Az amele çok sevap verilen rivayetlerdeki amelleri işlediğiniz zaman eğer ruhi tekâmülümüzde ani bir sıçrama olursa, o rivayetler sahihtir. Çünkü hakikatte sevap, yalnızca sayıyla ölçülmez; kalbin açılması, ruhun derinleşmesi, içsel yolculuğun yeni bir merhaleye sıçraması ile ölçülür. Sevap, gönle indirilen nurun adıdır.
Ama ne yazık ki az amelle çok fazla sevap umanların yaşadıkları bir ruhi tekâmül olmamaktadır. Çünkü amelde ihlas yerine, daha çok bencillikle elde edilmeye matuf bir hal kişinin özünü kaplar.
Bu sebeple kişi sadece rivayete bakıp sayıya aldanmamalıdır; asıl ölçü, o amel neticesinde kalpte oluşan hâl ve Allah’a yöneliştir. Zira Allah Teâlâ buyurur: “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.” (Necm, 53/39). Zira mana yolcuğundaki en büyük sermaye, ego ve bencilliğin kişiden soyutlanmasıdır.
Yani bir karşılık verilmişse, bunun hissedilmesi gerekir. Hak’tan gelen karşılık, kalpte huzur ve sükûnet, gönülde derin bir teslimiyet, davranışlarda güzellik olarak görünmelidir. Bir amel neticesinde bunlar oluşmuyorsa, kişi dönüp niyetine ve ihlasına bakmalıdır.
Örneğin birinin işinde çalıştığında, verdiği ücretle yaşamında bir refah seviyesi yükselmesi yaşarsın. Dünya işinde ücret somut bir kazançtır; ahiret işinde ise ücret, kalbin dirilmesi, ruhun saflaşması, vicdanın arınmasıdır. Amelin ücreti böyle tecelli eder.
İşte manevi karşılıkta da durum aynıdır. Hak yolunun ücretini kalpte hissedemeyen, amelin manevî semeresini de bulamamış demektir. Bu yüzden her amel, sadece yapılmış olmak için değil, kalbin derinliğinde bir kıvılcım uyandırmak için işlenmelidir.
Onun için az amele yüksek sevap şeklinde gelen rivayetlerin bir çoğu zayıf rivayetlerdir. Zira sevap, kolaycılıkla değil; niyet, ihlas ve sebatla büyür. Az bir amel, samimiyetle işlendiğinde elbette büyük karşılık doğurur; ama bu, kuru lafla değil, kalpte açılan nurla ölçülür.
Ama unutmayalım ki, sünnet-i seniyyeye uygun olarak yapılan amellerde olan niyet ve ihlas Hak için yükseldikçe, karşılığı da yükselecektir. Burada ölçü, amel miktarı değil, amelin Allah’a adanmışlığıdır. Hadiste buyurulur: “Ameller niyetlere göredir.” (Buhârî, Bed’ü’l-Vahy, 1). Niyet Hak için derinleşirse, az bir amel dahi kişiyi marifet kapısına ulaştırabilir.
Böylece anlıyoruz ki, mesele az veya çok amel değil; ihlas, niyet ve Hak katında açılan gönül kapısıdır. Kul azıyla övünmez, çoğuyla da kibirlenmez. Asıl olan, amelin Allah için yapılmasıdır. Çünkü Allah rızası için işlenen bir amel, küçücük de olsa sonsuz âleme açılan bir kapı olur.
O halde şunu bil ki; az veya çok demeden, her ameli Rabbine teslimiyetle işleyen, aslında kendisini Hak huzuruna taşır. Az amelle övünmek de, çok amelle böbürlenmek de boş bir hayaldir. Asıl gaye, kalbin Allah’a yönelmesi ve her amelin Hak rızasına bağlanmasıdır. Çünkü sevabı veren amel değil, ameldeki ihlastır.
Ama unutma ki: “Kim zerre kadar hayır işlerse onu görür, kim de zerre kadar şer işlerse onu görür.” (Zilzâl, 99/7-8). O halde zerreyi küçümseme, çünkü ihlasla işlenen bir zerre, dağlar değerindedir.
Az amele bol kepçeden verilen müjdeler, aslında bize Allah’ın rahmetinin genişliğine de işaret eder. Fakat o rahmetin kapısını açan anahtar, kalpteki niyetin berraklığıdır. İnsan çoğu kez ameline güvenir, “şunu yaptım, bunu işledim” diye sevinir. Oysa asıl sevinç, yapılan amelin içinde Allah’ı bulmaktır. Çünkü kalp Hak ile dolmadıkça, ameller kuru birer hareketten ibarettir.
Hak erleri demişlerdir ki: “Bir damla ihlas, bin dağ amelinden üstündür.” Çünkü ihlas, ameli Allah’a yükselten kanattır. İhlas yoksa, amel yerde kalır; ihlas varsa, en küçük amel göklere yükselir. Bu yüzden az amelin çok sevap getirmesi, ancak ihlas ve samimiyet ile mümkündür.
Mana yolunun büyük sırrı da buradadır: Ameli çoğaltmak değil, ameli saflaştırmak. Az yemek, az uyumak, az konuşmakla ruhu arıtmak; çok zikir, çok şükür, çok muhabbetle kalbi beslemek. Böylece az görünen bir amel, koca bir ömrün kazancına bedel olur.
Zaten Kur’an buyurur: “Allah katına ancak takva ile yükselirsiniz.” (Hac, 22/37). Takva, ameli Hak için yapmaktır. İşte bu takva hali, az bir amel işleyen kulun kalbine bir anda feyiz seli getirir. O feyiz, kişiyi yılların ibadetinden daha ileri bir noktaya sıçratır.
Amelin karşılığı dünyada da hissedilir. Nasıl ki işçi emeğinin ücretini alınca refah hissederse, kul da amelinin manevî ücretini kalbinde hisseder. Eğer kalp huzur bulmamışsa, bil ki ihlas eksiktir. Eğer kalp sevinçle dolmuşsa, o zaman anla ki Allah o ameli kabul buyurmuştur.
O halde ey gönül! Amelinin çokluğuna güvenme, azlığından da utanma. Kalbine bak, niyetine bak, ihlasına bak. Çünkü Hak Teâlâ buyurdu: “Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz; kalplerinize ve amellerinize bakar.” (Müslim, Birr, 34).
İşte hakikat budur: Az amel, çok sevap ancak ihlasla mümkündür. Ve asıl sevap, kalbin Allah’a yaklaşmasıdır. Çünkü Allah’a yaklaşmayan bir amel, ne kadar çok olursa olsun boş bir kabuktan ibarettir.
Rabbimiz, bizleri amellerimizi içi dolu, ihlası yerleşmiş, niyeti saf kullarından eylesin. Her ibadetimizi kalbimize nur, ruhumuza huzur kılsın. Zira en büyük ödül, yapılan amelin karşılığında kalpte açılan Allah muhabbetidir.