346) BEN DEĞİL, BENCİLLİK YOK OLUR

İnsan uyanınca, kendi de yok olur, sadece Allah kalır… Bu söz ne anlama geliyor? İşte bu söz bedensel, kişisel ve yapısal varlık bazlı bir söz değil, kişinin sahip oldukları ile ilişkilidir. Bu söz, benlikle ilgili değil, bencillikle ilişkilidir.

Burada yok olan beden ya da ruh değil; kişinin yıllardır taşıdığı sahte benliktir. İnsan uyanınca, “benim” dediği ne varsa asıl sahibinin kendisi olmadığını anlar. Bu fark ediş, kula kendini silmek değil; kendisini doğru yere koymayı öğretir. Kendine mal ettiği güçleri iade eden kul, artık hakikatin gölgesinde yürür.

“Allah’ı unutanlara Allah kendilerini unutturur” (Haşr 59/19) ve “Gerçek zenginlik gönül zenginliğidir” (Buhârî, Rikâk 15) hakikatiyle gönlüme doğan nefes şöyle dedi: Uyanmak, kendini yok etmek değil, kendindeki fazlalıkları terk etmektir.

Yani kişi uyanınca, kişinin zihin dünyasını kuşatan bencillik gider. Artık mutlak sahibi olan Allah ile sanal benlik sahibi olduğu kendisi kalmış ve mutlak sahibi görmüş ve kendisine teslim olmuştur.

Zihin bencilliği terk edince kul, sahiplik iddiasından vazgeçer. “Ben yaptım” zannı çöker, “O yarattı, ben sadece şahit oldum” bilinci doğar. İşte teslimiyet bu anda başlar. Kul, kendini bırakınca Rabbin kudreti onda tecelli eder; o tecellinin huzuru insanın tüm varlığına yayılır.

“Her nimet Allah’tandır” (Nahl 16/53) ve “Kul Rabbine bir karış yaklaşırsa Allah ona bir arşın yaklaşır” (Buhârî, Tevhid 50) nuruyla gelen mana şudur: Teslimiyet, yokluk değil; kulluktaki varlıktır.

İşte gerçek manadaki fenafillah hali budur. Yoksa olay, haşa kendisi cüsseen ve bedenen, hem ruhen ve şuuren yani varlık planı olarak yok olmuş ve orada Allah ortaya çıkmış diye bir olay değildir.

Fena fillah, benliğin erimesidir; bedenin silinmesi değildir. Kul yok olmaz; sadece sahiplik iddiası yok olur. Hakikate eren kişi kendini kaybetmez, aksine kendini yerli yerine koyar. “Ben yokum, O var” sözündeki yokluk, varlıktan değil vehimden feragattir.

“Sana gelen iyilik Allah’tandır” (Nisâ 4/79) ve “Ben kulumun zannı üzereyim” (Buhârî, Tevhid 15) sırrıyla gelen nefes: Fena, insanı yok etmez; zanlarını yok eder. Yok olan kul değil, vehimdir.

İşin hakikatini bir kenara bırakıp nefsi emmareyi ön plana çıkarıp kendisini bedensel heveslere teslim etmek için kılıf arayanlar ve uyduranlar, bu sahte fena halini düşünüp öylece şeytanın tuzağına girmiş olurlar.

Nefis, fena kavramını bile kullanarak insana tuzak kurar. “Ben artık yok oldum” diyen kişi çoğu zaman en büyük varlık iddiasındadır. Bu iddia onu ölçüsüzlüğe, heveslerine teslimiyete ve en sonunda nefsin kölesi olmaya sürükler. Hakiki fena, nefsi susturur; sahte fena ise nefsi büyütür.

“Şeytan açık bir düşmandır” (Bakara 2/168) ve “Gerçek mücahit nefsine karşı cihad edendir” (Tirmizî, Fedâil 2) nefesiyle gönlüme inen mana: Fenanın maskesini takan nefis, kulun en gizli düşmanıdır.

Bilelim ki, kesret aleminde olan yaratılmışlar için, mutlak olarak dualite gerçektir. Vahdet, yaratıcıyı teklemektir. Çokluk âleminde çiftlik, zıtlık ve ayrılık vardır; bu yaratılışın düzenidir. İnsan bu düzen içinde imtihan olur.

Vahdet ise çokluğun içinde birliği görmektir. Yaratılanın görevi birliği idrak etmektir, birliğe dönüşmek değildir. Vahdet, failin tek olduğunu bilmektir; kulun kendini yok edip Allah’ın yerine geçtiğini iddia etmesi değildir.

“İlâhınız bir tek ilâhtır” (Bakara 2/163) ve “Muvahhit, kalbiyle Allah’ı birleyen kimsedir” (hikmet sözü) derinliğiyle doğan nefes: Vahdet, yaratıcıyı teklemek; kesret ise yaratılışı anlamaktır. İkisini doğru okuyan kişi hakikatin dengesine varır.