NAKKAŞ SÖZLER (751-1000)

751) Bir dua… Düşümüzde düş olan dostlara selam olsun. Tüm günlerini nur kuleleri kaplasın. Tüm soyut ilimler bilinçlerinde somutlaşsın. Amin…

752) Kişi özellikle değer verdiği yakın dostunun ayağının kaymasına daha çok üzülür.

753) Her tasavvufa dem vuranın ermiş olduğunu mu sanırsın… Velev ki diplomalı olsun… Eminliğine emin olmadığına emniyetle gönlünü teslim eyleme…

754) Devir değişti. İnsanlık şaştı. Daha önce amel için ilim öğreniliyordu. Şimdi ki öğrenmeler ise, fantazi cinsten. Öylesine hobi…

755) Her şeyi net yaz der dostlar… Yaz yaz sonu gelmez ki… Konu konuyu açar… Bilgisi olmayan kaçar. İlimden kırıntı alan coşar. İlim ile ilimlenen ise susar.

756) Derviş mürşidine rütbe biçmeye başladı mı, o murşidin kalitesi düşer ve o murşit, dervişlerinin elinde oyuncak olur. Zira derviş, mürşidini kendi gözünden seyreder ve kendi biçtiği kaftanı giyinmesini bekler. Oysaki esas olan, mürşidin dervişine rütbe biçmesiydi ve dervişin haline göre onu yönlendirmesiydi. Derviş de dört gözle murşidine teslim olup güzergâhını ayarlasaydı.

757) Derviş kesmişse sana kaftan, onu parçala ki; o seni onunla eylemesin üryan.

758) Dua engelleri kaldırır… Kişiyi maksuduna ulaştırır.

759) Kişi dünyevi ilimlerde ihtisaslaşmak için yıllarca okur, sonra alanında söz sahibi olur. Ama uhrevi ilimler hakkında bakıyorsun ki, sağdan soldan iki cümle öğrenenler, Kur’an-ı hakim hakkında kendisini ahkâm sahibi zanneder… Hem kendisini hem de kendisine inananları helake sürükler.

760) Konuşunca; öze dalıp önüne yakutlar çıkaracak bir dostun olsun ki, sohbetinden zevk alasın. Enfustan afağa yazılabilecek her şey yazılıp konuşuldu. Dolayısıyla kelama gelip konuşulacak tek bir kelam dahi kalmadı. Bir konuşulamayan konuşulmadı. Şimdi gören ve yaşayan bir dostu bul. Onunla onsuz ve sensiz konuş. Kalbini aç ve pür dikkat odaklan. Sakın onunla konuşunca, sen veya ben olmasın. Yoksa gene de perdelenirsin. İşte bu, seni sana verecek olan en iyi hediyedir. Yaşanılacak bir hal ve anı olmadığında ise, tüm bilgiler sana yüktür bilesin.

761) Dünyaya yön ve ses veren özüne bağlı bir tane Müslüman bilim adamı göze görünmüyor. Çünkü sahneyi gösteren kamera kâfirin elindedir. Şecaatli ol, al kamerayı eline ve göster dünyaya; tarihin derinliklerinden günümüze ışık tutan Allah dostlarını, elini tutan mı var? Unutma ki şecaatli insanlar hep kazanır.

762) Doğum günü geldi diye sevinmek mi? Yoksa ölüme biraz daha yaklaştı diye üzülmek mi? Yoksa vuslat biraz daha yaklaştı diye yakınlık sevinci mi? Neyin kutlaması, bir türlü anlamadım…

763) Dürzîlikte tanrı liderlerinin bedeniyle görünür. Hala öyle düşünen kişiler varsa yazık ederler. Çünkü Dürzîler kimseyi dışarıdan içlerine almazlar.

764) Adam ben deistim diyerek tanrıyı göklere atmıştı. Ama başı sıkışınca “aman tanrım yardım et” der. Hani tanrı dünyaya karışmıyordu. Demek ki, değil tanrının dünyaya karışması, tanrının onun hayatına karışması hoşuna gitmemişti. Nefsinin esiri ve şeytanın oyuncağı olmuştu.

765) Dinleyenlerden merak edenler çıkar diye, anlatan anlatmaktan bıkmaz. Merak edip yönelen ise, sıfırdan başlayıp sıfırı seyreder.

766) Dünyevi sermayenin sonu yok… Ulaşacağım diye heveslenme, sonu gelmez. Ve ömür biter…

767) Duasıyla kendine geldiğinde, dua edilen mahalden selam almayı dahi esirgersen, mahrumiyet doğabilir. Bu değişmez esastır.

768) Dünya gezgin falan değil, yerinde durup insana mekân olur. Güneş, ay ve yıldızlar ise, gezgindirler. Lakin unutma ki; içindeki insanlar ise daldan dala gezerler. Ruh çekilince ruhsuz kalırlar.

769) İmanı gönle inmemiş kişide her şey dilde kalmış… Dilden aşağı bir şey inmemiş… O yüzden de din, onun üzerinde ağır bir yük olarak kalmıştır.

770) Gıyabında kardeşin için gönülden yaptığın dualar, elbette yerine oturan taşlar gibi, yerine oturur.

771) Dostluk, Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin yolundaki tüm fertleri tek fert yapar. Aynen duvarın taşları gibi birbirine bağlar. Çünkü iman, harçlarıdır onların. Hikâye değil bu yazılanlar. Bizi anlatır bizi… Çünkü biz iman etmişiz. İman edende yalan bitmiştir. İman edende dolandırıcılık bitmiştir. İman edende riya bitmiştir. İman edende dedikodu bitmiştir. İman eden tek yüzlüdür. İman eden sendedir, sen onda. İman edenden dost olur. Çünkü iman eden aynada olayı seyir etmiştir.

772) Bakî bir yaşamın olduğu âlemde dostluğunu devam ettiren aziz insanlar, en bahtiyar insanlardır. Hiç bir dostu olmayan insan ise, bu âlemde en garip insandır. Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz ile Hz. Ebubekir es Sıddık’ın (ra) kalplerinin birbirine bağlılığı gibi. O demişse doğru demiştir deyip, aradaki ülfete zarar dokundurtmaz.

773) Dünyanın dört bir yanındaki her bir öğretide, dini rengi ırkı ne olursa olsun, elbette ki herbirinde bazı doğrular vardır. Bazı doğruların ise; içi bambaşka şeylerle doldurulmuştur. Esas duruş ise; dedikodudan uzak bir hal alıp, yanlışı ıslah etmektir…

774) Dehre sövmek haramdır. Çünkü dehr diye bildiğin tüm zaman akışındaki fiiller, onun mana kuvvelerinin terkipler halinde bir katre nurunun üzerinde oluşturduğu seyir halinin değişik görüntüleridir. İnsan da; katre nurunun payına düşeni üzerinde irade sahibi olarak değişim yapma gücünü elde eden, bu görüntülerden sadece bir görüntüdür. Yoksa mes’ul olmazdı. Yap doğru dürüst bir değişim ve küfretme kaynağından akana…

775) Depremzede veya doğal bir felaketle …..zede olmak kolay geçer. Ya kişi âlim-zede olursa, yani yanlış bilgi ile yönlendirilirse, işte onun tedavisi yoktur.

776) Deryada yüzen ancak kıyıdakilere yüzmeyi öğretmek için kıyıya gelir. Kıyıdaki onu orada kuma batırmak isterse oradan uzaklaşır.

777) Din, sırf ilimdir ve sadece iman ile o devlete varılır. Bilim ile dini ilimler açıklansın da sonra iman edeyim denilemez… Çünkü din, mutlak doğru iken, bilimin en son ulaştığını, başka bir bilim tezi çürütebilir. Lakin bilimin ulaştığı zirve haller, ilmi esintilerle buluşur.

778) Eskiden dervişler hep gezerdi… Erenler bildiğini bildirirdi… Şimdi ise dervişler mayıştı… Hazır lokma alıp doymak istedi… Oysaki insana ancak çalışmasının karşılığı verilecektir.

779) Deneyim sahibi olan tüm yönleriyle pişer. Onun için de, çok gezen çok okuyandan daha çok pişer.

780) Dünyadaki herkesle aynı anda konuşabilseydim, onlara diyeceğim şey… Ne olursun nefsini tanı ki özgür insan olasın. Böylece dünya ve ahret için gerekli tedbiri alasın.

781) Dünya yaşamı iyi veya kötü; ne olursa olsun, hangi hizmet veya ıslahatta bulunursa bulunsun, kelime-i tevhide iman etmeyen kişi cennete ulaşamaz.

782) Dünya bu işte… Tüm kaygıların kökeni olan dünya mal ve sevgisi… Sellenmiş olan bir tutam suya bakar… İnsan ise, garip garip seyreder.

783) Ama sen; dost diye sandığın, kendi menfaati uğruna seni ekiyorsa, sen ona rahmetle yanaş…

784) Biri sana senle bakan dostluğu iliklerine kadar indirmişse, sen ona gayrısın olarak bakma. Sonra üzersin can dostunu.

785) Elmas olan dostlar Allah’ın emaneti olan dostlardır. Sakın kırmayasın, çünkü kırılan elmas bir daha tutmaz.

786) Sen ey ceberutu hayal eden dost… Suretten sıyrıl ki buluşasın.

787) Allah’ı dost edineni, Allah dost edinmez mi? Bil ki, sen Allah’ı nasıl bilirsen Allah’ta seni öyle bilecektir.

788) Yapacağın çalışmaları velayet beklentisi ile yapma. Allah’ın dostu olduğunu düşünerek yap.

789) Dostun sana cehennem için dua etse de, sen onun cennete ulaşması için yalvar da dur.

790) Hem nalına hem mıhına vurursan olmaz ki be dostum… Atın ayağını incitirsin.

791) Sakın ha bizzat tanıdığın dostunu, kalbe gelen vesvese kuruntularına feda etme.

792) Dünyada karışamaz denizler birbirine… Ayrıdır insanlar benzemezler birbirlerine… Bağımsızsın kimse girmez kimsenin inine… Her insan rabbine hesap verecek biline…

793) Bir çok düşünür varlığı birledi; ama Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin öğrettiği gibi iman etmedi, dolaysıyla da cehennemden çıkamadı.

794) Allah dostlarıyla arkadaşlık, hele hele dostluk; nefse çok ağır gelir. Ancak nefsine gem vuran kişiler, buna katlana bilir.

795) Her kişi ayrı bir telden çalıyor, sentez bir türlü kafada şekillenemiyor. Aziz olan insan evladı ise, kime inanacağını bilemiyor. Elini attığı dal elinde kalıyor. Güvendiği dağlara su yükseliyor. Dağla beraber suyun dibine gömülüp gemiye binmekten geri duruyor. Oysa ki çıktığı dağ da acizdi kendisi gibi…

796) Bir şarkıcı varmış, bir de sazcı varmış. Şarkıcı sazcıya demiş ki, çal sazı da milleti eğlendirelim. Şarkıcı hangi şarkıyı söylediyse sazcı bambaşka tellere dokunuyormuş. Şarkıcı öfkelenmiş ve demiş ki, ben ne söylüyorum sazcım ne çalıyor. Bu gidişle milleti eğlendiremeyiz demiş. Ve çekip gitmiş. İşte genel bakış açısı ve anlatım perspektifi böyledir. Her kişi ayrı bir telden çalıp duruyor. Kimse kimseyle pek ahenkli olamıyor. O yüzden tek ses çıkmıyor.

797) Her bir dersin kuralı vardır kendine göre. Fen, matematik, Coğrafya… Edebiyata ise kafiye… Her biri hayata açılan birer nizamiye. Nizamiyelerinden dal hayatı seyre. Göreceksin rabbi âliye.

798) Ders veren senin için veriyorsa onunla devam et. Ama kendisi için verdiğini sezdiğin anda ondan uzaklaş. Boşu boşuna deneme.

799) Dostunuz çok olsun, çünkü Rabbiniz kerimdir. Kıyamette dostları arasında bulunan kuluna azap etmekten hayâ eder.

800) Dualarımızda olumsuz ekini kullanıp sonra olumluya çevirmeyelim. (Örnek: Yanlış isteme: Allah beni kimseye muhtaç etmesin). (Doğru isteme: Allah’ım bana lütfundan ver. Rahmetinle beni kuşat). Tüm dualarımız da olmasını istediğimiz şeyi cümle edelim. Yoksa bir belirsizlik oluşur. Duada sonsuz güç ile iletişime geçen ruh, kendisine lazım olan şeyi bulamaz. Belki bir şeyler def olur, ama maksat hâsıl olmaz. Aslında bunun sebebi, kişi olumsuzluklardan korktuğu için, öncellikle olumsuzlukların kendisinden uzak olmasını ister. Oysaki güzellik gelirse, otomatik olarak olumsuzluklar kaybolacaktır.

801) Derviş tüm benliğini mürşide teslim etmezse maksadına eremez. Çünkü mürşit onu kapsar ve tüm zaaf noktalarını seyreder.

802) Allah’ın bize gösterdiği dua şekli şudur ki; Dünyayı da isteyeceğiz… Ahreti de isteyeceğiz. Sadece ahreti iste diyeni dinlemeyin.

803) Sözümüz senet olsun ki, makamımız cennet olsun. Hangi makamda olursak olalım, işin ucunda parça parça olmak dahi olsa… Asla yalan atmayalım. Çünkü yalan seni özden eder.

804) Sessiz ve isteksiz dua, miraç halidir. Secdeye varıştır. Bu duanın en alt mertebesi fenafillâh halidir. Bu duaya ulaşan, sadece O’nun isteğinin oluştuğunu seyir eder. Sessiz ve isteksiz duaya varanın selamını almak nasip olsun.

805) Dengeyi kaçıran dengesiz olur.

806) Dikkatli bakarsan bağ olur. İnatla bakmazsan dağ olur.

807) Dost mu? Ayağına basılana kadar… Demek ki dost dediğin yok denecek kadar azdır. O zaman tek dostun olsun, o da Allah olsun… Allah’tan gayrı dost arayan ve ona nefsani duygularla kayıtsız şartsız güven duyan, pişman olmuştur. Lakin kişinin tek dostu Allah olunca, Allah onu sevdikleriyle hemhal ettirir. Öylece pişmanlıklardan da uzak kalır.

808) Kimse ile durup dururken karşılaşmadın dünyada. Tekâmülün için yazıldı bu cihanda. Bu yazı dahi, amelinle çizildi ukbada.

809) Dağa tecelli edince Hz. Musa aleyhisselam bile bayıldı. Hz. Musa aleyhisselam en büyük üçüncü varlık iken bayılmışsa, dünyada kimsenin haddine değil görmek.

810) Devrik cümle yazmayı çok severim. Çünkü sırlar öyle yazılarla akar kişinin fehmine. Düz cümle oldu mu, okuyup geçersin ve anlam üzerinde hiçte düşünmezsin. Çünkü sıradan olan şey basirete takılmaz. Basiret farkındalıkla açılır, sıradanlıkla asla açılmaz.

811) Arkadaş demiş ki bu fakre, için için. Anlamsız ve devriktir cümlelerin senin. Dil bilgisinde cahilim çalışmıyor beyin. O yüzden devriktir cümleleri kardeşinin.

812) Duydum ki ulvi sedadan… Gülerek günah işleyen ağlayarak cehenneme girermiş… İnsanların gıybetini meslek edinen… Gerçeği anlamaktan mahrum kalırmış…

813) Dağ ile bostanı ayır. Bostana sahip çık ki dağ olmasın. Dağa bak ki bostan olsun.

814) Sırf Allah için olan ve devam ettirilen dostluklar sayesinde kişiler, kıyamet günü arşın gölgesinde gölgeleneceklerdir. İşte onlar, hak yolunda gönlü bir olan dostlardır. Öyle dostlarımız olsun aziz canlar.

815) Kişi dostuna asla ve asla kıyamaz. Renginin dışında bir renkle asla boyanmaz. Dostu ona kıysa bile… Kıyan ise, daha dostluğun ne olduğunu bilmiyordur.

816) Dost bildiğin ayağına basılınca belli olur. Yoksa genişlikte herkes kapsama alanına dâhildir.

817) Allah için olan yönelimlerde ve dostluklarda asla ve asla; nefsii dalgalanma, kişiyi kalbi muhabbetten geri koymamalıdır.

818) Her dini olguya metafor dersen, nar meteor olup semandan üstüne yağar.

819) Her şeyi dışsallıkta arayıp tatmin yolunu tuttuğumuz gibi, dini gerçekleri de dışsallıkta arar olduk. Bulamayınca ise, insanlar üzerinde tahakkümü denedik.

820) Elbette bu dünya ve diğer dünyalar olarak işaret edilen ayrı ayrı sezgi ve duyuların olduğu âlemler haktır. Yoktur diyen daha rüyadadır.

821) Dersin ki bu ne der… Oysaki sendekini kendinden der…

822) Dünyaya dönüp haktan rucü etmenin sonu ne mi oldu? Hele baksana asr-ı saadetin hemen ahirine… Canlar canı susuz bırakıldı Kerbela’da… Şehit edildi can Hüseyin bu edna olan dünyada… Onu şehit edenler helak oldular fezada… Sebep olanları sardı ateşi Huda… Rahman’dan ebeden kaldılar cüda…

823) Farz edilen veya haram kılınan Allah’ın emirlerinden herhangi birisine “öyle bir şey yoktur veya günümüzde bu emir değiştirilmeli, artık çağımıza uygun değildir” diyenin, dini kisvesi yok olur.

824) Ey âdemoğlu, duâ senden icâbet benden; istiğfar senden, bağışlamak benden, tevbe senden, kabul etmek benden, sabır senden fazlasıyla vermek benden, yardım dileme senden, yardım benden… Ne istedin ki benden, sana vermedim. İşte mealen böyle buyuruyor Allah Teâlâ bir hadis-i kudside. Acaba bu isteme nedir ve nasıl oluyor?

825) Duyduğun bir kelamdan dolayı içine hüzün iniyorsa, bil ki yaptığın kelâmın iftira barındırır. Hızlıca tövbe et ve iftirayı yaptığın aynı ortamda özür dile. Ve o sesi sustur veya oradan uzaklaş ki ruhun kirlenmesin.

826) Dini okuyanlar ve gereğini uygulayanlar veli olur. Dini okuyup uygulamayanlar felsefeci olur. Dini okumayıp sadece iman ile yönelenler dindar olur. Dinin hakikatini okumadığı gibi, dini anlatana da inanmayan kişiler ise, kâfir olur.

827) Kim ki… Şeriat (zahiri fiiller) ve tarikat (batıni makamlar) diye dini islamı mubîni ikiye ayırırsa, ben ondan beriyim. Ey bu cümleleri okuyan kul; sen de beri ol..

828) Dostluk en yakın birlikteliktir. Ötesi Allah’a vuslattır.

829) Dane ile samanı ayıklamak için kevgir icap eder. Ve esen bir rüzgar…

830) Sürdün mü donelerini ileri; işte o zaman dondurur yaban elin yanan ateşini. Artık ateşi yakan düşünsün.

831) Dille denmesi kolay, bir çok şeyin. “Dildekini yaşama alanında sergilesene”; denildiğinde ise, olduğu yerde vehmen canlandırdığı ve gerçek sandığı hayali bir kayaya tos… Neden? Cevabını arar tarihten günümüze tüm mürekkep yalayan veya yalamayanlar. Tek cevabına ulaşmış olanlar ise; ilahi sedaya erenlerdir.

832) Dildeki kelama bakarsan, kalpteki kemalden uzaklaşırsın. Sen istifade için kelama değil, kalpteki kemala yönel… İşte o zaman istifade edersin. Zira bazen dil takılır tek düz cümle dizemez olur. Ama kalp, olduğu gibi capcanlıdır.

833) Deve kuşu görünmemek için değil, vurulduğu anı görmemek için başını kuma gömer. Deve kuşu misali başını kuma gömersen, seni vuran avcıyı görmez olursun…

834) Dil ile değil hal ile öğretmen olmak… Onun için de Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz; 23 yıl didik didik yaşam alanında rehber olarak tebliğ etti. Rehberliğinde kullandığı argüman ise, Kur’an oldu. 23 yıllık yaşamı ise, Sünnetullah’ın insan kisvesinde zuhuru oldu. Bu zuhur ise, sünneti seniyye olarak izah edildi.

835) Neyle uğraşırsanız uğraşın ama, dinle uğraşıp dil uzatmayın. Dine dil uzatanın dilini Allah çok acı bir şekilde keser. Geçmişte hep öyle oldu. Allah’ın sünnetinde değişiklik yok. Kur’anda verilen eskilerin hikâyeleri de onun içindir. Der ki; yaratım sistemimde hiçbir değişiklik yok ve kendinize dikkat edin. Yoksa sizden öncekilerin başına gelenler sizin de başınıza gelir.

836) Allah’ı dost edinen bu dünyada yalnızdır. Yalnız kalan üzülmesin. Onun dostu Allah’tır. Allah dostunu yabana atmaz…

837) Huzuru kalp ile dua yapılırsa getirisi acilen bize döner. Kişi huzuru kalp ile yönelir ise bilinçaltı devreye girer. Tüm varlıkların bilinçaltı aynı havuz olduğu için, dua edip yönelen havuzdan gerekli noktayı harekete geçirir. Böylece kişinin ihtiyacını hangi birim yerine getiriyorsa, o birimin iç dünyası bunu hisseder ve o dua eden kişinin ihtiyacı, o birim vasıtasıyla giderilir. Dua sonucu bazen bir taş gelir, bazen bir kurt. Bazen bir bulut gelir, bazen bir insan. Ve gerekli olan ihtiyacı veya malzemeyi tevdi eder. Duanın kabulü için ise, konsantre olmak gerek ki, bilinç altı devreye girsin ve gerekli ihtiyacımızı bize ulaştırsın. Şimdi… Bilinçaltı; Allah’ın ilmindeki yapılanmanın 18 bin âlem dediğimiz öz cevherden bir sonraki alana denir. Öz cevher, varlığını Allah’ın ilmiyetinden alır. Allah’ın subuti sıfatı olarak bildiğimiz ilmiyet ise, mutlak zatın zati ilimle kendisinde seyir etmek istediği gizli hazinenin husule gelmesi için oluşturduğu gölge alandır. Tümü Allah’a ait olduğu için, duaları kabul eden Allah’tır deriz. Yoksa haşa Allah’ın sihirli değneğini arayıp, o değnek ile dokunup, senin duana icabet edip havadan üzerine birşey yağdırmaz. Gerektiğinde elbette havadan bile oluşum olup husule gelen bir şeyde olabilir. Ama genel çerçevede; sebep var edilerek oluşur. Çünkü Allah, her şeyi sebeplerle husule getirdiğini söyler. Hani ayet-i kerime der ya; Allah perde arkasından konuşur yarattıklarıyla. İşte her sebep bir perde ve sebep ardından sana dokunan ise, “hu”dur. Öylece yapılan dua ile ulaşılmak istenilen hedefe kavuşmak için, sebep oluşturma yoluna girmiş ve ihtiyacını gidermek için gerekli olan vaziyet meydana gelmiştir.

838) Şüphesiz ve kayıtsız yapılabilecek dualar, bizim bilincimize indirgenen Allah kelamı ve Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin sünnetindeki dualardır. Gerisi yapacağımız dualar, kendi duamız olsun…

839) Kendisini aşka kaptırıp akıl ve iman melekelerini devre dışı ederek hissettiği dua ile dua eden kişinin duasıyla dua eden kişinin başı menfi hallerden kurtulamaz.

840) Kur’an ve sünnet; teveddüd dâhilinde akıl ve iman ile anlayışımızı revize edip yükselişe geçmek için, gerekli duaları öğretir. Öylece bizde dünya ve ahret mutluluğu oluşur.

841) Bilmem hangi velinin hangi aşk halinde terennüm ettiği duayı ben nerde ve nasıl kendime uyarlayayım. Onun ruh halini bilmiyorum ki o perdeden bakayım…

842) Sen kimin hangi ruh haliyle dua ettiğini bilmiyorsun ki, onların sahip oldukları ruh dünyasına bürünüp öylece dua edesin.

843) Kur’andaki ve hadislerdeki tüm dualar; kendi dualarımız olarak, gönül hoşluğu ile sorunsuz bir şekilde yapabileceğimiz mutlak dualardır.

844) Çok aşkın kişiler o aşkınlıklığa kadar bir çok sınavı geçirmiştir ki, o duayı hissetmiştir. Sen onun hissettiğini direk istersen, onun geçtiği nefs terbiyesine kendini sokmuş olursun. Bu ise, senin duanın kabulü için, yani senin o duaya kavuşman için, meşakkata talipliğini doğurur. Bu taliplik, senin hoşlanmadığın bir çok fiille seni karşı karşıya getirebilir. Bu defa dersin ki, “ben dua ettim iyiliğim için, ama bir çok kötülük önüme geldi”. Aslında o kötülük gördüğün, senin iyiliğin içindi. Yani senin yaptığın duaya kavuşman içindi. Ama nefsin, iyiliği et kemik bedenin zevkleri sandığı için, olanları kendisine kötülük olarak gördü. Onun için derim ki, duan sana özgü olsun. Zaten özgü olan duan, senin için gereken potansiyele seni hazırlar. Zaten ayet; kendimize dua ederken dünyada da güzellik, ahirette de güzellik istememizi öğretmiştir. Yoksa insan zayıf kalır.

845) Senin dilinle sana konuşanın sana öğrettiği dua senin malındır. Çünkü senin pencerenden sana bakarak talim etmiştir.

846) Bazı duaları çok aşkın kişiler yaptığı için sende onu taklit edersen, üzülebilirsin.

847) Her insan ayrı bir kabiliyettedir. Dolayısıyla her insanın duası da ayrıdır. Yöntemi bil ve kendi duanı et.

848) Dua etme usulümüz şöyle olsun; önce hamd edelim Allah’a, sonra üç salâvat okuyalım Rasûlullaha, sonra içimizden geldiği gibi dua edelim, sonra üç salâvat okuyalım Rasûlullaha, sonra da hamd edelim Allah’a ve elimizin ayasını birbirine sürtüp yüzümüze sürelim. İşte bu şekilde duaya devam, icabeti getirecektir biiznillah. Hem de yüzümüz nurlanacaktır.

849) Kitaplarda ki yazılan hazır dualar yerine kendimiz kendi duamızı oluşturalım ve öylece yönelip yalvaralım. Çok daha etkili olur.

850) Biri destan yazdı diye onunla övünmek yerine onu örnek alalım. Tarih ile övünmek yerine tarihten ders alalım. Ve emin olarak geleceğe bakalım.

851) Geçmişini unutup ders almayan, geleceğinde destan yazamaz.

852) Emin ol ki vehmi tetikleyen vesveseler bertaraf olsun. Kendinden emin adımlar ile yürüyemeyen, destan yazamaz.

853) Halka fransız olanın nefsi azar… Halk osmanlı tokadı ile destan yazar… Tüm hayallerini yıkar planları bozar… Artık değmesin ülkeme kötü nazar.

854) Manadan destan yazmak, mutlak olarak beklentisiz çalışanlara nasip olur. Nasip olan destanları bilmek ise, senin hakkındır.

855) Kalpler birbirlerini suçladığında aralarındaki ülfet ziyan olur. Allah muhabbetiyle dolan kalpler, artık birbirini suçlamak yerine birbirine destan olur.

856) Hakkın erleri dillerde destan… Yolları bizlere kutlu destan… Bilmeyenler yazar uzun uzun destan… Bilenlerin yaşamı ise, olmuş zaten destan.

857) Her destan yazan emin adımlarla hakikatini sezenlerdir. Onlarda korku kalmamıştır ve mahzun da olmayacaklardır. Şefaatleri hazır ola…

858) Hangimizin daha iyi amel işlemesini sınamak için değil miydi dünya? Demek ki dünya atölyemiz.

859) Dünyaya atölye çalışmasını yapmamız için gönderildik. Atölyede çalışmadan usta olunsaydı, tüm öküzler tren ustası olurdu.

860) Dost acı söylemez. Dost sırf tatlı konuşur. Dostun üzerine gidilse de, dost üzerine gelmez. Acıyı söyleyenden asla dost olamaz. Seni sevmeyen acı söyler ve kalbini hep kırar. Dostun sana söyleyeceği her söz ve sana karşı davrandığı her davranış, senin canını acıtmayacak şekilde tatlı olmalıdır.

861) Bazı dostlar sen olur, sende o olursun. Hem de bu oluşa hayran kalırsın. Görüşemesen dahi, var olduğunu bilip huzur dolarsın.

862) Din sonsuz bir derya olduğu için, kendilerine bin bir isim koyarak adlandırıp etiketleyenler ve dolayısıyla kafir olanlar dahi, din düşmanlığı üzerinden kendilerine bir alan açarlar. Çünkü sonsuz olarak sohbeti yapılacak başka da bir olgu var edilmemiştir. Bu bile dinin kesinkes hak olduğunun bir başka kanıtıdır.

863) Tüm dünyada İstanbul apayrı güzel, denizi yansır senden sana masmavi… İnsanı alır götürür Anka kuşu misali… Kaf dağının damarlarını içinde barındırır, hem âli… Eyüp Sultanla kâmil olmuş hem manada hep cari… Bunu gören insan, olur ilham mahalli… Onun içindir ki İstanbul’da manaya dalıp hükmedenin dünyaya hükmü olur besbelli.

864) Deniz mana yüklü… Tutanağını Hay’dan alır… Ruhu konuşur insanla… Yüzmesini bilen içinde tatlı tatlı yüzer… Karışır suya… Denizde katre olmasını bilenler ise, başkalarına artık olmuşlardır ayrı bir deniz.

865) Dünyayı, cenneti, cehennemi, kabri, berzahı ve hayatın tüm aşamalarını; kıyamet gününe gore, bir güneş batımı kadar olan dünya yaşamına sığdırmaya çalışan kişi, mahrum kalır ilelebet…

866) İslami kavramlar o kadar yanlış düşünce yollarında kullanıldı ki, her söylediğin sözün altında bir niyet aranır oldu. Sırf ve som İslam hakikati anlatılamaz ve anlaşılamaz oldu. Yani garip gelen din, tekrar garipleşti…

867) Devran icabı dost gözüken kişi, işi bitince seni senden eder ve gider. Sen sen ol, devrandan ayrılacak ile dost olma. Dünyadan ayrılan insan içini acıtır ama akabinde geçer. Devrandan ayrılan insanın acısı ise sonsuza dek devam eder. İşi biten gider dünyadan veya devranından yani dünyandan. Saygınlığını egoya çeviren ise, terk edildiği için terk edildi.

868) Ders vermekte lillâh olmak çok önemli… Asla araya benlik girmemeli… Şahsi heves içine karışmamalı… Som ve sırf olunmalı… Yoksa boşa kürek çekersin. Denize kürekle birlikte düşüp boğulursun.

869) Allah’ın sünnetinde yolculuk dört mertebede oluşur. Ef’al âleminde oluşan yolculuk… Burada iman edip etmemesi önemli olmayıp, bu basamak her kişiye açıktır. Bunlar tüm insanlara, hayvanlara ve yaratılmışlara adalet içinde yönelirler. Bunlar iman ehlinden olduğu gibi iman etmeyip yeryüzünde adaleti tesis etmek üzere uğraşanlardan da olmuşlardır. Örneğin Nuşirevan ve Ebutalip gibi. Bunlardan iman edenler ölüm ötesinde nasiplenirken, İman etmeyenlerin nasibi sadece dünya ile sınırlı kalır. Esma âleminde oluşan yolculuk… Bunlar sadece iman ehli arasında olanlarda oluşan bir hâldir. Bunlar tanınırlar. Her toplumda bulunurlar. Toplumun veli diye gördükleri işte bunlardır. Sıfat mertebesinde oluşan yolculuk… Bunlar kısmi örtülüdürler. Zat mertebesinde oluşan yolculuk ise, Allah’ın kubbesi altındadırlar. Onları tanıyabilene aşk olsun.

870) Dünya çok değişik bir şey; bin bir çaba ile yaparsın, yaparken zevk alırsın…. Miladını dolduranı yıkarsın, yıkarken de zevk alırsın…. Ey dünya… Sen ne değişiksin… Velhasıl dünyaya aldanan aldandı…

871) Her birbirimdeki tüm danışmanlar, tarafsız bir şekilde kendini mana âlemine adayanlardan seçilmelidir. Mana ehli arka plana itilirse madde âlemi çöker. Manaya düşman olan maddeyi yönetemez.

872) Güller dikenler arasında bulunur. Sakın deme dostum, etrafım diken… Kim bilir, o dikenler olmasaydı belki de sen olmazdın. Haline şükret… Rabbini bulduğuna hamd et.

873) Dost sohbetlerinde ağızdan çıkan sözler çok değerli olur. Aman silip yabana atmayın. Anlık sana hediye olarak sunulmuştu…

874) Derunda olmayan muhabbet, hikâyedir. Derundan gelen ise Rab’ledir. Rab’de buluşan sevgi mutlak muhabbet adını alır. Tüm dostlarla derunda ilahi muhabbet ile buluşmak ümidiyle…

875) Ey derin denizlere dalıp yükselmek isteyen dost. Gönlünü çevir dosta ki dost sadece Allah’tır. Allah seni dost edindi mi… Kendisine dost olanla tanıştırır. Tanıştırdığında ise, hedefe ulaşmak için tüm içini ona dök. Çünkü derdini söylemeyen hasta, hekimden dermanını alamaz.

876) İki yönden bir dua… Buyurun, alt perdeden bir arz… Nur olsun zamanımız. Hak olsun zannımız. Hakka olsun nazımız. Kabul olsun niyazımız. Buyurun, üst perdeden bir arz… Yakınlık duygusu bizle ayan olsun. Hayat akışımız bu yakınlıkla aydınlık olsun. Verdiğimiz tüm kararlar nokta isabet olsun. Bireylere dokunuşumuz hak nazarıyla olsun. Bütünleşsin hem tüm dilekleriniz, onun olsun.

877) Bal arısından da mı ders almıyoruz. Ana arı tek olur ve tüm arılar onun etrafında toplanır. İslam’ın bir büyüğü vardır. O da Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizdir… O’nun etrafında toplanmayan kurtlara yem olmuştur. O yüzden Muhammedi olalım her birimiz.

878) Dua yönelmektir. Kur’anda salat direk namaz manasına kullanıldığı gibi, başka başka anlamlarda da kullanılmıştır. Salâtın bir manası duadır. Bir manası zikirdir. Bir manası da rahmettir. Üç manada da yöneliş vardır. O yüzden namaz dahi yönelerek kılınır. Dönüş zahiri olarak Kâbe’ye ama esas yöneliş vechullahadır. Bundan gaflette olanın yoktur namazı. Semaya varmadan melekler, buruşuk bir elbise gibi kişinin yüzüne vurur. Lakin boynundaki farziyat kalkar ve cehennemden azad olmaya aday olur.

879) Dostluğun ne olduğunu öğrensek… Dostlar o kimselerdir ki yüzlerini aynada görmüşlerdir. Onlar tek yüz olmuşlardır. Onlarda asla ihanet olmaz. Çünkü onlarda ikilik yoktur. Dostluk Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin yolundaki tüm fertleri tek fert yapar. Aynen duvarın taşları gibi birbirine bağlar. Çünkü iman harçlarıdır onların. Hikâye değil bu yazılanlar. Bizi anlatır bizi… Çünkü biz iman etmişiz. İman eden de yalan bitmiştir. İman eden de dolan bitmiştir. İman eden de riya bitmiştir. İman eden de dedikodu bitmiştir. İman eden tek yüzlüdür. İman eden sendedir sen onda. İman edenden dost olur. Çünkü iman eden aynada olayı seyir etmiştir. Duymadın mı Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizden, mümin müminin aynasıdır. Sen önce aynaya bakmaya çalış. Tüm isleri yok et. Ayna berrak berrak olsun. Kendi yüzünü önce bir gör. Ayna ayna derken gözün cam parçası aramasın. Ayna Allah ismi ile işaret edilendir. Onun boyasıyla boyan. Boyandıkça aynan berraklaşır. Ama cam olan ayna boyandıkça bulanıklaşır. Cam ayna dışındadır. Ama bu ayna sendedir. Boyasını kendine süreceksin ve sürdükçe aynan berraklaşacak. Birde bakmışsın ki dostunla yüz yüzesin. Sonra… Aynayı kaldıracaksın ve bir dost olarak insanların arasına tenezzül edeceksin. Aynasını berraklaştıranlar, berraklaştıkça karşılarına dikileceksin. Arayan seni bulacak. Dost dediklerinde lebbeyk-buyur diyeceksin. İman kemale erecek ve yakine ulaşacaksın. İşte böylece yükselen dostluklarla sahabelerin devrisaadeti yaşanacaktır.

880) Madde ve mana ilimlerindeki bakış açıları, birbirine göre tam zıt kavramlarla birbirinden ayrışır.

881) Arkadaş ve dost ayrı ayrı kavramlardır. Arkadaşınla anını paylaşırsın. Dostunla tüm sırlarını… Bak hayata kaç dostun var?

882) Deliye her gün bayram derler yaa. Bizde deriz ki; yaşam ilmini ilahi muhabbete çeviren kişiye her an Leyle-i kadr’dır. İşte bunlara da deli derler! Çünkü toplum normlarının üzerine çıkmışlardır.

883) Allah; din anlayışını ilk günkü safiyetine ulaştırması için kademe kademe yenileyicilerini gönderir. Perdeli olanlar, Allah hükmünü göremeyenler ise, gördüklerini asıl sanırlar. Seyre dalanlar da; “mevla görelim neyler neylerse güzel eyler” derler.

884) Daha önceki ümmetler açık delil istediler. Bu delilleri helak olması pahasına kabul ettiler. Delil gelince ise, iman etmemekte direndiler ve helak oldular. Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz zamanında da açık delil istediklerinde, Allah bu isteklerini kabul etmedi. Çünkü bu ümmet son ümmetti ve helak olunsaydı büyük kıyamet kaçınılmaz olurdu. Allah mühlet verdi. Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin “helak olma” veya “iman edip yaşama devam etme” türü mucize değil de, iman edenlerin imanlarını takviye edici birçok mucizesine sahabeler şahit olmuşlardır. Hatta müşriklerden de Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin mucizelerine şahit olup iman eden veya inatlarından dolayı iman etmeyen birçok kişi de olmuştur.

885) Din; insanı Allah ismi aynasına götüren yegâne yoldur. O yolun adı da İslam’dır. Başka yol arayanın araması onu bir yere götürmeyecektir.

886) Ne zaman ki din yaşamdan çıkıp doktrin oldu… Tüm alanları terk edip gitti ve kimseye laf geçiremez oldu, adı üstünde doktrin oldu. Tatmin eden birçok dokrinlerden biri işte. Ey nefsim… Bismillah de ve dini yeniden tüm yaşamın yap. Ne güzel söylenmiştir… “Millî kültür bir doktrin değil, yüzlerce eserden mürekkep bir kütüphane ve müzedir.”

887) Her düşünce mahsulü olan eser ayrı bir muhteşemdir. Doğal olanı haktan bize ikramdır.

888) Birisine söylenilen “duanızı bekleriz” den kasıt… İşte, onu sevdiğiniz için öyle demişsiniz… “Hani sen birini sevip onun için bir şeyler yapmak istiyorsun ya”, işte “sevgi sonucu muhabbetle karşınızdakine dua ettiğinizde”, işte “sevgi ve muhabbet sonucu yaptığın dua makbul olur ya”. Dolayısıyla “yaptığın kabul dua”dır. İşte bu dua on kısma ayrılsa, dokuz kısım duayı yapana iade olur. Bir kısım da karşıdaki insana ulaşır. İşte siz sevdiğiniz kişinin menfaat görmesi için “duanızı bekleriz” demişsiniz. Siz, siz olun kendiniz için oluşmasını istediğiniz şeyi, sevdiğiniz insanlara ulaşması için dua edin. Kazanan siz olursunuz.

889) Bazı düşüncesi kıtlar Allah’ı, varlığa uzaktan kumanda eden bir siyasi başbakan gibi düşünürler. Melekleri de onun bakanları. Peygamberi de onun emrini bize ulaştıran postacı gibi bilirler. Diğerlerini de vatandaş. Kendilerini de muhalefet partisi gibi. Komik değil mi? İnan aynen böyle.

890) Halkın davranışlarına bakıp, “İslam’da kul hakkı budur işte” deme. İslam’dan uzak yaşayana bakıp “budur İslam” sakın ha sakın deme. Yani İslam’ı şahsa gore değil, şahsı İslam’a gore değerlendir. Bu değerlendirmeye de ilk once nefsinden başla.

891) Allah yanlış veya doğru yapmaz. O dilediğini yapar. Bu iki kavram bize göredir. Allah bir fıtrat ve düzen yaratmış ve ölümsüz olan insanın o yaşam fıtratı içinde bir basamak olan cehennemin dünyayı kuşatma safhası ve sonrası cehennemi boyuttan kurtulması için bazı öneriler sunmuştur. Allah’ın önerileri ise, bize farz ile helal ve haram olarak bildirilmiştir. Bu önerileri yapan cennetlere geçer ve istediğini yapar duruma gelir denilmiştir. Yapmayanların ise, cehennem ortamında kalıp eziyetler çekeceği bildirilmiştir. Bunların tümü bize gore olan olgulardır. Allah’a göre ise, sadece yarattıkları vardır. Ve tüm bu kavramlar düşer.

892) Sırf Allah için düşündük tüm münasebetleri bu güne dek. Yürürken bir lütuf dahi ulaşmışsa, Rab’den bildik bu güne dek. Hiç bir iş için el açmadık hiçbir kula bu güne dek. El açtığımızda zaten mahrum döndük bu güne dek. Aynı hataya bir daha düşmemek için gayret ettik bu güne dek. Gözümüz Allah’ta olacak ölüme dek. Gayri düşünceleri terk ettik ölüme dek. Onun için kudret elini gördük bu güne dek. Bizi yanlış anlayan kendine baksın ölümüne dek.

893) Dini tüm simgeler ve şirke girmeyen tüm ata yadigârı değerler mukaddesata girer. Mukaddesatıma uzanan dilin sahibi gözümde sıfır olmuştur.

894) Dünya hayatı bir defa verildi. Kalbin fiziken ölümü ile ruh ebedi ve geri dönülmez hayata geçiş yapar. Buradaki bir yanış kat kat katlanarak sonsuza dek sürecek. Tekâmülün yolu ise ebeden kapanacaktır.

895) Gecenin sessizliği, dünyanın insansız halini anımsatıyor. Dünya sadece bizim için var olmamıştır. Biz kendimizi dünyada bulmuşuz. Kendini içinde bulduğun yerin doğasıyla uyum sağlamak zorundasın. Yoksa o doğanın doğal sakinleriyle uyumsuzluk yaşarsın da, içinde var olduğun doğanın kıvrımları arasında ezilirsin.

896) AVM koridorlarında Deccal’ın sahte cennet sofraları fark edilir… Dikkat ettiyseniz, oralarda, ruhani baskılama sıfırlamaya yakın oluyor. Hipnoz müzik ve ışıkları cabası… Ya var ya… Mahalle bakkaliyesi en güzel olandır. İhtiyacını al ve çık…

897) Allah’ın dostları lekesiz şeffaf cam gibidirler. Sessiz ve sözsüz… Cam şeffaf ve tertemiz olunca yok mu oluyor? Hayır, cam orada kapı gibi duruyor. Ama renksiz ve pürüzsüz… Ondan güneş ışını orijinal olarak yansıyor. Allah’ın bizdeki güneşi Kur’andır. Eğer Kur‘an bizden, bizim nefsi şeklimiz bulaşmadan âleme yansıyorsa, onun dostu olmaya doğru adım atmışız demektir.

898) Allah dostları ne demek? Allah dostlarının ne demek olduğunu bilmek için, önce Allah’ı iyice bilmek gerekir. Ehad olan, Samed olan, doğmayan ve doğurmayan, misli, dengi, benzeri olmadan bir-tek olanın dostu nasıl olunur?

899) Allah dostları kesinlikle gizlidirler. Allah dostlarına götüren “görünen kullar” sadece birer basamaktırlar. Her toplumun düşüncesine bürünüp onlardan gözükerek bir şeyler verirler. Yoksa ulaşılamazdılar.

900) Allah dostları O’nun perdesi altında gizlenmişlerdir. Görünenler ise, gizlenenleri tanıtmak içindir. Görünene takılıp gizlenenden mahrum kalana yazık olur.

901) Dostla mesafenin kısalacağı anı hasretle beklerim. Dostla oturup sessiz ve sözsüz sohbet etmeyi özlemle beklerim. Dostla bir bakıp daha yüksek nurla nazar etmeyi heyecanla beklerim. Dostla A’la illiyyinde buluşup birlikte salata durmayı umarım.

902) Nasıl ki dünya hayatımız için aklı kullanıyoruz da kimse bizi kandırmasın diye ince eleyip sık dokuyoruz, işte aynı hassasiyeti ölüm ötesi için de göstermek zorundayız ki, aldatılmış olmayalım.

903) Özellikle dikkatleri üzerine çekmek isteyen, farkında olmadan kendini ateşe atıyor. Dikkat çekici dediğimiz şeyde, zaten burada kişisel şuur kendisini herkese tam açar. Çok tehlikeli bir durumdur. Düşünsenize, kişisel şuur zihnen der ki, ben tüm kişisel şuurlardan üzerime dikkatleri çekeceğim. Burada da bir sır daha var ki, insanın hangi konuda dikkat çekilmek istediğidir.

904) Diyelim ki evden çıktınız ve işe gidiyorsunuz… Deseniz ki; ben bu gün işyerinde sadece işim için ne gerekliyse onu yapacağım. Bunun dışında herhangi bir kişiyle herhangi bir alış veriş yapmayacağım. İşte bu durumda, kişisel şuurumuz otomatik olarak kendisini kitler ve iş gereği olan ihtiyacından başka, herhangi bir şeyi iş arkadaşlarından almaz. Ama siz kişisel şuurunuza sınır çizmeden işe giderseniz, her gördüğü kişiden etkilenir. Öylece mutsuzluk yüklenerek akşamlar.

905) Deseniz ki, ben şu şahısla sadece şu konuda birlikte olacağım. Bu durumda kişisel şuurumuz sadece o konuda o kişiyle alış veriş eder. Ama siz sınır bırakmazsanız kişisel şuurunuz bilinçaltınızı devreye alarak, tümüyle onun alt bilinciyle iletişime geçer. İstenmedik bir sürü bilgiyi belleğine akıtıp, senin belleğini çöplüğe dönüştürür. O yüzden yapılan her işe niyet son derece önemlidir. Niyet; kişisel şuurun bir işe odaklanması için, en hayati meseledir.

906) İnsan biriyle konuştuğunda veya birini düşündüğünde ikisinin “kişisel şuur odak merkez”leri, farkında olmadan alış veriş yaparlar. Tabi ki her insan, elinden geldiği kadarı ile mesuldür. Eğer ki, kişinin niyeti günah yüklü kişiyle, sadece ihtiyaç kadar beraberlik ise, kişisel odak noktası kendisini korumaya alır ve ihtiyacı dışındaki verileri görmezden gelir. İnsanın “kişisel şuur odak merkez”i değişik bir şey, çözmek ve ona göre hareket etmek gerekir ki, olumsuz hallerden etkilenmeyelim. Ya çözelim veya çözenlere kulak verelim ki, önümüzdeki görünmez olan gedikler aşılsın.

907) Tüm mesele iradenin sahibi olmandır. Kendini korumaya al ve gereksiz olan dış etkilerden korun.

908) Danışıklı dövüşteki her iki horozda oyuncudur. Danışıklı dövüş ile yapılan dövüş sonrası birilerini kahraman ilan edip diğerini küçümseyip öylece yol aldıranlar, her iki tarafı oynatan senaristlerdir. Ödülü ise senaristler alır. Oyuncular ise az bir yemle yetinir.

909) Döngü döner de durur. Özün özü bambaşka bir şeydir de denilebilir. Ötesine geçeyim dersen en fazla miraç oluşur. Buna kabıkavseyn denilmiştir. Her hal ve şartta sen varsın ki, zaten senin mutlak olana nazaran hayali de olsa, var olman bir zorunluluktur. Tüm mesele şu ki, gizli hazine seyir edilsin.

910) Bu dünyanın tüm gözde harikaları dahi cennete göre ne ki? Burayı oraya tercih etmek akıl kârı değildir. Zira burası zamansal bir zevk alanı iken, sonsuzluk zevki ise, zamansız bir zevk halidir. Sonlu sonsuzun yanında anılır bile değildir.

911) Her devrin bir üstadı elbette olur. Yaşarken pek tanınmazlar. Göçtüklerinde ise, boşluk hissedilir. Onlar hayattayken onları tanıyıp yardımcı olanlar parlamaya başlarlar. Onlara köstek olanlar ise hayıflanıp, keşke onların yanında yer alsaydık derler. Bu Allah’ın yarattığı fıtratın değişmez bir yasasıdır.

912) Birisi hakkında karar verdiğimizde; etine, buduna, üstündeki elbiseye hatta konuştuğu cümleye göre olmasın. Yanılırız… Ve ondan mahrum kalırız… Çünkü Allah dostları gizlidirler.

913) Allah’ın dinine göre yaşayıp, yaşadığımız güzellikleri insanlara ulaştırdığımızda dünya siyaseti asla karışmamalıdır. Yani yaşantımızdaki alanı siyaset değil, öz değerlerimiz ortaya koymalıdır. Çünkü dünya siyaseti gelip geçici iken, Allah’ın yolu mutlak olarak ebedidir.

914) Duyduklarımızla konuşursak, dedikodu yapmış oluruz. Üretici olursak, Rahim tecellisine şahit oluruz.

915) İçimizi kemiren bir şey varsa (vesvese değil) doğruyu bulmamışız demektir.

916) Hayatını yalan üzerine inşa edenden dost olamaz. Çünkü Allah katında yalancı diye yazılmıştır. Yeri gelince seni de satar.

917) En yakının olan akrabana maddi veya manevi kıyarsan, Allah da sana kıyar ve duanı elbette geri çevirir.

918) Duanı kesen kuvve, nefsini yakın akrabana tercih etmendir.

919) Nefsinin gözünde tatlı ise, senin kalbin için zehirdir.

920) Dua yükselir ve hedefe kilitlenir, derken kırdığın kalbin sesi önüne geçer ve duanı keser.

921) Eğer ki seninse tüm dünyalar, verip de maksadına ulaşmak isterken, bir dua ile maksadın çözülmek üzereyken, menziline ulaşmak için hedefini bulurken, ezdiğin gönülden yükselen ah, duanın önüne geçer ve duanı yüzüne iade eder.

922) Maksadına ulaşmak için hakka riayet et, yoksa mahrum kalırsın.

923) Ah şu dua… İnanmıyorsan bu kısa kısa mektuplara, işte o zaman sabreyle ve sonuna bak… İşte o zaman da işten geçmiş olacak.

924) Anlık kazandım diye sakın kendini sağlama aldım deme, bir Ah sonucu belirsiz bir yangın vurur da, tümünü senden talan eder. Ahlar ise boynunda kalarak senin sırtının yükü olacaktır.

925) Uzağındakinin lakırdısı ile sakın yakının hakkını talan etme, yoksa hayatın yalan olur.

926) “Bir”in bütün sayıların mertebelerine sirayet etmesi gibi, “Elif” harfi de bütün harflerin mahreçlerine sirayet eder. Aslında her “var”lık Allah’ın kelamının birer kelimelerini oluşturur. Aynı “Elif”, Allah ismi şerifin de ilk harfidir. Aynı “Elif” Allah ismi şerifin tam ortasında yer alan ikinci Lam’ın üzerinde gizli olarak yazılıdır ve Lam harfini çeker. ilk surede “Elif” ile başlar. Evet, tüm var’lıklar “Elif” ile ayaktadır. “Salât/namazın” kıyamı da “Elif” gibi dimdik ayakta olur.

927) Elif HU’ya işaretmiş. Asla açılamayan hazineymiş. Sonra Lam ve Mim ile hayatta sahip olduğu özelliklerle nakşı yayılıyormuş. Seyre dalan, bunu hayretle seyredermiş.

928) “Elif “ا” Zatı temsil eder. Hiçbir zaman kendinden sonra gelen harf ile birleşmez. Şemsi dediğimiz harflerden önce gelirse, arada gelen Lam “ل” harfini yok eder, direk Şemsi harfe vurulur. Ve başı her zaman eğiktir. Başı eğik olanlar, zata doğru yönelip masivadan arınmak isteyenlerdir.

929) Ene’nin (انا) sonunda yazılı olup ama okunmayıp gizlenen elif gibi olduğumuzu hissettiğimizde, bizden fışkıran rahmete şahit olacağız.

930) Size uzanan rahmet elini kırmayın, yoksun olursunuz. Öğretici olan kişi, en çok neye acır bilir misiniz? Hasretle yönelip yetişmesi için çaba harcadığı kişinin, kendisine gösterilen istikameti terk etmesidir. Dersini terk edip yüzeyle tatmin olmasıdır. Hatta eskiye dönmemek adına, mana kokan dost sözlere sırt çevirmesidir. İşte bu durum eğitimciyi acıtıyor.

931) Edebi ol ve gönlünün sesine kulak ver. Edebi yazılar edeple bakandan doğar, hem okudukça hafızanda yeni manalar doğar. Edeple bakmayanın yazısı insanı boğar. Okundukça insanı darlığa sokar.

932) Rahman, rahmetiyle her sabah güneşi üstümüze salar, bulutlar renklenir ve kuşlar cıvıldaşır hürmetimize. Rahim yaratışa devam eder ve dünyayı verir hizmetimize. Bizde ona dönelim, kalmayalım kendi kendimize…

933) Ey nefsim… Hep veren el ol. İnsana insan olduğu için yaklaş. İman ehline hem insan, hem de iman ehli diye daha fazla yaklaş. Hep veren el ol, asla sömürücü olma. Yoksa Allah’ın azabı çok çetin olarak seni bulacaktır.

934) Esma-i hüsna zikirlerini EBCED hesabıyla hesaplayıp adet vermek ve o adetlerde okumak çok büyük hatadır. Bu işler kafaya göre olmaz. Olayın hakikatine eren birini takip etmek ve kesinlikle uygulamanın dışına çıkmamak üzere çalışmalar yapmak şarttır. Yoksa kişi, kendisini nari katmanın hafifliğine kaptırır ve oradan kurtulması artık çok zor bir şekil alır.

935) Bizdeki her şey elimize verilen Allah’ın emaneti… Sevmez Allah emanete hiyaneti. Değerlendir istendiği gibi, bul hidayeti. Karşılığında yaşa hilafeti…

936) Elbette her kişi kendine göre haklı, çünkü kendinden bakar. Lakin empati yapınca, her kişiyi kendi gibi görüp sıkıca sarılır. Nefsinin sarsılmasından da kurtulur. Zira nefis, her zaman kendinden bakar. Empati yapınca, gene de kendinden bakacağı için, artık nefsi sukut eder.

937) Dışarıdan besleniriz ama içeriden gelişiriz. Esma zikri ile kişi, bilinç dünyasının nakşındaki dokuma ayarlarını değiştirir.

938) Şöyle ol böyle ol. Aşk, bilgi, ilim ve diğer kavramlar. Hepsi temennide kalıyor. Maalesef… Peki, bu kavramlar bizde nasıl hayat bulacak? Tek çözüm ZİKİR’dir. Esma zikirleri ve esma zikirlerine zemin hazırlayan Kur’andan ayet zikirleri. Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizden bize ulaşan dua ve salâvatlar. Kendimiz için çalışmamız lâzım…

939) Bakın ecdada… Tarih boyunca tek baş ile yönetilmişlerdir. İki baş bir gövdeye ağır gelir. Bakın iki başlı doğan bebeklere ve ibret alın.

940) İnsanda her türlü inanç sistemi mevcuttur. Her türlü inançta kişiyi Allah’a götürür. Çünkü onun esma kuvvelerinin bir tutam nurunun içeriği üzerine, farklı farklı baskılarla oluşturduğu dokuma nakşının dışında, başka da bir şey yoktur. İnsanda o kuvvelerle oluşmuştur. Allah’a giderken de nimete erenler gibi gitmek vardır. Külfete batan gibi gitmekte vardır. Fatiha suresini okurken, nimete erenlerin inanç sistemini isteriz.

941) Allah hakkında bildiğimiz onun tüm esması karakuşi rastgele bırakılan bir harf yığını değildir. Her biri mikro âlem olan bizim şuur dünyamızla makro âlem olan Rahman’ın yaratımı arasında birer şifredir. Çünkü bizi oluşturan şuur dünyamız dahi Rahman’dan bir hüzmedir ve tam yansıtıcıdır. Ve salt bilinç ile senkronize aracıdır.

942) Allah’ın isimleri kutsaldır ve dokunulamaz… Çünkü Her birimiz Allah esmaları diye bildiğimiz Esma-i Hüsna’nın manalarının bir tutam nur üzerinde oluşturdukları bileşim olarak şekillenip var olduk ve buna dokunulamaz. İşte insanı ilgilendiren mutlak kader budur. Muallâk kader ise, terkibiyetimizi değiştirme isteğimizdir. Ama isteğimize göre bizde yaratım oluşturan Allah’tır. Mesuliyet ise, isteğimizi Allah’ın razı olduğu yönde yapmaktır. Zira fıtratın tersine de istekte bulunma kabiliyetimiz mevcuttur ve bu kabiliyeti de yaratan, gene Allah’tır.

943) Erkek görevini yaparsa, kadın hayli hayli yapar. Erkek dikte eder sonra der ki; kadın görevini yapmıyor.

944) “Er”liğin dişilik veya erkeklikle alakası yoktur. Aklını kullanan “er”dir. Diğerleri ise duygusunun mahkûmudur. Akli dengeden uzak olan duygu ise, gerçekte olmayan birçok unsuru ürettikçe üretir ve kişiyi reel olmanın ötesine atar.

945) Herkes yapıyor bende yapayım mantığı çok kirli bir düşüncedir. Kişinin helakine sebep olur. Herkes yapıyor değil, er kişinin yaptığını kendine düstur edin. Öylece er ol ve orduyu ayakta tut.

946) Dikkat edelim emmareyi yenelim. İnsan iradesine göre, cinlerin iradesi ne ki? Oyunlarına kanmayalım.

947) Her fert kendine göre eğitim alırsa müthiş bir sıçrama olur. Bunun için ilkokul herkese eşit verilmelidir. Burada güzel bir edep yani eğitim ile çocuğun ruh âlemi kuşatılmalıdır. İlkokulda ikinci sırada ise, okuma yazma gibi temel öğretim olmalıdır. Fertlerin kabiliyetleri ortaokulda tespit edilip bu tespite göre liseye atanmalıdır. Liseden sonra kişi işine atanmalıdır. Üniversite ise, kendi meslek grubunda ihtisas için okunmalıdır. Böylece bilim ve ilime eriş. Hem işsizlik ve yoksulluğun önüne geç.

948) Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz, kadın erkek ayırımını kaldırıp peyderpey yerleştirmeye çalıştığı insani değerlerden olan kadın erkek eşitliğini, Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz vefatından sonra erkekler tekrar, kadınlara İslam’ı yanlış yorumlayarak, İslam kisvesi altında ayrım yapmaya başladılar. Bazısı kesin yasak edilen mut’a nikâhı ile kadını alıp satmaya başladı. Bazısı kadın yazıp okuyamaz deyip okullardan uzak etmeye başladı. Bazısı kadın camiye gidemez deyip camiden uzaklaştırdı. Bazısı kadın stres atmak içindir deyip canı sıkılınca kadınını sövdü ve dövdü. Hâlâ da ben Müslüman’ım deyip kadını ikinci sınıf görenler hayli çoktur. Bu arada ipini koparıp kocasına zulüm eden kadınların da olduğunu duyarız ve üzülürüz. Ya hu bu iki günlük dünyayı kardeşce yaşamak o kadar da mı zor?

949) Kâbe Allah ‘ın evidir. Kalb de Allah’ın evidir. İki kelimenin fark harfleri “e” “l” Birleştir “el”. Yani Allah’ın evine ulaşmak senin elinde…

950) Her duyduğunu hemen kabul etme, araştır… Eğer Kur’an ve sünnete ters ise, bir kenara bırak… Eğer uyumlu ise, al… Lakin fiiliyatta söylediğinin tersi olarak davranıp kendisini dokunulmaz sanandan da hızlıca uzaklaş. Çünkü o egosuna yenik düşmüştür. O iletişim alanı, ancak seni de kendi gibi yapmak olacaktır.

951) Ermiş denilip halka hulkiyetini gizleyerek riyasını pazarlayan kişinin ayağına basılınca, öz hulkiyeti apaçık ortaya çıkar. İşte o anda kişi mırıldanır… Meğer ki, tüm kerameti ayağına basılana kadarmış. Pazarladığı ilmi ise kendi yaşamı sanıp, öylece kendisine aldananlara yazık oldu.

952) Ey kardeşim, dengini bulunca hiç uzatma, dünyalık hiçbir şey araya katma… Hemen evlen ki şeytan zihnini bulandırmasın. Uyan ve bak… Allah’ı en iyi tanıyan peygamberler bile evlenmişlerdir. Allah’a ermek için bekârlık güzel olsaydı, hiç önerir miydi? Sonsuz mutluluğa ermek için evlilik büyük bir anahtardır. Evlilik ile gönüller bir olup hakka rücu eder. Ben bekâr kalayım da Allah’ım için daha çok çalışırım deme. Unutma ki tek elin nesi var, iki elin sesi var.

953) Esma-i Hüsna’dan her bir ismin zikri, o ismin manasının aslına duyulan özlemindendir. Sonu hiçliktir ki, sonucu o mananın tüm dehşetiyle beka âleminde kişiliğini süslemesidir.

954) Ezeli sırlar ile ebedi sırları bilmek boynu aşar. Muammayı bilmek ise, muammayla muamma olana aittir.

955) Toprağın malı olan et kemik bedeni, toprak mahsulleri ile şımartıp mübarek ruhu peşine takarsak, emanete hıyanet etmiş oluruz. Kullandığımız et kemik beden bizim kendi malımız değildir. O emanettir ve toprağa verilecektir. Emanete hıyanet eden kınanmıştır.

956) Ecdad; örnek, misal, masal, hikâye vb. ile bir çok hayatın sırrını aktardı. Günümüzde TV tümünü yok etti. Manamız uçup gitti. Acaba bu masal ile ecdadın bize vermek istediği tema neymiş…

957) Edep olmadan konuşanın tüm ilmi boşa giden bir hevestir.

958) Saygı, sevgi ve edep olmadan tüm öğrenilenler, çarpım tablosunu ezberden öteye geçmez.

959) Edep olmayan gönle hilm giremez.

960) Edep olmadan binlerce kitap oku, ne yazar… Kitap yüklü merkep gibi…

961) Edep irfan bilmez, hem büyük küçük tanımaz kişiden hiçbir hayır gelmez.

962) Enerji maddeyi kullanıp, yol yordam edinip, ısıtıp soğuttuğu halde, maddi hesaplara göre ağırlığı ve kütlesi yoktur. Ruhu da öyle kıyas eyle…

963) Eskinin tekrarı kişiyi boğar. Zaten kişi eskiden aldığını almış ve eskiyi geldiği şana iade etmiştir. Onun için eskimeyen yazılar, kitaplarda cem olunur. Eskiyen yazılar ise, gazete yapraklarında günlük yazılıp ertesi gün geri dönüşüm kutusuna atılır. Artık bugün şunu öğrendim, şu konuda ufkumun açılmasına yardımcı olundu, diyebileceğimiz birileri delildir bize. Yepyeni algılamalarla yepyeni bir şeyler sunanlar olmalı. İşte esas deha olanlar onlar olup, onlar müceddidtirler. Yoksa “dün dünde kaldı, bu gün yeni şeyler söylemek lazım” denir miydi? Her an yeni şan, işte yeni şanı yakalayanı rahmetiyle kuşatır Rahman.

964) Emin belde olan gönül, Allah’ın evi… Kabe de hakeza… Oradaki kullar Allah’ın misafiri… Tüm dilekleri hâsıl ola… Kalpleri hak yolunda bir ola…

965) Alfa beta gama vb. enerji takviyesi göndereceğiz ve sizi mutlu edeceğiz diyenlere; gülümseyin, selam verin ve geçin.

966) Enfüsi fetihte derinleşmek için danıştığın yol arkadaşları çok önemlidir. Enfüsi Fetih terk edildiğinde, afakî fetihte kaybedilir. Çünkü Fetih içerden dışarıya doğru yapılır.

967) Evliyanın sukutundan istifade edemeyen; konuşmasından hiç istifade etmez.
968) Etraf ne der diye bir kaygı varsa, demek ki yaptığın eylemde bir sakatlık vardır. Zira hak ehli baş köşededir.

969) Ezel her an ezeldir. Ebed her an ebedtir. Bunu anlamak için hakkıyla Allah demek gerek. Allah’ı tanımak için de, Allah’ın zati ve subuti sıfatlarını iyice anlamak gerekir. Yoksa hayalde ezel ve ebed arayarak günlerimizi tüketiriz.

970) “Emaneti yüklenen insan cahildi” olayı, bilmediği için yüklendi değil, yüklenilen oluşun farkında değildir anlamındadır.

971) Esma zikirleri ile letaifler çalışacağı için, zaten direk gerekli temizlik ve kalbi nurlandırma yaptığı için, nefsi emmarenin tutunacağı bir yer kalmaz. Direk ehlileşir.

972) Esma mana terkibi azaba yatkın olanlardan birini tefekkür etmen, seni onun mana burukluğuna hapseder. Öylece ona benzemeye başlarsın. Sen sadık olan hak kulları ile birlikte kal. İşte senin için esas faydalı olan murakabe hali budur.

973) Et kemik bedenin sonu hazindir. Toprakta eriyip gidecektir. Lakin eriyen mumdan ibret al. Ondan bir nefes al. Kibriti çaktın mı fitiline, emirle dersin ki; fenaya yol al. Mum gibi erimeyen, doğasıyla bütünleşir mi? Suyu toprağa… Ateşi havaya karışır mı? Öz nuru mutlak olarak zuhur eder mi?

974) “Sen ilaha mı döndün” dedi ergen… “Hayır, ilah bana döndü”, öylece teşbihten kurtardı; dedi “gözlemlenen sergen”…

975) Et kemik bedene götürüp öze yönelmekten mahrum eden her şey senin düşmanındır. Dikkat et ve sakın…

976) Ete kemiğe büründüm bilmem kim olarak göründüm olayı; Allah’ın esma tecellisinin nakşının bireydeki dokumasının seyri itibarıyladır. Unutma ki; Allah münezzehtir.

977) El ver Muhammede (sav). Çünkü Muhammed (sav) lideridir âlemin. Yolu onunla tanıttı rabbul âlemin. Ona el ver ol emin. Onun elidir yed-ul emin. Başka arama bir el. Kaybedersin tutamaz seni bir el. Sıkı tutun onun elidir haktan uzanan el. Hakkın elidir onun elinin üstündeki el.

978) Fırından ekmek almak istediğinizde, kesinlikle orada ekmeğin pişirildiğini ve ekmeğin olduğunu, kalben ve aklen tespit ve tasdik ettiğiniz için, şüphesiz bir şekilde yönelip ekmeği alırsınız. İşte lazım olan şeye şüphesiz yöneldiğimizde, istediğimizi ekmek alır gibi alırız. İşte dua ve duaya ulaşım da bunun gibidir. Şeksiz ve şüphesiz olmalıdır.

979) Ehlibeytin mal mülkle elbette alakası yoktur. Hatta zekât dahi onlara verilemez. Onlar istediler ki mal mülk İslam için harcansın. Onlar istedi ki ekonomiden tüm insanlar eşit olarak faydalansın. Hak hukuk yerini bulup Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin çizgisi devam etsin. Ehlibeyt, Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin emaneti idi. Maalesef unutup o büyük nurdan mahrum kaldık. Nefsi emmarenin kölesi olarak mücadele verenler ise, o gün bugündür ortalığı karıştırmaya devam ediyorlar. Ve dünyanın dört bir yanında kan akmaya devam ediyor. Bu zulüm kıyamete dek süreceğe benziyor. Ama kıyamette hesap ağır olacak ve hak en ince teferruatına kadar yerini bulacaktır.

980) Ef’al sonucu kesrette gözünü açan bizler… Her birimiz ayrı ayrı sanal benlik sahibi olan bireyleriz. Onun için de hak hukuk söz konusu olur.

981) Evliyalığı uçup kaçmakta arar garibim. Olmayınca da psikolojisi bozulur niye uçmadım der durur. Baksana 124 bin peygambere… Uçup kaçan var mı? Eşrefi mahlûk sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz bile, hicret ederken, bin bir zorlukla deve üzerinde hicret etti. Oysaki tek bir nefesle gidebilirdi….

982) Ecdadına gülüp gerici veya cahil diyen kadar echel biri olamaz.

983) Bil ki, onun emri olmadan ağaçtan yaprak bile düşm,ez. Emrin saati gelince ise, bir milim şaşmaz. Hiçbir şey O’nun emrinden kaçmaz. Duydum itaat ettim demekle de, huzurun kaçmaz.

984) Evrim vardır diyen hata eder. Allah her varlığı emsalsiz ve sıfırdan var eylemiştir. Hiçbir balık hindiye dönüşmez.

985) Bedenen evrim vardır diyen hata eder. Bedenen evrim yoktur, ama şuuren evrim vardır. Hiçbir kedi horoza dönüşmez.

986) Evrim yoktur. Çünkü tüm canlıları birbirinden mutasyonla var edildiğini düşünelim. Peki, ilk varlık hücresi gökten mi indi? İlk hücreyi sıfırdan yaratıp ilk canlıyı yaratan, sonra diğer canlıları ondan türeten olarak anlaşılan evrim, acaba ilk hücreyi nereden getirdiler. İnsan hücresi ile hayvan hücresi aynı mıdır ki birbirinden türemiş olsunlar. Velhasıl… Kimse kimseden türememiştir. Ve varlık sıfırdan ilk ve numunesiz olarak Allah tarafından var edilmiştir. Bu gericilik değil, en ilericiliktir…

987) Fikren, insanlığını unutan ve sureten insan olup bilinç olarak hayvan gibi yaşayan kişiler, ciddi bir çalışma ile tekrar insani şuura dönüşür… Onun için dikkat et! Şuursal olarak evrim vardır, ama bedensel olarak evrim yoktur.

988) Et kemik bedenin heveslerini kendisine ait zanneden nefis, İslam’ın çöpe attığını çöpten çıkarır da kemirir. Halbuki çöpü it karıştırır da kemik arar.

989) Sarardı yapraklar sonbahar geldi diyerek… İnsanlar ibret almadı nefsi ona direterek… Et kemik bedenle gözümü açtım diyerek… Bir yıl daha da gitti ömürden görmeyerek…

990) Asıl eşiniz; “yatağını değil düşüncesini paylaştığınızdır” düşüncesi, kişiyi şeytanın yolunda yuvarlatan ana eksendir. Öyle düşünen veya yazan kişiden hızlıca uzaklaşın. Çünkü bu düşünce, şeytana kapı açan en büyük anahtardır. Öylece zinaya kapı açılır ve ahlaki çöküntü ile kişi, bedensel girdaplarda kaybolup gider.

991) Kocam benim kölem olsun diyenlere denildi ki; sen kocanın cariyesi ol ki, kocan da sana köle olsun.

992) Erkek dağdır. Kadın onun karıdır. Kar dağını bulunca, artık neye geveleyip dursun.

993) En iyi insan eşine en iyi davranandır. En kötü insan eşine şiddet uygulayandır. Kadın veya erkek…

994) Eşine hor bakan ve eşini döven kişi, yaşlandığında tek kalır. Bu ona verilen dünyevi cezadır. Uhrevi kayıpların ise haddi ve hesabı yoktur.

995) İmansız olan ezoterizm ustalarını sakın kimse okumasın… Sihir eder ve bilincine bilincini akseder… Şeytan ruhunda raks eder… Dergâhı ilahide huzuru kaybeder.

996) Emin olmayan zaten mü’min olamaz. Emin olup emniyet dağıtmak, birinci özelliğimiz olmalıdır. Unutmayalım ki Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin ilk sıfatı “emin” sıfatıdır.

997) “Sen Resulullahın (sav) torunusun, al malımı istediğin fiyattan. İstersen para verme” diyen Tüccara; “ticaretime dedem Muhammedi (sav) karıştırmam ve malını da almıyorum” diyerek oradan ayrılmış Hz. Hasan. İşte ehli beytin İslam ahlakı budur. İslam nasıl yaşanılır denildiğinde, ehli beyti gösterin.

998) En ebleh olarak görülen kişinin bile bir hayat hikâyesi vardır. Onun için kimseyi dışlamadan her ferdi kendi açısından haklı group, sende haklısın dersen Nasreddin Hoca misali, hiç kavga olmadan herkes yoluna devam eder. Çünkü her varlık öz cevherini ve varlığını rububiyet alanından alır ve kendi öz kuvvelerine göre her zaman haklıdır. Birine göre haksız olan başkasına göre haklı olduğuna çoğu defa hepimiz şahit olmuşuz. İşte bu önemli itikadi konuyu İslam âlemi terk etti edeli, içindeki savaşlar bitmedi. Kimse kimseyle dost olmanın yolunu bulamadı. Aynı evi paylaşan kardeşler dahi dost olamadı. Oysa Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz, ayrı belde sakinleri olan Ensar ile Muhaciri bir eylemişti. İşte ne acı ki, karşısındakinin iki lafına tahammül edemeyenler, kendilerini Muhammedi ilan ederler.

999) Seni esir edenden uzaklaş. Sadece hakka yanaş. Rabbin yolunda yol arkadaşı olana kayıtsız ve şartsız yaklaş. Öylece yüksel hakka yavaş yavaş…

1000) Eşek o eşektir ki aynı bataklığa ikinci kez asla girmez. Demek giren, eşekten daha çok eşektir.