Ey nefsim… Eğer ki ölüm ötesinde kurtuluş istiyorsan… İçinde olduğun ruh durumu ne olursa olsun, istersen tadı damağında kalsın, isterse hüngür hüngür ağlatsın, isterse kesinlikle öyle olduğunu idrak ettirse, gene de vahye başvurup vahye uygunluğunu denetlemek zorundasın.
Vahiy, insan aklının ulaşamadığı noktada ilahî pusuladır. Kalp hangi duyguda olursa olsun, eğer o duygu vahye yaslanmıyorsa, seni değil nefsini doğrular. Nefs ise seni değil, kendisini kurtarmak ister. Zira yegâne kurtuluş sadece VAHİY DİR. İman etmek zorundasın. İman, bir duygunun değil, bir teslimiyetin adıdır. “İnandım” demek yeterli değildir; “inandığına göre yaşamak” imanın fiilidir.
Kelime-i şehadetin içeriğini, Hz.Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) efendimizin öğretisi ile doldurmak zorundasın. Şehadet kelimesi bir söz değil, bir ahittir. “Eşhedü” diyorsan, tanıklığını bizzat yaşayacaksın. Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizin sünneti, bu tanıklığın hayata dökülmüş şeklidir.
Hz.Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) efendimizin öğretisi dışındaki tüm öğretiler, kesinlikle korunaklı değildir ve şeytanın çomağı içine karışabilir.
Şeytan, hakikat dışına girmeden insanı saptıramaz. En çok da hakikat kılığına bürünerek gelir. Bu yüzden hakikatin ölçüsü sadece vahiy ve sünnettir. Sonsuz âlemde kurtulmak için, vahyin tümüyle son bulduğuna iman etmek zorundasın.
Son vahiy, son reçetedir. Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizle birlikte, insanlığın kurtuluş rotası tamamlanmıştır. Yeni yol aramak, var olan hakikate sırt çevirmektir. Cennet ve cehennemin bu dünyada değil, ölüm ötesinde olduğuna iman etmek zorundasın.
Dünya bir tarladır, ahiret hasat mevsimi. Burada ekilen her niyet, orada meyvesini verecektir. Cennet ruhun ödülü, cehennem nefsin cezasıdır.
Ölüm yok deyip kendini sakın aldatma, ölüm vardır ve yaşam bu bedenin ötesinde devam edecektir. Ölüm, bitiş değil geçittir. Ruh kabuk değiştirir, perde aralanır. Ölümü yok sayan, aslında hakikatin kapısını kapatır.
Bu dünyaya geri dönüş için ikinci bir şansın olmayacaktır. Her nefes bir fırsattır. Her “sonra yaparım” gecikmesi, bir ebedî pişmanlığa dönüşebilir. “Sonra” diyen nefs, ölüm anında “keşke” der.
Tek tekâmül, anne karnından doğumla başladı ve anne kanında oluşmaya başlayan ceninin dünyadaki yaşamını tamamlayıp ölmesiyle son bulacaktır. Tekâmül, ruhun değil, imtihanın sürecidir. Ruh ezelden kemâldedir; insan dünyada o kemali fark etmekle yükümlüdür. Ölümle tekâmül tamamlanır, çünkü perdeler kalkar.
Kendini kandırıp tekâmül süregidecek deyip sakın ha et kemik bedenin ihtiraslarına kendini mahkûm etme. Bedenin arzularını “tekâmül” zannetmek, nefsin en zarif tuzaklarından biridir. Gerçek tekâmül, Allah’a yakınlaşmakla olur, arzulara meyille değil.
Sakın ha Allaha doğru götürücü olan ilimden öğrendiklerini, dünya meta’ı karşısında satma. İlim, Allah’a götürmüyorsa, kişiyi kendine hapseder. İlim bir köprüdür, makam değil. Dünya malı o köprüyü yıkarsa, geçilecek yol kalmaz.
Ekmek ve suyunun sana ulaşımında kefil olan rabbe dayan ve asla tevekkülsüzlüğe düşme. Tevekkül, sebepleri bırakmak değil, sebeplerin arkasındaki kudreti fark etmektir. Rızkı veren Allah’tır, kullar sadece vesiledir.
Dini islamı mubini yaşam alanından sakın çıkarma ve başka yollar arama. İslam, yalnızca bir inanç değil, bir yaşam biçimidir. Onu kalpten çıkaran, kendini karanlığa bırakır. “İslam teslimiyettir” başka yollar aramak, huzuru yitirmektir.
Bil ki, Hz.Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) efendimizin zahiri yaşam alanından taviz verip her bir emre manevi bir anlam verip nefsine esir olanlar, bu dünyada zevk içinde yaşasa da, ölüm ötesinde mahrum kalacaktır.
Zahiri emirler, batınî hakikatlerin kapısıdır. Sünneti mecaz zannetmek, hakikati kaçırmaktır. Hakikate giden yol, Resul’ün zahirinden geçer.
Vahiy, insanın içsel rehberini dışa taşıyan ilahî nurdur. Nefis, ilhamla karıştığında aklı yanıltır; vahiy ise aklı hakka yöneltir. Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz, vahyin yaşayan tefsiridir. Onun sünneti olmadan iman, yönsüz bir pusuladır.
Ölüm bir kapıdır, hakikate geçiştir. Dünya bir rüyadır; ölüm uyanıştır. Tevekkül, kulun elleriyle çalışırken kalbiyle Allah’a dayanmasıdır. İslam, insanı ilahî dengeye döndüren tek nizamdır. Başka yollar, ya nefse ya da vehme çıkar.
“Allah’a ve Resulüne itaat edin ki rahmete eresiniz.” (Âl-i İmrân, 132) “Bugün sizin dininizi kemale erdirdim.” (Mâide, 3) “Her nefis ölümü tadacaktır.” (Âl-i İmrân, 185) “Dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlencedir.” (En’âm, 32) Hadis: “İlim, amel edilmedikçe azap olur.” Hadis: “Kim bana itaat ederse Allah’a itaat etmiştir.”