144) ŞEFAAT NEDİR? ŞEFAATE NASIL ULAŞILIR?

Şefaat, kulun elinden tutup yürümek değil; gönlünü Hakk’a açıp yolunu aydınlatmaktır.” Kur’an, şefaatin özünü “Allah’ın izni olmadan kim şefaat edebilir?” (Bakara, 255) ve “Bütün şefaat Allah’ındır” (Zümer, 44) diye bildirir; böylece şefaatin kaynağını ve sınırını tayin eder.

İşte Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) şefaati de bu ilahî iznin içindedir; o, nurlandırır, yön gösterir, ümmetine rahmet olur.

Bir Resul ki bu Hz. Muhammed Mustafa sallahu aleyhi ve sellem efendimiz. Eşrefi mahlûkat. O, “âlemlere rahmet” olarak gönderilmiştir (Enbiyâ, 107). Mana ehli şöyle der: “Rahmet, kapıyı açar; yürüyen kuldur.”

Efendimiz’in şefaati, kula takviye olur; ama yürümeyi kulun iradesi belirler. Hadiste: “Her peygamberin kabul edilmiş bir duası vardır; ben duamı kıyamet gününde ümmetime şefaat için sakladım.” (Buhârî; Müslim) buyurmuştur.

O yaratılanların en değerli olanı. İnsanlara tevhidin en zirve noktasını gösterecek ama gözünü birinin eline dikecek öyle mi? Tevhid, araya bağımsız güç koymamayı emreder: “De ki: Bütün şefaat Allah’ındır.” (Zümer, 44) Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) aracı, aradan kaldırandır; kendini ilah kılan değildir. Zira Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) tevhidi kemale erdirmiş, şefaatini de Allah’ın izniyle rahmet kapısı kılmıştır; kulları doğrudan Allah’a yönlendirir.

Şimdi düşünelim; zira düşünmek, tefekkürdür; tefekkür hakikate köprüdür. “Onlar ayakta, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah’ı anar ve düşünürler…” (Âl-i İmrân, 191). Mana ehli: “Sorunun anahtarı tefekkür, cevabın mühürü teslimiyettir.”

Allah’ın tebliğ ile görevlendirdiği seçilmiş bir Resul daha. O da Hz. İbrahim aleyhisselam. İnsanlık içinde seçilmiş ve vahdaniyeti insanlığa tebliğ için görevlendirilmiş.

Hz. İbrahim (a.s) hanîf duruşun sembolüdür: “İbrahim ne Yahudi idi ne Hristiyan; dosdoğru bir Müslümandı.” (Âl-i İmrân, 67). Mana ehli: “Hanîf, yönünü yalnız Hakk’a çevirendir.” Resuller, insanı doğrudan Allah’a bağlayan rehberlerdir.

Hz. İbrahim aleyhisselam ateşte iken Cebrail yanına yaklaşır, Rabbinden seni kurtarması için duada bulunayım mı? der. İmtihan anında teklif edilen yardımı dahi tevhid terazisinde tartmak gerekir. “Allah sabredenlerle beraberdir.” (Bakara, 153). Zira mutlak güven ve teslimiyet, ateşi gül bahçesine çevirir.

Hz. İbrahim aleyhisselam ona der ki; Rabbim beni görmüyor mu? Hz. İbrahim aleyhisselam farkında olduğu hakikat gereği Rabbi ile arasına bir aracı koymuyor. Ve direk Allaha rücu ediyor.

İbrahimî teslimiyet: “Bana yeter Allah; O ne güzel vekildir.” (Âl-i İmrân, 173). Hadiste, Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) ümmetini bu vekâlete çağırır. Zira aracı sadece kapıyı gösterendir; kapıdan geçiren Allah’tır.

Olayı bilmeyenler diyorlar ki; Hz. Muhammed Mustafa sallahu aleyhi ve sellem efendimiz şefaati ile Müslümanların vekilidir. Kime karşı? Müslümanların Rabbine… Oysa yaratıcısını bildiği halde putları kullanacak kadar araya aracılar koyan kavimler helak olmadı mı? Buradaki şefaatın sırrı nedir? O zaman şefaatten kasıt nedir?

İşte o, vekil değil; Allah’ın izniyle şefaat edecek “hamd sancağı”nın sahibidir. “O gün Rahman’ın izin verdiklerinden başkasının şefaati fayda vermez.” (Tâhâ, 109) Hadis: “Şefaat-i uzmâ bana verildi.” (Buhârî). Çünkü sefaat, vesile olur; vekâlet Allah’a mahsustur.

Şefaatin sırrı: Vesile ve izin. “Ey iman edenler! Allah’a vesile arayın.” (Mâide, 35). Vesile, Hakk’a yaklaştıran ışıktır; Hakk’ın önüne geçen gölge değil. Şefaat, izinsiz aracılık değil, izne bağlı rahmet yönlendirmesidir.

Zira ayetlere baktığımızda, Allah’ın izni dâhilinde şefaatın olduğu hakikatidir. Evet: “Onların şefaati, ancak O’nun razı oldukları kimseler için fayda verir.” (Necm, 26; ayrıca Sebe, 23). Hadis: “Şefaatim ümmetimden büyük günah sahipleri içindir.” (Tirmizî, İman). Mana ehli: “İzin kapısı açılınca, rahmet yürür.”

O zaman bu şefaat nedir? Kolundan tutup götürmek midir? Biz Allah’ın Rahmet ve Merhametinden ümidi kestik de gönlümüzün efendisinin şefaatini mi bekliyoruz? Şefaat olayı bambaşka bir gerçektir. Şefaat olmasaydı, kimse kimseye tek kelime öğretemezdi.

Şefaat, “koltuk değneği” değil “kalp takviyesi”dir. “Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin.” (Zümer, 53). Hadis: “Amellerinizi dost doğru yapın; biliniz ki hiçbirinizi ameli cennete sokmaz… ancak Allah’ın rahmeti (kuşatır).” (Buhârî, Rikak).

Zira şefaat, ümidi Rahman’a bağlamaktır. İlham ve hidayet, şefaatin öğretici nefesidir. “Allah dilediğini hidayete erdirir.” (Bakara, 213). Hadis: “Allah kime hayır dilerse onu dinde derinleştirir.” (Buhârî). Velahıl öğreten, rahmetin elidir.

Şefaat olmasaydı, öğretmen öğrencisine ders anlatamazdı. Şefaat olmasaydı ülke lideri ülkesine söz geçiremezdi. Şefaat koldan tutup götürmek değildir. Şefaat kişinin ilgili alanında açık olan idrakini genişletmek ve daha fazla güzelliklere muttali olması için, ona doğru yolu göstermektir.

Yani şefaat, idraki genişleten vesiledir. Şefaat, gönüle ışık tutmaktır. “Kim hikmete nail olursa, büyük bir hayra ermiştir.” (Bakara, 269). Hadis: “İnsanlara kolaylaştırın, zorlaştırmayın; müjdeleyin, nefret ettirmeyin.” (Buhârî).

Hem şefaat, kendisinde saklı olan gücüne erişmesi için yol göstermektir. Öyle araya aracı yapmak falan değildir. Vesile, kulun içindeki iman potansiyelini uyandırır. “Allah bir kavmi onlar kendilerindeki şeyi değiştirmedikçe değiştirmez.” (Ra’d, 11). Hadis: “Allah’ım, bana hakikati hak göster, ona uymayı nasip et.” (Dua). Unutmayalım ki uyanış içeriden, nefes dışarıdandır.

Aslında şefaat şuna benzer; arabanızı marş ettiniz, AKÜ’nüz zayıf ve motor çalışmadı. Arkadaşın aracı yanaşır, araya takviye kablo bağlar ve takviye alan AKÜ ile motor çalışır. İşte bizler nuri muhammedi ile senkronizede zayıf kaldığımızda, ümmeti ümmeti diyen Hz. Muhammed Mustafa sallahu aleyhi ve sellem efendimizin duası, bizim ruhumuz tarafından anımsanır. Zira doğarken ümmeti dedi. Vefat ederken ümmeti dedi. Kıyamete ilk kalkınca da ümmeti diyecek ve ümmetinin kurtuluşu için dua edecektir.

Takviye kablosu gibi bir dua. “Peygamber, müminlere kendi nefislerinden daha yakındır.” (Ahzâb, 6). Hadis: “Şefaatim kıyamet günü en çok ümmetimden büyük günah sahiplerine olacaktır.” (Tirmizî). Yani sahip olduğun öz nuruna akstra nur eklenip takviye olununca, farkındalık oluşur ve yürüyüş kolaylaşır.

Hz. Muhammed Mustafa sallahu aleyhi ve sellem efendimizin duası herhangi birimizin duası gibi değildir der ayet. “Onların duaları aranızdan birinin duası gibi değildir” mânâsını teyit eden çerçeve: “O, hevâdan konuşmaz; söyledikleri ancak kendisine vahyedilendir.” (Necm, 3-4). Hadis: “Benim duam kabul edilir; ben de onu ümmetime şefaat için sakladım.” (Müslim). Zira nebevî dua, rahmetin menzilidir.

İşte O’nun duasının etkisiyle mü’min gücüne güç katar ve motorunu çalıştırır. Öylece hakka doğru yürür. “Rabbiniz ‘Bana dua edin, icabet edeyim’ buyurdu.” (Mü’min, 60). Hadis: “Dua, ibadetin özüdür.” (Tirmizî). Yani yürüyen kulun ardındaki rüzgâr, salihlerin duasıdır.

Kesinlikle biliniz ki, dualar etki eder. Sizde buna şahit olmuşsunuz. Birine dua edersiniz ve duanızla karşıdaki insan mutluluğa erer. Dua, kalpten kalbe köprüdür. “Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridir; birbirleri için dua ederler.” (Tevbe, 71). Hadis: “Bir Müslümanın kardeşi için gıyabında yaptığı duaya melek ‘Âmin, bir misli de sana’ der.” (Müslim). Zira dua, rahmet yankısıdır.

Örneğin sabah karşılatışınız arkadaşınıza, günaydın dersiniz. Böylece arkadaşınıza gününün aydın olması için dua ettiniz. Arkadaşınız size sevgiyle yöneldiğinde, ona yaptığınız duayı içine kadar hisseder.

Şimdi, arkadaşınız burada sizi kendisi ile Allah arasında aracı mı etti? Hayır… Sadece sizin ruhunuzdan kendisine akan nurun gücüyle gücüne nur kattı. Ama Cebrail’in Hz. İbrahim aleyhi s selama aracı olarak dua etmesi mevzu bahisti.

Güzel söz dua; dua ise rahmettir. “Kullarıma söyle, en güzel sözü söylesinler.” (İsrâ, 53). Hadis: “Güler yüz sadakadır.” (Tirmizî). İşte bir ‘günaydın demek bile’, kalpte bir şafak sökmeye vesile olur. Vesile, bağımsız otorite değil, yönlendiren nurdur. “Bütün şefaat Allah’ındır.” (Zümer, 44). Vesile, kulun gayretine rahmet eklemektir.

Buradaki dua ise, gücüne güç katarak hakka olan yürüyüşün güçlenmesi mevzu bahistir. Yürüyen ve isteyen bizzat kişidir. “Kim Allah’a yürürse, Allah ona koşar.” (Kudsi mânâlı hadis; Buhârî, Tevhid). “Allah’a doğru koşun.” (Zâriyât, 50). Yani adım senden, açılış O’ndandır.

İşte, şefaat duadır. Kişi değerlendirir geçer veya değerlendirmez geri kalır. Yoksa Hz. Muhammed Mustafa sallahu aleyhi ve sellem efendimiz kimsenin koluna girip götürmeyecek. Geçmeleri için dua etti, ediyor ve edecek.

Duasına kavuşmak için de yolunda yürümemiz şarttır. Zira yolunda yürümedikten sonra, ondan alınacak bir nur da olmayacaktır. Ve yaptığı duaya da ulaşım olmayacaktır.

Velhasil; Şefaat = izinli dua + rahmet vesilesi. “O’nun izni olmadan şefaat eden yoktur.” (Yûnus, 3). Hadis: “Kıyamet gününde şefaat için secde ederim; bana ‘Başını kaldır, söyle duyul; iste verilsin; şefaat et, şefaatin kabul edilir’ denir.” (Buhârî).

Yani kapı açık; giren iradedir. Nur, itaatle alınır. “Allah’a ve Resulüne itaat edin ki rahmete erişesiniz.” (Âl-i İmrân, 132). Hadis: “Benim sünnetimden yüz çeviren benden değildir.” (Buhârî). Yolunda olmayan, nurunda ısrar edemez.

İşte şefaatle Hz. Muhammed Mustafa sallahu aleyhi ve sellem efendimizin duasına müşterek olunma halidir. Öylece iman ehli, yapılan dua ile kendisine yönelinen nurdan güç alıp, öylece uyanıp sıratı geçmeye çalışacak biiznillah…

“O Peygamber, müminlere kendi nefislerinden yakındır.” (Ahzâb, 6). Müşterek olmak, aynı yöne dönmektir. Hadis: “Kişi sevdiğiyle beraberdir.” (Buhârî). Kalp kıblesi bir olunca, dua aynı göğe yükselir.

“O gün, kimse kimseye fayda veremez; ancak Rahman’ın izin verdiği ve sözünden razı olduğu kimse müstesna.” (Meryem, 87). Hadis: “Sırat üzerinde ‘Allah’ım selâmet ver’ duası edilir.” Zira nübüvvet nuruna tutunan, köprüde sarsılmaz.

Şefaat, izni Allah’tan olan rahmet vesilesidir: bağımsız bir aracı değil, kulun idrakini genişleten, yürüyüşüne takviye veren nebevî duadır. Yolun şartı tevhid, azığı salât-u selâm, adımı itaattir.

Rabbimiz, Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) şefaatine nâil olan, rahmet kapısında edep ve teslimiyetle duran kullarından eylesin.

Yorum yapın