261) FİİLLERDE ŞİRK VE VESİLELİK

İnsanın en büyük yanılgısı, fiilde kendini görmesidir. Bu yanılgı, gizli bir şirk halidir. Kişi “ben yaptım” dediğinde, Allah’ın kudretini perdelemiş olur. Oysa “ben yaptım” diyenin bile benliği, Allah’ın yaratmasıyla vardır.

Benlik dediğin şey, bir gölgeden ibarettir. Gölge varlığını güneşe borçludur; güneş çekilince gölge de biter. İşte insanın “ben” zannı da böyledir. Kudreti Allah’tan aldığı hâlde, o kudreti kendine mal ederse şirk oluşur.

“Attığında sen atmadın, Allah attı.” (Enfâl, 17) Bu ayet, fiilde şirk perdesini yırtar. Kulun eli hareket eder, ama hareketi var eden kudret Allah’tır. Fiilde görünen sen, fiili gerçekleştiren O’dur.

Şirk, Allah’ın fiiline ortak koşmaktır; ama bu ortaklık, çoğu zaman farkında olunmadan kalpte gerçekleşir. Dilde “Allah” diyen nice kişi, fiilde hâlâ “ben” der. Gerçek tevhid, Allah’ı sadece sözde değil, fiilde de bir bilmektir. Zira fiilin sahibi de O’dur, sonucun hükmü de O’na aittir. Allah dilerse olur, dilemezse olmaz.

Bu söz, sadece bir teslimiyet ifadesi değil, kâinatın işleyiş yasasının özetidir. Çünkü Allah, her şeyin yaratıcısıdır; her sebebi O yaratır, her sonucu O takdir eder.

Vesile olmak, kudretin geçişine ayna olmaktır. Kulun elinden iyilik çıkar ama o iyiliği çıkaran Allah’tır. Kul sadece “sebep”tir, yani aracıdır. O yüzden mümin, yaptığı hayırla övünmez; çünkü bilir ki hayrın kendisi bile Allah’tandır. Tıpkı yağmurun toprağa düşüşü gibidir. Yağmur buluttan gelir ama bulutu da rüzgârı da yönlendiren Allah’tır. Bulut vesiledir; rahmetin sahibi Allah’tır. “Her şey O’nun elindedir.” (Yâsîn, 83)

Kişi, vesile bilincine erdiğinde artık kendini kudretin önüne geçirmez. Her iyiliği O’ndan bilir, her sonucu O’na teslim eder. O vakit ne yaptığına takılır, ne sonucu sahiplenir. Çünkü bilir ki, Allah dilemese ne sebep işler, ne sonuç doğar.

Fiilde şirkten arınmanın yolu, niyetin saflaşmasıdır. Niyetin içinde “ben” varsa, fiil bulanır. Niyetin içinde “O” varsa, fiil nur olur. Zira niyet, fiilin ruhudur; ruhu temiz olan fiil, Allah katında makbul olur. “Ameller niyetlere göredir.” (Hadis-i Şerif)

Müminin fiilinde artık sahiplenme yoktur. İdrak derinleştikçe kul bilir ki: Her adımında O yürütür, her nefeste O üfler, her bakışta O gösterir. Kudretin vesilesi olmak, Allah’ın fiillerini seyretmektir;
yani O’nun ilmini, iradesini, kudretini kendi varlığında temaşa etmektir. Yaptığı hayra “ben yaptım” demez, çünkü bilir ki “O yaptı, ben şahit oldum.” Böylece insan, yaratılmış fiilinden geçer, Yaratan’ın fiiline erer. Fiildeki müşahede, kulun benliğini eritip,
kudreti kalbinde temaşa etmesidir. Ve o zaman her şeyin dili tek bir hakikati söyler: “La faile illallah” Fiili yapan yoktur, ancak Allah vardır.

Allah, dilerse taşla konuşur, dilerse kuluyla konuşturur. Önemli olan, o sözün kimden geldiği değil, o sözü kimin dile getirdiğini fark edebilmektir. Bu farkındalık, tevhid şuurudur. “Allah dilediğine söz ilham eder.” (Hadîs-i kudsî mefhumudur.)

Vesile olmak, kudretin geçişine ayna olmaktır. Kulun elinden iyilik çıkar ama o iyiliği çıkaran Allah’tır. Kul sadece sebep, yani aracıdır. Bu yüzden mümin, yaptığı hayırla övünmez; çünkü bilir ki hayrın kendisi bile Allah’tandır. Bulut vesiledir; rahmetin sahibi Allah’tır.

Vesilelik, kulun kudreti sahiplenmemesi, Allah’ın fiiline perde olmamasıdır. Kimi kul, hayrın vesilesi olur; kimi de imtihanın. Her iki hâlde de fiilin sahibi Allah’tır. O yüzden vesilelikte gurur olmaz, sadece şükür olur. Zira vesile olmak bile bir rahmettir. “Eğer Allah sana bir zarar dokundurursa, onu O’ndan başka gideren yoktur.” (En’âm, 17)

Gerçek teslimiyet, kulun her fiilinde Allah’ın tecellîsini fark etmesidir. Birine iyilik ettiğinde “Ben ettim” değil, “O beni o anda iyiliğe memur etti” diyebilmektir. Bu bilince ulaşan kişi, artık kudretin yürüyen ayağı, rahmetin konuşan dili, hikmetin dokunan eli olur.

İnsan fiilde kendini gördüğünde şirk başlar. “Ben yaptım” demek, kudreti sahiplenmektir. Oysa “ben” dediğin, O’nun fiiline şahitlik eden bir gölgedir. Gölge varlığını güneşe borçludur; güneş çekilince gölge yok olur. “Her şey O’nun elindedir.” (Yâsîn, 83)

Şirk perdesi kalktığında, “ben”deki bencillik şuuru silinir, sadece “O”nun seyri kalır. İşte bu hâl, fenâ fi’l-ef’âl, yani fiillerde fani olmaktır. Bu noktada artık fiil kalmaz, sadece Kudret kalır. Ve o kudrette kişi, varlığının aslını tanır: “Ben yoktum, O vardı.”

“Attığında sen atmadın, Allah attı.” (Enfâl, 17) “Her şey O’nun elindedir.” (Yâsîn, 83) “Sizi de yaptıklarınızı da Allah yaratmıştır.” (Sâffât, 96) “Allah dilediğini yapar.” (İbrâhim, 27) Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz buyurur: “İman, Allah’ı görüyormuşçasına yaşamaktır. Sen O’nu görmüyorsan da O seni görmektedir.” (Buhârî, Îmân 37)

Fiilde kendini gören, perdenin ardında kalır. Fiilde Allah’ı gören, perdenin arkasını seyreder. Her fiil, O’nun kudretinin yankısıdır. Her hareket, O’nun “Kün” emrinin hatırlatmasıdır. İnsan sadece bir vesiledir; ama o vesilede Allah’ın tecellîsini fark ederse, artık fiil ibadet olur, ibadet de vuslatın kapısı. Yapan yoktur, ancak Allah vardır. İşte tevhid, işte müşahede, işte huzur…

Fiilde şirkten arınmanın yolu, niyetin saflaşmasıdır. Niyetin içinde “ben” varsa fiil bulanır; niyetin içinde “O” varsa fiil nur olur. “Ben ettim” değil, “O beni o anda ettirdi” diyebilen kul, fenâ fi’l-ef‘âl mertebesine yaklaşır fiillerde fani olur. Artık fiil kalmaz, sadece Kudret kalır.

Ey Kudretin Sahib’i Rabb’im, Bizi fiillerimizde Sen’i müşahede edenlerden eyle. Yedirirken yediren, yürürken yürüten, konuştururken konuşturan Sen’sin. Kalbimizi benlik perdesinden, şirk dumanından arındır. Her hareketimizi “La faile illallah” şuuruyla yaşat. Fiillerimizde Sen’i görelim, sözümüzde Sen’i söyleyelim ve hâllerimizde Sen’den gayrı bir şey kalmasın.

Fiilde kendini gören perde ardında kalır; fiilde Allah’ı gören perdenin ardındaki nuru seyreder. Her fiil, O’nun kudretinin yankısıdır; her nefes, “Kün” emrinin hatırlatmasıdır. O hâlde: “Yapan yoktur, ancak Allah vardır.”

Ey kudretin sahibi Rabb’im, Bizi fiillerimizde kendi kudretini müşahede edenlerden eyle. Yedirirken yediren, yürürken yürüten, konuşurken konuşturan Sen’sin. Kalbimizi şirk perdesinden, benlik dumanından arındır. Her hareketimizi “La faile illallah” şuuruyla yaşat. Fiillerimizde Sen’i görelim, sözümüzde Sen’i söyleyelim, ve bütün hâllerimizde Sen’den gayrı bir şey kalmasın.

Fiilde kendini gören perde arkasında kalır. Fiilde Allah’ı gören, perdenin ardındaki nuru seyreder. Her fiil O’nun kudretinin yankısıdır; her nefes, “Kün” emrinin yankısıdır. O hâlde “Yapan yoktur, ancak Allah vardır.”