161) SECDESİZ KALANIN KURTULUŞ ÇARESİ YOKTUR

Müdesir sûresi 43-48. ayetlere kulak verelim: “Sizi şu yakıcı ateşe sokan nedir?” Onlar şöyle cevap verirler: “Biz namaz kılanlardan değildik; yoksulu doyurmuyorduk; günaha dalanlarla birlikte biz de dalıyorduk; ceza gününü de asılsız sayıyorduk; sonunda bize ölüm geldi çattı.” Artık şefaatçilerin şefaati onlara fayda vermez.


Ayetin diliyle namaz, imanın direği olarak zikrediliyor. Zira namaz, kul ile Allah arasında kopmayan iptir; ipi bırakan boşlukta düşer. İslam’da birçok günaha karşı cezalar zikredilir. Fakat namaz kılmamanın cezası doğrudan cehennemdir. Çünkü ilk sorgulanan şey, Allah’a yönelişi gösteren namazdır. Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz buyurur: “Kulun ilk sorguya çekileceği amel namazdır. O düzgün olursa diğer amelleri de düzgün olur.” (Tirmizî, Salât 188)

Namaz, yalnızca beden hareketi değildir. O, kulun ruhuyla Allah’a yönelmesidir. Kişi kıyamda durduğunda, sanki Rabbin huzurunda olduğunu fark eder; rükûda eğildiğinde tevazu öğrenir; secdede yere kapanınca hiçliğini idrak eder. Zira secde, toprağa yüz sürmek değil, kalbin Allah’tan başkasını terk etmesidir.

Ayette namazdan sonra yoksulu doyurmamaktan da söz edilir. Bu, imanın yalnız bireysel ibadete değil, sosyal sorumluluğa da bağlı olduğunu gösterir. Namaz, kulluğun direğiyse; infak, toplumun nefesidir. “Onlar, yiyeceği kendileri muhtaçken yoksula, yetime ve esire yedirirler.” (İnsan 76/8)


Üçüncü sırada “günaha dalanlarla beraber dalmak” zikredilir. İnsan, beraber olduğu topluluktan etkilenir. İyilerle beraber olan iyiliğe, günahkârlarla oturan günaha sürüklenir. Çünkü arkadaş kalbin aynasıdır; ona bakan, kendini görür.

Dördüncü olarak ceza gününü yalanlamak zikredilir. Aslında bütün günahların kökü budur. Ahiret inancını yitiren, dünyayı tek gerçek sanır; böylece sorumluluğu terk eder. “Onlar hesap gününü yalanladılar. Biz de onları cehenneme attık.” (Mürselât 77/28-29)


Ayetlerin son vurgusu ise şudur: “Artık şefaatçilerin şefaati onlara fayda vermez.” Yani kulluğu terk eden, rahmeti umacak bir hâl üzere değildir. Şefaat, iman ve ibadet bağı kopmayan kul içindir. Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz buyurur: “Şefaatim, ümmetimden büyük günah işleyenleredir.” (Ebû Dâvûd, Sünnet 21) Ancak bu büyük günahın, küfür ve ibadeti tümden terk olmaması şartıyla.


Bu ayetler bize gösteriyor ki namaz, imanın özü; infak, imanın şubesi; günahlardan sakınmak, imanın süsü; ahiret inancı ise imanın temeli gibidir. Birinde gevşeklik, diğerini de zayıflatır. İman, bir ev gibidir; namaz direği, infak duvarı, ahiret inancı çatısıdır; direk yıkılırsa ev çöker.

Namazı terk edenin kalbi kararmaya başlar. Çünkü namaz, kalbi her gün arındıran bir yıkamadır. Bu yüzden günde beş vakit tekrar edilmesi farz kılınmıştır. Kalp arınmadığında ise günahlar sıradanlaşır. “Muhakkak ki namaz, hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar.” (Ankebût 29/45)

O hâlde bizler, bu ayetlerden ders alarak namazımıza sarılmalı, yoksulu gözetmeli, günaha dalanlarla beraber olmaktan kaçınmalı ve ahireti unutmamalıyız. Çünkü kul için kurtuluşun anahtarı bunlardır.

Maden öyle ey nefsim… Sen kalbini namazla, elini infakla, aklını ahiret inancıyla süsle; yolun nura dönüşür. Namaz, imanın direğidir; terk eden direk yıkar. İnfak, toplumun nefesidir; vermeyen cimrilikle helak olur. Günaha dalanlarla beraberlik, kalbi karartır; salihlerle dost ol. Ahireti yalanlayan, dünyada kaybeder, ebediyette azaba uğrar. Şefaat, iman bağı kopmayanadır; secdesiz kalana fayda vermez.

Yorum yapın