84) SEN “DEĞER”SİN EY İNSAN EVLADI

Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz ve tüm peygamberler, meleklerin en büyüğü olan Cebrâil’den daha yücedir. Çünkü peygamberler, yalnızca birer elçi değil; Allah’ın kulları arasında seçilmiş, halifelik sırrını en kamil şekilde taşıyan varlıklardır. Onların dışındaki hiçbir insan Cebrâil’den üstün değildir.

Her varlık gibi meleklerin de kendilerine özgü bir nefisleri vardır. Fakat onların nefsi, insanlardaki gibi arzularla kayıtlı değildir. Çünkü meleklerde “et-kemik beden” yahut “narî beden” dediğimiz kayıtlayıcı bir yapı yoktur. Onlar saf nurdurlar ve mesuliyetleri sınırlıdır.

Cebrâil (aleyhisselâm) en büyük melektir, en yüce nuranî yapıdır. Ancak insanın ondan üstün olabilmesinin sırrı, hilâfettedir. Zira insanda bütün esmâ-i ilâhîye yansımış, bütün kuvveler cem olmuştur. İnsan bu kuvvelerin oranını artırıp azaltma, geliştirme veya köreltme yeteneği ile donatılmıştır. İşte bu yüzden insana “halife” denilmiştir. Kur’ân-ı Kerîm’de bu sır açıkça beyan edilmiştir: “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım.” (Bakara, 2/30)

Cebrâil’de de tüm esmâ kuvveleri vardır. O da Nûr-i Muhammedî’den zuhûr etmiştir. Ancak insana, bir de “ruhundan üfleme” sırrı ile farklılık kazanmıştır. Çünkü Allah insana ruhundan üflemiştir (Secde, 32/9). Bu üfleme sayesinde insan, zatî seyre göz dikebilmiş, bekabillâha yolculuğuna kabiliyet kazanmıştır.

Ne yazık ki insanların çoğu bu özelliğinden habersizdir. Kendindeki ulvî hakikatleri unutup kendisini sadece “et-kemik beden” sanarak beşeriyet zindanında yaşamaktadır. Bu hapiste çırpınanların bazıları hayvanî arzularla yetinir, bazıları ise aşk adı altında bir nebze yükselir; fenâfillâh yoluna yönelir.

Fakat asıl bahtiyar olanlar, aklını imanla süsleyip akleden kalbiyle Hakk’a yönelenlerdir. Onlar huşû içinde, havf ve recâ arasında Rabbine döner, şeriat, tarikat, hakikat ve marifet yolculuğunu tamamlamak için nefsin isteklerine gem vurur, Sünnet-i Seniyye’ye uygun bir hayat yaşarlar.

Burada çok mühim bir noktayı hatırlayalım: Peygamberimizin Cebrâil’i görmesi, bir hayal yahut metafor değildi. O bizzat Cebrâil’in kendi hüviyetiydi. Çünkü Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz, Cebrâil’in sahip olduğu tüm kuvveleri câmi olduğu gibi, kendisine üflenen lahutî nefesin de farkındaydı. Diğer peygamberler de bu lahutî nefesin farkındaydılar.

Her varlık, derunî kuvvelere sahip olsa da, kendine özgü bir hüviyetle mevcuttur. Kesret âleminde bu böyledir. Ama ef’al, esmâ, sıfat ve zat âlemlerinde zatiseyr zevk haline bürünenlerde tüm hüviyetler silinir.

Bizler için, yaşam platformlarımızın her bir alanında, kayıtsız ve şartsız; kesret âlemi mevzu bahistir ve sonsuza dek böyle kalacaktır. Bu yüzden faydasız ilimlere dalıp ömrü tüketmekten Allah’a sığınırız. Çünkü biz kesret âleminde seyr eden varlıklarız ve fıtratımızın hakkını vermek zorundayız.

Eğer amelden yüz çevirirsek, ölümle birlikte seyr elimizden alınır ve gireceğimiz diğer yaşam platformlarımızda perişan oluruz. Kur’ân’da bu yüzden “amel” üzerinde çokça durulur. Seyir kısmı ise genellikle cennete bırakılır. Çünkü dünyada sırf seyre dalıp amelden kesilen nice insanlar helâke sürüklenmiştir.

Onun için bu fakrın ana felsefesi ameldir. Seyir yaşanırsa bile, yaşadığı seyre takılmadan, amel ile devam edilmelidir. Çünkü amelini terk edenin sonu hüsrandır. Allah Teâlâ buyurur: “Kim zerre kadar hayır işlerse onu görür; kim de zerre kadar şer işlerse onu görür.” (Zilzâl, 99/7-8)

Aziz kardeşlerim, bu satırları okuyan belki durup düşünür. Kendi hakikatine yönelir, sahip olduğu marifete göz diker. Çünkü insan değer sahibidir; fakat bu değer, amelle ortaya çıkar. Allah’ın bize verdiği nefes, emanettir. Onu Allah yolunda sarf edersek, meleklerden de üstün oluruz. İşte bu satırlar, marifetimiz yolunda bir nebze de olsa, uyanışa vesile olunması içindir.


Ey insan evladı! Kendini sıradan görme, çünkü sen Allah’ın halifesisin. Ruhundan üflenen emaneti küçümseme, çünkü seni değerli kılan odur. Sakın bu emaneti boş işlerde tüketme. Amelini terk etme, çünkü seyir amel olmadan fayda vermez. Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in izinden yürü; onun ahlâkı, onun sünneti sana yol olsun. Rabbimizin buyurduğu gibi: “Gerçekten müminler kurtuluşa ermiştir; onlar ki namazlarında huşû içindedirler.” (Mü’minûn, 23/1-2)

Velhâsıl, değerini bil ey insan evladı! Çünkü sen Allah’ın sana üflediği ruhun şerefiyle insansın. Bu emaneti koru, amelinle besle, muhabbetinle yücelt.

Yorum yapın