158) İKRAMIN HİKMETİ VE MUHABBETİN KAYNAĞI

İnsanlara yemek yedirterek muhabbet oluşturalım. İnsanları yedirmek ve içirmek bizim için paha biçilmez bir sermayedir. Ruhumuz nasıl geliştiğini az tefekkür edelim. Ölüm sonrası elimize geçen her şey bu dünyada elde ettiklerimizle oluşur. Gayrı bir şey bizim için oluşamaz.

Yedirip içirmek, hem dünya hem ahiret için sermayedir. Ayette: “Siz sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe birr’e (iyiliğe) erişemezsiniz.” (Âl-i İmran 3/92) Sen de bir lokma ekmek ver, karşılığında ebedî bir nur kazan. Et kemik bedenin gıdalanması demek, ölüm ötesi yaşamda yaşamı devam ettiren ruhun gıdalanması demektir. Bu da sermaye edinmek demektir. Siz birine yedirip içirdiğinizde, o kişi o yemekten hâsıl olan enerji ile ameller işler. İşte bu enerji ile yaptığı amellerle de ruhunu güçlü eder.

Bedenin gıdası, ruhun ameline kuvvet olur. Hadiste: “Kim bir mümine yiyecek verirse, Allah ona cennet meyvelerinden yedirir.” (İbn Mace) Zira erdiğin lokma, karşındakinin ibadetinde nura dönüşür; işte o oluşan nur sana geri döner. Yedirilen her lokma, sadaka sevabı olarak geri döner. Ayette: “Kim zerre kadar hayır işlerse onu görür.” (Zilzal 99/7) zira yapılan iyilik verdiğin kişide kalmaz, senin ruhuna döner.

Bu arada siz ona yedirip içirdiğiniz yemeğin verdiği enerji ile ruhuna yapılan ibadet ve zikirle ne kadar güzellikler eklese, tüm eklediği enerjinin aynısı, ona gıda verenin ruhuna da eklenir. Dolayısıyla zengin fakir ayırımı yapmadan, salih insanlara iyilik bizim kârımızadır.

Ama kötü insanları da, merhamete davet etmek için yedirebiliriz. Ama onları yedirirken eğer kötülük işlerlerse, günahları bize gelmez. Aksine biz alın terimizle kazandığımız maldan onları yedirdiğimiz için, o yiyeceğin üzerine Allah nuru inmiştir.

Kötü kişi dahi o verdiğimiz yemekle beslendiğinde, kötülüğe karşı içinde bir nefret oluşabilir. Çünkü bu âlemde her şey tetikleme ile oluşur. İşte ufak bir yemek yedirme ile o tetikleme oluşmuş olur. Bir lokma bile kalpleri yumuşatabilir. Bir lokma ekmek, bir gönülde nefret duvarını yıkar. Ayette Allah: “İyilikle kötülük bir olmaz; sen kötülüğü en güzel olanla sav.” (Fussilet 41/34) buyurur.

Ama yemek yedirme olayında, zorunlu olmadıkça, dışarıda yedirmemeliyiz. Evimizde bizim elimizle hazırladığımız veya vekâlet verdiğimiz ev halkımızın ve yardımcılarının hazırladığı yemek için bu böyledir. Ama dışarıda pişen yemekte maneviyat çok az bulunur. Çünkü adam ticaret için yemek pişirmiş ve üzerine maneviyatını katmamıştır.

Zira maneviyatla pişen yemek, gönül gıdasıdır. Sevgiyle pişen lokma, kalpte muhabbet açar. Lokma, içine katılan niyetin sırrını taşır. Lokmaya serpilen muhabbet, yiyenin kalbinde çiçek açar. Hadiste: “Besmele çekmeden yemek yiyen, şeytanla ortak olur.” (Ebu Davud) Ayette de reabbimiz: “Helal ve temiz olanlardan yiyin.” (Bakara 2/168) buyurarak temiz ve helal gıdaya dikkatlerimizi celbetmiştir.

Maneviyat dolu bir yiyecek ile maneviyattan yoksun bir yemeği yediğimizde, hemen fark ederiz. Biri besmele ile pişirip üzerine sevgi ve muhabbetini serpmişken, diğeri de öylesine başka düşünce amaçlarla pişmiştir. İşte muhabbet serpilen yemek, muhabbet dolu duyguları tetiklerken, zulüm ve nefretle pişilen yiyecekler de yiyen kişinin bilinç dünyasını allak bullak edecektir.

Kimsenin yorumu bizi bağlamaz. Peygamberimiz yemek yedirmeyi genel olarak zikretmiş ve şöyle demiştir; Bir adam, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’e: İslâm’ın hangi özelliği daha hayırlıdır, diye sordu? Resûl-i Ekrem: “Yemek yedirmen, tanıdığın ve tanımadığın herkese selâm vermendir” buyurdu. (Buhârî, Îmân 20; İsti‘zân 9, 19; Müslim, Îmân 63.) İşte burada genel bir ifade vardır. Yemek yedirmek ve selam vermek, İslam’ın özüdür. Ayette: “Birbirinize selam verin, bu size Allah katında bereket olur.” (Nur 24/61) Zira selamla başlayan muhabbet, lokmayla kökleşir.

Birbirimize ikram ettiğimizde veya selam verdiğimizde, birbirimize karşı sevgi pınarları akmaya başlar. Çünkü kalpten kalbe beş duyu ile göremediğimiz bir yol vardır. İşte o yoldan ikram ettiğimiz kişi bize karşı muhabbet ile dolar ve akıntı başlar. Bu akıntı kişinin sahip olduğu esma açılım kuvvesine göre akıntı yansıttığı için, bizdeki esma içeriğimiz, zikir okumuşuz gibi açılım yapar.

Her insanın tepe ismi ayrı olduğu için karşımızdaki kişiden akan da tepe esma olduğu için, zikirle dahi az bir açılım olacağı kuvve, karşıdaki insana iyilik ve ikram yaptığımız için, direkt birinci elden bir akıntı olacaktır.

Kalpten kalbe akış, ikramla hızlanır. İyilik yapmak zikirdir, kötülüğü iyilikle savmaktır. İyilik yap, çünkü iyilik senin özünü besler. Ayette: “İyilikle kötülük bir olmaz; sen kötülüğü en güzel olanla sav.” (Fussilet 41/34) Hadiste: “Hediyeleşin ki birbirinizi sevin.(Beyhaki) Çünkü ikram, zikrin diliyle yapılan dua gibidir.

İşte karşımızdaki insana yaptığımız ikram da bizim içindir. Dolayısıyla insanlığa iyilik yapmak da zikirdir. Hatta hatta sadece insanlara değil, hayvanlara veya bitkilere yapılan iyilikte de durum aynıdır. Aynı akıntı bize akacaktır. O yüzden sadece iyilik yapalım. Hz. Ali’ye Peygamberimiz der ki; biri sana kötülük yapsa, ne yaparsın? Hep iyilik yaparım, dedi. Tüm tekrarlara rağmen hep iyilik yapacağım, dedi.

Yaratılan varlıklara iyilik yapmak nefse ağır gelir. Ama tümü bizim içindir. Ölüm ötesinde daha çok kuvveye haiz olmak içindir. İyilik nefse ağır gelir ama ruhu yüceltir. Ayette: “Her kim zerre kadar hayır işlerse onu görür.” (Zilzal 99/7) Unutmayalım ki iyilik, ölümden sonra önüne çıkan temel sermayendir. Zira bir lokma iyilik, bir ömür nur getirir.

İkram etmek ve yemek yedirmek, sadece bedenleri değil ruhları da besler. Niyetle pişen lokma, muhabbetin tohumu olur. “Yemek yedirmen ve selam vermen” (Buhari, Müslim) buyruğu, İslam’ın özünü özetler. O halde insanlara, hayvanlara, hatta bitkilere bile iyilik yapmak zikirdir. Rehberimiz şudur: Lokmamızı helal ve muhabbetle paylaşalım, selamımızı eksik etmeyelim, iyilikte sebat edelim. Çünkü bütün kazancımız, ölüm ötesinde sermaye olarak bize dönecektir.

Yorum yapın