89) KÂLÛ BELÂ (ELEST BEZMI) NEDİR?

İki ölüm ve iki dirilme hakikati; anlatıma şu ayeti kerime ile başlıyalım… Onlar: “Ya Rabbenâ!” derler, “Sen bizi iki defa öldürdün, iki defa dirilttin. İşte günahlarımızı itiraf ettik. Şimdi, telafi etme için buradan çıkmaya bir yol yok mudur?” (Mümin, 40/11)

Kâlû Belâ’da sıfırdan var edildik ve Rabbimizin davetini kabul ettik. Sonra öldürülüp sekre (şuurun kapanması, yokluk hali) uğradık. Dünyaya gelince dirildik. İsrafil (aleyhisselâm) Sûr’a üfleyince tekrar öldürülüp sekre uğrayacağız. Üçüncü Sûr ile yeniden kıyamette dirileceğiz. İşte Kur’an’ın haber verdiği iki ölüm ve iki dirilme budur. Bu hakikatin reenkarnasyon ile hiçbir alakası yoktur.

İki ölüm ve iki dirilme hakikati bize şunu öğretir: İnsan bir kere yaratılmıştır ve varlık serüveni çizgisel değil, dairesel bir akışa sahiptir. Aslında biz her nefeste bu ölümü ve dirilişi yaşıyoruz. Uykumuz bir küçük ölüm, uyanışımız bir diriliştir. Gaflet bir ölüm, tefekkür bir diriliştir. Günah bir ölüm, tövbe bir diriliştir.

Cenâb-ı Hak buyurur: “Rabbin, Âdemoğullarının bellerinden zürriyetlerini almış, onları kendilerine şahit tutmuştu: ‘Ben sizin Rabbiniz değil miyim?’ Onlar: ‘Evet, Rabbimizsin, şahit olduk’ demişlerdi.” (A’râf, 7/172)

Burada insanlık topluca yaratıldı, Rabbimizin hitabına muhatap oldu ve “Belâ” diyerek O’nu Rab olarak tasdik etti. Bu söz, fıtratımıza kazındı. Tasavvuf ehli der ki: Elest günü geçmişte bir an değildir; her an yeniden yaşanır.” Çünkü insan her nefeste o hitaba muhataptır.

Kâlû Belâ’daki şehadetten sonra insanlar idraksizlik hâline, yani “ölüm” denilen yokluğa uğratıldılar. Bu, dünya hayatına doğmadan önceki ölümdür.

Kur’an buyurur: “Allah’ı nasıl inkâr edersiniz ki siz ölü idiniz, O sizi diriltti; sonra sizi öldürecek, sonra tekrar diriltecek; sonra da O’na döndürüleceksiniz.” (Bakara, 2/28) İşte burada geçen “ilk ölüm” dünyaya gelmeden önceki yokluk hâlidir. Yoksak eğer, ölü olan biz de olmayacaktık ki, ölüydünüz denilsin. Demek ki var edilip öldürülmüşüz ki, bizden ölü-diri fark etmeksizin bahsediliyor.

Ana rahminde bize ruh üflendi ve yeniden dirildik. Böylece dünya hayatına göz açtık. Bu, insanın imtihan sahnesine çıkışıdır. Bu yaratım ikinci yaratılışımızdır. Bu ikinci yaratılış olan bedenle yaratılarak imtihan alemine gelişimiz için; Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz buyurur: “Sizden birinizin yaratılışı annesinin karnında kırk gün nutfe (damlacık) olarak toplanır. Sonra bir o kadar süreyle alaka (asılıp tutunan şey), sonra bir o kadar süreyle mudğa (çiğnemlik et) olur. Sonra Allah bir melek gönderir ve ona ruh üfler.” (Buhârî, Bed’ü’l-Halk, 6) Bu diriliş, hem biyolojik hem de manevîdir. Ruh üflenince insan Rabbini bilme istidadıyla doğar.

Her nefis ölümü tadacaktır. Bu, dünya hayatının son bulmasıdır. İnsan için kaçınılmaz olan bu ölüm, aslında hakikî dirilişe hazırlıktır. Kur’an buyurur: “Her nefis ölümü tadacaktır.” (Âl-i İmrân, 3/185) Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz buyurdu: “Hedîm olan lezzeti çokça hatırlayın: Ölüm.” (Tirmizî, Zühd 4) işte bu ölüm, yokluk değil, “perde değişimi”dir. Mevlânâ’nın ifadesiyle: “Ben öldüğüm gün, bir mezar taşına bakıp da ‘öldü’ deme! O gün doğdum, o gün dirildim.”

İsrafil (aleyhisselâm) Sûr’a üflediğinde bütün canlılar ölecek, sonra ikinci üflemede herkes dirilecektir. Bu, büyük mahşer günüdür. İşte esas yok olma hissiyle ölüm bu ölümdür. Tıpkı kalu bekadan sonra yok edilişimiz gibi… Kur’an buyurur: “Sûr’a üflenince, göklerde ve yerde olanlar Allah’ın diledikleri dışında hemen düşüp bayılacak. Sonra ona bir daha üflenecek, bir de bakacaksın ki, onlar kalkmış bekliyorlar.” (Zümer, 39/68)

Hadiste buyurulur: “Kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçedir ya da cehennem çukurlarından bir çukur.”(Tirmizî, Kıyâme 26) Demek ki et kemik bedenin ölümü, bir yokluk manasına gelen bir ölüm değil, sadece boyut değiştirmedir.  Büyük diriliş, artık insanın ameliyle yüzleştiği sonsuzluk alanıdır. insanın ebedî akıbetiyle yüzleştiği andır.

İmam-ı Rabbânî (kuddise sirruh) der ki: “Elest bezminde verilen söz hâlâ devam etmektedir. İnsan her an, Rabbinin ‘Ben sizin Rabbiniz değil miyim?’ hitabına muhataptır. Her fiilinde ya ‘Belâ’ demektedir ya da gafletle o sözü inkâr etmektedir.” Böylece anlaşılıyor ki, iki ölüm ve iki dirilme yalnız ahiretin sahnesi değil, aynı zamanda dünya hayatımızda yaşadığımız manevî iniş-çıkışların sembolüdür.

İnsanın varoluş serüvenini özetleyen büyük bir hakikat şudur: Kâlû belâ’da (Elest bezmi) yoktan var edildik. Rabbimizin “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” hitabına muhatap olduk ve “Belâ! Evet, Sen bizim Rabbimizsin!” dedik. Sonra ölümeuğradık; bir nevi sekre, yani idraksizliğe, yokluk haline girdik. Dünya hayatına yeniden diriltildik; rahimlerden doğup bu âleme açıldık. İsrafil (aleyhisselâm) Sûr’a üflediğinde tekrar ölüm gelecek. Tekrar defa Sûr’a üflendiğinde diriltileceğiz ve büyük mahşer meydanında toplanacağız.

Böylece iki ölüm ve iki dirilme tamamlanmış oluyor. Bu, reenkarnasyon (tekrar tekrar bedenlenme)inancıyla karıştırılamaz; zira Kur’an’ın çizdiği sahne tek bir yaratılış, tek bir dünya hayatı ve tek bir ahiret dirilişidir.

İki ölüm ve iki dirilme hakikati bize şu gerçeği hatırlatıyor: Hayatın her nefesi bir ölüm ve diriliş imtihanıdır. İnsan bu imtihanı fark ederse, ölümden korkmaz; çünkü bilir ki ölüm yok oluş değil, dirilişe açılan kapıdır. Ya Rab! Bizi gaflet ölümünden uyandır, kalplerimizi zikirle dirilt. Nefsimizi öldür ki ruhumuz dirilsin. Dünyadan göçtüğümüzde bizi imanla dirilt, kıyamet günü ise rahmetinle haşreyle.

Ya Rab! Elest’te verdiğimiz sözü unutturup gaflete düşürme. Ya Rab! Ölüm anında imanla dirilt, kıyamet günü rahmetinle haşreyle. Ya Rab! Nefsimizi öldür, kalbimizi dirilt. Bizi “Belâ!” diyerek sözünde duranlardan eyle.

Yorum yapın