NAKKAŞ SÖZLER (3251-3500)

3251) Rubûbiyette varlığın O’ndan gelmişken, Ulûhiyette O senden münezzehtir. Melikiyette ise, O’nun hükmü içindesin.

3252) Ulûhiyet ve rubûbiyeti birbirine karıştırıp birleştirenler, çoktan şirke dalmışlardır. Ayrıca insanlara, kendi anlayışına göre hükümler koyan; yani melikiyetini (hükümranlığını) sahiplenenler, zaten baştan kaybetmiştir.

3253) Sakın ha, uykuyu uyuklama ile karıştırma. Uyananı uyuklama tutabilir ama uyku asla. Uyanan bir daha yatamaz, çünkü uykusu kaçmıştır. Rüyası bitmeyen ise hâlâ uykudadır. Umarım uyanır… Uykun kaçsın ey dostum, çünkü durum gerçekten çok vahim! Hızla gelen ölüm var ve elde, avuçta yok tek bir sermaye…

3254) Aklın gıdası burhandır, gönlün gıdası imandır, ruhun gıdası yakîndir, nefsin/şuurun/bilincin gıdası irfandır. Bunlarla bezeyiş olursa, kişiye üflenen ruhun urûca (yükselişe) geçişi yakındır.

3255) Ulûhiyet marifeti, taşlarda yani bedende uyur; nebatta yani ruhta teneffüs eder; hayvanda yani sırda hülyalara dalar ve insanda, yani farkındalığına erende uyanır…

3256) Sakın ha… Pişman olacağın şeyi hırsına yenik düşüp deme; sonra utanırsın.

3257) Allah’a ulaşmayı dileyip cennete kavuşmayı o kadar kolay mı zannettin? Allah dostları yıllardır anlatırlar da kaç kişi dinliyor? Allah’a ulaşmayı isteyip günahtan el çekmek, er kişiye nasip olur. Bu da tüm insanlık nesli içinde, siyah öküzün üzerindeki el ayası kadar beyaz tüy misalidir.

3258) Subaşı varken çamurlu sudan içen, ya subaşına ulaşamıyor ya da çamurlu suyu “essah” su zannediyor. Yok mu uyaran?

3259) Utangaç kalbi, gece hayatını Rabb’ine yönelişle geçiren kişiler elde eder.

3260) Uyaracaksın kardeşim, uyaracaksın… Çünkü önümüzde ebedî bir yaşam var ve bir daha da dünyaya geri dönüş yok. Seviyorsan, uyaracaksın.

3261) Uçmak için önce pistte, tekerlekler üzerinde sürat almak gerek. Unutma ki dünya pistindir; âhiret ise hava sahandır.

3262) Uyur hâlde olan ve Kur’an’ın tabiriyle kabirlerinde bulunan kişi, derin dondurucuda donmuş suya benzer. Sıfır noktası olan erime noktası, kişinin Allah’ı anlamaya başladığı noktadır. Sıfır noktasını geçtiğimizde büyük bir kanaat oluşur; bir bardak su ile bir tutam ekmek doyurmak için yeter de artar bile. Gece kalkıp sessiz sedasız namaz kılma hissiyatı, sıfır noktasını geçenin içine doğar. Ve daha birçok belirtisi mevcuttur; bazıları da buharlaşır.

3263) Yaptığımız iyiliği hemen unutacağız ki; kimseye minnetimiz olmasın veya kimseyi minnet altında bırakmayalım. Öylece rahatlığa ve huzura kavuşmuş oluruz.

3264) Gözü ışıl ışıl yanıp uyanmayı bekleyen güdülenlerin uyanışı, Ashâb-ı Kehf’in uyanışı gibi bir uyanıştır. Bu uyanış, gözü dünyaya bürünen ve her biri ayrı bir fırka adı altında insanları güdenleri rahatsız eder. Çünkü her fırka, daha çok sağmak için “koyunum daha çok olsun” der. Onun için de uyanışa şiddetle karşı çıkar.

3265) Allah’a ulaşmayanın yolu hep sarpa sarar. Bu ulaşma, mekânsal değil; şuursaldır.

3266) Kendisini uyanmış zannedip Allah yoluna duygulandıran dostuna sırt çeviren, en büyük yanılgıdadır. Belki duygulandıran hâli yansıtan kişiye duyularını kapatması sonucu, heyecanının kendisinden kaynaklandığını zannedenin mahrumiyeti yalnızlığından doğmuştur. Ve kişi, tard edilişini yükseliş gibi zanneder. Bir adım ötesinde metruk olduğunu görünce sükût-i hayali yaşayacak ve bu sükût-i hayal eline hiçbir şey vermeyecektir. Heyecanını ömür boyu yaşayana selâm olsun.

3267) “Uyku, ölümün kardeşidir.” der Allah Resûlü. Yani ölüp kıyamete dek yaşayacağı hayat, öyle bir şeydir. Rüyada tüm olumsuz fiillere rağmen ölünmez; tüm yiyecek ve güzelliklere rağmen tok olunmaz; tüm geçen zamana rağmen uyku uyunmaz. Kabir hayatı da ona benzer bir şeydir, ama daha somut gibidir.

3268) En büyük umut, uyanma kapısına dayayanadır.

3269) Bir incelik hakkında bilgilendirme: Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in üzüntüsü dahi karşı tarafa zarar verir. Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz, iman ettikten sonra en çok sevdiğinin katiline bile bir zararın ulaşmasını istemezdi. Hz. Vahşi (radıyallahu anh), Hz. Hamza’yı (radıyallahu anh) şehit edişini anlattıktan sonra, Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz buyurdu ki: “Gözüme görünme ey Vahşi, ben hüzünlenirim; sen zarar edersin.”

3270) Kişi, kendisine yöneltilen fikir oklarının anlam bütünlüğündeki kastı hissettiği anda, ruhsal uyanmak yakındır demektir.

3271) Uyuyanların uyanmaya hazır durumda olması gerekir. Nasıl ki nemlenen kibrit yanmaz ise pasifleşen insan da uyanmaz.

3272) Uyanış nedir?… Uyanış nasıl olur?… Uyanma, ah uyanma… Bazısının rüyası, bazısının hülyası, bazısının hayali, bazısının maması… Uyanış ancak uykudakine lazım olur. Uykudaki ile konuşamaz ki uyanık, uyanıklığın aydınlığını sunsun… Uykudaki, uyanık olanı göremez ki uyanıktan ibret alsın. O zaman kalan şudur ki; derin uykudakini sallarsın, mıncıklarsın, su serersin ki aklı başına gelebilsin. Bunun dışında bir izahını bilmiyorum. Uyanmanın ne olduğunu izah eden olursa, kırk yıl köleliğini yapmak hak olur.

3273) Hz. Ali (k.v.) dedi ya… “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.” Ne Hz. Ali’ye bir harf öğreten çıktı ne de uyanışın içinden bir söz söyleyen gözlere gözüktü… Öylece sürüp gitti yaşam…

3274) Uyku en iyi düzenleyicidir. Özellikle gecenin ilk iki yarısını uykuyla, diğer bir yarısını ise zikirle geçirmek insanı geliştirir. Günümüz insanı ise ilk iki kısmı uyanık, son kısmı uykuda geçiriyor; sonra hastalıklar diz boyu.

3275) Üstadını bul kardeşim; ilim içimizde, bizde, bizle. Üstad hatırlatıcıdır sadece. Hatırlanan hatırlanmazsa hatırlatıcı bir şey yapamaz.

3276) Ümit eden ve hasretle bekleyenin beklentisini Allah boşa çıkarmaz. Allah diler ki kişide ümit ve hasret başlar.

3277) Üstad dediğin üstad olmalıdır. Bir an bile yöneleni yalnız bırakmamalıdır. Üstad ile öğrenci arasında mesafe mevzubahis olmamalıdır. Bunu gören öğrenci, üstadına dört elle sarılmalıdır.

3278) Bir şey yazarsın… Derler ki “Hangi kitapta geçer?” Yahu tek kaynak Allah kelamı ve Resulullah’tır. Okuyup yeni yeni şeyler üretirseniz insanlığa katkı sağlamış olursunuz. Yoksa daha öncekilerin ürettiklerini aktarırsanız üretici değil, nakliyatçı olursunuz. Hâlbuki her insan üretken olmalıdır.

3279) Her devrin üstadları olur. Yaşarken pek tanınmazlar. Göçtüklerinde boşluk hissedilir. Onlar hayattayken, onları tanıyıp yardımcı olanlar parlamaya başlar. Onlara köstek olanlar ise hayıflanıp “Keşke onların yanında yer alsaydık.” derler. İşte bu, Allah tarafından yaratılan düzenin değişmez yasasıdır.

3280) Her zaman duanda ve yöneliminde ümitvâr bir his olsun. Öylece hedefe varırsın. Ümitvâr hâl, kişiye sonsuzluk penceresi açar.

3281) Allah ülfet kurdurup fayda sağlamanı istiyorsa, sen de nefse yenik düşüp onu horluyorsan, bu ona bir eksiklik vermez ki…

3282) Eğer her şeye rağmen kişiyi terk edemiyorsan, bu Allah’ın aranızda kurmak istediği ülfettendir.

3283) Allah ülfet kurmuşsa, bu ülfet ya senin sınavındır ya da onun… Her sınav ise bizi bize taşır… Öylece bulunur Yaradan… Yaradan’ı bulmuşsan, işte o zaman çık aradan… Seyredeceğini seyredersin işte o zaman…

3284) Nerede Resulullah’a kulak veren ümmet… Nerede dik duran omurga ki olmasın zillet… Nerede eğilmeyen baş ki olmasın fetret… Nerede dünya için dönmeyen atlet… Nerede harcanan yaş ki oluşsun feraset… Nerede… Nerede… Nerede… Nefse hoş görünen ve dünyevî zevklerle süslenen bir rüya ki sonu bomboştur…

3285) Allah’ı ve onun dinini yani yaratım fıtratını ve içindeki düzenini fırsat bulduğu anda insanlara ücret karşılığı sunmaya başlıyorsa, onu dünya tatmin etmiştir.

3286) Ünüyle ünlenen ile ünlü olayım dersen, ünlü düştüğünde sen de onunla düşeceksin. Kendi yağın sana yeter ey Allah kulu.

3287) Harç gibi birbirimizi her hâlükârda tutmalı. Kaynaşma ve birleşmenin yolları candan ve özden aranmalı. Tahrikler ve ayrılıklar elinin tersiyle yabana atılmalı. Her iman eden, diğeriyle duvarın tuğlaları gibi olmalı. Hatta hatta tuğlayı yapıştıran harç gibi olunmalı. Öylece tek bir kıvamda vahdet yaşanmalı…

3288) Ayrıca Allah’ın vechi derken; “yani o yönüyle Allah” şeklinde anlaşılmalıdır. Yoksa içi ve dışı hatasına düşersin ki bu da seni gerçekten uzağa atar.

3289) Vefasız insan şeker de olsa tadı acı olur. İnsanı avutur, hem hain olur. Ona tükürmen bile yazık olur. Onun varlığı şeytana kazık olur.

3290) Vefasız olanı koyver gitsin, kendi kininde boğulsun. Ama vefalı olana vefasız zannı beslersen dikkat et ki onun denizi seni boğmasın.

3291) İnsanın gelişiminde iki vech vardır. Birinci vech, kişi insanlarla iç içedir ve “birlikten kuvvet doğar” ilkesiyle hareket eder. İkinci vech ise, kişi bir süre halvette gelişimini tamamlamaya bakar. Halvet, insanı derinliklerde cevherleri alıp sessiz ve sedasız hayata aktarmaya, sonra da toplumun içine model olarak girmeye yarar. İkinci vechi herkes başaramaz; çünkü kabiliyet ve istidat ister. Ancak bir gözetmen eşliğinde yapılabilir. Bu imkânı bulamayan, birinci vechi tercih etmelidir. O haldeyken amelde daim olup Rahman’a yüz dönmelidir.

3292) Vakti gelmeden hiçbir bilgi fayda vermez. Bilgiye cahil olan güler. Bilgiye aç olan düşler ama reddetmez.

3293) Vefa, Allah esmasındandır; doksan dokuz esmada yer almaz, Müdill ismi gibi. Açılımı şöyledir: Sen Allah’a sadık kaldıkça Allah sana sadık kalır. Sen Allah’a olan sadakatini bırakırsan O da seni terk eder. Sen O’na bir adım gidersen O sana on adım gelir. Sen O’na yürüyerek gidersen O sana koşarak gelir. Sen O’nu zikredersen O da seni zikreder. Sen O’nu unutursan O da seni unutur. İşte bu, Allah’ın kuluna olan vefasıdır.

3294) Derunî ses gelir tâ derinlerden. Gül açtırır sinelerde, hissedersin nefesinden. Kokusu kaplar seni, geçersin tüm düşlerden. O sestir gerçek vaaz; gerisi kayar zeminden.

3295) Her şeye vakit var. Gece geç saatlere kadar dizi, haber, saçma sapan açık oturumlara veya saatlerce internette sörf yapmaya zaman var; ama yarım saat oturup Kur’an okumaya, on dakika ayırıp namaz kılmaya, bir saat ayırıp zikirlerini tamamlamaya vakit yok. Veya “Bugün yorgunum, yarın okurum.” diyerek bu şekilde günleri heba edebiliyoruz; ölümü düşünmeden ve hiç ölenlerden ibret almadan…

3296) Çok veli yetişmiş bu cihan deryasında. Çoğu şimdi Hak divanında… Hep bulunurlar huzurda, gönülleri hep niyazda…

3297) Varlık tapusu olanın düşünce tasavvuru olur. Tapusuz olan zaten var olmamış ki varlık deryasında tasarruf peyda etsin. Burada sahiplenmişlik mevcut olup kişilikte bencilliği doğurur. Oysaki kendisindeki tüm varlık, Rabbisinin kendisinde yarattığı idi ve kendi ise sadece veznedar idi… Veznedarın, patronu adına aldığını sahiplendiği görülmemiştir; alırsa ceza alıp işinden kovulur. İşte biz de kendimizi bu cihanda veznedar bilelim; Sahibimiz’in akıttıkça akıttığına şahit olacağız.

3298) Allah velisini görünce Allah’ı hatırlarsın. İşte budur sana sağlama…

3299) Vicdanı ölen kişi en cani terörist olur. Onun için de terör işini yapanlar, elemanlarının vicdanlarını devre dışı bırakmak için maddeyle veya hipnozla uyuşturur. Vicdanı uyuşan da artık üstünün emrindedir. Kişiye vicdan yerleştirilmiştir ki nefsi emârenin tuzaklarına kanmasın; öylece ruhî dengeye ulaşsın.

3300) Nefsinin çektiği kişiyi değil, vicdanının çektiği kişiyi seç. Nefsin çekimini vicdanınkine tercih eden, iki cihanda mutsuz olur.

3301) Minnacık olan dünya yaşantısını sonsuz olan ölüm sonrası yaşantıya dönüştürmeyene veyl olsun. “Bir velî, dervişi isterse göz açıp kapayana kadar velî eder” diye halk dilinde söylenen bir söz vardır. Bu sözün mahiyeti, dervişin gönlü dönükse gerçekleşebilir; yoksa hiç kimse hiçbir şey yapamaz. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), Ebû Cehil’e hiçbir şey yapamadı; çünkü Ebû Cehil’in gönlü Peygamberimize (sallallahu aleyhi ve sellem) karşı kapalıydı. Ama Hz. Ömer’in (r.a.) gönlü açıktı ve ümmetin ikinci adamı oldu. Tüm mesele gönül teslimiyetidir. O yüzden de “manada yücelmek isteyen, teslim olmak zorundadır” denilmiştir. Olayı bilmeyenler de bunun bir kölelik olduğunu zannederler; oysa ki alakası yoktur. Mesele şu: “gönülden yücelmektir”. “Onlar dünya hayatının yalnızca dış yüzünü bilirler; ahiretten ise tamamen gafildirler.” (Rûm, 7) ayeti bunu haber verir. İşte bu ayet beni hep tefekküre yöneltmiştir. Demek ki esas iş bâtındadır; zahiri değildir. İşte olay bunu hissettirmektir.

3302) Yeryüzündeki en korkunç varlık, Rab’be olan inancını kaybeden insandır. Düşer et–kemik bedenin zevkleri peşine ve içinde tatminlik arar durur. Oysa her günahta biraz daha şeytan kendisine musallat olur; öylece yaşamını karanlıkta geçirip bitirir.

3303) Vechullâh’a bir nida… Ey Hak nuru, seni görünce hislerim içimde dondu. Vechin güzelliği beni mest eyledi, hem kavurdu. Kalbimin içsel huşusu beni adeta şok eyledi. Ruhun sadeliği adeta nazarımı kocaman eyledi.

3304) Vahdet ilmi, kişiye has bir zevktir. O zevke erdi diye kişinin mesuliyeti bitmez. Bu zevke ermek, asla ve asla kesret âlemindeki mesuliyeti kaldırmaz. Ölüme dek amelde râm olmak, hiç kimse için değişmez bir zorunluluktur. Gayrı diyen, sapıtıp yoldan çıkmıştır.

3305) Tüm varlık içsel bir bağ ile birbirine fısıldar. O yüzden uzaklar olur kısa, kalp olur haberdar. Mekân ve zaman tay olur, kalpler olur bahtiyar. İşte bu, Habîr ile gönül lezzet dolar ey Hakk’a yâr.

3306) Ebedî vuslata ermek istersen şakilikten ibret al; şakiden kalben uzaklaş. Ruhunu Rahman’a emanet et. Her anında kendinle ol. Uçaktaki anons gibi, önce kendi ağzına maske tak; sonra da etrafına yardım dağıt. Yoksa nefesin kesilir; ne kendine ne de başkasına bir faydan dokunur.

3307) Sakın vesveseye itibar etme; o, şeytandan veya nefsi emâreden bir fısıltıdır. Örneğin: “Senin abdestin olmadı.” vesvesesi, abdestinin yerinde olduğunun en büyük kanıtıdır. “Senin namazın olmadı.” vesvesesi, namazının mükemmel olduğunun kanıtıdır. “Bir kere sen iman etmedin.” vesvesesi ise imanlı olmanın en büyük delilidir. Bunun gibi örnekleri çoğaltabilirsin.

3308) Velî sensin ey Allah kulu. Allah esmasını kendinde keşfet ve velîyi gör.

3309) El-Vedûd esmasının tecellisi oluşur feleklerde… Onu seyreden huşû ile dolar seherlerde…

3310) Biz deriz ki farkında olsun veya olmasın; her insan vechullâh’a adanan bir penceredir ve kutsaldır. “Düşük IQ.” diyen de öyledir. Kibirlenip kendisini deha, gayriyeyi düşük IQ diye niteleyen kişinin tüm ameli yanar. Söyleyen baksın hele kendisine; çok mu akıllı? Millete saygısızca “IQ’su düşük.” diyenin IQ’su zaten iflas etmiştir.

3311) Vücuda kimyasal karışım alıp ezoterik gösterilere ulaşmak, kişinin maddî ve manevî vücut dengeleri için ölümdür.

3312) En iyi ve güvenli olan veli, ölü olanıdır. Ölmeyen ise bir an önce ölmesine baksın. Öylece veli olduğuna karar verilsin. Ben, dünyamızdan ölmemişlere intisap etmem. Eden de kendi bilir.

3313) Mutlak vahdeti yaşıyoruz diyenler, onlarla az arkadaşlık ettiğinizde, bakıyorsunuz ki tüm beşerî ilişkileri dualite üzerine kuruludur. Sosyal yaşamda karşılığı olmayan hiçbir öğretinin insana faydası yoktur.

3314) Sen hâlâ vahdet ehli olduğunu söyleyip kendini veya varlıkları yok sayarak vahdeti temaşa ediyorsan, psikolojin bozuk demektir.

3315) Vahdeti ve tevhidi bilmeden, ortaya âşık atanlar âşıklaşırlar… Artık şeytan onlarla âşık oynar… Gerçi artık bilye oynar çocuklar, aşıkı beğenmezler, kemik parçası derler…

3316) Vahdet derken insandan irade alımı düşünülüyorsa, bu vahdet anlayışı değil, itikad sapmasıdır.

3317) Ey vuslat bağının bülbülü… Şefaat eyle, bu fakire kalmasın geri.

3318) Bilesiniz ki, her varlık bir sanal benlikle var edilmiştir. Her biri, diğer bireylerle her an iletişimdedir.

3319) Herhangi bir varlık; mutlak zât için cüz veya bizatihi o veya ondan olamaz. Sadece ve sadece kuldur, her birim Allah’a. İşte ey kul, Allah’ın sana özel ve senin için yarattığını ve seni onunla var ettiğini, sen açıp saçarsan, Allah’a saygısızlık etmiş olursun. Hızlıca ört. Yoksa yanlış anlaşılacak ve senin helâkin için ön ayak olacaktır.

3320) Vahdet bakışı, Allah’ın boyasıyla bakıştır ki, her hak sahibine hakkını vermektir. Ekmek verenle tokat atan bir olamaz. Çünkü iyilikle kötülük hiçbir olmadı. Eğer vahdet bunları birlemekse ve tepkiden yoksun bir taş gibi olmaksa, işte ben burada yokum.

3321) Vahdet ehli olmak, varlığı birlemek değildir… Kesrette vahdetin kuvvetini seyir etmektir. İşte vahdet ehli olmak, bu seyri başarmaktır…

3322) Tüm vahdet sırlarının ilmini bilip tıkır tıkır sayıklarsan da, sende yaşam alanı olmuyorsa, beş kuruş etmez.

3323) Her varlık; “varlığının hakikati ve öz cevheri” doksan dokuz esmanın bileşke hâlinde, bir tutam nur kapsamındaki sayısız diyebileceğimiz noktalar arasından, varlığını peydahlayan şule üzerindeki merkez noktaya yansıtmasıyla bireysel benliği oluşur. Diğer tüm noktalar da aynı şekilde hüviyet kazanır. Bir varlık, seninle iletişim kurması için onunla aynı güzergâhta olmalısın. İşte bilinç yapısı düşükken, onun nurunun üstü olan kişi onunla irtibat kuramazken, az bir çalışmayla aynı dengeye ulaşırsın. Ve senin üzerinde gayri ihtiyarî operasyon başlar. Kişinin hedefinde derunî maksatlara ulaşmak yok ise, zaten bir ilmihal kitabı onun işini görür. Onunla harfiyen amel edip ebedî hüsrandan kurtulursun. Ama maksadın ötelere geçmek ise, işte o zaman kafaya göre değil, olayı anlayan bir Allah dostuna müracaat şarttır. Rastgele zikirle derunî sırlara ulaşamazsın.

3324) Vesvese varsa, doğru yoldasın demektir. Çünkü şeytan doğru yolunu görür ve alıkoymak ister.

3325) Vesvese, nârî boyut olan şeytâniyettendir. Buna bazen insan aracı olur, bazen de cin.

3326) Vahdet (tüm varlığı birlemek) ehli olup, marjinal düşünmek insanı ateşten kurtarmaz. Ancak iman ve teslimiyet kurtarır.

3327) Yeni velilerin yetişmelerini engelleyen en büyük etken, karma bir toplum olmamızdandır. Karşı cinse dönüp bakmam bana bir zarar vermez diyen, zararın neye olduğunu bilmediğindendir. İnsanın manasını kupkuru edip ilerlemesini engelleyen en büyük etken, karşı cinse tekrar dönüp bakmasındandır.

3328) Velilik, bir sırrı ezeldir… O sır sende gebedir… Ebed sende, nefs hiledir… Hile olana kanmayan, işte o velidir.

3329) Uyumakla velayete ulaşılsaydı, kış uykusuna yatan ayılar bahara veli olarak uyanırdı.

3330) Unutmayalım şu hadisi… “Veren el, alan elden üstündür.” Kişi almakla değil, vermekle yükselir. Verdiğin de sadece malın değildir. Hatta hatta malından, yaşam alanın için gerekli olan kısmını elinde tutmalısın ki yürüyebilesin. Zira dünya malı dahi ahiret için gereklidir. Dünyayı tümüyle atmak, kişiyi başkalarının kapısında dilenci eder. İşte atılması gereken temel nokta, tüm sahiplik duygularındır.

3331) Allah’ın velisinde korku ve hüzün olamaz. Ne bu dünyada ne de diğer dünyalarda… Çünkü sema açıktır ona…

3332) Sabahın ilk saatleri şahit olsun ki Allah’ın diniyle ilgili bir konuda yazmış olduğumuz bir hakikati, tehdit ederek ve Kur’an ile hadisten delil getirmeden reddedip hafife alanı biz hafife almadan, onu Cabbar ve Züntikâm olan Allah’ın vechine havale ederiz.

3333) Almaktan bir kurtulup, hep versek… Yokluğun yokluğunu ama da görürüz. Cennette selâm, Hak ile halka bakanlara verilecektir.

3334) Vahdet-i Vücut, yani sıfır noktası, daha yeni işin başıdır. Ey kul… Yolculuğun Beka Billah’adır. Vahdet-i Vücut, olayın sıfır noktasıdır. O noktaya eremeyen zaten lider olamaz ve milleti peşinden sürükleyemez. Vahdet-i Vücut, kişinin kendindeki ve kâinattaki tüm güç noktasını ve dengesini keşfetmesidir. Fetihler konusunu iyi bilmek gerek. Ruhî fethe ulaşan her kişi, fark etmeksizin Vahdet-i Vücut’u anlamıştır; her ne kadar bazen isminin Vahdet-i Vücut olduğunu bilmese de…

3335) “Vefa borcu” nedir, bilir misin? Gönül borcudur, kalbinin en derininden çıkar. Küçücük bir sözü, küçücük bir iyiliği, içten gelen bir gülüşü unutmamaktır vefa… Vefalı olmak asil bir duygudur; affetmek, sahiplenmek, arka çıkmaktır. İlişkiyi kesmek, yok saymak ve böylece intikam almak; böyle yaparak hayat yolunda daha dikkatli ilerlediğini zannetmek, yoğurdu iki kere yerine üç kere üflemek, vefasızın yoludur ve vefasızlık örneğidir. Eğer ki bir vefalının gönlündeki vefasızsan kader, eninde sonunda yollarınızı birleştirir. Çünkü vefalının da vefasızın da kalbine kök salmıştır aynı sarmaşık… Yaşanmadan “bitti” denilen hiçbir şey bitmiş değildir. Aynı sarmaşık, iki ayrı kalpte kök saldıktan sonra dostları aynı mecrada tutmaya yeterdir. Yoksa vefa, bir ildeki bir semtin adından öte bir anlamı kalmaz.

3336) Varislik ve veraset o kadar titizdir ki, nikâhsız olarak dünyaya gelen çocuk bile varis değildir. Sadece çalışması onundur.

3337) Varis, birebir üstüyle bağlılığı kesin olacak ki, varisliği kabul görsün. İrsiyeti sahte bağlarla oluşturan kişiler varis olamazmış meğer. Var mı Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in varisi diye? Taradık, görünen âlemi… Baktık ki, göz önünde varis olan artık görünemez olmuş meğer. Olanlar da ancak candan öte sana canmış… Bulursan candan öte bir canı, bil işte orada verasetin kokusunu… Oradan dokun canına, o nurun eşsiz rahmetini…

3338) Her varlığın hayat yolculuğu, insan gibi sonsuzluğadır… Lakin mertebeler değişkendir… (“Vahşi hayvanlar bir araya toplandığında.” (Tekvir, 5)) Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz: “Her hak sahibine hakkını vereceksiniz. Hatta boynuzsuz koyunun, boynuzlu koyundan kısas suretiyle hakkı alınacaktır.” buyurarak ahirette hiçbir haksızlığın karşılıksız kalmayacağını bildirirler. Yine hadis âlimlerinin ifadesine göre, karınca karıncadan hakkını alacaktır. (Tirmizî, Kıyâmet, 2) (“Kurbanlarınızı neşeli ve kuvvetli hayvanlardan kesin. Çünkü onlar Sırat Köprüsü’nde sizin binitleriniz olacaktır.” hadis-i şerif)… Nasıl ki biz ölümden sonra yaşamımıza devam edeceğiz… Aynen öyle de her yaratılan, fena dairesinde sonsuza dek yaşayacaktır. Eğer sonsuz yaşam olmazsa niye kıyamette toplansın? Eğer sonsuz yaşam olmazsa niye birbirinden hakkını alsın? Eğer sonsuz yaşam olmazsa, hakkını alsa ne olur, almazsa ne olur?

3339) Okuduğun veya söylediğin dua ya da zikrin sende vücut bulması için, onun sende pişmesi gerekir. Bu da samimiyetle devamla gerçekleşir.

3340) El-Vedûd esmasının tecellisi feleklerde oluşur… Onu seyreden, seherlerde huşû duyar… Kalbi huzur ve sükûn dolup yüzü dolunay gibi olur.

3341) Vahiy, âlemlerin Rabb’inden, yani Rabbü’l-erbâb’dan inzâldir ve dolayısıyla her insanı bağlar. İlham ise Rabbü’l-hâs’tan inzâldir ki sadece inen ferdi bağlar.

3342) Vahye uymak kesinlikle farz iken, herhangi bir zâtın kalbine inen ilhama uymak farz değildir.

3343) Vicdanı olmayan kişi, imandan nasibini almamıştır.

3344) Korkusu ve üzüntüsü olan, henüz veli olmamıştır.

3345) Veçhullahın ayrı bir manası… Başını her ne yöne çevirirse insan, Allah’ın veçhi oradadır. Dikkat edin: Allah değil, Allah’ın veçhi oradadır denilmiştir. Yani bakış açısı… yani yaratım kuvveleri… yani var ediş sistemleri… Yani bu yönüyle veçih, bizce temaşa edilen özelliklerinin bir katre nurunun üzerinde ilgili varlığı şekillendirmiş hâli demektir. Örneğin, insanın veçhinin her noktası aynı değildir. İyice tanıdığımız bir insanın yüzüne derinden derine baktığımızda, birçok özelliğine şahit oluyoruz. Örneğin; ilmine veya cehline, halimliğine veya gaddarlığına, rahmet ehli olduğuna veya gazap saçtığına, tüccar olduğuna veya zanaatkâr olduğuna gibi, hemen zihnimizde canlanır. Her bir özelliği ayrı bir manaya matuftur. İşte “Her nereye dönersen Allah’ın veçhini görürsün.”den kasıt, her noktada ayrı bir manasının tecellîgâhını görürsündür.

3346) Vedûd isminin gizlendiği yerde sevgi olmaz. Vedûd ismi zirve yaptığında aşk oluşur. İntihar eden de Vedûd seyir düzeyi sıfır düzeydedir. Kendi nefsine karşı da sevgisi kalmamıştır.

3347) El-Vedûd esmâ nazariyesine muhatap olan Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in aynasında veçhine dönenler, mutlak teslimiyet şuuru ile Rahmân’a ruhunu adayanlardır.

3348) Yüze karşı şirin gözüküp arkadan kaş göz kırpana veyl olsun. Her biri kendini çok iyi bilir. Onlar, iki yüzlü insan şeklinde olup hayvandan aşağı yaratıklardır.

3349) Ne mutlu o kişiye ki tüm varlıkta tek’in kuvvet ve kudretini, hem azametini seyrede biliyor. Ne yazık o kişiye ki tüm varlığı tesadüfî yaratıma terk ede biliyor.

3350) Etrafa saçtığımız sadece salt veridir. Her bir birim ve burçlar dahi öyledir. Her bir birim, kendine göre değerlendirir. 2G uyumlu olan telefonun 5G veriyi çekmediği gibi, her insan da kendine ulaşan veriyi aynı şekilde işleyemez. Nasıl ki 5G verisinden faydalanmak için uyumlu bir telefon almak lazımdır, insanlık şuurumuzun da daha kapsamlı veri alması için zikirle bakış açımızı genişletmemiz lazımdır. Bu ancak zikirle olur ki, bunun da sonu yoktur. Yani hangi bilinç ve zevk seviyesine varırsak varalım, bilelim ki bir üstü elbette mevcuttur.

3351) Allah’ın vaadi haktır. “Sakın ha aldatıcı sizi aldatmasın.” diyor Rabbimiz… Biz ise sanki bu ayetler hayalî bir halka gelmiş gibi bakınırız. Oysa ki bu emirler bizedir.

3352) İnsanın gelişiminde iki veçih vardır. Birinci veçih; kişi insanlarla iç içedir ve “birlikten kuvvet doğar” ilkesiyle hareket eder. İkinci veçih ise; kişi bir süre halvette gelişimini tamamlamaya bakar. Halvet, insanı derinliklerde cevherleri alıp sessiz ve sedasız hayata aktarmaya, sonra da toplumun içine model olarak girmeye yarar. İkinci veçihi herkes başaramaz. Çünkü kabiliyet ve istidat ister. Ancak bir gözetmen eşliğinde yapılabilir. Bu imkânı bulamayan, birinci veçihi tercih etmelidir.

3353) Yukarıda Allah var sözünün hakikati özünledir. Yukarda Allah vardan kasıt, bende her ne özellik varsa tümünün üstünde, aksettirici kuvveler ona aittir. O rab, ben ise kulum. Sadece O ve aksettirdiği ben. Elbette bilinçte ikilik kalkabilir ama, o bilinç sürekli olamaz. Onun için namazın sonunda tekrar beşerle iç içe girildiği için sağa-sola selam verilir.

3354) Yağmur yağarken; kimi ıslanır bilerek, kimi kenara kaçar, kimi de ilk damlada şemsiye açar… Bazısı da o yağmurda hiç ıslanmaz. bile… İşte manada da olay aynı… Bazısı hiç tahammül edemez… Bazısı o halden şikayet eder…. Her kişi ayrı bir konum ile karşılık vererek cibilliyetini sergiler.

3355) Dışın içinin habercisidir, temizle… Yüz, kalbin içini yansıtır. Yalancı gülücük ve yalancı ağlama hemen sırıtır. O yüzden Allah der ki; sen onları yüzlerinden tanırsın.

3356) Dili kullanıp bir ırkı sömüren ile dini kullanıp iman ehlini sömüren ve insanlığı bölen kadar namert bir şahsiyet veya zihniyet olamaz. İnsana insan olduğu için iyilikle yaklaş. İman ehline ise, hem insan ve hem de iman ehli diye daha fazla yaklaş. Ey nefsim… Asla sömürücü ve bölücü olma. Yoksa Allah azabı çok çetin olarak seni bulacaktır.

3357) Serbest yürümek için her takıntıdan kurtulmalısın. Takıntısı olan yol yürüyemez. Sağa sola saldırır özü bulamaz. Kendisini deryaya salamaz. Özle öz olamaz.

3358) Bildiğini yaşa ki yük olmasın… Ne kadar ilmimiz olursa olsun eğer elde ettiğimiz ilmi fiiliyatta yapmazsak hiçbir karşılığı yoktur. Çünkü fiiliyata döktüğümüz ilim elle tutulur olur. Yoksa kuvvede gizli bir hazine kalır.

3359) Ne zamanki yalnız kaldın bil ki zirvedesin.

3360) Mümkün mertebe evde yemek yemeğe dikkat edelim. Evde pişirilen yemekte sevgi vardır. Ondan yiyen misafire, ev sahibinin sevgisi yansır. Dışarıdaki yenilen yemekte, dünyalık aşkı ve nefsin konforü vardır. Ondan yiyende deruni sevgi oluşmaz. Mutlak muhabbet için, imkân dâhilinde olmak üzere, un çorbası dahi olsa, ev yemeğini tercih edelim.

3361) Ah eski günler… Ya şimdi… Doğumlar doğumevinde… Çocuklar kreşte… Düğünler düğünevinde… Misafirler otelde… Yemekler dışarıda… Yaşlılar huzurevinde… Ölümler hastane köşesinde… Taziyeler taziye evinde… Ya Allah aşkına böyle hale dönüşen toplumun fertlerinde nasıl bir içsel maneviyat oluşur. Ah der gönül… Ah şu eski günler… Bir iç yakınması işte…

3362) Kolay mı sandın124 bin’lerden olup öncülerin içine adını altın varakla yazmayı? Ya 300’lerden olmayı… 7 milyar insan içinde 300’lerin içinde olmak. Ya 40′ ların içinde olmak. Ya 7’lerde olmak sonra 4 ve 1 e yükselmek. Evet, evet bedava değil yükselmek. Yatarak hiçbirşey ele geçmez be dostum.

3363) Yüz, kalbin içini yansıtır. Yalancı gülücük ve yalancı ağlama hemen sırıtır. O yüzden Allah der ki; sen onları yüzlerinden tanırsın.

3364) Erkek, aklıyla yaşayandır. Kadın, duygularına esir düşendir. Bu iki kavramın cinsellikle alakası yoktur. O yüzden yönetici kadın olamaz. Olursa o toplum huzur bulamaz. Yani yöneticin duygusuyla değil, aklıyla karar veren biri olsun. Kafan cinsiyete takılmasın gene ey aziz insan! Daha çok bayanlar duygusal oldukları için, biz kadın kavramını bayanlar için kullanırız. Hâlbuki aklını izne gönderen veya bir uzvunun peşine takan nice nice sözde erkek olup, gerçekte ise kadınlaşmış erkek vardır. Bunun zıttıda mevcuttur. Birçok bayan da var ki aklı başında ve sayısız erkeği cebinden çıkarır. Bu yazım manendir. Zahiri hükümler ise, bakidir.

3365) Hayatını yalan üzerine inşa edenden dost olamaz. Çünkü Allah katında yalancı diye yazılmıştır. Onun için de ne yalan üzere yaşayalım; ne de kimseyi yalan atmak üzere zorlayalım. Bırakalım su kanalında akıp gitsin. Bizde mutlu olalım, suyun hayat verdiği menbağı da mutlu olsun. Bizi sarmadıysa eğer, biz de yolumuzu ayrık tutalım.

3366) Yansıyan yansır. Yansımadan yansımaz. Yansıyınca kısan mahrum kalır. Yansımadan yansıtayım diyen ise yanılır.

3367) Kendini yeterli görmek her günahın anasıdır.

3368) Yaşanmadan yazılan veya söylenen her kelime, söyleyenin yanmasına vesile olur. Zahiri veya batini…

3369) Tam bir fıtrat üzere işleyen otomatik bir yaratım planı işliyor. Bu yaratım planında hiçbir birime zulüm sözkonusu değildir. Her birime (insan, cin, melek, hayvan ve diğer her bir yaratılan) Hak, hak ettiğini kendisine sorunsuz bir şekilde yansıyacaktır.

3370) Bazı yolların gidişleri var ama dönüşleri yoktur. İşte onun gibi; dünyaya geliş, kabir, berzah, kıyamet, cehennem ve cennete açılan yol. Mutlak olarak geri dönülmez bir yoldur.

3371) Her insan etrafına kendi ışığını yansıtır. Etrafında bulunduğumuzu hem etrafımızı çok iyi seçelim. Çünkü geri dönülmez olan sonsuzluk yolunda, bizim yol ışığımızı mutlak olarak etkiler.

3372) Kıyametten hemen önce yıldızlar tek tek dökülecek. Sahabem yıldızlar gibidir der resul. Demek ki ehlullahtan her biri bir yıldız gibidir. Bir bir aramızdan göçüp gittiler. Gün gittikçe daha da yalnızlaştık bu sürgün olan dünya yaşamında…

3373) Yıldız olamazsak da… En azından bir yıldıza uydu olalım. Yoksa Meteorlar gibi helak olup gideriz. Şimdi dahi yaşayan yıldızlar elbette vardır. Bulup tutunalım etraflarında ve ışıklarıyla mahdum olalım. Yoksa karanlığın fezasında kalmaya mahkûm oluruz.

3374) Yıldız gibi olan Ehlullah, yıldızlardan yayılan ışınım/radyasyon gibi =(Burçların yaydıkları müsbet ve menfi radyasyonlar)= onların bilinç dünyaları müsbet ışınım/radyasyon yayalar. Onlara yakın olanlar, onlardan takviye olurlar. Kötü insanlar da menfi ışınım/radyasyon yayalar. Uzak durmak lâzımdır.

3375) Aslında insan mikro fezadır. Her bir yıldız ve burcun nanosu bizde mevcuttur. Bilincini kullanarak halifetullah olan insan, borçların etkisinden kurtulur. Burçlar dünya, cehennem ve cennette etkilidir. Ama öncülerin üzerinde etkileri yoktur. Cennet derece derecedir. Cennete giden herkesin yeri aynı değildir.

3376) Diri diri kızı gömmek, sende var yaratıcılık hislerini yaratım yaptırtmadan öz yaratım alanını nefsin karanlığına gömmektir. Kayda değer olmayan şey yüzünden yaratım mahallini kapatma…

3377) Yusuf’un düşüp içinden mercanlarla çıktığı kuyuya bugün batı, bilinçaltı ismini takmıştır. Kuyudan çıkan Yusuf, köle olmuştu. Evet, köle olmuştu ama krala köle olmuştu. Krala kölen aslında kendisi şah olur. Ve öyle de oldu. Hele mecazları çöz ve senden sana akan akıntıyı öylece keşfet.

3378) Mutlak nefsi ve öz nefsini tanıyıp rabbe doğru nazar edenden insanlığı tembelliğe itecek şekilde veya rencide edecek tarzda hiç bir fiil asla zuhur etmez. Yerinde ve istikrarlı bir eda ile halka el uzatır. İhtiyacı olana rastgele üç beş kuruş sadaka verip öylece yanından kovmak ve haline terk etmek, insani bir ahlak değildir. Bu davranış da kimseyi sonsuza kadar tatmin etmez. Elbette sadaka, fakir yani çalışma gücü olmayan veya miskin olan yani çalışan ama aldığı ücretle geçinemeyen ve borçtan bir türlü kurtulamayan kişilere verilir ve o halden kurtulmasına vesile olunur. Bu ilk etapta elbette çok değerlidir. Çünkü kan kaybeden hastaya ilk etapta kan vermek, hayatını kurtarır. Sonra da hızlıca tedavi edilip vücudunun kendi kanını üretmesi sağlanır. İşte esas sadaka, düşenin elinden tutup kaldırmak ve ayakları üzerinde durmasına vesile olmaktır. Yol gösterip haliyle hal olmaktır. Gücünün geçmediği yerde ise, sözünün geçtiği yere durumunu iletip tenceresinin kaynamasına vesile olmaktır. Olay, maddi vaziyette böyle olduğu gibi ilmi olarak da aynıdır. Çünkü kişi, kendisi bizzat emeği ile nimete ererse, sonsuza kadar mutlu olur. Yoksa geçici mutluluk oluşur ve sonra da kaybolur. Ayrıca hep gözü dışarıda kalır ki, bu maddi veya manevi vaziyetlerde çok tehlikeli bir durumdur. Hediye ise bambaşkadır. O ülfeti sağlar. Kalbi kalbe rapteder.

3379) Yedi makamı geçen bire geri dönmelidir. Her insana ondan görünmelidir. Aslında döndüğü ilk makam değildir. Sekiz cennet kapısını açarak dönmüştür.

3380) Yedi makamdan geçip bire inerek, teveddüdü ilahi ile bezenerek, sevmekte yer olup serilenerek, sevmekte sel olup akarak, sevmekte lal olup susarak, sevmekte can olup hayat verene bakarak, ondan kendine bir dal.

3381) Yanmanın asıl nedeni bizim özümüzden uzanıp bilincimize kadar uzanıp bir tohum şeklinde yer alan tüm mana pıtıcıkların yeşermeyi beklemesidir. Bilinç dünyamızda var olan çekirdekler patlayıp yeşermek ister. Ama kişi yeşertmek için gerekli çalışmayı yapmayıp bedensel zevkler peşinde koşması, kişiye sıkıntı ve stres olarak geri döner. Tıpkı toprak altında çekirdeğin patlayıp toprağı kabarmak istemesi gibi… Onun için ayet der ki kalpler Allah zikri ile huzur bulur. Bu da kişiye yanma olarak geri dönüşüm yapar.

3382) Şu yıldız şuraya gidecekte, filan yıldızın konumu şu olacakta şu olacak gibi lakırdılar, hakikat ehlinin yanında değeri yoktur. Çünkü hakikat ilmine göre, işin merkezinde insan vardır. Tüm alemler insanın etrafında dönüp durmaktadır.

3383) Mutlak yaratıcı istediğini yaratması için kün demesi kâfidir. İnsan asla bir kukla gibi değildir. İnsana irade verilip değer kılınmıştır. Kuklaya örnek Hacivat Karagöz oyununu gösterebiliriz. Sahte bir şahsiyet verilmiş ve oynuyor sahnede, güldürüyor izleyicileri. Hacivat ile Karagöz’e, benliğini ışıkları elinde tutan hissettiriyor. Ama ortada oynayan karakterlerde bir can ve irade yoktur. Bunlardaki teslimiyet insanın teslimiyeti gibi değildir. Çünkü o karakterde irade olmadığı gibi kuvvette yoktur. Ama insanda irade vardır lakin kuvvet yoktur. İnsandaki tüm havl ve kuvvet Allah’tan gelmektedir. Ama insandaki iradenin içeriği de Allah’ın hükmü dâhilinde yer almaktadır İşte mutlak teslimiyet, yaratıcının fıtratı üzerinde yaşamaya denir. Bu da nimete erenlerin yoludur. Demek ki gazaba uğrama yolunda da kişi irade edebilir. Yoksa Fatiha süresinde neden nimete erenlerin yoluna ermek için dua edilsin ki… Akıl var mantık var. Olunmayacak şey niye ısrarla iste denilsin ki. Hem günde farz olarak beş vakit… İşte biz varız ve sonsuza kadar da var olacağız. Tüm sıfatlarımız Allah’ın subuti sıfatlarından nasiplendirilerek var edilmişlerdir. Biz kendimize hiç bir elbise uydurmuyoruz. Allah bize elbise giydirip bizle bizdekini bizde seyrini bizim için yaratmıştır. Hem biz ile seyrimizi var etmektedir. Öylece kapalı olan hazinesini seyreden benlik sahibi bireyi var eylemiştir. Hiçbir kulun elbisesi diğer bir kula uygun değildir. Çünkü her kul özgü olarak var edilmiştir. Yokluk sahnesinde ki teslimiyet diye bir şey de düşünülemez. Çünkü biz yoklukta değil, varlıkta varlıkla var edildik. Varlık sahnesinde teslim olacaksın ki senden mutlak benliğe doğru seyir oluşsun. Sen olmasaydın senden bu seyirde oluşmayacaktı. Amenna de ve teslim ol Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin Nazif yoluna. Öylece nimete erenlere katılarak mutluluğun tadına er.

3384) Zamansal ve mekânsal her olguyu Allah oldurur. Allah’a yakınlık zamansal ve mekânsal değildir. Her kazanan, Allaha yakınlıkta olarak kazandı. Allah sana senden yakındır. Sen amelinle Allah’a uzağa düşersin. Allah kendisine dayanana dayanak olur. Kalbi Allah’a bağlı olan kazanır. Gerisi dünyada şeref kazansa da, sonsuzlukta yoksullaşır.

3385) Yaşam Koçu vs ile seni “an”da yaşatacağım deyip “an”ını dahi senden çalan Budist çalıntısı eğitim verenlere sakın prim verme.

3386) Kişiden yaratılışının dışını beklemek zulümdür. Ama yaratılışını ilmek ilmek dokumak elindedir. Sen elindekini dokuma… Yaşam alanını bloke et ve sonra de ki; Allah’ın takdiri… İşte böyle dersen sonun hüzündür.

3387) Yaşam ve yaşantı seni sen eder. Gerisi seni senden eder.

3388) Gönül ister ki yegâne yâri görmeyi, yegâne yar ile bir olmayı hem onda fena bulup bekayı seyretmeyi, öylece hakikate varmayı.

3389) Yaşam sırrı unutturularak naylon nesillerle dünyayı işgal etmeye başladı insanlık. Çalışır yer içer uyur ölümü bekler oldu.

3390) Yokluğu gören yok olur mu? Yokluğu gören vardır ki yok olduğunun ilmiyle dirilmiştir. Demek ben vardır. O ise, hayy ve Kayyumdur.

3391) Dedi yaratan; sel oldurup seni süpüreyim. Kalbinin içine gayrı bırakmayayım. Hem dışarıda emmaren kalmasın. Kıskanırım kalbine masivanın girmesine. Hem kıskanırım seni dağdan taştan yıldızdan. Sadece bende eri, gayriyi et beri. Huu

3392) Yazarsan sinesine… Can nefessiz kalır biline. Öylece nefsin suratsız kalır… Suratsız olduğunda nefis, işte o zaman ruh orada saflaşır olur nefis (tadı güzel yemek)… Nefis olunca tadı, artık helal olur miracı… Ama utanır kul miraç yapmaya. Ulaşır o, ev ednaya. Ey Kâbe’nin rabbi… Sevgilin cemalini seyir etmek ister. Göster cemali gelsin himmet. Huu…

3393) Kişinin kalbi, esas yâri olan Allah’ın olması çok güzel… Yok öyle lezzet, sen de tat et. Bazısı der ki, ben yoğum o var. Bu laf nereye varır bilir misiniz? Yani yaptığım fiiller benim değildir, onun fiillerdir. Dolayısıyla suç ve ceza da benim için olmayacaktır. Çünkü o işler ben değil. Ya ne alaka, sen bir birey olarak nefis sahibisin. İyiyi kötüyü tercih etme hürriyetine sahipsin. İşlediğin amelden bal gibi mesulsün. İşlediğin kötülükleri Allah’ın boynuna atıp, Allah bende işledi deyip, kendini aradan çıkarma. Bu kendini aradan çıkarma olayı bir psikolojik vakadır ve tedaviye muhtaçtır.

3394) Yaylada yazdığın şiiri şehirde çözemediğinde, mana ile iletişime geçmişsin demektir. Çünkü her anda ayrı bir şanda olana gönlünü teslim etmiştir.

3395) Yol işaretleri yani zikirler yolun istikametini tarif içindir. Yoldaki çukurları sunmak için değildir. Sabırla arabanı sür ve yol işaretleri olan zikirlerine sarıl.

3396) Millete gafil veya aklı az demek yerine, millete gerekli yol işaretlerini sun. İman ve amellerin hikmetleri önüne ser. Yapılış amacını anlat, gerisine karışma ve vardığı mutlu sonu neşeyle izle. Ama kendini ermiş bilip milleti küçümseyen, bilsin ki küçülmüştür.

3397) Yüzü Allah’a dönük olandan istifade etmek, yüzü başka yönde olanı, Allah’a çevirmek için uğraş vermek, küfür de saplanan kişiye bulaşmamak için uzak durmak; işte budur esas Allah için sevgi ve buğz. Diğer türler ise, dünyevi kavgalar veya muhabbetlerdir. Sonu ise mutlak olarak firaktır.

3398) En yalnız insan kendi kafasında ve amelinde yalnız kalandır.
3399) Yaratılan muazzam nizamı öğrenmeye çalışıp kendimizi geleceğe hazırlamak yerine, birbirimizle uğraşırsak gidim ilerleyemeyiz.

3400) Yenileyici hep yeniyi sunandır. Eskiyi sunmakla yenileyici olunmaz.

3401) “Gerçekten biz, en aşağıda olan gökyüzünü, yıldızlardan ibaret bir süsle donattık. (Saffat 6)” Demek ki yıldızlar çok yakınımızda… O kadar uzak değildirler…

3402) Yol Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin biricik yoludur. Yola girmeyenin gideceği yer de yoktur.

3403) Kişi bir yönelim dalgasından edindiği güzellikleri, yönelim kanalı aynı olduğu halde, kişi o yönelim kanalının kendisine bilinçli olarak selam verip durumunu merak ettiği halde, o kişi yönelim kanalının selamını dahi almayacak kadar, yönelim kanalını tınlamıyorsa, o kişi mahrum olur.

3404) Her kişi yolunu gerçek sanıp insanlara dayatmak ister. Öylece hükmüne almak alıp gütmek için heveslenir. Senin hayalin inancını yaymak değil, gerçek olan ne ise onu anımsayıp anımsatmak olsun. Öylece mutluluğu yaşarsın. Gayrı üzülürsün.

3405) Yüzme öğrenmeye azmeden kişilerin dışında sen kimseye yüzme öğretemezsin. Boşuna vaktini heba etme.

3406) Tüm yaratılanlar onun bir tutam nurundan yaratıldı. Onun zatının kendisinden yaratılmadı ki parçası veya o olsun. Sübhandır O.

3407) Yıllardır yaşadığı yabancı toplumda sırf İslam’a laf gelmesin diye dikkat eden kişinin yaptığı eylem, günümüzde yapılan cihattır.

3408) Yoğurt olacak sütü iyi kaynatmalısın. Yoksa içindeki mikro organizmalar ölmez ve yoğurt güzel tutmaz.

3409) Tüm yaratılmışlarla kavgayı terk edersek, Allah ile aramızda elçi olan melekleri hissederek Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimize salâvat vermiş olacağız. Çünkü Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin rahmeti yağmur gibi herkese yağardı. Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin huzurunda Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin nurunu hissettiğimizde ise, hep beraber ümmet olma bilincine merhaba diyebileceğiz.

3410) Yarın değiştirebileceğin kararın için bu gün kesin yargıda bulunma, sonra üzülürsün.

3411) İnsanlarda veya hayvanlarda olan tüm kavgalar yemek içindir. Doyan artık kavga etmez. O zaman doyan bir ayı insan mı olur? Ey nefsim… Madem öyle; sen bedenen doymak için yaratılmadın… Tanı kendini de doymak için yaşama.

3412) Tüm yazılarım benden banadır. Nefsimin kendi kendine itham ve levmesidir. Kimseye tavsiye veya telkin değildir.

3413) Yaratıcılık yalnızca Allah’a aittir. İnsan yaratıcı olamaz. Ama yaratıcının kişiden kişi ile yaratım yapmak için gerekli manevrayı yapmak kula verilmiş en büyük nimettir.

3414) Gerçek yürüyen Kur’andır.. Sünneti yaşam alanıdır. Sünnetine yüz çevirenden yürüyen Kur’an yüz çevirmiştir.

3415) Âşık Veysel, benim sadık yârim kara topraktır derken, Biz saflığımıza muzdarip bir fert olarak zannettik. Mübarek Veysel, kara topraktan bahseder. Hâlbuki aziz insanın kara toprak dediği bedenidir. Dikkat edin âdem den nesli getirdi diyor. Çok derin bir eser.

3416) Yer gök ve semalar birbirlerinden kesin çizgiler ile fark olmadılar. Biz hayalimizde onları fark ettik. Gel de birleştir. Zor iş…

3417) Çok sistematik bir yaratımın içinde kendimizi bulmuşuz. Bu yaratım düzenini yaratıp bize bildiren sahibinin dediklerini uygulamak zorundayız.

3418) Diri diri kızı gömmek, sende var yaratıcılık hislerini yaratım yaptırtmadan bir şeye sinirlenir de yaratım alanını gömmektir.

3419) Kayda değer olmayan şeyler yüzünden yaratım mahallini kapatma…

3420) Yumurtayı kırma zamanı gelmedi mi? Bak dikkat et… Civciv kabukta boğulur “demedi deme” dedim işte.

3421) Tüm yazdıklarım yazgının tecellileriyle alakalıdır. Yazılan değişmez ama yazgıdan ibret alıp ileriye doğru yazılacak yazgıyı pişman olmamak üzere dizayn fırsatı verilir insana. Ne der Allah resulu… “Şaki annesinin karnında şakidir -anne karnı her ne ise- Said ise şakiden ibret alandır” Evet yazgıyı dizayn elindedir. Hele elinin içine bak… 18 + 81 = 99 eder. ALLAH esma adedi yazar elinin içinde. Kullan ve değiştir. Robot olma der rabbimiz.

3422) Yazarken hiçbir hedef kitlem yok. Öylesine canım sıkıldıkça sıkarım çıkan suyu salataya serperim. Önüme servis ederim. Pilav ile beraber önüme serptiğim salatayı misafirlerim olursa ikram ederim. Çünkü pilav ile salata iyi gider.

3423) Kaf dağına varırsan, İskender’in ördüğü duvarda yazılan yazılardan bize haber getir… O yazılar çok değerli yakutlardır ışıldarlar.

3424) Yol arkadaşının aracında bir sıkıntı olursa durmalı ve aracını tamir ettirmeden yola koyulmamalıdır.

3425) Yol alırken yol arkadaşımıza çok nazik ve kibar davranmalı, ekmeğimizi suyumuzu bölüşmeliyiz.

3426) Yokluğun yokluğunu a’ma da görürüz.

3427) Allah yaratım tecellisi her an tütmekte. Sen de ondan tüttürsene tecellini. Senin lamban geçip geçip yanmıyorsa, sorun elektrikte değil lambandadır. İman ehli imanın doğurduğu gücü kullanmayıp yabana atarsa, suç Allah’ta değil iman eden kişidedir. Allah’ın iman ehline verdiği güç ve kuvvet, imansıza verdiği güç ve kuvvetinden çok çok daha fazladır. Allah kişiye emanet ettiği güç ve kuvveti dünya hayatı boyunca ondan almaz. İman ehli kendisine emanet edilen Allah güç ve kuvvetini kullanmazsa, gaddarlara karşı yenik düşer. Ki buna dünyanın dört bir tarafında şahit olmaktayız.

3428) Sen ey kardeş… Bir olguya devamın yanlış olduğuna bilfiil şahit olmuşsan ve hatayı devam ettireni uyarmazsan mes’ulsun.

3429) Yaşamında rabbine rücu etmeyen ölünce zorunlu rücu eder. Dostum… Zorunlu olmadan gönüllü rücu et.

3430) Herkesi yaratılışta bir bileceğiz… Ama dokunuşta ise, iman ehli ayrıdır… Küffar ayrıdır…

3431) İçsel dünyanda yükselmek istersen eğer… Dışarıda bir şey arama, sana lazım olan her şey sendedir sende. Felek, Arş, ferş ve kürsüye giden yol özündedir özünde. Tüm duyuların kesilse, yok olur her şey gene sende. Senle var olan, senle yok olan ve hatta sana göre yok olan, varlığı kimdedir kimde. İşte o sana senden yakındır biline…

3432) İnsan zorunlu kaderini mecburi olarak yaşayan, değişmez bir robot değildir. Zaten böyle bir şey, Allah’ın insanı yaratım sürecine terstir.

3433) KİBİR imanı yakar… UCUB ameli yakar…

3434) Az yem atan avcıya inanıp yeme atlayanı avcı avlar.

3435) Yazılar rumuzdur ki esas olan arkasını görmektir. Kısa veya uzun yazmak yerine içeriğine odaklanmaktır marifet.

3436) Her şeye rağmen yaşam en büyük nimettir. Evet herşeye rağmen yaşam güzel, çünkü bu yaşamda edindiğin senindir, başka da bie eşyin yok. Bir nefes fazla verip edinmeğe yoğunlaş. Bil ki sadece amelindir sana yoldaş… Bil işte bunu gardaş.

3437) Ne zamanki yalnız kaldın bil ki zirvedesin.

3438) Hep yalnızdım… Sonsuza dek de yalnız olacağım…

3439) Evet, her şeye rağmen yaşam güzel, çünkü bu yaşamda edindiğin senindir, başka da yok. Bir nefes fazla verip edinmeğe yoğunlaş.

3440) Her şeye rağmen yaşam en büyük nimettir.

3441) Yönel ve yücel… Ya rabb bahrı ummandan akıt… Ya rabb nuri hüdadan yansıt Ya rabb desti rahmetinle arıt… Özümden olana ol en büyük kanıt…

3442) Yüzü Allah’a dönük olandan istifade etmek, yüzü başka yönde olanı, Allah’a çevirmek için uğraş vermek, küfür de saplanan kişiye bulaşmamak için uzak durmaktır “esas Allah için sevgi ve buğz”. Diğer türler dünyevi kavgalar veya muhabbetlerdir.

3443) Yazdığın yazılar rengârenk olabilir. Ama tüm yazılarını kurşunkalemle yaz. Rahatça silinmesi için, attığın imzalar hariç. İmzalarını dolmakalemle at. Değişime uğramasın diye. Tıpkı hayat gibi… ALLAH ve RESULÜ dışındaki tüm yaşantımız kurşunkalemle yazılmalıdır. ALLAH ve RESULÜ hayatın imzasıdır. “Min Dunihi” yani masiva olan her şey sürekli değişkendir, rahatça silinmesi için gerekli tedbiri al. Hayat değişime uğrayınca taassuba takılmamak için kendini güvene al ey dost…

3444) “Ubade b. Samit şunları anlatıyor: “Ben Ehl-i Suffa’dan bazı kimselere Kitap (yazı yazmayı) ve Kur’an’ı öğrettim. Onlardan biri bana “yay” hediye etti. Ben (içimden); “Bu (öyle değerli) bir mal değildir. Bununla Allah yolunda ok da atarım; onun için Resulullah’a gidip bunun caiz olup olmadığını soracağım.” dedim Ve ona giderek: “Ya Rasulellah! Kendisine kitap (yazı yazmayı) ve Kur’an öğrettiğim, o da bana bir kavis / yay hediye etti, bu (öyle değerli) bir mal değildir. . Bununla Allah yolunda ok da atarım” dedim. (Allah rasulu sas): “Eğer boynuna ateşten bir tasma geçirilmesini istiyorsan kabul et.”dedi.” (Ebu Davud, İcare, 1)”

3445) Genel olarak kişinin dünyevi ve uhrevi yaşam taslağı kayıtlıdır. Ama insana ise dünya yaşamı boyunca kendisine yapboz kuvvesi tevdi edilmiştir. Ama insanları geneli yapboz yapmaz ve yazılı olan taslağa kendisini mahkûm eder. Dua kaderi değiştirir, zikir rububiyet alanını genişletir hem sadaka ömrü uzatır. Ama insanların geneli bundan gaflettedir ve dolayısıyla yazgı önüne gelir. Zaten Allah elçilerinin gönderiş amaçlarından biri de bu gerçeği insanlara aktarmaktır. Biliyor musunuz, ömür hayr üzere ne kadar uzun olursa, o kadar hayrımızadır. Bir defa ihlâs süresini okumak dahi sayısız dereceyi kişiye ibraz eder. Kişinin derecesi yükseldikçe cennetteki yaşamı daha kaliteli olur ve sonsuzluktaki namusun daha âli olur.

3446) Yazmak en iyi iletişimdir… Gönlü gönle mecz etmektir… Nuru Nurla cem eylemektir… Derinlerdeki tohuma dokunmaktır.

3447) Yüzücünün denizde serbestçe dalış yapması için, denizin derinliğinden ve hatta dibinden haberdar olması gerekir. Yoksa yüzeyden derine kulaç atamaz.

3448) Yaşlı ninelerimizden dinimizin itikadını öğrenme vakti gelmiştir. Çünkü imanı taptaze oradadır.. Diğeri ise, oryantal aklı ile tema oluşturuyor ve insanı imanı ile değil aklıyla yürütüyor. Akıl mat olunca da, inkar ediyor. Ya hu…. Din akıllıya teklif edilir ama iman ile yol alınır.

3449) İnsanın imanı, yeminlerinden bilinir. O yüzden zorunlu olmadıkça, doğru dahi olsa yeminden uzak durmalıyız.

3450) Değişmez bir kanunla işleyen yaratım fıtratı ve insanın tabi olduğu bir düzen… Yaratılış fıtratının düzenini Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimize göre ayarlayanlar hakla buluştu. Yaratılış fıtratının düzenini nefsine uyarlamaya çalışan ise haktan mahrum kaldı.

3451) Yarım doktor candan eder. Yarım hoca dinden eder. Anonim olan ilmin ustasını bulan, yani herkesi ilgilendiren fıtrat ilminin ustasını ile buluşan, artık kurtuluşu bulmuştur demektir.

3452) Biz yöneliminize bakalım. Gerisi zaten tebessüm ederek gelir.

3453) Bazen biri bir yazı yazar o yazı kişiye dokunur. Muhatap alınmazsa bir türlü, alınırsa başka türlü… Bu bilinç lafı gelirse esirgemez. Esirgerse uykusu kaçar.

3454) Halkımız her zaman dünyadaki yedullahın üzerinde olduğu el olarak mazluma kucak açmıştır. Onun için ömrü kıyamete dek devam edecektir. Zira sadaka ömrü uzatır diye hadisi şerif vardır.

3455) Tüm yaratılanlara malik oldu. Tüm yaşayanlara Melik oldu. Gün an oldu dehr içinde kayboldu. Din tüm yaratım fıtratına ad oldu.

3456) Bir depoyu rastgele eşyalarla doldurduğumuz gibi yaşantımızı, günah ve sevaplarla donattığımız için bir gelişme kaydedemiyoruz. Çoğumuz hayatımızı yaşamayı yönetmede acemiyiz. Sonra da tövbe ile işi toparlamaya çalışıyoruz.

3457) Sırf yaşamak zor olmasa gerek. Libas elbise perde olmasa gerek. Beden cinsiyet engel olmasa gerek. Hak nuruna ayna olmak gerek.

3458) Takdiri ilahi yaşamdır bize, tüm hayat aynadır göze. Gözümüz yoldadır dize dize, bu güne dek hiç vurmadık dize. Yaşam önümüze yolu serer, tüm takıntılar tek tek söner. Nur zulmeti yener, her şey aslına döner.

3459) Yakine ermek için bir çalışsak. Sözden geçip zihin dünyamız fiiliyatımızda bir doğsa. İmanın tadını bir alsak, artık unutur muyuz acep bu devleti?

3460) Hz. Yusuf as içsel kuyuya; sevdiği kardeşleri eliyle zahiri olan kuyuya atılmak ile ve kendisini merhametiyle kuşatan babasının firakına düşmekle tüm sahip olduklarından mahrum kaldı. Bu mahrumiyet ile en çok sevdiklerinin kendisine ihaneti ile sarsıldığında, içinde içselliğe götürücü olan içsel çakrası devreye girip gerek olan salgılamayı kanına karıştırdı. bu karışımla birlikte, “bedenleriniz ruhlarınız; ruhlarınız bedenleriniz” prensibiyle meczolmuş içsel melekeleri uyandı. Zaten tüm uyananlar, derin bir halvetten sonra uyanışa geçmişlerdir.

3461) Yusuf’un düşüp içinden mercanlarla çıktığı kuyuya bugün batı, bilinçaltı ismini takmıştır. Kuyudan çıkan Yusuf, köle olmuştu. Evet köle olmuştu ama krala köle olmuştu. Krala köle olan aslında kendisi şah olur. Ve öyle de oldu.

3462) Yapmacık hareketlerin olmadığı ve samimi duyguların olduğu bir dünyayı özlüyorum.

3463) Hiçbir zaman yok olmadın. Hiçbir zaman yok olmayacaksın. Sadece okyanustaki su yağmur olup çamdan yapılı bardağa doldu. Bardağın şeklini ve aromasını aldı. Bunlar elbette misal, sen misalden yola çık ve gerçekte yoğunlaş ey dost.

3464) Yanar derken hep odun kömürün yanışını gördüğümüz için bazıları bunu odun kömürün yanışı gibi bir yanış zannettiler. Be mübarek; bu yanış başka yanış… Bu yanış sonsuz sevda yanışıdır. Burada odun kömür yoktur. İşin başı burası işte… Tek başına yolculuk başlar. Ve süre gider…

3465) Yüzü Allah’a dönük olandan istifade etmek, yüzü başka yönde olanı, Allah’a çevirmek için uğraş vermek, Küfür de saplanan kişiye bulaşmamak için uzak durmaktır… Esas Allah için sevgi ve buğz… Diğer türler dünyevi kavgalar veya muhabbetlerdir.

3466) Yükselmek için kullandığın alt basamakları inkâr edersen, Alttakiler senden tüm yönelişlerini çekerler. Yönelişi kesilen yukarılara dahi çıkmışsa asılı kalır. Tıpkı nemrutun kaleden düşüşü gibi baş aşağı kanalizasyona düşer. Sonra da şeytanın oyuncağı olur.

3467) Yıldızlar etki ürettikleri gibi etkilenirlerde. İnsan da öyle… Uzayda ki yıldızlarda üretilen radyasyon gibi insan da varlığını kapsayan ruh nedeniyle, adeta bir biyoelektrik sistem ile radyasyon dalgaları gibi dalgalar üretir ve çevresini etki altına alır.

3468) Yakma ya rabbi diyordu bir münadi… Demek yakan rabb imiş. Allah’ın azabı ise ekberdir. Ne demek istenmiş acaba? Rabb ne ve nasıl yakar? Allah azabı ne? Ya cehennem? Arka arkaya bağlantılı konular.

3469) Kimseye tapmadan sadece Allah’a kulluğu yaşamaya çalışalım. Öylece birer yıldız olalım. Çünkü yıldız gibi olan ehlullah, yıldızlardan yayılan radyasyon gibi “(Burçların yaydıkları müspet ve menfi radyasyonlar)” onların insani şuurları üzerinden müspet radyasyon yayalar. Onlara yakın olanlar, onlardan takviye olurlar.

3470) Yıldız olamazsak da… En azından bir yıldıza uydu olalım. Yoksa Meteorlar gibi helak olup gideriz. Şimdi de yaşayan bir yıldız elbette vardır.

3471) Kıyametten hemen önce yıldızlar tek tek dökülecek. Sahabem yıldızlar gibidir der resulullah (sav). Demek ki ehlullahtan her biri bir yıldız gibidir. Bir bir aramızdan göçüp gittiler.

3472) Tanıdığım bir Allah dostu vardı. Gözü asla dünyalıkta değildi. Onu anlayan çok az kişi oldu. Vefatında yanındaydım. Sevgilisine çok büyük murakabe ile vardı. Ondan sonra onun ışığında olan başka bir yıldız göremedim. Lakin yaşayan yıldızlardan da faydalanmayı yeğlerim. Rabb-ul âlemin her birimizi yıldızlarıyla buluştursun dilerim.

3473) Bazı yolların gidişleri var ama dönüşleri yoktur. Dünya, kabir-berzah, kıyamet, cehennem ve cennete açılan yol. Geri dönülmez bir yoldur.

3474) Yaşanmadan yazılan veya söylenen her kelime, kişinin yanmasına vesile olur.

3475) Yansıyan yansır. Yansımadan yansımaz. Yansıyınca kısan mahrum kalır. Yansımadan yansıtayım diyen ise yanılır.

3476) Mazlum görünüp zulmeden en büyük zalimdir. Mazlum deyince gözünüze mazlum postuna bürünen kimseler gelmesin. Onlar en büyük zalimdirler. Çünkü nefislerine zülüm etmişlerdir.

3477) Ah be ah ki dünya gözümüzü doyurmadı. İnsanlık Tarihindeki tüm zulümler niye oldu biliyor musunuz? İran fetih edilince Hz Ömer ağlamıştır. Sordular halifeye niye ağlarsın? Derki Allah bizi açlıkla, kamçıyla, sürgünle imtihan etti. Tümünü geçtik. Şimdi mal mülkle imtihan ediyor. Korkarım ki geçmeyelim. Evet, Hz Ömer haklıydı. Sınav geçilmedi. Bir sürü insan öldürüldü. Sebebi ekonomiyi yönetmekti. İfk falan hikâye. Tüm mesele hazineyi yönetmekti. Hâlâ da öyle…

3478) Bunca zulme Allah niye müdahale etmiyor? Resulullah sav der ki düşmanın silahıyla silahlanın. Bilelim ki bu zulümler kesret makamında oluşur. Çünkü burada kula verilen serbest irade mevzubahistir. Fiil âleminin sonucu yaratılan kesret makamında var edilen kulun çaresi tükenince, Allah olaya esma makamıyla müdahale eder ve perçeminden yakalar yok eder. Ebreheyi perçeminden tutup yok ettiği gibi. Ama bizden fiil âleminin sonucu oluşan kesret makamında tedarik istenmiştir. Verdiğim ilim, irade ve kudreti kullan demiştir. Akıl kalemini oynat demiştir. Gücün tükenince ise, yetişirim demiştir. O yüzden de denilmiştir ki, kul sıkışınca Hızır yetişir.

3479) Zikirle kalp sahibine mal olur. Zikirsiz kalp gayrıya mal olur. Çünkü… Huzur zikirdedir. Sukun fikirdedir. Tatmin şükürdedir.

3480) Dinde zorlama olamaz… “Allah sizi din hakkında size kıtal yapmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselerden, onlara iyilik etmeniz ve kendilerine adalet yapmanızdan nehyetmez, çünkü Allah adalet yapanları sever” 60/8 Demek anarşi çıkarmayan insanla ve her biri kendi inanışında olarak hep birlikte yaşanılabilir. Allah bunu yasaklamaz. Zaten dinde zorlama yoktur. Zorlanan gizli bir bomba olur ve her an patlamaya hazır olur.

3481) İyilik yapıyorsan bir aşama sonra karşılığını alacaksın. Kötülük yaparsan bir aşama sonra onun karşılığını alacaksın. ALLAH ZULMETMEZ. Biz nefsimize zulüm ederiz.

3482) İnsanı zikir insan yapar. Çünkü zikrullah ekberdir. Bilmediklerinizi zikir ehline sorun der Allah. Çünkü zikir ehli, okuduğu zikirlerle – kitaplardan okuyarak bilinemeyecek şeyleri- kalbine akıtır.

3483) Zikri terk eden özüne giden yolları kapatmıştır. Kendisini bedenine hapsetmiştir. Zikri terk “Allah kulunu” çok üzmüş ve sudan çıkan balık gibi eylemiştir.

3484) Zalim olan kâfir en korkunç mahlûktur. Zalim zulumattan yani karanlıktan gelir. Kalb o kadar siyahlaşır ki bu siyahlık dışarı yansır. İşte mühürlü olanlar bunların ta kendileridir.

3485) En zor haslet olan öfkesini yutup taarruza geçmemek ve affedici olmak er kişiye nasip olur.

3486) Emmare ve Levvamenin katranında yaşayan için herbir zikir biraz arındırır.

3487) Ölüme kadar zikirlere ve riyazata devam edilmelidir. Yoksa zikirle gelişen manalar, eğer ki zikirler terk edilirse, tekrar insan eski bilince döner.

3488) Anlatılan tüm Zahiri kavramların yanında mana âleminde şunlarda düşünülebilir. Âdem iyi temiz kimse demektir. Mutlak yokluğu hissedip bencillikten geçip saf olan kişiye Âdem denir. Bencillikten geçende tüm ilahi kuvveler tezahür eder. İlahi kuvvelere meleke denir. Melekeler insana suretlenerek melek şeklinde gözükür. Âdeme eren meleklerin kendisine secdesine şahit olur.

3489) Etrafa saçtığımız sadece datadır. Her bir birim ve Burçlar dahi öyledir. Her bir birim kendine göre değerlendirir. 3G uyumlu olan telefonun 4.5G veriyi çekmediği gibi, her insanda kendine ulaşan veriyi aynı şekilde işleyemez. Nasıl ki 4.5G verisinden faydalanmak için uyumlu bir telefon almak lazımsa, bilincimizin de daha kapsamlı veri alması içinde zikirle bakış açımızı genişletmemiz lazımdır.

3490) İnsan bilinci hazır ve uyanıksa hisseder. Dilimizden ve elimizden dökülen, sadece yaşamımız ve hissettiğimiz olsun. Zira kişilik bilinci, yaşanmasına müsait olmadan kendisine aktarılan her bir bilgi, asla üzerine işlemez. Kendi üzerinden kayıp gittiği gibi, akatardığı kişinin üzerinden kayıp gider. Onun için de, ilmin işlenmesi için, ilme hazır bir bilinç hali şarttır. Unutmayalım ki; bilinci ilme, zikir hazır eder.

3491) Bazen yorulursun da sevdiğin canı sessizce izlemeye koyulursun… Bazen de sessiz ve sözsüz izlersin… Bazen de buna sukutu eklersin…

3492) Bir an sonrasında bir an öncesi unutulan hayat, tüm zımbırtısıyla sürüp gidiyor. Bir an öncesi bir an sonrasına ilham olacak şekilde her anını yücelten kullar arasına giren; yani zımbırtısız bir hayat, bize de nasip olsun dilerim. Allah’a ermeye ve kendini tanımaya adanmanın dışındaki tüm çalışma ve uğraşama; bilelim ki zımbırtıyla meşguliyettir. Ve sonu neysen mensiyyadır.

3493) İnsanlık tarihindeki tüm zulümler niye oldu biliyor musun? İran fetih edilince Hz Ömer ağlamıştır. Sordular halifeye niye ağlarsın? Derki Allah bizi açlıkla, kamçıyla, sürgünle imtihan etti. Tümünü geçtik. Şimdi mal mülkle imtihan ediyor. Korkarım ki geçmeyelim. Evet, Hz Ömer haklıydı. Sınav geçilmedi. Bir sürü insan öldürüldü. Sebebi ekonomiyi yönetmekti. İfk falan hikâye. Tüm mesele hazineyi yönetmekti. Hâlâ da öyle… Uyan dünya hazinesine ulaşmak için kavdan sıyrıl ve selamete er.

3494) Zikirden yoksun yaşayan yerinde çakılıp kalır. Hiçbir okuma ve sohbet derinlik vermez. Zikirle hemhal olup ilimle ve tefekkürle yönelenen kişiye, bilmediği sırlara doğru kapı aralanır. Kapı aralandıkça tefekkür yoğunluğu olur. Kapı açılınca öğretmene ihtiyaç biter. Zaten kendi görür ve halleder. Ve hatta öğretmeye başlar. Sadece öğretmenine kalbi muhabbetle saygıda daim olur. Bilir hakka doğru pencereyi onunla açmayı başarmıştı. Zira Allah nankörleri sevmez.

3495) Zikir terk edilse, ne aşk kalır ne de meşk. Ne seyir kalır ne de seyredilen. Ne his kalır ne de hissedilen. Yenilenen, sadece bakış açısıdır. Yoksa aşk geldi zikir bitti diye bir şey mevzubahis bile olamaz. Zikrin oturduğu kalbe şeytan oturamaz. Onun için tüm zikirleri zihinle kalbe indirerek yapmaya gayret edelim. Farkı fark edelim.

3496) Kişi boynu bükük içine doğru derin sessizlikle zikrine dalar. Gözü çevresinde acaba bir sesleneni olur mu diye, rabbine rücu eder. Sonra bakar ki kimse bir şey demez, derin bir sessizlik kapsar. Sonra garip bir halde bakışlarını gerisin geriye çeker. Hayâ eder ve rabbine rücu ile yalvarır ki kendisine rahmetle nüzul etsin.

3497) Maksadın zarf ise, kırtasiye hatta bakkaliyede bile bol bulunur. Maksat mazruf ise, zor bulunur.

3498) Mana yolunda yolcu olana günlük vird yani günlük eşit şekilde ve düzenli olarak zikir okuması şarttır be kardeşim… Bakın tarihteki evliyaya, tümü okumuş. Hatta ki bazısı o kadar okumuş ki parmakları oluklaşmış.

3499) İnsanlara yapılan en büyük zulüm, kişiyi nefsinden gafil eylemek için yapılan bozuk fikirli telkinlerdir.

3500) Zikrettiğin esmanın sende salgı üretmesi için önce ruhun ona alışması gerekir. Onun için de salgı üretilmesi biraz zaman alabilir. Daha sonra hep tanış olur.