452) CEALE KELİMESİNİN ANLAMI VE HZ. ÂDEM’İN YARATILIŞI

Ceale kelimesinin anlamı… Hz. Âdem aleyhisselâm herhangi bir canlıdan evrimleşmedi. Direkt Allah’ın emriyle yaratıldı. Yerin hamurundan yaratıldığı için de “ceale” kelimesi geldi.

Yani sıfırdan değil, yerin hamurundan oluşturuldu. “Yeryüzünün hamurundan bir halife dönüştüreceğim.” Yani çamurunu alıp, şekillendirip, halife olacak şekilde dönüştüreceğim diyor.

Daha önce yeryüzünde dönüştürüp var ettiği varlıklar birbirini kesip boğazlayıp yerlerdi. Örneğin kurt koyunu yerdi, aslan ineği yerdi. Onlar da yerin hamurundan dönüşerek var olmuşlardı. İşte melekler dediler ki: “Yeryüzünün hamurundan dönüştürülüp yeni bir varlık oluşursa, o da diğer varlıklar gibi gücü yeteni kesip yiyecek. Bu nasıl halife olacak?” dediler.

İşte Hz. Âdem aleyhisselâm da diğer yeryüzünün hamurundan var edilen varlıklar gibi, yeryüzünün hamurundan dönüştürülüp insan olarak yaratıldı. Hz. Âdem aleyhisselâm sıfırdan değil, yeryüzünün hamurundan dönüştürülüp yaratıldı.

Burada “ceale” kelimesi, sadece “yarattım” demek değil, “bir hâlden başka bir hâle dönüştürmek, bir şeye yeni bir görev ve makam vermek” hakikatini de taşır.

Yani Hz. Âdem aleyhisselâm için, “Ben yeryüzünde bir halife var edeceğim.” (Bakara Suresi, 30. ayet) buyurulurken, hem maddesi toprağa işaret edilir, hem de o topraktan halifelik makamına yükseltilen bir insan hakikatine dikkat çekilir.

Toprağın hamurundan bir beden, o bedene üflenen ruh ile halifelik makamına taşınır. Böylece “ceale”, toprağın çamurundan hilafet şuuruna bir geçiş kapısı olur.

Yeryüzünün hamurundan daha önce de birçok tür var edilmiştir; kimi diğerini parçalayarak, kesip biçerek, güç dengeleriyle yaşamıştır. Kurdu koyuna, aslanı ineğe musallat gören meleklerin, “Orada fesat çıkaracak, kan dökecek birini mi var edeceksin?” (Bakara Suresi, 30. ayetin işareti) demeleri, işte bu gözlemin neticesidir.

Çünkü yeryüzünün hamuru, mücadele, çatışma, güç, rızık kavgası ve imtihan ile yoğrulmuştur. Melekler, bu hamurdan gelen yeni varlığın da önceki türler gibi davranma ihtimalini dile getirmişlerdir.

Hz. Âdem aleyhisselâm’ın yaratılışı, işte tam bu noktada bir kopuş ve yükseliştir. O da yerin hamurundan, yani toprak ve çamurdan yaratılır; fakat ona verilen ruh ve hilafet sırrı, onu diğerlerinden ayırır. Nefsi, yere ait; ruhu, emre aittir.

Bedeninde toprak, ruhunda emanet olan ilahî nefes taşır. “Sonra onu düzenleyip biçimlendirdi ve ona ruhumdan üfledim.” (Sad Suresi, 72. ayet) hitabının manası, bu dönüştürmenin zirvesidir. İşte burada ceale, çamurdan insan, insandan kul, kuldan halife çıkaran bir ilahî tasarruf olarak tecelli eder.

Meleklerin, “Bu nasıl halife olacak?” diye sorgulaması, aslında yeryüzünün hamurunda saklı olan nefis ve kavga potansiyelini görmelerindendir.

Fakat Rab, onlara Hz. Âdem aleyhisselâm’a öğretilen isimlerle cevap verir. Yani hilafetin sadece güçle değil, ilim, idrak, emanet ve sorumlulukla ilgili olduğunu gösterir.

Toprağın hamuru, sadece çamurdan ibaret değildir; içine emanet edilen isimler, sıfatlar, manalar da vardır. Ceale, bu manaları çamur kalıbının içinde açığa çıkaran Rabbânî bir fiildir.

“Allah Âdem’i yeryüzünün her yerinden aldığı bir avuç topraktan yarattı.” hadisi şerifinde (Tirmizî, Tefsir, Bakara; Ebû Dâvud, Sünnet) işaret edilen hakikat de budur: Yeryüzünün farklı renkleri, iklimleri, tabiatları Hz. Âdem aleyhisselâm’ın hamurunda toplanmıştır.

Bu yüzden insanda hem merhamete meyil vardır hem şiddete; hem yumuşaklık vardır hem sertlik; hem nefis vardır hem ruh. Ceale, işte bu karışık hamuru, hilafete uygun kıvamda yoğuran ilahî fiilin ismidir.

Hz. Âdem aleyhisselâm’ın “evrimleşmedi, direkt Allah’ın emriyle yaratıldı” vurgusu, insanın tesadüflerin oyuncağı, kör kuvvetlerin kazası olmadığını gösterir.

Topraktan gelmesi, toprak kadar değersiz olduğunu değil; toprağın üstüne çıkan bir bilinç ve hilafet yüklediğini anlatır. İnsan, madde olarak topraktan; mana olarak emanetten yaratılmıştır. Ceale, toprağı emanetle buluşturup, ortaya insanı çıkarmaktır.

Böyle bakıldığında “ceale” kelimesi, sadece bir dil bilgisi meselesi olmaktan çıkar; insanın kim olduğunu, nereden nereye taşındığını anlatan bir hakikat kelimesine dönüşür.

Yerin hamurundan gelen, göğün emanetini taşıyan; nefsiyle aşağıya, ruhuyla yukarıya çekilen insanın hikâyesi gizlidir bu kelimede.

Hz. Âdem aleyhisselâm’da başlayan bu hikâye, her birimizin iç dünyasında hâlâ yazılmaya devam eder. Çünkü her insan, kendi içinde yeniden “çamurdan halifeliğe dönüştürülmesi” beklenen bir ceale sırrı taşır.