Hak konuşturur.”

Besmele, insanın ilahi emaneti hatırladığı kapıdır; Bâ’dan başlayan yolculuk Sîn’de insanı anlatır, Mîm’de kemale erer, Allah’ın rahmetiyle sonsuzluğa kavuşur.