Bir dostla veya arkadaşla sohbet ederken, onların üzerinde oldukları ruh ve mana yakınlığını bilmeli, o söz söylenirken hangi ruh halinde söylendiği iyi tetkik edilmelidir. Zira insan sözü, ruh hâlinin yansımasıdır. Dostun sözünü anlamak için yalnız kelimeye değil, arkasındaki hâle de kulak vermek gerekir. “Söze en güzeliyle karşılık verin.” (Fussilet, 41/34) buyrularak muhatabın ruh hâline göre cevap vermek öğretilmiştir.
Hatta onun ruhuyla bütünleşik bir halde cevap verilmelidir. Kalplerin uyumu sohbeti bereketlendirir. Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz buyurur: “Mümin, müminin aynasıdır.” (Ebû Dâvud, Edeb, 49) bu hadiste de dostun hâline göre cevap vermek, aynadaki yansıma gibi bütünleşmek gerektiği bildirilmiştir.
Yoksa yanılır ve yanlış karar veririz. Ruh hâlini gözetmeden verilen cevap, çoğu zaman hataya götürür. “Bilmediğin şeyin ardına düşme; çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur.” (İsrâ, 17/36) buyrularak dikkatsizliğin yanlışlığa sebep olacağı hatırlatılmıştır.
Kur’an’daki her bir ayette öyle. Her ayetin Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimize hangi ruh halinde söylendiği hakkıyla kavranılmazsa, ayete verilen meal eksik kalır. Ayetlerin nüzul ortamını ve Resulullah’ın hâlini gözetmeden anlamak eksiktir. “Biz bu Kur’an’ı insanlara dura dura okuyasın diye bölüm bölüm indirdik.” (İsrâ, 17/106) buyrularak ayetlerin iniş bağlamına dikkat edilmesi gerektiği vurgulanmıştır.
Zaten toplumdaki tüm savaşlar bundan dolayı çıkmıyor mu? Kimse kimseyi beğenmiyor. Anlayışsızlık ve empati eksikliği kavgaların sebebidir. “İhtilafa düştüğünüz herhangi bir şeyin hükmü Allah’a aittir.” (Şûrâ, 42/10) buyrularak ihtilafların çözümünün Allah’ın hükmüne dönmekle olacağı bildirilmiştir.
Biliyor musunuz aziz dostlar… Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz bir çocukla konuşurken onun boy hizasına eğilir ve öylece konuşurdu. Efendimizin edebi, muhatabın seviyesine inmekti. “Kolaylaştırın, zorlaştırmayın; müjdeleyin, nefret ettirmeyin.” (Buhârî, İlim, 11; Müslim, Cihâd, 6) bu hadiste de muhataba yaklaşırken onun seviyesine uygun davranmanın gerekliliği öğretilmiştir.
Bir yaşlı hanım bir soru sorduğunda, onun bakış açısıyla cevaplardı. Hz. Peygamber muhatabın idrakine göre cevap verirdi. “Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır.” (Nahl, 16/125) buyrularak da her kişiye haline uygun, hikmetle hitap edilmesi istenmiştir.
Hz. Ebubekir (radıyallahu anh) sorduğunda bambaşka cevaplardı. Sahabelere verilen cevaplar onların seviyesine göre farklılık gösterirdi. “İnsanlara akıllarının seviyesine göre konuşun.” (Müslim, Mukaddime, 1) bu hadiste de muhatabın seviyesine göre hitap etmenin önemi açıklanmıştır.
Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bir arkadaşına îmân üzerinde yüklenir ve zahir diye bildiğimiz, aslında maneviyat kapısının tokmağı olan ilmihali bilgileri sunarken, Hz. Ali (radıyallahu anh)’a da şehrin kapısını teslim ediyordu. İlmihal bilgisi zahirde temel gibi görünse de, aslında maneviyat kapısını açar. Hz. Ali’ye verilen derinlik ise farklıdır. “Ben ilmin şehriyim, Ali de onun kapısıdır.” (Tirmizî, Menâkıb, 18) bu hadiste de Hz. Ali’nin ilim kapısı olduğu beyan edilmiştir.
Ah o anlayışla nazar eden ilmi derk edersek, tüm dünya esenlik dolar. Eğer insanlar muhatabın ruh hâlini gözeterek ilme yaklaşsalar, barış hâkim olur. “Allah’ın rahmeti sayesinde onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba ve katı yürekli olsaydın, etrafından dağılır giderlerdi.” (Âl-i İmrân, 3/159) buyrularak yumuşaklığın birlik ve esenliğin anahtarı olduğu öğretilmiştir.
Dostunla bütünleşmek, sadece sohbet adabı değil, aynı zamanda ümmet bilincinin temel taşıdır. Çünkü ümmet, gönüllerin birbirine açılmasıyla meydana gelir. “Müminler ancak kardeştirler.” (Hucurât, 49/10) buyrularak iman kardeşliğinin toplumsal barışın kaynağı olduğu açıklanmıştır.
Empati, yani dostunun ruh hâlini anlamak, onun yükünü paylaşmaktır. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurur: “Mümin, mümin için bir binanın tuğlaları gibidir; birbirini tutar.” (Buhârî, Salât, 88; Müslim, Birr, 65) bu hadiste de dostluk ve empati ümmetin inşasının temel direği olarak anlatılmıştır.
Toplumsal huzurun yolu da birbirini anlamaktan geçer. Bugün ayrılıkların, kavgaların ve kinlerin kaynağı empati eksikliğidir. Halbuki “Hep birlikte Allah’ın ipine sarılın, ayrılmayın.” (Âl-i İmrân, 3/103) ayeti, ümmetin birliğinin empati ve muhabbetle sağlanacağını vurgulamaktadır.
Selam ile yaşayarak ve selamı yayarak empatiyi kurmayı güçlendirelim. Gönülden verilen selam, nurla birleşmektir. “Selamı aranızda yayın.” (Müslim, Îman, 93) buyrularak kalplerin nurla bağlanması ve muhabbetle bütünleşmesi teşvik edilmiştir.
Sonuç olarak; dostla bütünleşmek, iman kardeşliğinin kemale ermesi ve ümmet bilincinin canlı tutulmasıdır. Bu anlayış yerleştiğinde, dünya esenlik ve rahmetle dolacaktır.