17) BENCİLLİK BENLİĞİN PUTU

Ey nefsinin iddiasına aldanan, kendini var sanan aziz insan…

Düşün bir an: Hangi nefes senin, hangi akış senin kontrolünde? Kalbinin atışı mı, gözünün görmesi mi senin mülkündedir? Her şeyin sahibi olan Allah, seni yokluktan varlığa çıkardı, sana benlik verdi; ama o benliği senin üstüne ilah yapmadı.

Gel, nefsine sor: “Sen misin rızık veren, sen misin hükmeden?” Cevap veremez… Çünkü nefsin acizdir, mahluktur; ama sen onu büyüttükçe büyütür, ona secde eder hâle gelirsin. İşte bu, en gizli ve en yıkıcı şirk kapısıdır.

Unutma ki, “Nefsini bilen Rabbini bilir.” hadîs-i şerifiyle hakikate işaret eden Efendimiz (s.a.v.), bize benlik duvarlarını aşmayı öğretmiştir. Nefsini aradan çıkar ki Rabbin aradan çıkmasın.

Ve şimdi, sözü sana bırakmadan önce, derin bir hikmetle yazılmış olan aşağıdaki metni, kalbinle oku…

Bencil, yani “ben”in cisi; yani benliğini il edinen, kendini ilahlaştıran… Kibir de mana olarak bu kökene dayanır. Kişinin kendini müstağni, yani ihtiyaçsız görmesi de bu anlayışın bir tezahürüdür. Hâlbuki ihtiyaçsız olan sadece Allah’tır. “Ey insanlar! Siz Allah’a muhtaçsınız; Allah ise Ganî’dir (hiçbir şeye muhtaç olmayan), Hamîd’dir (övgüye layık olandır).” (Fâtır, 35/15)

Bu kibir hâlinin de elbette dereceleri vardır: İlahlık kademesi, rablık kademesi, meliklik kademesi… Hepsi de şirktir. “İlahlık” kademesi, kişinin kendi nefsini ilah yerine koymasıdır. “Rablık” kademesi, kendini terbiye edici ve yönlendirici olarak görmesidir. “Meliklik” kademesi ise mutlak egemenlik taslamasıdır. Oysa Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Mülk (egemenlik), o gün yalnızca Allah’ındır.” (Fâtır, 35/26)

Bu üçü de şirk olup, “şirk şirktir; büyüğü küçüğü olmaz.” Kimileri rablık ve meliklik tasavvurlarını gizli şirk sayar; ilahlık şirki ise açık şirktir. Gizli ve açık şirk olur; fakat büyük ve küçük şirk olmaz. Zira ikisi de Allah’ın zatına ortak koşmaktır.

Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Sizler için en çok korktuğum şey gizli şirktir.” Ashab sordu: “Ey Allah’ın Resûlü, gizli şirk nedir?” Buyurdu: “Kişinin, insanların beğenmesi için amel etmesidir.” (İbn Mâce, Zühd, 21)

Mesela, Allah’ın yanı sıra bir başkasına secde etmek, açık şirktir. Bu fiil, hem zahirde hem bâtında Allah’a ortak koşmaktır. Fakat bir kimse Allah’ın hükmü dışında bir hükme isteyerek ve severek boyun eğerse, bu gizli şirktir. Çünkü kalpteki meyil, niyet gizlidir. Allah Teâlâ kalplerdekini bilir: “Şüphesiz ki O, kalplerin özünü bilir.” (Mülk, 67/13)

Ancak bir kimse, zorlandığı için –yani kalbi razı olmadan, tehditle veya zorla– Allah’tan başkasının hükmüne boyun eğerse, bu şirk olmaz. Zira günah, bu durumda zorlayanın boynunadır. Nitekim Yüce Rabbimiz şöyle buyurur: “Kalbi imanla dolu olduğu hâlde zorlanan kimse hariç, kim imanından sonra Allah’ı inkâr ederse, Allah’ın gazabı onların üzerinedir. Onlar için büyük bir azap vardır.” (Nahl, 16/106)

İşte tüm bu farklar, kalpteki niyet ve iradenin tefekkür edilmesiyle anlaşılır. Detaylara daha fazla girmeye gerek yoktur. Tefekkür eden, derinleştikçe hakikate muttali olur. Zira “Tefekkür bir saati, bir yıllık nafile ibadetten hayırlıdır.” (Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, 2/269)

Yorum yapın