71) İSLAMA GÖRE EVLENME YAŞI

İslam akıl ve mantıkla özdeştir ve asla mantıksızlık içermez. Büyüklerimiz evlenebilir yaşı olarak kız için 9, erkek için 12 olarak demedi. İftira atarak hiç kimse hiçbir yere ulaşamaz. 9 yaş, kız çocuğu için adet görebilme en alt yaş sınırıdır. Özellikle sıcak toplumlarda bu yaşta kız çocuğunun adete başlama yaşı olarak görüldüğü olmuştur.

Eğer kız çocuğu 9 yaşında iken adet görmeye başlarsa, üzerinde ef‘âl-i mükellefin farz olur. Bakın, İmam-ı Âzam’ın, İmam Şâfiî’nin, İmam Hanbel’in veya İmam Mâlik’in eserlerine… Dört büyük âlim aynı anda hata edemez ve Kur’an ile sünnetten o şekilde hüküm çıkarmışlardır. Erkek çocuk için ise en alt yaş 12 olarak tespit edilmiştir. Eğer erkek çocuk 12 yaşında sperm üretmeye başlarsa, ef‘âl-i mükellefin üzerine farz olur.

Evlenme yaşı ise, en alt sınır olarak toplumsal örf adet ve gereksinimler hem içinde bulunulan genel döngüler düşünülmüştür. Lakin bizim için en büyük örneğimiz peygamberimizdir. Zira Hz. Âişe annemiz, Resûlullah Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz ile en az 18 yaşlarında iken evlenmiştir. O dönemde Araplar kız çocuklarının yaşlarını adet olduktan sonra saymaya başlıyorlardı. Adet olmayana kadar insan yerine koymuyor, isteyen kız çocuğunu adet olmadan önce öldürebiliyor, hatta bazıları daha ileri giderek diri diri toprağa gömüyordu. Ancak adet olduktan sonra kız çocuğu artık hayata adım atmış oluyor ve babalar da onu öldüremiyorlardı.

İşte Hz. Âişe annemiz, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz ile evlendiğinde 9 yılı buluğ çağına ermişti. Yani adet görme yaşı olarak asgari 9 yaşı sayarsanız, 9 + 9 = 18 yaş eder. Dolayısıyla Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz Hz. Âişe annemizle evliliğinde de bize örnek olmuştur. Kız çocuğunun buluğu üzerinden 9 yıl geçmeden evlenilmemesi gerektiğini bilfiil uygulayarak bizlere öğretmiştir. Salât ve selâm O’nun üzerine olsun…

Burada önemli olan, İslam’ın asla akıldan ve hikmetten bağımsız hükümler getirmediğini kavramamızdır. Rabbimiz buyurur: “Biz insanı en güzel biçimde yarattık. Sonra onu aşağıların aşağısına indirdik. Ancak iman edenler ve salih amel işleyenler müstesna…” (Tîn, 95/4-6). Bu ayet bize insanın değerini ve şerefini hatırlatır. Çocukların erken yaşta evliliğe zorlanması, bu şerefin hiçe sayılmasıdır.

Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz buyurmuştur: “Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır.” (Tirmizî, Menâkıb 63). O halde evlilik yaşı meselesinde de asıl ölçümüz, aileye ve nesle hayır getirecek olan hikmetli yaş sınırıdır.

Unutmayalım ki, evlilik bir oyun değil, iki kalbin Allah adına birleşmesidir. Bu yüzden akıl, beden ve ruh olgunluğuna erişmeden evlilikten söz etmek İslam’ın hikmetli dengesine aykırıdır. Rabbimiz buyurur: “Yetimleri nikâh çağına erinceye kadar deneyin; eğer onlarda olgunluk görürseniz mallarını kendilerine verin…” (Nisâ, 4/6). Bu ayet de, nikâh için olgunluk şartını açıkça ortaya koyar.

Velhasıl, evlenme yaşı yalnızca biyolojik bir mesele değildir; aklî, ruhî ve sosyal olgunluğu da içinde barındırır. Bizler de bu meselede hem Resûlullah’ın örnekliğini hem de Kur’an’ın işaretlerini esas alarak hareket etmeliyiz. Din bezirgânlarına ve din düşmanlarına eman vermemeliyiz. Yoksa yazık ederiz.

Yorum yapın