77) DÜNYA YAŞAMI SADECE BİR SERAPTIR

Bir avuç insan değil, bütün insanlık bir araya gelse… Hepsi birden ayağa kalksa, esas duruşa geçse, sana hürmet edip saygı gösterse… Tüm isteklerini yerine getirse, önüne sermeler yapsa… Eğer bu hürmetlerin karşılığında Rabbü’l-âleminin kulluğuna ters düşecek bir talep gelse, bil ki tüm bu saygılar bir seraptır.

Çünkü hakikatte Allah’a kulluğa aykırı olan her şey, ne kadar süslü görünse de sadece bir aldanıştır. Ben gözümü İsmail’in teslimiyetine, gönlümü zemzemin saf berrak akışına bağlarım. Bir şişe zemzem içmek, bütün bu serapların sırtını dönüp terk etmektir.

Allah’tan uzaklaştıran insanların iltifatlarını yüzüme atılan bir tükürük gibi görürüm. Bana verilen dünyevî övgüleri, başıma indirilen bir darbe gibi hissederim. Bu övgüler kalbime işlediğinde, beynime saplanan sancılar gibi acıtır. Hatta bu övgülerle şımarmak, beynin dağılması ve bedenin helak olması kadar büyük bir kayıp olur.

Çünkü Allah’tan mahrum eden her övgü, aslında insanı helake götüren sinsi bir zehirdir. Yani Allah’tan uzaklaştıran her şey, süslü ve parlak görünse bile aslında zehirli bir şerbettir. Önce tatmin eder ama sonra da öldürür. Cenâb-ı Hak bu gerçeği bize şöyle bildirir: “Dünya hayatı ancak bir oyun, eğlence ve aldanıştan ibarettir. Ahiret yurdu ise işte asıl hayat odur, keşke bilselerdi.” (Ankebût, 29/64).

Bu yüzden, sermaye ve dünyalık sevdalarının peşinden koşmayı, güneş batıp da gece olmadan hakikatin çıplak yüzünü görmek gibi bilirim. Dünya sermayesini biriktirmek, büyük bir yanılsamadır. O yüzden ben “bir dakika” diyerek kendimi durdururum, sınarım, hesaba çekerim. Çünkü Kur’an’da bu hakikat açıkça ifade edilir: “Dünya hayatı, aldatıcı bir metadan başka bir şey değildir.” (Âl-i İmrân, 185).

İşte bu serap olan sermaye saçmalığını, güneş batıp gece olmadan hakkel-yakîn olarak görürüm. Onun için bir dakika deyip kendimi büyük sınavla sınarım. Seraplara gülümseyip gerçeğe adandım. Hiç üstü sonsuz hiç olan, hatta  hükmünde değersiz olan dünya sevdasını, Ethemin elindeki iğne gibi balığa fırlattım. Balık ağzına koyup getirince ise, başını okşayıp “Bir daha getirme” dedim. Tebessüm edip gitti o tatlı balık. Bu misalde olduğu gibi, dünya sevgisi kalbime dönse de ben onu okşar, selametle geri gönderirim.

Artık hiç olan seraplara kapılmadan yürümeye karar kıldım. Ne balığa göz kırparım, ne de serapların cazibesine aldanırım. Çünkü ölüm gelip çattığında, dünya rüya gibi silinir, serap gibi kaybolur. O an geriye sadece hakikat kalır. Rabbimiz buyuruyor: “Her nefis ölümü tadacaktır. Sonunda bize döndürüleceksiniz.” (Ankebût, 57).

dünya, “kesret”in yani çokluk perdelerinin sahnesidir. Serap, işte bu kesretin aldatıcı görüntüsüdür. İnsan gözünü sadece kesrete dikerse, varlığın ardındaki “vahdet”i yani birliği göremez. Serap, su gibi görünür ama aslında boştur. Dünya da öyledir; hakikati sandığımız birçok şey, aslında Hakk’ın tecellîlerinden ibarettir. Gerçek su, yani gerçek hakikat, vahdet denizindedir. Veli kullar o denize dalar, serabı bırakır.

Ölümle beraber geriye kalan tek şey, Allah’a duyulan aşktır. Geriye kalan Hak ile yapılan meşktir. İşte bu meşk ve bu aşk, kulun elindeki en büyük ganimettir. Bu ganimeti bilen, ebedî nimete erer. Çünkü gerçek servet, Allah’a yakınlıkla, hakiki muhabbetle kazanılır. Hak ile muhabbet, odur sana saadet. ettirir sana rahmet, öylece silinir tüm minnet.

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in şu hadisi bu hakikati özetler: “Dünya müminin zindanı, kâfirin cennetidir.” (Müslim, Zühd 1). Bizim zindan dediğimiz bu geçici hayatta serapların peşine düşmek, gerçek özgürlüğümüzü yani Allah’a vuslatı unutturur. O hâlde seraba aldanmadan, baki olana yönelmek en büyük kurtuluştur.

Yorum yapın