192) HER AN YENİDEN YARATILIŞIN SIRRI

İnsanın varlığı bir anlık değildir. Her nefeste yeniden yaratılırız. Bu yaratılış yalnızca bedensel değildir; ruh, dalga beden (enerji beden) ve bilinç düzeyinde de sürekli bir yenilenme hâli yaşanır. Her “an”, bir “ol” emrinin yankısıdır. Kudret-i İlâhi, hiçbir an boşlukta durmaz. Her varlık, her zerre, her nefes yeni bir şan (yeni bir hâl) ile var olur.

Bu yüzden, “ben” dediğimiz şey aslında her an ölüp yeniden dirilendir. Bir düşünce biter, diğeri başlar. Bir hâl sönüp gider, yerine bir başka hâl doğar.
İnsan, bu geçişlerin farkında değildir; çünkü fark eden öz, değişimin dışında kalan sabit bir noktadır.
Ama bazen, geçmiş bir fotoğrafa baktığında içinden bir ses yükselir: “Bu ben miyim?” İşte o an, sabit benliğin değişen varlığı seyredişidir.

Her an yeniden yaratılanın farkına varan kişi, ölümün bir son değil, bir hâlden hâle geçiş olduğunu anlar.
Çünkü “her an ölüm” aslında “her an diriliş”tir. Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in “ölmeden önce ölünüz” buyruğu, işte bu sırrın özüdür. Her nefeste ölüp dirilen insan, artık ölümü bir kayboluş değil, bir dönüş olarak yaşar.

Bedenin tesbihi ve hücrelerin secdesi her an devam eder. Hücrelerimiz bile, kendi içinde bir zikir hâlindedir. Her biri, “Subhânallah” diyerek kendini yeniler. Fakat insanın düşüncesi, bu yenilenmeyi şekillendirir. Bir kimse kendini hasta, kırık, karanlık hissettiğinde, yenilenen hücreler de o hâl üzere gelir. Zira düşünce, yaratılışın kalıbını belirleyen bir kalemdir.

Ama eğer düşünce safsa yani içinde vehim (kuruntu) yoksa işte o zaman ilahî akışa denk düşer. Saf düşünce, Hakk’ın kudretine açılan berrak bir kapıdır. Vehimli düşünce ise, perdedir; yaratılışın nuruna gölge düşürür. Bu yüzden insanın en büyük mücadelesi, dışarıyla değil, kendi zihnindeki karanlıkla olur.

“İçinde vehim olmayan düşünce güçtür.”
Çünkü saf düşünce, varlığın kök sesiyle birleşir. Vehim, o sesi bozar. Bu yüzden saf düşünceye ulaşmak, kalbi temizlemekle mümkündür; zira kalp arındıkça düşünce de saflaşır.

Varlığın şahitliği hakkın nazarına en büyük şahitliktir. Her şeyin özünde, Rabbimizin “kün feyekûn” sırrı yankılanır. O, her an bir iştedir. (Rahmân, 29)
Her varlık, her nefes, her ân O’nun bir “işi”nin tecellîsidir. Bir gülün açması, bir kalbin ürpermesi, bir gözyaşının düşmesi… hepsi yeniden yaratılışın işaretidir.

“O, bir şeyi dilediğinde sadece ‘Ol’ der, o da oluverir.” (Yâsîn, 82) Bu ilahî kelâm, varlığın temelini oluşturur.
Biz ise o “ol” deyişinin yankısında nefes alır, var olur, düşünür, hissederiz.

Kendine dönmek, benliğin sükûtu şeklinde oluşur. Her an yenilenen bu âlemde, değişmeyen tek şey, benliğin ötesindeki “öz”dür. O öz tanımsızdır; ne şekle ne zamana sığar. Tasavvufî dilde bu öz “sabit benlik noktası” ya da “hakikat-i ferdiyye” olarak anılır. İnsan bu noktaya vardığında artık benlik sükût eder, “ene” çözülür, kul kendi özündeki Rab tecellîsini fark eder.

O an kişi artık bilmez “ben kimim”, çünkü “Ben” ortadan kalkmıştır. Kalan yalnızca “Hüve”dir yani “O”. Ve kişi bu hâlde yeniden yaratılmanın aslında bir dönüş olduğunu anlar: “Her şey O’na döner.” (Nûr, 42) Bu hal, zati seyr zevk halidir ki, şuursal bir bakışta gerçekleşir. Tekrar bu dünyaya varlığın içine inerek onlar gibi yer içer ve dolaşır. Artık bakışı ise meallah olmuştur.

Her an yeniden yaratılış, aslında sürekli tecellîdir.
Yaratılış, bir kez olup biten bir fiil değildir; her an yenilenir, tazelenir, şekillenir. İnsanın her nefesi bir “kün” yankısıdır; her dirilişi bir “feyekûn” cevabıdır.
Beden bu çağrının zarfıdır, ruh ise mazrufudur (içindekidir). Bu yüzden de her nefes yeni bir şandır; her şan bir yaratılıştır.

Kişi bu bilince vardığında artık zamanın ve mekânın zincirleri kırılır. Her ânı ebediyetin bir parçası olarak görür. O vakit “an” artık bir saniye değil, bir sonsuzluktur. İşte o zaman kul, insandan okunan Kur’an olur. Çünkü yaratılışın manası, onun varlığında tecellî eder.

“O, her an bir iştedir.” (Rahmân, 29) “Her şey helâk olup gidecektir; bâki kalacak olan yalnızca Rabbinin zâtıdır.” (Kasas, 88) “Ölmeden önce ölünüz.” (Hadîs-i Şerif) “Her şeyin dönüşü yalnızca Allah’adır.” (Nûr, 42)

Yorum yapın