2251) Müslümanların sadece veya yer yer ulûhiyet veya rububiyete sarılıp, Allah’ın melikiyetini gavura terk etmesinin dünyada oluşturduğu ortam ortada… Müslüman terörist, kendileri ise, piri pak… Oysaki diş bilediklerini sömüren de onlar. Tüm Afrika ve Ortadoğu bunun en büyük şahidi… Ey kardeşim… Vatanına zahiri ve batini sadık ol. Her bir kardeşine maddi ve manevi kucak aç ve sahip çık… Zira bil ki, vatan sevgisi imandandır.
2252) Dünya üzerindeki Müslümanlar; Allah’ın melikiyetini unutmalarından ötürü birçok yerde yetersiz kalmışlardır. Nas süresi’ne iyi bakın… Kişinin inanç ve amel dünyasında; Allah’ın Rububiyeti, melikiyeti ve ulûhiyeti aynı anda olmalı ki hannas olan insan ve cinlerden korunsun. İnsanlardan bazısı sadece rububiyeti ele aldı, ulûhiyet ve melikiyetten mahrum kaldı. Marjinal sofiler türedi… İnsanlardan bazısı sadece ulûhiyetini ele aldı, rububiyetten ve melikiyetten mahrum kaldı. Dışsallık üzerine tapınma eğilimli olan insanlar türedi… İnsanlardan bazısı sadece melikiyetini ele aldı, ulûhiyet ve rububiyetten mahrum kaldı. Marjinal çatışmacı olan gruplar türedi. İnsanın gerçek iman ile buluşması için düşünce ve fiil dünyasında; rububiyet, melikiyet ve ulûhiyet aynı anda olmak zorundadır. Sahabeler aynı anda rububiyeti, melikiyeti, ulûhiyeti yaşadılar. Onun için de; devrisaadet ile tüm vakitlerin en kaliteli insanları oldular.
2253) Yegâne önderimiz Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizdir. Ona uymayan hiçbir zımbırtı bizi bağlamaz.
2254) Sen muhtaçsın sonsuza dek. Uzaklaşma çıtandan… Kendisini müstağni (ihtiyacı kalmamış) olarak gören mahrumlardandır.
2255) Mürşid hata yaptığında yani şeriatın dairesinin dışına çıkınca, derviş onu uyarmalıdır. Mürşid kibirlenmeden dervişe teşekkür edip şeriatı garraya yapışmalıdır. Sorgulayıp yeniye açık olan ve sorgulayanları küçümsemeyenler güdülmekten kurtulmaya aday olmuşlardır. Her birey Allah kuludur ve Allah ile bireysel olarak muhataptır. Kalem korumadan yani kişi ölmeden, edinilen her türlü mertebe kaybedilebilir. Onun için ölüme dek zahiri ameller terk edilemez.
2256) Meczup ve mecnunların kusurlarına bakılmaz. Hem de onların libasına göz koyulmaz. Bırak onları kendi haline, sen yoluna revan ol…
2257) Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz ile Kur’an ete kemiğe büründü. Nasıl ki et kemik beden olmadan ruh görünmez ve bilinç oluşmaz, öyle de; Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz olmazsa, hak kelâmı dillenmez ve vücud bulmaz.
2258) Ne de yanlış düşünüyoruz… Bir Müslüman ticaret yaptı mı, derler ki dini ticarete alet ediyor. Bir Müslüman siyaset yaptı mı, derler ki dini siyasete alet ediyor. Bir Müslüman üretim yaptı mı, derler ki dini kullanıp halkı sömüyor. Bir Müslüman her hangi bir hizmet yaptı mı, derler ki dini alet ediyor. Bir Müslüman hiçbir şey yapmasa, derler ki Müslümanlar tembeldirler ve pısırıktırlar onlardan hiç birşey olmaz. Peki deyin Allah aşkına, Müslüman nasıl olacak? Müslüman olmanın bir şartı da; eğer üzerinde korku yoksa, Müslüman olduğunu insanlara açıklamasıdır. Şimdi Müslüman olduğunu açıklayan ve mensubu olduğu İslâm dinine göre yaşayan biri, istese de istemese de dini vecibelerini yaşayacaktır. Böyle biri hiç bir şey yapmayacak mı? Demesinler dini alet ediyor diye… Pısırık pısırık oturup halka el mi açacak? Hayır, Müslüman her müspet işi yapacak, lakin dinini dünyevi işine alet etmeyecek… Öylece Müslüman her şeyin hakkını verip dinine laf ettirmeyecek. Sonra da şöyle diyecek.. O gülen gülsün… Hak bizi bilsin… Hem de hak yolculuğumuz ölüme dek devam etsin.
2259) Tek tabi olduğun Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz olsun. Araya ikinci şahıs girdi mi, vuslatı unut.
2260) Manevi âlem insan için bir ağaç gibidir… Kimi konar oranın ev halkı olur. Kimi göçer gider geriye bakmaz olur.
2261) Malum bilinen varlıklardır. İlim ise bu varlıkları var eden Allah’ın zatının nurudur. Eğer sen malum olarak Allah’ın zatını alırsan, hata edersin. Çünkü zaten Allah’ın zatı dediğimizde, bize dönük olarak ne ilim kalır ne de malum. İlmin maluma tabiiyeti ile malumun ilme tabiiyeti tümüyle varlıkların dünyaları ile alakalıdır. Allah’ın mutlak zatı ile alakası yoktur.
2262) Malum ilme tabi olup ilmin değişik vecihlerine tanıklık eder. Malum insan ise, ilme tabiiyette celbini değişim ile muvazzaftır.
2263) Mana yolunda irşad edene manevi yolcuktaki yol ayırımları sorulur. Maddi dünya sorulmaz. Maddi dünyayı soranlar manevi havayı duymayanlardır.
2264) Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimize saygısı olmayanın ilimden payı yoktur. Dırdır eder geçer gider.
2265) Müslümanlar İslam der ve Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin yolundan taviz vermez. Müslüman asla Kur’an Müslümanlığı demez. Zaten Kur’an olmadan Müslümanlığın olamayacağını bilir. İslam dininin hakikatine gönül verenler, Kur’an Müslümanlığı tabirini genç nesli kandırmak için din düşmanları tarafından ortaya atılan bir tabir olduğunu bilir. Peygambersiz İslam inşasını kurup insanlığı İslam’ın yaşam alanından uzaklaştırmak isteyenler bu deyimi kullanmıştır. Hiç bir sahabe veya sonraki İslam âlimlerinden böyle bir kelime varit olmamıştır. Son otuz yıldan beri oluşan bu kaosta namazı bile kaldırtıp vay efendim namaz yok salât var diyerek namaz bu ümmetin başına örülmüş en büyük beladır dediler. Peki, salât nedir dediğinizde ise, saçmalayıp güya iyi huylar olduğunu söylerler. İslam’a Kur’an Müslümanlığı demek, dini İslam’ı mubine destek değil köstektir. Bu yeni moda din düşmanlığı hikâyelerine ancak din konusunda cahil olanlar inanır.
2266) Merhamet seni sana verir. Gazap seni senden alır.
2267) Maymunu kendisine ced bilen ve öyle yaratılmış olduğuna inanan kişi, imansız olup cehennemde zebanilerin şempanzesi olur.
2268) En büyük manevi değerimiz, Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizdir. Herhangi bir eğitim usulünde, eğitmende aranması gereken ana ölçü şudur ki, bir cemaatin müdavimleri git gide daha çok Allah ve Resulüne olan sevgileri, ilgileri ve yönelişleri artıyor ise yol doğru yoldur. Yoksa orada rehber olan kişiye sevgileri yönelişleri artıyor ise, gündemlerinde ve gönüllerinde daha ağır basıyor ise, orada Allah’ın mekri vardır ki oradan uzaklaşmak için delik ara ve hemen uzaklaş. Çünkü Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin baş ve rehber olmadığı yerde Allah’ın rızası yoktur.
2269) Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz Mekke fethinde herkesi affettiği gibi sende affet. İşte o zaman olgunlaşırsın…
2270) Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin dizi dibinde oturduğunda… İşte o zaman insan olmaya yol bulacaksın.
2271) Tüm hayvanlar aşkın en zirvesini yaşarlar. İnsan ise muhabbetullah için var edilmiştir. Muhabbetullah ise, aşk değildir. O, sonsuz bir sevdadır.
2272) Anlamadığın şeye; metafor diye isimlendirerek söyle ve sıyrıl işin içinden. Ne ala memleket… Sonra Portakal’a bile metafor demeyesin. Beki de portakal bile bir simülasyondur!
2273) Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin Cebrail’i görmesi metafor saçmalığı falan değildir. Tümüyle kuşatıp ondan büyük olduğu için görmüştür. Evet, Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz Cebrail’den büyüktür. Bunu anla artık.
2274) Birçok Allah velisi kul, hayvandan aşağı düşenlere, aşk aşk diye diye onları motive edip, bari az bir şeyde olsa, düştükleri girdaptan çıkmalarını amaçlamışlardır. Bunu amaç edinip nübüvveti ilimden yoksun kalmayasın. Zira nübüvveti ilim, akleden bir kalp ile hakkın yolunda revan olan kullara nasip olur.
2275) Bir maksudun varsa, varmak için yoluna revan olmalısın. Yoksa ulaşamazsın. Tek maksudun rabbin olsun. Gerisi yolu için revan olsun. Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin sünneti yaşamın olsun. İşte o zaman hedefine doğru yola çıkarsın.
2276) Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz iki katlı ev yapan sahabeye küsmesindeki kinaye şu olabilir ki; yüksek yüksek uçup çok yüksek havalarda gezmeyin. Yok, bilmem vahdetmiş, bilmem marifetmiş derken kayar ayaklar. Ayağınız yere bassın yere yakın olsun, yani şeriattan taviz vermeyin. Yoksa tepe taklak olup yere çakılırsınız diye işaret etmiş olabilir.
2277) Birlikten kuvvet doğar fırkalaşmada, cemaat ve cemiyetlere bölünme de ise güç biter. Tek tabi olduğumuz Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizdir. O’nun dışında birine tabi olan, patikalara sapmıştır. Her an kurtla baş başa kalabilir. Kurt her an onu kapabilir.
2278) Farkında olduğumuz tüm âlemlerin kalbidir Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz. Kalb atmazsa, beden ölüdür.
2279) Muhammedi olan… Gönlünden tüm cemaat ve fırkaların tüm sevgisini ve aidiyetini çıkartıp sadece ve sadece Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimize bağlılığını benimseyen Allah kuludur.
2280) Hz. Muhammed sallellahu aleyhi ve sellem efendimizi sevip huyuyla huylanacaksın ki; özündeki Nuri Muhammedi canlansın. İşte mesele budur.
2281) Muhammedi imiş… Muhammedi olan sadece fayda verir hem faydalanır ama tapmaz. Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz tüm putları kırdı. Yoksa duymadın mı?
2282) İnsan; membaıdır Nuri Muhammediyeye, çeşmedir gayeyi rahmaniyyeye, güneştir aklı evveliyyeye, manadır nefsi külliyeye.
2283) Hz. Muhammed sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz membaıdır Nuri Muhammediyeye, çeşmedir gayeyi rahmaniyyeye, güneştir aklı evveliyyeye, manadır nefsi külliyeye. Sende ona dön ve kurtul tüm tefrikadan.
2284) Gönül diyarı membaıdır nuri muhammediye… Çeşmedir gayeyi rahmaniyyeye… Güneştir aklı evveliyyeye… Manadır nefsi külliyeye…
2285) Sende ey insan on sekiz bin âlem dürülmüştür. Bu menbaıdır nuri muhammediye, çeşmedir gayeyi rahmaniyyeye, güneştir aklı evveliyyeye, manadır nefsi külliyeye.
2286) Ne olursan ol gel demiş diyen… Gel işte gel, gel hak deryasına… Var sende Nuri Muhammedi mayası… Gel işte demiş, gel hadi gel…
2287) Mezarlık… Sessiz ve sakin bir yer. Hüzün ve pişmanlık diyarı… Aslında aynalı babanın mekânı…
2288) Kim ki Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimize dil uzatırsa, onun dili ilimden mahrum olur.
2289) Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz olmadan hayatın ne tadı olur ne de tuzu. Cana cansın ya Rasulellah sav…
2290) Rüyada Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizi görmenin dışında, birileri bana reel yaşamda Allah’ı veya peygamberi gösterdi demek, şeytanın kişiye oynadığı en büyük oyundur. Çünkü Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz, ferde mütehassıs olarak rüyada görülebilir. Onun dışında kimse kimseye zahiri olarak gösteremez. Oluşturulan görüntüler ise, derin hipnoz ile şeytani halüsinasyon vari görüntüler olup, bu görüntüler eşliğinde kandırıp, kendi yolunda daim etmek içindir. Lakin kimsenin dokunmadığı kişisel zuhuratlar ise, kişiye özgü olup, hakikatini Allah bilir.
2291) Fark edildi ki; Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin yolu olan ehlisünnet mecrasını terk edenler, bid’ate kaymıştır.
2292) Muallimi bulduğunda sakın onu üzme. Çünkü bir muallim kolay yetişmez. Üzülen muallim ise, rabbine rücu eder.
2293) Manevi olarak semanın kapısı kâfire kapalı olduğu gibi, zahiri olarak da göğün kapısı kâfire kapalıdır. Asla geçemez.
2294) Münazara olmuş bir yerde. Süt beyaz mı kara mı diye. Süte kara diyenler kazanmış. Çünkü aklı ikna etmişler. Her aklını ikna edeni gerçek sanma. Bil ki iman ve teslimiyet seni rahmana ulaştırır.
2295) Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimize inanmayan iman ehli değildir. İman ehli olmayana ise, cennet haramdır.
2296) El ver muhammede (sav)… Muhammed lideridir âlemin… Yolu onunla tanıttı rabbul âlemin… Ona el ver ol emin… Onun elidir yed-ul emin… Başka arama bir el… Kaybedersin tutmaz seni bir el… Sıkı tutun onun elidir haktan uzanan el… Hakkın elidir onun elinin üstündeki el.
2297) Muhammedi bir ilme hasretti insanlık tüm diyarlardan… Rabbi nasip etti de haykırış fışkırdı Hira’dan… Sonra örtüler serildi üzerine karaborsadan… Kaldır perdeyi aradan… İşte o zaman ortaya çıkar yaradan… Temizlenirsin o an sanki yeniden doğmuşsun anadan… Sanki tekrar güç buldun seni ayakta tutan babadan… İşte o rabbe bakınırsın fıtratın temiz anasırından… Artık kopmaz olursun anavatanından… Vatan sevgisi zaten gelir imandan… Öylece içersin cennetin kaynağından…
2298) Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin izinin dışındaki her iz çıkmaz patikadır… Ey nefsim… Sakın ha… Sana hoş geldi diye gayrisinin peşine takılma…
2299) Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz yaşayan Kur’andı. Onun yaşamı Kur’an tefsiri idi. Sahabeler Kur’anın tefsiri olan Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin yaşamını altın tepside bize sundu. Kalplerini mühürletip kendilerini nasipsiz edenler ise, ona dil uzatır durur. Kendilerini mahrum ettikleri gibi ilmi yeterliliği olmayanları da mahrum ederler.
2300) Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz asla ve asla, heva ve hevesinden konuşmadı. Kur’an yanı sıra diğer her elfazı da nüzul ile gerçekleşti.
2301) Dinde sadece Kur’an yeterli olsaydı, Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimize Kur’an bir defada iner ve Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz hemen dünyadan alınırdı ki; dinin sunumunun içine kendi dünyasının elfazları ile insanlığı yönlendirmesi karışmasın. Oysaki bizzat ashap arasında yaşadı ve yirmi üç yıl boyunca ilmek ilmek bir yaşam alanını dokudu. Öylece bize üsveyi hasane oldu.
2302) “Sosyal medyada yapılan paylaşımlar” veya “haber portallarında sunulan haberler” gibi; yazılan yazılar okunduğunda, hem de film, dizi ve haberler izlenildiğinde, o yazan kişilerin ruh hali veya görüntüdeki kişilerin manevi yapısı direk kişiye yansır. Ve kişiyi huzursuzluk bürür. Çünkü o yazıları yazan veya bilinçli olarak o görüntüye giren kişinin ruh hali, yazı ile beraber veya görüntüyü verdiği anda doğaya salınmıştır. İşte yüzlerce kişinin negatifliği bu şekilde kişiyi sarar ve mutsuz eder. Onun yerine güvendiğimiz mana erlerinin yazılarını okursak, huzur dolarız.
2303) Yedi makamı geçen bire geri dönmelidir. Her insana ondan görünmelidir. Aslında döndüğü ilk makam değildir. Sekiz cennet kapısını açarak dönmüştür.
2304) Bazen bir sözün söylendiği kişi ve makam da değişiklik gösterebilir. Örneğin; Bir doktor hastalığın adını ve sebebini hastaya ayrı anlatır, hocasına ise ayrı anlatır. Hitap karşındakine göre olur.
2305) Bazısına bakıyorsun tasavvufun zirvelerini yaşayanlardan bilgi kırıntılarını (ilim demiyorum) almış ve sonradan görmeler gibi ahkâm kesiyorlar. Çok komik… Bu haldir kardeşim mal değil. Mal sananlar mal olurlar. Bir şey diyeyim mi kardeşim. His eden kişide ne kendi kalır ne de zevk duyacak biri. O kadar basit mi sanırsın o makamlarda yaşamayı.
2306) Mana yolunda mesafe kat etmek için sahiplikten arınmak gerek. Bu yola girenler ancak tüm isteklerden arınmakla hedefe kilitlenirler.
2307) Mana yolunda yürürken sahiplenmekten arın. Hakkın nazarının dışındaki her nazardan arın. Öylece Allah’ın himayesinde barın.
2308) Masiva Allah’ın halk ettiği her şeydir. Subaşı varken kanaldan su içilmez be dostum. Subaşı arşı Rahman’dır ve o da senin kalbinin derunundadır. Masiva ise, seni arştan yere indirir ve seni ele muhtaç eder.
2309) Açık kalsın mabedin… Öylece içinde secde edeyim…
2310) Secde mü’minin miracıdır. Başka miraç düşünen özüne çok aç kalmıştır.
2311) Miraca bu dünyada açık olarak sadece Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz gitti. Başka da hiç kimse zahiren dünya gözüyle gidemez..
2312) Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin hayatı bizim için ana esastır. Gerisi nefsi emmarenin şakırdamasıdır.
2313) Geçici makam sahiplerine yağcılık yapacağına, asıl makam sahibi ile ülfet kur. İşte o zaman, olmazlar senin için olur duruma gelecektir.
2314) İçinde ateşi yakan Malik’ten geç ve Rıdvan’a er ki gül bahçesi olsun makamın.
2315) Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin düşünce tekniği yanı sıra başka bir düşünme tekniği arayan, battıkça batar.
2316) Araplar kız çocuğunu diri diri gömerken, kızını omzuna alıp Mekke sokaklarında dolaşan kişidir Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz…
2317) Mana yolunda yürürken kimseye asla gönül koyulmaz. Zira kalbi değişimler her an yaşanmakta ve kişi halden hale dönüşüp öylece gönül dünyasında anlık esintiler yaşayabilmektedir.
2318) Maneviyatına dil uzatanı hiçbir yerde arkadaş etme. Koyuver gitsin.
2319) Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizi devreden çıkarıp, Kur’anı ise kuru bir test kitabı gibi gösterip yeterdir diyenler, şeytanın sesi olmuşlardır.
2320) Kim ki; Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin herhangi bir ashabına dil uzatırsa, ben ondan beriyim. Sahabelerden her biri bir yıldızdır insanlık semasında. En büyük veli dahi Hz. Vahş ra kadar yükselemez.
2321) Hikâye edilir de… Aslında gerçek durumumuz… Hz. Musa aleyhisselam tur-i sinaya Allah’la görüşmeye giderken sırtında odun taşıyan yaşlı biri kendisi için bir eşek dileğinde bulunmuş. Hz. Musa aleyhisselam dileğini iletince… Allah Hz. Musa aleyhisselama dedi ki, o kuluma şöyle söyle; onun haset ettiği bir komşusu var. Ona iki eşek için dua etsin. Kendisinin de dileğini kabul edeyim ve ona bir eşek vereyim. Hz. Musa aleyhisselam dönüp durumu iletmiş. Yaşlı adamın cevabı şu olmuş. Ne komşuya iki eşek, ne de bana bir eşek.
2322) Beklentisi olanın varacağı bir makam olamaz. Ulvi makamlar, makamsızlık markalarıdır. Hatta markadan öte sesin sessiz sedasıdır. Hatta hatta sedanın içindeki kelamın harfsiz ve şekilsiz nakşıdır. İşte bu nakış, senin rububiyet alanındaki mutlak vechindir. İşte bu vecih ise, sana senle senden sen olarak dokunan öz varlığının taa kendisidir.
2323) Öyle oluyor ki Allah’ın mutlak değişmez yaratım fıtratını idraklere sunmaktan aciz kalıyor insan. Acaba, bana ne deyip… Kozasına gerisin geri çekilmek mi gerekir diye mırıldanır nefis, zamanın belli başlı anlarında… Bilmem ki; der, durursun işte o an…
2324) Bir insanı, kendi yanından kendi inisiyatifi ile geliştirecek şekilde mürşid olarak görmek, yani rab ve terbiye edici olarak vehmetmek, yani Allah’a rağmen bir şey beklemek, en büyük sakatlıktır.
2325) Sanki murşidlerin kuyruğu mu var onu beş duyu ile tanıyasın. Tövbe tövbe… Kalbini aç kalbini, hemen tanırsın o zarafet nurunu… Öylece bakınırsın ona… Ama nefsinin sesini kısarak bak ona. Çünkü nefis, mürşidi gördü mü, onu düşmanı bilir. Zira onu, içindeki takıntılardan kurtarmaya gelmiştir. İşte o an sen nefsini değil ruhunu dinle. Ruhunu onun ruhuyla besle. Öylece nefsinin istek ve arzularının üstesinden geleceksin.
2326) İlim Allah’ın en büyük sıfatıdır. Allah’tan büyük mürşid mi olur? İşte sen ilme müştak oldun mu, Allah indinden senin ilminle bütünleşecek olan ilmi kisveyi senle buluşturur. Öylece Allah; mürşidin olarak seni yükseltmeye devam edecektir. Zira ilmi kisve, senle uyumlu olan Allah’ın ilminin tezahüründen başka bir şey değildir. Azrail’in ruhu alması gibi, ama Allah öldürdü deriz. Bağlantıyı kur ve hakikati fark et.
2327) Mutluluk her insanın hayali…. Ama yolu ne? İşte yolu bilinemiyor bir türlü…. Çünkü aklımız var, ama bedensel dertlerle bocalar… Ama aklın ötesinin de var olduğuna mutlak inanç ve tam teslimiyetimiz yok. Ararız ama teslim olmayız.
2328) Muhammedi olan Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz, ebucehilin onca zulmüne rağmen defalarca kapısına gidip davetini yeniledi. Muhammedi olunması lafla değil, bizzat insanlar arasına karışıp dertleriyle dertleşip, üzüntüleriyle dertkeş olup, sevgilerine ortak olmaktır. En büyük dert ise, gözün önünde hemcinsinin azaba duçar kalmasıdır.
2329) Eşi, dostu, amcası, kayınpederi ve birçok arkadaşı zengin olduğu halde, O (Sallellahu aleyhi ve sellem…) zenginliği değil fakirliği seçti, kuru ekmek bulamadığı günler oldu. Öylece fakrın zahiri yönünü de nefsinde uygulayarak mutlak a’ma makamında karar kıldı.
2330) Her bir meslek alanında yetişmiş ve insanlara hitap etme formunu yakalamış kullar var. Esas olan ise, formsuz aktarım.. Doğal ve kendinden kendine…
2331) Mutavassıt olmak genelin bakış açısıdır. Genel için her iki uçta yani teşbih veya tenzihte yoğunlaşmak farkına varmadan ayağı kaydırır. Hıristiyanların İsa Allah’ın oğludur demeleri veya Yahudilerin buzağıya tapmaları gibi. Genele eskiler Avam demişlerdir. Aklını imanla besleyip hakikati okuyanlar ve zikir de daim olanlar, ince sırlara muttali olurlar. Mutavassıt akıl ve zekâ sahipleri tasavvuf kitaplarından heveslenip, bende o ilme sahip olayım derse hata eder. Aslında başa bela olan kavram “sahip olayım”dır. Pazardaki elmaya sahip olayım gibi manevi ilimlere sahip olunmaz. Sahip olmak isteyen tüm bencilliği terk etmesi gerekir. Bencillikten geçen erir. Zorlamaya gerek yoktur. Tasavvuf ehli Allah’a öyle teslim yaşar ki, cenazenin gassala teslim oluşu gibi nefsi isteklerini terk eder. Bu yol emek ister kardeşim emek…
2332) Kimse kimseye maneviyat vaat edemez. Maneviyat, kişinin kendi çalışması ve daha önce o basamakları geçmiş birinin desteği ile özünden varacağı mekânsız olan yerin adıdır.
2333) Makro planda oluşan yaratımın yanı sıra, mikro planda ise melek; kişisel huy ve ahlakın yani “meleke”nin, kişiye özgü olarak kendi ameli cinsinden kendisine görünür bir vaziyette ve kendisi için resimleşmiş halidir. Hayvandan, cinden ve insandan… Her bir amelinin şekline göre kendi dünyasında ve kendine özgü olarak zuhur eder. İnsan ve cinden melekleşen melekeler ya kişiye huri ve gılman şeklinde ebede kadar zevk verecek resimler şeklinde olacaklardır. Veya aşağılayıcı zebaniler şeklini alacaklar ve ebede kadar azap verecek bir resme bürüneceklerdir. Tercih bizim… Besmele elimize verilmiş en büyük hazine. Rahman’dan rızık alıp Rahim ile geleceğimizi inşa etmek ise, elimizde.
2334) Ne oldu da Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz Mekke’de genel ahali tarafından hep dışlandı. O’na delirmiş dediler. Acaba ne diyordu? Ciddi diyorum, neydi mesele? İlim erbaplarının ilmin özüyle buluşmaları için; bu konunun aydınlatılması çok önemlidir.
2335) 23 yıl süren Nübüvvet ve Risalet devirlerinde aklımıza takılan hayat-ı nebi sadece savaşlar ve barışlardır. Çünkü sadece bu öğretildi her bir derste… Ya Allah aşkına Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin yaşadığı ömrü hep savaşla mı geçti? O’nun tüm savaşları savunma amaçlıydı. Toplam iki ay gibi sürmüştür. Ya geri kalan 22 yıl 10 ay ne yapmıştır? Ne de az düşünüyoruz…
2336) Yok, yok işte… Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizden öte mutlak bir insanı kâmil ve mutlak bir mürşidi kâmil… Vardır diyenin vardır bir gediği… O gedik onu kendisine çekerek kör ve sağır eder. Daha sonra da terk edilmeye mahkûm eder.
2337) Makamlar olayını bilmeden tasavvufun ilmî ile ilimleşmeye çalışmak, bırak psikolojiyi kişinin yaşam felsefesini de bozar.
2338) Sakın ha… Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin dışında, hiç kimsenin çekim girdabına girmeyin. Önce sizin akışınızı kurutur, sonra da sizin bilincinizi kendisiyle mahdut eder.
2339) Mehdi gelir veya gelmez o bizi ilgilendirmez. Geleceği varsa elbette göreceği de vardır. Ama Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz bizzat gelmiştir. Neyine yetmiyor? Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimize inanmayan, gelip gelmeyeceği tartışmalı olan mehdi gelince mi inanacaktır. Biraz zor… Bu hal; susuzluktan kıvrandığı halde, elindeki su matarasını açıp içindeki hayat veren sudan içmeden, gelip gelmeyeceği belirsiz olan bir kervandan su beklemektir. Sen suyunu iç, kervan gelirse ne ala, gelmezse; susuzluktan helak olmazsın…
2340) Bir insanı mutlu etmek en büyük zevktir. Kardeşlerim… Sizde en güzel mutluluğu insanları mutlu etmekte arayın.
2341) Mü’min halim olur… Ama izzeti nefsini korur. İzzeti nefsi korumak bireysel olduğu gibi, toplumsal yani kollektif olarak da mevcuttur. Korumayan kırılır…
2342) Maşuk eğer ki keserse ışığı, aşıkta aşktan emmare kalmaz.Yani aşığın aşk ışığı dahi maşukun güzelliğidir.
2343) Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz olmadan, sen Kur’anın ruhuna eremezsin.
2344) Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz ile Kur’an ete kemiğe büründü. Nasıl ki et kemik beden olmadan ruh görünmez ve bilinç oluşmaz… Öyle de; Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz olmazsa, hak kelâmı dillenmez ve vücud bulamaz.
2345) Hz. Muhammed Mustafa sallahu aleyhi ve sellem efendimize küçük gözle veya yan gözle bakan, Yahudi veya Hristiyan’ların çeşmesinden su içmiştir.
2346) İçinde olduğumuz ve görüp görmediğimiz tüm varlık aleminde en büyük varlık Hz. Muhammed Mustafa sallahu aleyhi ve sellem efendimizdir.
2347) Hz. Muhammed Mustafa sallahu aleyhi ve sellem efendimize küçük gözle bakmak en büyük bedbahtlıktır.
2348) Sebe süresi 23. Ayete kulak verelim… (Huzurunda şefaat faide de vermez, ancak izin verdiği kimseninki müstesna, nihayet kalblerinden dehşet giderildiği zaman «rabbınız ne buyurdu?» derler. «Hakkı» derler, o öyle yüksek, öyle büyük.) Ayete dikkatli bakın, Allah’ın izin verdiği şefaat edebilir der. Peki gelmiş geçmiş tüm insanlık içinde Hz. Muhammed Mustafa sallahu aleyhi ve sellem efendimizden daha büyük biri var mıdır ki ona şefaat izni verilsin de Hz. Muhammed Mustafa sallahu aleyhi ve sellem efendimize verilmesin. Bazı kişiler düşmüşler kendini bir kaç bilmezin peşine de hakikatte var olan bir çok şeyi inkara yelteniyorlar ve yazık ediyorlar. Kesinlikle biliniz ki en büyük insan Hz. Muhammed Mustafa sallahu aleyhi ve sellem efendimizdir. Madem ayet şefaat Allah’ın izniyle vardır diyor. Hem madem Hz. Muhammed Mustafa sallahu aleyhi ve sellem efendimiz en büyük varlıktır. O zaman Hz. Muhammed Mustafa sallahu aleyhi ve sellem efendimize şefaat izni verilmezse hiç kimseye verilmez. Ki Ayet muhkemdir ve hükmü açıktır.
2349) Muhammedi olalım aziz kardeşlerim… Biri çıkıp orijinal kaynaktan haber verdiğinde, hemen kimin ağzından dökülmüşse onun adına etiket yapıştırırız. Çok mu zor Muhammedi olmak… Aziz kardeşim; elinde olsun hakka götüren sancak ki, bu sancak Muhammedi nurdur. Bu sancağı tutmayan hem iki âlemde, hem de iki âleminde yanacaktır; maddi ve manevi… Muhammedi olmak… Sırf ve som olmaktır ve asla hiçbir fertten maddi ve manevi bir şey beklememektir. Muhammedi olmak… Tüm görüşlere açık olup hiçbir şeyle kayıtlanmamaktır. Çok meraklıyız insanlara etiket takmaya… Şu şucu, bu bucu diye diye Müslüman’ları yüzlerce fırkaya bölmeye, çok evet çok meraklıyız. Bölüp parçalama öylesine genlerimize kadar işlenmiş ki; bir iki laf konuşan için, hemen bilinçaltımız devreye girer; acaba hangi cemaattendir diye… Yah u; çok mu zor Muhammedi olmak… Kardeşlerim; sırf ve som olmak en büyük özgürlüktür. Muhammedi olmayanın vay haline… Din; O’nun dilinden saf ve katıksız olarak bize ulaşmıştır. O’nun anlatımına gönlünü oturtmayıp; başka kişilerin peşine takılmak, akıl kârı olmasa gerek. Kim olursa olsun anlattığı şey resulün dilinden ve yaşantısından dökülenin dışında ise, zaten batıldır. Eğer Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin dediğine uyuyorsa; o zaman neden saf dini, anlatan aracının adını kullanarak sunarsın. Allah katında bunun vebali büyüktür. Din İslam’dır. Allah bu isimden hoşlanmış, yarattığı düzenine bu adı vermiştir. Resul olarak Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizi Allah bize seçmiştir. O zaman O’nun dizi önünde oturup ondan dinimizi öğrenmeli ve Muhammedi olmalıyız. Muhammedi olan… Gönlünden tüm cemaat ve fırkaların tüm sevgisini ve aidiyetini çıkartıp sadece ve sadece Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimize bağlılığını benimseyen Allah kuludur. Hepimiz kulluğa tabiyiz. Kim ki bize başka bir isim takarsa, onlardan ve taktıkları isimlerden beriyiz. Çünkü sadece ve sadece Allah kuluyuz.
2350) Bir kelebek gibi özgürleşen insan, bulunduğu ortamın rengine bürünerek kimseyi asla kırmaz. Çünkü onun gönül dünyası, Nuri Muhammediyeye yüzünü dönmüştür. Öylece onun gönül dünyası Nur-i muhammediye dönüşmüştür.
2351) Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz; duanın kulluğumuzu hatırlatan yönünü ve Rab-kul ilişkisini anlatan hususlarla ilgili şöyle buyuruyor: “Şüphesiz ki, Allah çok hayâlı ve çok cömerttir. Bir kimse ellerini açıp dua ettiğinde onu boş çevirmekten hayâ eder, utanır” (İbni Mace, Dua, 13) Acaba ne demek istemiş? Olayı anlamayan hemen inkâr eder ve “böyle hadis olamaz” der. Ya anlamayıp reddettiğiniz bir hadis, tıpkı bu hadis gibi kapalı mana içeriyorsa… O yüzden anlamadığımız hadisi inkâra gitmek yerine, mahiyeti hakkında kafa yoralım. Nice nice sırların açıldığına şahit olacağız. Şimdi gelelim hadisten anladığımıza… Allah çok hayâlıdır demek, madem Allah içsel veya dışsal bir ilah değil, o zaman… Hayâlı olan, özüyle kabıkavseyne erer. Allah çok cömerttir demek, madem Allah içsel veya dışsal bir ilah değil, o zaman… Cömert olan, özüyle kabıkavseyne erer. Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz miraçta, tüm özellikleri ile kabıkavseyne ulaştı. Allah’ın boyası der ayet bu hale başka yerde. Kabıkavseyne eren bir insan, öyle bir hale bürünür ki; attığın da sen atmadın atan Allah’tı sırrı tecelli eder. Böyle bir halde yaşayan birinden bir şey istenilince, kabıkavseynde yaşayan, vermemeye utanır. Duymadın mı ki, Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizden kim ne istemişse vermiştir. Asla yok/hayır/لا dememiştir. Sadece kelime-i tevhit de LA/لا demiştir. Ya hu her ayet ve hadis bizi anlatır. Biz hala düşmüşüz hayaller peşine…
2352) Mana yolcularına bir kaç terennüm… Yorulacaksın çalışırken… Zorlanacaksın tümsekleri aşarken… Şikayetçi olmayacaksın ufka göz dikmişken… Terleyeceksin koşarken… Keşkelere sığınmayacaksın anlık başarısız olmuşsan… Yol arkadaşın ile yolculuğa çıkmışsan söze ama diye başlamayacaksın… Girmişsen hak sevdası yolculuğuna, o yoldan geri dönüşü sileceksin içinden… Muhabetullah yolundaysan eğer, hak koşar adım gelir sana… Sen koyuldun ya hak yoluna artık gözün geride kalmasın… Hak yolundaysan başın feda olsun hak divanına… Bil ki seni satın alır ama seni sana bırakır karşılığını ise dünyayı cennet yurduna tevdi ederek… Sakın kapris çizip et kemik bedene dönmeyesin, ayağına diken batarsa… Yolunda ah edip vahlanmayacaksın, sakın… Allah sevgisi bilek gücü değil yürek gücü ister. Yüreğin yetmiş ki düşmüşsün bu yollara ve kulak vermişsin zat-ı Rahman’a… Ereceksin maksadına… Etme merak, dönme bu sevdadan… Bu sevda senin halin, bu sevda senin malın, bu sevda sensin sen ey insan…
2353) İslam tarihinde Kur’an ve hadisten Allah’ın yaratım düzen ve fıtratını okuyup sunan onca alimi arka plana itip kupkuru bir meal ile hüküm verirsen, sapıtırsın.
2354) Meal, sarı çizmeli mehmet ağanın Kur’andan anladığıdır. Sen meal okuyarak, Kur’anı değil sarı çizmeli mehmet ağanın anlayışını okuyursun.
2355) Sadece meal ile dinimi öğreneyim diyen, mealzede olur. Kendisine yazık eder.
2356) Öyle cahilce bir güruh türedi ki; herkesin inancına uydurulmuş din derler. Halktan çekinmeseler; neredeyse, Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin dahi, uydurulmuş dine tabi olduğunu diyecekler. Subhanellah… Neymiş…. Sadece meal… Gerisi uydurukmuş… Allah ıslah etsin… Azizim… 1440 küsür yıldır, Kur’an ve sünnet ışığında İslam’ın yaşam alanında hayat süren milyarlarca insan hata yapmadı. Unutmayın ki icma-ı ümmet hata yapmaz. Ferdi günahlar ise, umumu bağlamaz…
2357) Sadece meal deyip olayı bilmeyenleri meale yönlendirip, meal okutup, hüküm çıkartan ve akabinde mealzede olup, dini islamı mubînin içinde çelişki var deyip, herşeye sırt çevirenlerin sayısı az olmasa gerek. Görürseniz bir mealzede, onunla çok nazik konuşun. Çünkü enkazın altında kalmıştır.
2358) Yaşam ve söylemleri uyumlu olmayan hayatını serap eder. Az bir karşılık ile sonsuz mirası kaybeder.
2359) Elbette manevi anlatımları anlamak için somutlaştırmaya ihtiyaç vardır. Lakin bazı hususları çok somutlaştırırsan tadı kaçar. Verilmek istenilen mesajın uzağına düşülmüş olur.
2360) Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem Efendimizin Kâbe’den kabikavseyne kadar tüm yolculuğu EL Vedud esmasinin tecelli kuvvesiyle oldu. Bu bazen burak oldu. Bazen refref oldu. Bazen miraç oldu. Nihayet Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz perdesiz olarak hak ile buluştu.
2361) Yaramazlık eden öğrenciye bazen muallim kaş çatar. Hani dayak yasak ya, ne yapsın gariban muallim… Yoksa başına çıkarlar… Mana da olayın farklı olduğunu fehmetme… Orada da murşid müridine kaş çatar. Lakin bu çatma ayrı çatma… Ya murid kaçar veya murşid yolu açar.
2362) Mabed nedir? Her bir ayetin batini ve işari manalarının yanında zahiri manaları da esastır. Yani Kur’ana baktığımızda camilerin inşasıyla ilgili birçok ayet ile karşılaşırız. Hadisi şeriflerde de camilerle ilgili birçok hadis bulunur. Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz Küba’ya vardığında ilk işi mescit inşası olmuştur. Medine’de ilk iş olarak, Mescid-i nebevinin arsasını alarak oraya bir mescid inşa etmiştir. Sahabelere bir yere İslam’ı tebliğe giderlerken, mabetlerde ibadet edenlere karışılmaması emredilmiştir. Yöre halkı Müslüman olmuşsa, oradaki mabetlerini camiye çevirmişlerdir. Mabedi hayatından çıkaran bir halk, yok olmaya mahkûmdur…
2363) Tasavvuf, itikat, fıkıh, hadis ve daha değişik adlarla bölümlendirdiğimiz ve adeta fırkalaştırdığımız İslam’ı, tekrar Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin gözüyle temaşa edersek, tüm kavgalar biter.
2364) Bazıların tüm işi bitmiş ve başka işi kalmamış gibi sabah kadın akşam kadın… Bırakın kadın Allah sözü üzeri özgürlüğünü yaşasın. Kadın erkeğin kölesi değil be. O da mutlak halife. Hatta hatta halife olması için erkekten bir adım önde. Sakın deme kadından peygamber olmaz… Sanki sen peygamber oldun da kadın geride kaldı. Peygamberlik kapandı… Duymadın mı son peygamber Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizdir.
2365) Melekût… Ceberut… Lâhut… Sırasıyla müşahede âlemleri… Bu kavramları zahiri lisanla izah etmeye kalkarsan, kelimelerin tükenir de ne olduklarını anlatmada çaresiz kalırsın. Lakin bunların ne olduğu ancak, kalbi bir sır olarak akar da, bu akıntı ve biliş sana özgü olarak senin bilinç dünyanı süsler.
2366) Elif Lam Mim manası hep sır kaldı. Bilenler perdeyi açmadı. Bilmeyenler ise, her biri bir tahminde bulundu. Gerçeği ise, hep sırlarda kaldı. Elbet sırları deşen oldu. Deşen aynayı gördü. Tekrar kendine döndü. Sessiz sedasız yerine oturdu.
2367) Hu adıyla işaret edilen mutlak zat, Allah ismiyle bir takım sıfat, esma ve efalini seyrederek, bir perspektif oluşturdu. Bu birinci aşama… İkinci aşamada ise, kendi nurundan bir tutam alarak o nurun içeriğinden Allah ismiyle kendisini tanıttığı yönüyle, o bir tutam nurun içeriğini şekillendirdi. Yani o bir tutam nurun içeriği ve son merhalede kendisine sonsuzluk nazariyesi verdiği insanı yaratarak Allah ismiyle kendisine nazar ettiği gibi, insan ile de kendisine nazar etti. Mutlak zat, Allah ismiyle kendisine nazar ettiği kadarı kadar biz mutlak zatı tanırız. O yüzden de bizim açımızdan ha Allah demişiz, ha HU demişiz, aynıdır. Çünkü mutlak zatı sadece Allah ismi aynası kadar biliriz. Ama hu ismiyle işaret edilen mutlak zat, kendisini Allah ismiyle mutlak vucüd olarak seyreder. Ama hu ismiyle işaret edilen mutlak zat, kendisini insan ismiyle seyredince, yaratılan ve mahdud kılınan bir tarzda seyreder. İşte biz, amellerimizle rububiyet alanımızı ne kadar geniş edersek, işte o zaman hu ismiyle işaret edilen mutlak zatın seyri bizden daha da genişler. Yani Rabbimizi görme kapasitemiz daha da genişler. O yüzden de kıyamet günü insan her şeyi gözüyle gördükten sonra, diyecektir ki, keşke dünyada daha çok amel işleseydim, öylece bakışım daha geniş olacaktı. İşte hu ismiyle kendisine işaret edilen mutlak zat, kendisini bu bir tutam nuri muhammedi içeriğine Allah olarak tanıtmışken, başka başka tutam nurlarda kendisini başka başka isimlerle tanıtmış olabilir ki, ne olduğuna asla müttali olamayız. Onun için de denilmiştir ki, HU denildiğinde, tüm isimler düşer ve kişi mutlak bir sekre uğrar.
2368) Sadece Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimize çağırandır sana sadık olan dost. Sakın ha… Allah’a çağırandır deyip masal okuma. Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz olmasaydı, kimse huzura tek adım atamazdı. Tek lider Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizdir. Sakın ha, Onu öldü sanma. Onun diri olduğunu Hz. Ömer ra ilk gün gördü. Hz. Ebubekir essıddık ra ise onun manevi diriliğini gizledi ki, insanlık ona tapmasın diye. Yoksa durum vahim olurdu. Çünkü daha insanlar; birkaç yıl olmuştu ki, putlardan kurtulmuştu. İşte vehameti anlayan Hz. Ebubekir essıddık ra, bunu gizledi. Hemen söze başlayıp insanların bakışını Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin liderliği ile hakka revan etti. Ve o anda aslında İslam’ın ilk halifesi olması da zihinlere nakşedildi. Çünkü o, zahiri ve batini tüm ilimleri cem ederek Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin en yakın dostu olmuştu.
2369) Müslüman eşittir insanlık’tır… İslam, insana insan olması için bildirilmiştir. Müslüman olmayı ayrı, insan olmayı da ayrı sanan, daha samanlıkta dolaşıyor… Hatta hatta, ancak yakacak olacak kütüğü süsleyerek bize satıyor.
2370) Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimize Allah özel değer vererek yaratmış ve tüm yarattığı âlemlere en berrak ayna yapmıştır. Ondan daha berrak ayna yaratılmadı ve yaratılmayacak. Umarım Allah’ın izniyle şefaati bize de dokunur.
2371) Her meyve bir tecellidir. Seyrin aslı ise tecellisizdir. Başka isim yok, ne yapalım? Tefekkür et ve ulaş…
2372) Bir defa görenin bir daha gördüğünü unutması imkânsızdır. Lakin gördüğüne karşı pasif olup lakayt kalması olasıdır. İşte bu hale, kalplerin mühürlenmesi olarak işaret edilmiştir.
2373) Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimize yaptığımız salâvatlar, onun ruhaniyetinden kendi ruhaniyetimize doğru, Allah sevgisinin verdiği tekâmülü, kopyala yapıştır yapmak içindir. Çünkü o, habibullahtı…
2374) Maddeyi mana yönetir. Baksana nazar ve haset ile kişi nasıl hastalığa maruz kalıyor ve madde manaya bariz olarak teslim oluyor. İnsan bilinci ve şuuru, her şeyin kaynağı olan ve mutlak olarak besleyicisi olan “mutlak bilinç”le birebir yapışıktır ve her an alışveriştedir. Bu da kişiden kişiye, eğer koruması yoksa etkiyi indirir.
2375) Mü’min bulunduğu mekânda zayıf düşerse, Rahman elbette yetişecektir.
2376) Etrafında kümeleşeceğimiz ve önünde tek saf olacağımız biricik insan, Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizdir. Dolayısıyla tüm mehmetçiklere buradan selam olsun. Aksini söyleyeni kınarım. Zaten aksini söyleyenlerden ötürüdür dünyadaki kan ve şiddet.
2377) Maide suresi 104. Ayete kulak verelim; “Onlara: “Allah’ın inzal ettiğine ve Rasûle geliniz” denildiğinde, “Babalarımızdan gördüğümüz bize yeter” dediler… Babaları bir şey bilmeyen ve hidayet üzere olmayanlarsa da mı?” Elbette ayetin nüzul sebebi küfür ehline hitap etmek üzeredir. Lakin bizim için de elbette içinde dersler mevcuttur. Kur’anın her ayeti birebir bize hitap eder. Çalışmak ve mantık yürütmek her birimizin üzerinde Allah’ın hakkıdır. Onun için de atamızdan destek alıp, üzere oldukları yoldan ibret alıp, anımızı en güzel şekilde faydalı olarak doldurmak zorundayız. Yoksa kendimizi mühürlemiş ve geliştirmekten mahrum bırakmış oluruz.
2378) 124.000 tane nebi, 313 tane Resulden her biri, ayrı bir çeşmenin menba’ı olmuşlardır. Muhammed-i nur ise tümünü kuşattı. O yüzden dedi ki, ilim Çin’de de olsa gidin alın. Eğer tüm coğrafyalar ilim ile buluşmasaydı, kutlu nebi der miydi dünyanın dört bir yanından ilim toplayın.
2379) Melekelerimiz suretleşerek melekleşir. Ya bize iyi dost olarak “zevk”lendirirler sonsuza dek. Ya da bize kötü dost olarak “azap”landırırlar sonsuza dek.
2380) Mü’min mü’minin aynasıdır. Ayna sadece karşısında gördüğünü yansıtır. Aynadan başka bir şey bekleme.
2381) Medine’nin sıcaklığı; oraya davet edilen sevgililer sevgilisinin sıcaklığı gibi sevecen ve tatlıdır.
2382) Mutluluğu ilimden aldık. İlmi sevgiden aldık. Sevgiyi EL Vedud esmasından aldık. EL Vedud esmasının cevelanını ilahi huşudan aldık. İlahi huşu ile mutluluğa erdik. Gayrı mutlulukları kesafet bildik. Öylece masivaya veda edip tümünü gönülden uzak eyledik.
2383) Melekelerimiz melek olarak suret alır. Ya cennete dek eşlik eder. Veya cehenneme giden yolda yoldaşımız olurlar.
2384) Matla’ı manalar kişiye özel anlatımlar olduğu için söyleyeni bağlar. İsabet ederse iki sevap, etmezse bir sevap gelir ki; bu da kişinin düşünce dünyasını çalıştırmanın ecri olarak kişiye hibe edilir. Ama takip eden mukallit; isabet etmeyen fikirler için kendisine hiçbir şey yoktur. Hatta hatta olumsuz hisseler de yükletebilir. O yüzden de hükmü işlerde taklit olunabildiği halde, hüküm barındırmayan hususlarda taklit etmek, kişi için sakınca barındırabilir. Örneğin namazın hususlarını ümmetçe içtihadına değer verilmiş bir mezhep imamını taklit ederek yerine getirebilirsin. Ama her hangi bir salâvatın terkibinde, eğer ki o salâvat; salâvatı oluşturan kişinin özel hallerini barındırıyorsa, o salâvatı okumak, sana fayda yerine zarar dahi verebilir.
2385) Her bir makamın arasında ayrı bir perde vardır. Aradaki ince perde hep var olacaktır. Duymadın mı; iki deniz birbirine asla karışmayacaktır. İki ayrı yoğunluğa sahip olan su birbirine karışamaz. Bu mümkün değildir…
2386) Yer ve semada her ne ilim varsa, Ona konukluk etti bu Medine-i münevvere. Salat ve selam onun konuğu olan efendimiz Hz. Muhammed’e onun yakınlarına ve arkadaşlarına…
2387) Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz, haniflik inancının sırlarına Hıra mağarasında; Hz. İbrahim aleyhisselam gibi düşünerek erdiği için, Salli ve barik dualarında Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimize dua ederken; Hz. İbrahim aleyhisselama olan ilahi lütfün aynısını Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz için de niyaz ederiz… Not: Aslında tüm dualar gibi bu duayı da kendimize yaparız…
2388) Mana âlemi ve zahirdeki tezahürü; bir sırrı mutlaktır ki, anlamak için Hızır olmak gerek. Musa anlamadı gözüktü, (Sadece öyle gözüktü)… İlahi kudrete dil uzatan aklı kıt mı anlayacak? İki cihan güneşi ve Kab-ı kavseyne kadar uruç etmiş Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz gelmiş ve tüm haşyetiyle Allah’ın yaratım fıtratını ve yaratım düzenini tüm hikmetleriyle anlatmıştır. Buna rağmen kişide teslimiyet oluşmuyorsa, sanma ki Mehdi ile oluşacak. Olsa olsa Deccal’e ermiş olacak.
2389) Mehdi, İsa ve Deccal… Şimdi diyecekler ki her şey hal oldu da sıra buna mı geldi? Evet, asıl meselenin başı bu… Mehdi gelecek mi? İsa gerçekten dönecek mi yoksa başka türlü mü halkla konuşacak? Deccal nedir ki? Bunca yıl herkes ondan neden korktu? Bu konuları anlasak yeni güne merhaba diyeceğiz. Yoksa hayallerde yaşamaya devam edeceğiz. Bekle Mehdi gelecek seni kurtaracak… Daha çok beklersin…
2390) Miraç “uruç”dur. Vahiy “nüzul”dür. Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz uruç yaparak miraca ulaştı. Bize de bunun yolunu açtı. Miraca çıkmasaydı Resulallah sav… Uruç bize hayal olurdu. Bize ve tüm kardeşlerime miraç nasip olsun.
2391) Kab-ı kavseyn den sonra Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin dediği her söz dinin ana taşlarını teşkil ederdi. Allah’ın fıtrat düzeni onun iki dudağı arasına göre şekil almaya başladı. Miraç ile kâinatın ana mihenk notasındaki tasarruf onun emrine verildi. Sanki koskoca kâinat onun yazboz tahtası oldu. Hac hakkında ısrarla soru soran sahabeyi uyardı ve hakkında malûmat vermediğim hüküm hakkında sükût ediniz, dedi. “Evet” deseydim hac her yıl farz olurdu, dedi. Düşünsenize; Allah hükümünü onun iki dudağı arasına bırakıyor. İşte miraç bu kadar önemlidir.
2392) Eğer miraç bilinen göğe doğru zahiri bir bakışla olsaydı… Secde nasıl Mü’minin miracı olurdu. Miraç derinliklerde oluşur. Bu derinliklerini göklere de taşıyabilirsem, işte o zaman enfus ile afakı cem edip mutlak miraca ulaşırsın. Bu da bu dünyada sadece Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimize nasip oldu. Gerisi secdede dalıp kaldı…
2393) Manevi alanda… Kadın(!), hisleriyle hareket eden; erkek(!), özündeki gerçekle davranışlarını düzenleyen yaratığın adıdır(!)… Yani bedenen nasıl olursa olsun, eril veya dişil enerjiye çanak olabilir…
2394) Kişideki makam insanlığının önüne geçerse, Makam son bulunca yapıştırılan değerlerde son bulur. Kalan hayatı köşe bucakta kaybolur gider.
2395) Karşındaki insana vermek istediğin mesajın çoğu, jest, mimik ve bireysel şuurun diğer bireysel şuurlarla irtibatı sonucu alınıp verilir. Bu kural tüm varlıklar için geçerlidir. Sevgiyle bakmak ile düşmanca bakışlar arasında, karşıdaki bireyin oluşturduğu tepkide bunu hemen fark ederiz. Örneğin, bir hayvana öldürmek niyetiyle bakıldığında, o hayvanın verdiği tepkinin farkındalığının farkında oluruz. Ama sevgiyle yöneldiğimizde, bambaşka bir karşılık verir. Demek ki esas olan söz değil, düşünsel olarak yapılan irtibattır.
2396) Mürşide ihtiyaç duymadan önce, hangi hallere ulaşan mürşidle karşılaşır? Sorusunu sormak gerek. Sen mürşid aramayacaksın. Sen mürşidi ararsan, arayan sen olduğu için bulamazsın. Çıkar senli ve benli düşünceyi aradan, mürşidini karşında bulacaksın. Bazen murşidin bir insandan hitap edecek. Bazen bir taştan hitap edecek. Bazen de sudan hitap edecek. Ama hiçbirine tutsak olma. Tutsak olduğun şey gelişmeni engelleyecektir. Yunusun şeyhi yunusu 40 yıldan sonra yanından kovmuştur. Yoksa yunus özgürleşemeyecekti. Çünkü Allah’ın yaratım fıtratı ve yaşam düzenine göre insanın gelişiminde, koyun ve çobanlık yoktur. Özgür bireyler vardır. Allah Resulüne çoban ve kendisini de koyun gibi gören şahıslara ayetle ihtar geldi. Resule nazir/gözetmen olarak bakın dendi. İşte öyle…
2397) Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz tenzih ile teşbih, afakî ile enfüsi bütün sırları saçtı insanlığa. Ne garip ki insanların çoğu daha önceki ümmetler gibi, her biri bir tarafa çekti. Böylece binlerce fırka oluştu. Sonra aralarında savaştılar fikri veya cismi. Sonrası kan ve ölüm. Ve hala devam eden husumetler. Ve her gün yüzlerce ölüm…
2398) İnsanın mesuliyeti… İnsan diğer tüm varlıklar gibi Allah’ın ilminde ilmi bir birim olarak var edildi. Tüm varlıklar içinde Allah, insanı kendine halife seçti. İnsana izin verdi ki Esma-i hüsna isimleriyle tanıtılan öz manaları açığa çıkarıp seyretsin. Tabiri caizse, izin verdi ki onun ilminin içinde onun esma manalarını işletip yeni oluşumlar oluştursun. Tüm manalar onun olduğu için ve bizim varlığımızda onun ilminden meydana geldiği için, aslında her şeyi o yapıyor, ancak bize gölge bir Nefis verildiği için faturası bize kesiliyor ve mesuliyetimiz başlıyor. Biz, bize tanınan oranda esma bileşkesi oluşturup düzenliyoruz. Ama bileşkedeki tüm manalar gene de Allah’ındır. Bunu iyice fark etmemiz gerekir. Örneğin; Eğer zina eden kişi, zinaya yaklaşırsa, onun bileşke nakşı o fiili yapacak pozisyon alır. O yüzden ayet der ki zinaya yaklaşmayın. Demiyor zina etmeyin. Çünkü bileşke oluşmamışsa zaten fiil oluşmaz. Ama sonuçta oluşan bileşkedeki tüm manalar Allah’ındır. Allah istemez bize verdiği iradeyle bileşkemizi bozuk oluşturalım. Ama bozuk oluşumlardan oluşacak sonucu da bize yaşatacaktır. Zikirler ve ibadetlerimizin tümü de müspet olarak bileşkemizi değiştirmek içindir. Değiştirmen sana verilen müsaade kadardır, ama o bileşke içeriği gene de Allah’a aittir. Çünkü tüm manalar sadece onundur. Yalnız oluşan bileşkeden gelecek müspet veya menfi tüm sonuçlar kişiyi bulacaktır. Çünkü bileşke ile bize hibe edilen gölge benlik ebeden bizde kalacaktır. Farkı fark et kardeşim… Nefsine yenik düşerek istediğin ameli yap ve sonra da Allah yaptırıyor deme. Öylece de kendini aldatma.
2399) Zihni bulandıran değişik değişik yerlerden değişik şeyler okuyup izlersek, ruhumuz olması gereken hedefe varamaz. Mana yolculuğunda esas olan bilgi hamallığı değil, özün seyrini kendisine açmasıdır. Bu da mutlak teslimiyet şuurunun kişide dirilmesiyle gerçekleşir. Bu husus, bilgiden mahrumiyet değil, bizzat ilmin hazinesine iniştir. Ben bunu 40″ından sonra öğrendim. Şimdi bunu böyle diyerek, mana ilmine yani kendi kitabını okumaya heveslenenlere en büyük ilmi şecereyi teslim eyledik.
2400) Çeşme bir olmalı… Muhammedi olmalı… Bu hususta çok çok dikkatli olunmalı… Her ahvalı şeriât miğferi ile korunmalı… İşte hata ve sevap bu dünyanın taşı… O dünyanın ise, yok böyle bir taşı… İki dünyayı birlikte taşı… Öylece kaldır bu taşı… Taşı gediğine koyma var… Taşı gediğinden sapma var… Taş var, taaaş var… Sen taşı taşı, bil ki cevher sende var… Evet, cevher sende… Öz sende… Söz sende… Yüz sende… Sen sende… Yer sende… Sema sende… Sakın kimseyi hor görme… Kimseyi kendinden üstün görme… Kimseyi kendinden alt görme… Alt, üst veya yan görme… Sırf ve som bakarak bir de görme… Çünkü kesrettesin ve bu kesret ebeden sürecektir. Nefsini kendinde bil… İlmi kendinde bil… Bilimi de kendinle bil… Rabbini de kendine, kendinden yakın bil… Bile de bil… İşte bu il sana konak olacaktır… Yoksa tepinirsin gece gündüz… Okursun binbir satır yaz göz… Bilemezsin hiçbir söz… Haydi sende bahri muhitinde yüz… Bil ki bu kapıya zikirdir çare… Gerisi kalpte açar yare… Götürmez o yare… Eder gönlü yare yare…
2401) Nuri ilahi ile var oldun, mutlu ol. Mutlu olmak sana da lütuf edildi. Nuru ilahi gönlünde yer edindi. Hakkın nazarı o nûra deydi. Senin gözyaşın ondan indi.
2402) Sen ey insan, işte sen son nazargâhsın. Nazargâhtan gelen haykırış son noktadır. Hatırlandığında kalbi titreten dost da oradandır. Sana ebediyete kadar dost olanda onlardır. Bunları dost bil, çünkü onların yüzü sanadır.
2403) Rabbin nazını sever, ona naz içinde ol. Küçücük bir bebeğin annesine yaptığı naz gibidir, kulun Rabbine olan nazı… Barışması ise niyazıdır. Hani, bebek annesine mecbur olduğu halde annesine naz yapıp süt tutmaz ya bazen… Bunu Anneler çok iyi bilir. Bebeğin nazını da çeker. Bebek süt tutunca ise, bu hal bebeğin niyazıdır. Mecburdur süt emmeğe bebek. Yoksa aç kalır. Ama gene de naz eder. İşte budur naz makamı.
2404) Allah için yol arayan beri gelsin. Nefisle mücadele edip zikretsin. En büyük cihat budur bilinsin. Hüküm nefsini arındırana verilir, bilesin. Artık hükmeden bir bilinç sahibi oluverir. Kainatta söz sahibi olur. Şeytanlara cellat, Rahman’a asker olur. Gücüne güç, vehmine feraset katar. Artık gözünün gördüğü hiçbir şeyden korkmaz olur.
2405) En büyük cihat nefis İledir. Diğeri hile iledir. Hilecinin hilesine aldanıp hile ile varılan küçük cihadı esas bilip, büyük cihattan geri kalmayasın. Bil ki büyük cihatta hile yoktur.
2406) Tertemiz olan nübüvvet ilminin saf ve temiz suyunu bulandırmak çok büyük bir vebaldir. Saf, temiz ve som olan nübüvvet ilminin semeresiyle Allah yoluna dönülmedikçe, dünyadaki kavgamız bitmeyecektir.
2407) Aynasın muhatabına! Birbirimizle herhangi bir anımızda konuşmamız, aslında karşımızdaki kişinin sorularını yanıtlamaya dönüktür. Dolayısıyla her konuşma sitilin, karşındakinin senden açığa çıkmasını istediği şeydir. Nas süresinin son üç ayeti buna delildir…
2408) Aslımız bir tutam nurdan gelir. İnsan aslında dünyevi bir mahlûk değildir. Aksine insan, varlığını; Allah’ın mutlak nurundan yarattığı bir tutam nurundan alır. Öz cevherimiz nurdur nur.
2409) Kıtalar arası gelen nakaratlar bile, ayrı anlamlarda olur. Her insan ayrı bir şarkı dizesi gibidir ve ancak kendisi kendisini hakkıyla çalar. Hiçbir dize diğer dizenin melodisiyle çalınmaz. Benzer nakaratlar olsa da, her nakarat bir önceki kıtayla uyum halindedir. Yani nakaratlar bile ayrı ayrı vecihleri serdeder.
2410) Kendi nefsini tanıyan geçti gitti. Tanımayan ise dedikoduyla bedenini eskitti.
2411) Tebliğ edildi bize Nur-i Muhammedi. Şen oldu bilincimiz olduk abdulhadi. Ay gibi bize yansıtan cibrili emindi. Nur-i muhammedinin hakikatinde eritti.
2412) İman illa iman… Kişi aklıyla istediği kadar ilmi çalışma yaparsa yapsın imansız bir akıl, yok olmaya mahkûmdur. Çünkü dünyevi çalışmalar da imansız olarak yürüyen akıl, asla gelişmez. İşte iman, görmediğine kesin bir şekilde inanıp ona göre aklını kullanarak adım atmaktır.
2413) Bedenin zevkleri peşinde koşan bizler, bilincine yapışan bencillik kenesinden kurtulmadan özündeki nur’a eremez.
2414) Cennette bedenimiz nurani olacak deriz, akabinde de dünveyi zevkleri oraya taşırız. Ne yaman çelişki.
2415) Resulullah yolu bizim yolumuz olmalı… Bu yolda ben yok oldum diyebilmeli… ELİF gibi dimdik durulmalı ve tüm kuvveti Allah’tan bilmeli… DAL gibi eğilmeli, Allah’ın emrine itaatkâr olduğumuz dillendirilmeli… MİM gibi büzülüp “mutlak var”ın sadece O olduğu hissedilmeli… Ya rabb böyle olayım… İste ve senin olsun ey nefsim…
2416) Nurundan oluşan her bir âlem Allah’ın mutlak nuru ile ayaktadır. Ama Allah’ın mutlak nuru tüm bu oluşturulan âlemlerden ganidir. Her ne kadar her varlık, onun nurunun şulelerinden yaratılan ve onun zatının sahip olduğu kuvvelerin isimleri olan Esma-i Hüsna diye tanımlanan manaları ile bir tutam nurunun üzerinde oluşturduğu nakışlarla oluşuyorsa da; O, nuruyla bütün bu âlemleri yarattığı gibi, bu âlemler gibi sayısını bilemeyeceğimiz daha nice nice âlemleri de nurundan nüktelerle yaratır ki; onun mutlak nuru tüm bu âlemlerden de gani olur. Zatı ise tümüyle tanımsız olup, nurunun üzerinde dokundurduğu dokumalar kadar, zatının ulviyetinin farkındalığına ererek, asla bilinemeyeceğinin marifetine ereriz. İşte anlarız ki, sonsuzun yanında sonlu ne ifade eder… Bir hiç… Dolayısıyla anlarız ki, Allah her şeyden münezzehtir. Ama her şey de Onunla kaim ve ayaktadır. Bu hakikatle nazar edersek, şirkin her türlüsünden kurtulur ve mutlak kulluğumuzun farkındalığına ereriz.
2417) Ey nefsim… Sadece Allah de ve ona firar et… Çünkü sadece Allah diyen kurtulur. Gerisinin rotası yamulur, kasırgaya tutulur ve dümeni iflas eder.
2418) Ah be nefsim… Neden perde oldu sana el ayak yanak. Bunların tümü topraktan gelmişti etme dayanak. Mazisi gibi toprak olacak hem de bendi solacak. Toprak içinde donup kalacak. Bedensel tatmin için sana yönelene sırt çevir. Çünkü bedensel için olan, bedensel zevk bitince oluşturur sende derin hasret. Ama ruhi tekâmül için yönelende oluşmaz hasret, her an hissedilir ilahi heybet.
2419) İnsan ünsiyyet eder beraber olduğu her şey ile… Çoluk çocuk, mal eşya ile… Ayrılınca içi burkulur kişinin hasret ile… Çünkü herşeyin aslı esma nakşı olan bileşkeye dayanıyor ve capcanlıdır. Ey nefsim… Bunu artık hafızana bile… Öylece her bir varlığa karşı saygıyla dol. Şükründe daim ol…
2420) Bazen çekinirsin yazmaya. Bazen utanırsın selam durmaya. Bazen görmezden gelirsin bakarsın havaya. Bazen de süzülürsün yataya. Çekinme, insan mayasında vardır, hayâdan gelir. Bilinç mat olur, okur nefsini, görür sükûn, bilenir insan, başını eğer, utanır, rabbinden dilenir. Öylece nefsin isteğinden silkelenir.
2421) Nazın da vakti olur. Hem de çok lezzetli olur…
2422) Niyet ne olursa olsun… Kişi kendisini kendi silahıyla öldüremez. Bu kesin intihardır. Ve affı da yoktur der Allah’ın mutlak hükmünü anlatan Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz…
2423) Uyan ey nefsim… O ömür ki sonunda ölüm var. Tüm yaşantın zevkle geçse de sonunda fetret var. Yetmiş yıl yaşasan bile kıyamete göre birkaç saniye vaktin var. Ya adaletten ayrılmayıp cenneti bulacaksın. Veya aldanıp cehennemi boylayacaksın.
2424) Doğmuş ve doğurulmuştur insan; insanın beyni, kalbi ve her bir organı, kuludur Allah’ın. Ondan tecelli eder özelliklerinin nakşı, zatın. Beden hizmet eder hem onu besler bi hakkın. Beyin veya kalb ilahi kuvveye haiz değildir. Zaten Allah yanı sıra tüm ilahları red etmek, ilk işindir. Allah, insan ile ve insana sunduğu irade ile kişiden kişinin istek ve yönelimine göre yaratımını ortaya koyar. O tutan elidir. Ama O, asla eli değildir. Farkı fark et ve kendini şirkten halas et.
2425) Her insan tek doğmuş. Her insan zamanının büyük bir kısmında tek yaşar. Her insan tek başına ölür. Zaten her birimiz de, hesabını kendi nefsine verecektir.
2426) Bir güneş gibi ışık saçalım. Herkes nasibindekini alacaktır. Çoban değil gözetmen olalım. Herkes yolunu bulacaktır.
2427) Yansıyan yansıtılır. Yansıtan yansımayı yitirirse yansıtan yanmaz. Işıldayan ışıldanandır. Işın ışıldamazsa, ışıldanandan ışık ıraklaşır. Nur, EL Nur’la nurlanır. EL Nur, nurunu nurlandırmazsa, nurlanan narlanır.
2428) Niyazi misri ks. 100 günlük halveti yaşamıştı ve sonra sadece HUU demişti. HUU derken acaba ne demek istemişti? Elbette HUU ile de bir şeyler dilemişti. Lakin bu dileme artık dilemezsizlik olmuştu. Acaba dilemezsizlik ne demek? Sorular, sorular, sorular… Hani cevaplar? Evet, cevapları soru ile sorunun içinde verilerek sunuldu.
2429) İman ehlinin, namaz borcu diye bir şeyi olamaz. Çünkü namaz, zaten dinin direğidir. Direksiz inşaat olamaz. Şu haller başka; kişinin uykuda kalarak veya unutarak kılmadığı namazlar, uyandığı anda veya hatırladığı anda kılıp rabbiyle arasında oluşan mesafeyi kapatır. Ama kılıp da herhangi necaset bulaşmasından dolayı geçerli olmayan, bir de bayanlara özgü hallerin evvelinde veya sonunda eksik kalan namazların yerine, kılınan nafile namazlar, eksiklerin yerine sayılacaktır. Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizden rivayet böyledir.
2430) Her halükârda nafile namaz kılalım. Kazası olan nafile/sünnet kılamaz diyenlere ise, asla itibar etmeyelim.
2431) Nefsini tanımayan birine muhtaç olunduğunda; muhtaç olan, muhtaç olduğu anda ölseydi, onun için daha hayırlı olurdu. Zira ihtiyacı nefsi adına giderilmiş, veren kibrine kibir katmış, verilen de içten içe mahcubiyet hissetmiştir. Oysaki ihtiyaç sırf Allah için giderilmişse, orada ne veren görülür ne de verilen… Sırf bir vahdet ile cemalın seyrine dalınır. Kuldan bir teşekkür bile beklenilmez olur. İşte tasavvufun esas gayesi, bu şuur ile idrakleri uyandırmaktır.
2432) Nefsini tanıyıp yaptığın ıslah kadar nefsinin kötülük ilhamından arınırsın. Arınma had safhaya ulaştığında artık, nefsin iyilikleri emreden olur. Bunun başlangıcı nefsi mülhime ile başlar ve kâmile/safiyede ise doruğa ulaşır. Burası ise, daha yeni işin başıdır. Zira daha o zaman fıtratıyla yeni buluşmuş ve gereken ameli bilinçli bir şekilde ortaya koymaya başlamıştır. Önceki amelleri ise, takliden olmuş ve ne yaptığı bilmeden yapmıştı. Lakin imana bürünerek takliden de olsa; amellerde bulunduğu için de, elbette dergâhı ilahide tüm amellerinin ecrine mutlaka ulaşacaktır.
2433) Kişi nefsinden arındırılmaz. Kişi nefsini arındırır. Aslında nefs mertebesi dörttür… Emmare, levvame/mülhime, mutmaine/radiye/merdiye ve safiye… Yani levvame/mülhime ile mutmaine/radiye/merdiye mertebeleri içiçe geçmiş haldedir. Emmare ile safiye ise başlı başınadır.
2434) Bir nokta olan nuri açılım üzerinde adeta nefesi Rahman olan döngüde; bir kaç çizgiden oluşan nefsimiz, kendince nefes alarak kendisini bilir olmuş. Öylece hayat bulup özüyle özlenerek benliklenmiş. Sonrada kendisinden bilerek özünden yoksun kalmış. İşte ey nefsim, sende senle sen olarak ortaya çıkan senli seyr; bir sahibi vardır ki, mutlak olarak vücud sahibi sadece kendisidir. Sen ise, onun yarattığı bir kalemsin ki, kaderini kalemiyle yazar. Bu kalemin mürekkebi ise, sendeki ışık kadar akar ki, bu ışık senin rububiyet alanın olarak senle senden sen olarak tezahür eder. Bu da ameline göre şekillenir.
2435) Onun mutlak ilmiyeti ve şaşmaz nuraniyeti bize bizden yakındır. Ama her ne hikmetse gözümüz onu hep dışarıda arar durur. Hikmetine eren büyük nimete ermiş olur. Gerisi ise, peşinde koşturur.
2436) Ey nefsim… “Mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler” denilmiş tevfiznamede. Evet, bekle ve gör. Sonra… Hoşuna giderse şükret, hoşuna gitmezse sabret. Sonuç! Mutlu olursun….
2437) O’nun yolu sessiz sessiz oluşan bir hayat tarzıdır. Biz onun nuruyla ve ilmiyle kuşanmış bir halde varız. Onun adı slogan değildir. Yalnızca kalp taştığında ses dışardan duyulur. Gerisi içerde vurulur. Kişide durulur. Ruhunda bulunur. Sırrında inilir. Hafinde olunur. Ahfanda tadılır.
2438) Kimse kimseyi azaba atmayacaktır. İşte ey nefsim… Allah’ın esmalarının manalarının sonucu olarak, bir şule nur şeklinde var olan kişiliğinde, yani öylece oluşan öz benliğinde, eğer ki yapacağın çalışmalarla öz manalarını açarsan ve öylece şükredersen yani açılan her mananın hakkını eda edersen; işte o zaman kurtulursun… Eğer öz manalarını örtersen ve dolayısıyla da küfredersen; işte o zaman da kaybedersin.
2439) Aziz ve mübarek insanın ağzından nur huzmeleri dökülür. Her huzmesi yolda ışık olur. Sen de al ışığı ve yolda bağımsız yürü. Ne kimseye kulp ol ne de kapı kolu. Kendin bizzat ayna ol cemale. Ol aynada bir şule. Ve yürü hedefe. Bu hedef senin meziyetinle yürüsün. Bil ki her hal ve şartta zikirdir azığın.
2440) Nefsi pak eylemek, pak işimiz olmalı. Hakka gönül, gönülde olmalı. Nurumuz nuruyla olmalı. Hakkı hakta bulup hakla olunmalı. Öylece öze yolculuk başlamalı.
2441) “Nefse ve onu en güzel bir biçimde şekillendirip fücur ve takvasını ilham edene yemin ederim ki, nefsini arındıran muhakkak kurtulmuştur. Onu kirleten de, hüsrana uğramıştır” buyurur. (Şems suresi, 91/8-10) Bu ayet nefsi bize tanıtır. Kur’anın vermek istediği mutlak mesajı bir okusak, işte o zaman her şeyi çözeriz.
2442) Eğer nafile oruç zikre engelse, oruç tutmayıp Zikirleri okumak efdaldır. Çünkü Zikir, farz ibadetlerden sonraki en büyük ameldir.
2443) Varlığın dahi onun saçılan nuru ise, niye bencillik edersin. Benliğini ona borçlu bil ve ondan bil. Aç pencereni, ona bak. Senden sana yakındır rabbin. Çünkü zaten tüm varlığın zaten onun nurudur bilesin.
2444) Ey nefsim… Tüm cephen hakka olsun… Kalbin Allah ile bulunsun… İşte o zaman mutlu olursun.
2445) Namazda kul kesinlikle diğer kullarla irtibatını kestiği ve Allah ile buluştuğu için, namaz bitimi selam vermek farz olur. Her ayrılıktan sonraki kavuşmada selam vermek sünnettir. Ya kalp hiç ayrılmazsa… O zaman selam vermek bile ayrılık olur.
2446) Şımaran nefsi nefes edip içime çektim… Ruhumla diriltip bir solukta nefesle verdim.
2447) Aslında kişiliğin duyduğu tepki karşısında, nefisten yükselen isyan veya hoşnutluk; nefisten değil, nefsin uzantılarının nefse hissettirdikleridir. Nefis ise, biziz ve biz bu hissi nefse mal ederiz. Nefsimiz uyansa ve kendisine uzanan uzantıları sustursa, nefs bambaşka bir şekil alır.
2448) Ey nefsim… Sen amelinle ya hakka teslim olursun veya nefsi emmarene köle olarak ölürsün. Seni yücelten hakka teslimiyetindir. Tüm ameller sende teslimiyetin oluşması içindir.
2449) İnsanların başına Şeyh ve Mürşid kesilmek kolay. Önce kendi nefsinin şeyhi veya mürşidi ol.
2450) Laklaklarla vakit geçirip kendini aldatmak kolaydır. Çünkü nefsi emmarenin isteği bu yöndedir.
2451) Allah’a varan yollar nefislerin adedincedir. Ama nefsinin istikameti nimete erenler gibi ise, varışın mutlu biter.
2452) Bırak herkes yolunda yürüsün. Bir desteğin olursa ne ala, desteğin olmazsa sakın köstek olma. Allah’a varmak isteyen yolumdan başka yol aramasın diyen ve insanları üzeri oldukları yoldan çevirip başıboş bırakan, daha yola girmemiştir. Senin gibi düşünmeyenler müşrik veya sapık değildir. Çünkü Allah’a varan yollar nefisler adedincedir.
2453) Anam toprak babam su. Fark et bunu, yol dolu pusu. Nefis ile şeytan kurmuş pusu. Engelleri aş ol sanki su.
2454) Ey nefsim… Gizliden gizliye sessizce kalbini hakka akıtırsın. Ruhunu esas yârine cezp edersin. SİN olmadan KAF olmaya göz dikersin. KAF dağına varmadan ANKA kuşunu ararsın.
2455) Sen muhtaçsın ey nefsim, şeytana aldanıp kendini müstağni görme. Benim kimseye ihtiyacım yok diyen kibirlenmiş ve kaybetmiştir.
2456) Nefsi emmare insanlık için anlatılan her maslahatın ifrat veya tefritini önüne koyar. İşte bu senin sınavındır. İfrat veya tefrit insanlığın en büyük zaafıdır. Hem insanlığın yegâne düşmanıdır. İşte nefsi emmare her şeyde olduğu gibi sevgide de ifratı devreye sokup aklı bağlamak ister. Bu da hoşuna gider. Çünkü akılla ilerlemek nefsi emmarenin hoşuna gitmez. Çünkü akılla ilerlemek kişiyi imana sevk eder. İman ise, nefsi emmareyi ıslah eder. Her şeyin ifratı zarardır. Sevginin bile…
2457) Ey nefsim… Birçok amel işlersin… Ama amelleri mühürlerken bir insanın kalbini kırarsın da tüm çalışmanı heba edersin… Gönül kırma ey insan…
2458) Nefsini temizleyip fıtratını hatırlayan kişi, birçok ilme muttali olur. İşte zikirler kişiye fıtratını hatırlatır.
2459) Ey kendisini et kemik beden zanneden nefsim. Bedenine 24 saat kefen giymeye üşenirsin… Unutma ki, nice 24 asırlarla bu kefenle dürülü kalacak bu bedenin… Sonra sen onu seyrederken, çürüyecek bedenin. Sonra kıyamette yepyeni bedenle hesaba çekileceksin.
2460) Ölüme kadar nefis peşindedir. Çünkü gözünü et kemik bedenin zevkleri içinde açıp seni çamurunda konaklatmak ister.
2461) Ben artık her şeyi hissettim, canım bir şey yapmak istemez sözü; nefsin en üst seviyeden mahrum etme çabasıdır.
2462) Nazarınla tüm varlığı hak divanında eriten rabbe hamd olsun. Tüm hak erlerine selam olsun.
2463) Nefis yok edilmez, nefis tezkiye edilir. Farkı fark et. Nefsini tezkiye eden kurtuldu. Kişiye üflenen ruh, o kişinin nefsindeki oluşumla kodlanarak ve onun rengine boyanarak sonsuz yolculuğuna başlar. Nefis tezkiye edilmişse mutluluğa erecek. Yoksa geri kalacak.
2464) Ney öter hep muhabbet ondan kokar… Neyi üfleyenin neyden kendi nefesi kokar… Neyden koklanan odur senden de kokar… Orijinal neyin kokusu; bil ki gül misali mis gibi kokar.
2465) Nefsin örtüye bürünmesi ile sen nefsi kendin sandın. Oysaki ben dediğin örtünün dışındaydı. Örtünün içinde ben sanıldı.
2466) Sakın nefis olmasın cadı. Nefis cadı olursa, sırf et kemik bedenin zevkleri uğruna tatmin olup ruhi sükûnetine saldırırsa, mahrum kalırsın ey can. Ama ruhi sükûnet hâkim olursa yaşamına, nasiplenirsin tüm yönleriyle ey ulu hakan.
2467) Sırt dönersen akan nur durur. Sakın sırt dönme haktan sunulan nuri Muhammediyeye. Sonra mahrum kalırsın.
2468) Nefsini et üryan… Hayatı et kendine burhan… Dünyayı et meydan… Kendini eyle seyran… Öylece zevke ol fincan ki; kırk yıl hatırın olsun.
2469) Bu yazılarım benden banadır. Kimse demesin benden yanadır. Dertleşirsin ya biriyle, işte bu beyaz sayfalar nefsimle konuşma sayfası oluveriyor. İsteyen kendi kendime olan mırıldanmalarıma katılır. Nefsi fert eder, derdine derman olur.
2470) Ey nefsim… Hiç bahane üretme… Yok, yok zikirleri okumak sana ağır gelir. Çünkü sen havadan gelmesini beklersin. Havadan gelmez azizim. Zikrin düzenli ve daimi olsun. İşte o zaman kanatlanırsın.
2471) Yapılan güzellikleri görmezden gelirsek bunun hesabını dünyada ve ahrette acı olarak öderiz. Çünkü Allah nankörleri sevmez.
2472) Ey nefsim… Yüzeysel olarak bakarsan, manaya dalamazsın. Önce kendini tanı sonra değerlendirmede bulun… Yoksa su üstünden aşağı inemezsin…
2473) Ey nefsim… İşte sen her an denizin yanındasın, ama ne çare ki yüzmeyi bilemiyorsun. Onun içib de deniz de yüzüp sefa süremezsin.
2474) Kişi nefsinden arındırılmaz. Kişi nefsini arındırır.
2475) Anladım dünya boş imiş… Nefsi terbiye zor imiş… Nefsini terbiye etmeyen boş davul imiş… Ses çıkarır ama içi boş imiş.
2476) Gel ey nefsim az akıllan… Toprak olan bu bedenini kurda böceğe takdim etmeden, sen direksiyonu eline al ve topraktan oluşan bu bedeninle nuruna nur kat.
2477) Ey nefsim… Yaratılmışsın ya, ne büyük lütuf. Hiç yaratılmasaydın, olmayacaktın işte. Sadece bunu düşün ve zengin olduğunu gör. Gelene şükret, halinle hamd et, mutluluğu hisset.
2478) Eren tüm dışsal kavramlara elveda demiştir. Çünkü tüm bulduğunu nefsinde bulmuştur.
2479) Ey nefsim… Yaraların varsa daha dünyada iken pansuman et… Ölüm sonrasına bırakma… Tedavi olmak için menhiyatı terk et. Nefsim; hakka yakın olmanın yolunu ara… Ararken tüm aradığını kendinde ara… Yerden göğe tüm varlığı tara… Yoksa nefsin alır yara… Ey nefsim… Ölüm işte çok yakın… Sen ol hakka yakın… Yoksa çok üzüleceksin bilyakin…
2480) Ey nefsim… Tefekkür et rahmeti rahmanı… Hakka teslim ol düsturunca…
2481) Nefisteki kir arındıkça… Derundaki ruh serbestîye kazanır.
2482) Nuru başa kaldır… Yolu şaha daldır… Her an yeni bir nazarla kendini yenilendir. Yoksa yenik düşersin.
2483) Kendi nefsine; mürşid, mehdi, rasul, seçildim, efendi, pir, dede, ğavs, kutup vs. isimler takanlar veya taktıranlar veya takanlara ses etmeyerek zımni olarak izin verenler; size kemal yolunda bir kapı açamazlar. Çünkü erenler; aciz kul olduklarının farkındalığı ile yaşarlar. Olsa olsa biraz daha ehil edip boynuna bağlı bir gerdanlık örer. Bu da elbette iyidir. En azından; artık içsel enerjinin vereceği şiddetten dolayı, bu şiddeti denetim altına alamadığından; sağa sola karşı oluşacak saldırganlığı söndürür. Bu da suça bulaşmadan dünya hayatını tamamlamayı sağlar.
2484) Senin nurunu emenler, Bil yakin imanı olmayan yamyamlardır. Bil yakin iman ehli olanlar ise, sana sendekini gösterir.
2485) Her konuşan ve anlatan kişi senin nurunu emmez. Öyle Allah’ın has kulları vardır ki, insanlığı besler de besler.
2486) Bir oluşu tüm teferruatıyla seyir etmek için dışına çıkıp öylece nazar etmelidir.
2487) Nikâh ile kadın ve erkek birbirine libas olur. Birbirlerine libas olmanın dışındaki hiç bir evlilik mutlu evlilik olamaz.
2488) Namaz kılana, Müslümanlık namaz mıdır? Kur’an okuyana, Müslümanlık Kur’an okumak mıdır? Hacca gidene Müslümanlık hacca gitmek midir? Zikir tekrar edene, Müslümanlık zikir çekmek midir? Derler. Ya Allah hatırına deyin bana Müslümanlık nedir? Bu söylemler küffarın iman ehlini çalışmaktan geri bırakmak için sarf ettikleri söylemlerdir. Sakın aldırış etmeyin.
2489) Normal hayatta karşılığı olmayan uçuk buçuk sözde bilimsel yazılar veya manevi ilim denilip bu reel dünyada karşılığı olmayan herbir düşünce, safsatadan öte değildir. Boşuna vakit kaybı olup, peşine düştüğü bu girdaplardan elde ettiği, sadece az bir zevklendirme olup, öylece aldanarak günlerini tüketir.
2490) Ey nefsim… Yaptığın hiçbir eyleminin karşılığını hiç kimseden bekleme. Yoksa balığının karnına düşer ve denize gömülürsün.
2491) Ey nefsim… Hangi konuda olursa olsun; üç defa teklif ettiğin halde, samimiyet ve edebine rağmen LA cevabını almışsan, artık sukut et.
2492) Allah nankörleri elbette sevmez. En büyük nankörlük ise, Allah’ın seni uyarmak için yönlendirdiği kulun yaptığı hatayı ona olan saygından veya başka bir sebepten ötürü ona söylememendir. Çünkü birbirimiz ile sınavdayız. Biri sınavda olup diğeri sınavını bitirmiş olamaz. Zaten öyle bir hayat olsaydı, kişiler birbirini kutsal görüp, dokunulmaz ilan ederlerdi. Bu da İslam’ın ruhuna terstir. İslam’ın ruhunu ruh edinenler ise, tersliği hazmedemezler. Bu hazmedememeyi hazmedemeyenler Allah kuluna karşı kin ile dolarlar. Ama Allah kulu öyle şeylere iltifat etmeden ve sağa sola bakmadan öncü olan yol göstericiye uymaya devam ederler. Unutma ki şaşmaz olan yol gösterici Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizdir.
2493) Nasıl olacak ki Kur’an âlemlerin Rabbi tarafından nazil olacak ama içinde hiç ruh/mana olmayacak. Bir test kitabı gibi veya şunu yap bunu yapmamayı anlatan trafik el kitabı gibi sadece zahiri/maddi âleme hitap edecek… Böyle düşünenin aklına şaşarım.
2494) Ey nefsim; nasıl yaşarsan öyle ölürsün, nasıl ölürsen öyle dirilirsin. Sakın ha oyuna gelip oyun uğruna ve oyun üzerinde ölme…
2495) Nura enerji diye diye kendilerini nara mahkum ettiler. Nura enerji dediler. Melekleri elektrik kablolarında arar ettiler. O nur değil, nardır nar.
2496) Elbette yürüyüş yolunda yol gösteren her bir usta bize bir nur katmıştır. Ama bir nur kattı diye asla kutsanıp kendisine âşık olunmaz. Çünkü kutsanıp âşık olunduğunda, nur ile beraber o yönelimden narı da yüklenirsin. Onun için İslam da âşık olmak yadırganmıştır. Ama iman ve akılla yürüyüş üzere muhabbet duymak tavsiyedir.
2497) İmanının nurunu amel ile yükselteceksin ama ameline güvenmeyeceksin… Tek güvence Rabbul âlemin olacak… O yüzden hep umulur ki diye, ayetler ve hadisler işaret etmiştir.
2498) Aslında nura enerji demek çok büyük hatadır. Çünkü nur melekûta giderken, enerji nara uzanır.
2499) Nefsini tüm bozuk düşüncelerden temizleyip safiyete merhaba diyeni, Azrail kabul edilmiş kurban olarak rabbine hediye eder.
2500) Beş duyu ile gördüğümüz görünen buz dağının tepesi… Ya buz dağının suyun altında kalan kısmı… Ne sorulabilir… Ne de anlatılabilir… Susup geçeriz.