400) KADIN VE ERKEK RUHANİYETİNİN YARATILIŞ FARKI

Kadın ile erkek, aynı nefsin iki ayrı tecellisidir. Öz birdir ama tecelli farklıdır. Yani özde birlik, görünüşte çokluk vardır. Erkek “kabz” hâliyle toparlayıcı, kadın “bast” hâliyle açıcı ve genişletici bir fıtrattır.

Bugünün diliyle söylersek; erkek sorumluluk ve istikamet merkezli, kadın ise duygu ve sezgi merkezlidir. Bu farklılık, Hakk’ın aynı hakikati iki ayrı pencereden göstermesinin sırlarından biridir.

“Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan Rabbinize karşı gelmekten sakının.” (Nisâ, 1) Bu ayet, kadın-erkek ayrımının özde değil, tecellide olduğunu haber verir. Nefis birdir, simalar ayrıdır; hakikat birdir, tecelliler çoğalır.

Kadın ve erkeğin bu farklılığı, çatışma için değil tamamlanma içindir. Çünkü Hak, kullarını tek bir kalıba hapsetmedi; kadın ve erkek üzerinden rahmet ve kudret tecellisini birlikte yürüttü. Birinde rahmet ağır bastı, diğerinde kudret belirginleşti.

Böylece insan, kadınla kalbin derinliğini, erkekle aklın istikametini bir arada yaşayabilsin diye imkân buldu. “Allah her şeyi bir ölçüye göre yaratmıştır.” (Kamer, 49) Fıtrat farkı da bu ilahî ölçünün bir parçasıdır. Farklılık, adaletsizlik değil, ölçünün çeşitliliğidir.

Kadın, rahimiyet tecellisinin taşıyıcısıdır. Rahmet, şefkat, koruyuculuk, içe doğru genişleyen bir duygu dünyası onda daha belirgin görünür. Bu yüzden duyguları hızlı yükselir, hızlı alçalır; sevinci yoğun, hüznü derindir.

Onun bu hâli hem en büyük lütfu hem de en büyük imtihanıdır. Modern psikoloji buna “yüksek duygusal kapasite” der; tasavvuf ise “rahmetin genişliği” der. “Aranızda sevgi ve merhamet var etmesi de O’nun ayetlerindendir.” (Rûm, 21) Ayetteki bu sevgi ve merhamet, özellikle kadının duygusal derinliğinde görünür hâle gelir. Kadının kalbi rahmetin aynasıdır; aynayı kirleten, içindeki hakikati göremez.

Kadının bu derin duygusallığı, manevî hayatta da kendini gösterir. Hak yolunda bir gün içinde açıldığı makamı, yanlış bir duygusal dalgalanmayla çok kısa sürede kaybedebilir. Çünkü kadın kalbi, rahmetle dolu olduğu gibi dalgaya da çok açıktır. Sezgiyle çabuk kavrar, kırgınlıkla çabuk kapanır. Bu sebeple kadının en büyük ihtiyacı, duygusuna yön verecek bir iç sükûnet ve teslimiyettir.

“Rahmetim her şeyi kuşatmıştır.” (A’râf, 156) Rahmetin bu kuşatıcılığı, kadın ruhunda daha yoğun hissedilir; ama yön verilmezse insanı da kuşatır, derleyip toparlamazsa dağıtır. Rahmet yön bulursa şifadır, yönsüz kalırsa savruluştur.

Erkek ise kudret tecellisinin taşıyıcısıdır. Onda yön verme, koruma, toparlama ve sorumluluk alma hasleti daha belirgin görünür. Erkek genellikle “önce ne yapmalıyım?” diye sorar; kadın ise “önce ne hissediyorum?” diye bakar. İşte bu iki soru, kadın ve erkeğin iç dünyasındaki ayrım çizgisini gösterir.

Biri duygudan sorumluluğa, diğeri sorumluluktan duyguya yürür. “Erkekler, kadınlar üzerinde kavvâmdır (koruyup gözeten, ayakta tutanlardır).” (Nisâ, 34) Bu, zulmetme yetkisi değil, sorumlulukta öne geçme emanetidir. Kavvâm olmak, hükmetmek değil, yük almaktır; yük almayan, kavvâm değil avaredir.

Erkeğin ruhaniyeti daha yavaş açılır ama daha istikrarlıdır. Hak yolunda adımları ağırdır fakat çizgisi sabittir. Duygusundan önce vazifesine koşan tarafı, onu sorumluluk merkezli kılar. Bu yüzden erkeğin en büyük imtihanı, sorumluluğu bırakmamak ve emaneti taşımaktan kaçmamaktır.

Sorumluluk zedelenince, ailesinin ve kendi iç dünyasının direkleri de zedelenir. “İnsan ancak çalıştığının karşılığını alacaktır.” (Necm, 39) Erkek için çalışmak sadece rızık temini değil, emanet taşımaktır. Sorumluluğu terk eden erkek, önce kendi ruhunun direğini yıkar.

Kadın, kalp merkezlidir; erkek, akıl merkezlidir. Kalp hızlı çalışır, akıl yavaş; kalp genişler, akıl derler ve toplar. Kadın nefsi, kalp ile terbiye olur; erkek nefsi, akıl ve sorumluluk ile olgunlaşır.

Bu sebeple kadın Hak yolunda “hızlı açılıp hızlı kapanan”, erkek ise “yavaş açılıp zor kapanan” bir çizgide yürür. Kalp, kaderi hızlı hisseder; akıl, kaderi yavaş sindirir. “Onlar kalpleriyle anlamazlar mı?” (A’râf, 179) Kalbin idraki, sadece bilgiyle değil, hâl ile çalışır. “Akleden bir toplum için elbette bunda deliller vardır.” (Bakara, 164) Aklın idraki ise sahneyi seyredip sonuç çıkarır. Kalp gözü görür, akıl yolu çizer; göz olmadan yol, yol olmadan yürüyüş olmaz.

Modern psikoloji bugün şunu söylüyor: Kadında sezgi, empati, duygusal algı alanı daha geniştir; erkekte ise analiz, problem çözme, karar verme sahası daha baskındır.

Beynin sağ tarafı duyguyu, sezgiyi ve bütünsel algıyı; sol tarafı mantığı, dili ve analizi taşır denilir. Kadın daha çok sağ tarafın, erkek ise sol tarafın baskınlığıyla anlatılır. Tasavvuf ise aynı hakikati, “kadın kalbe yakın, erkek akla yakın” diye özetler. “Allah’ın yaratışında hiçbir değişiklik yoktur.” (Rûm, 30) Yaratılışın bu sabit fıtratı, çağ değişse de değişmez. Bilim, fıtratı tahlil eder; marifet, fıtratı tefekkür eder.

Hak nazarında ise mesele çok daha derindir. Kadın rahmeti yayar, erkek kudreti toplar. Kadın gönülleri yumuşatır, erkek yapıyı ayakta tutar. Kadın olmasa hayat sertleşir; erkek olmasa düzen dağılır. Kadın ve erkek böylece bir evin, bir ailenin, bir toplumun iç dengesini birlikte taşırlar. İkisinden birini yok saymak, Hak’kın kurduğu dengeyi bozmak demektir.

“Sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık.” (Hucurât, 13) Bu ayet, cinsiyet üzerinden üstünlük yarışını değil, hikmeti ve tanışmayı emreder. “Kadınlar erkeklerin kardeşleridir.” (Hadis: Ebû Dâvûd, Tahâret, 94) Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz böyle buyurarak hakikatteki eşit değeri işaret eder. Rahmet ve kudret, aynı evde iki nefes olunca oraya huzur inar.

Kadının imtihanı, duygusuna yenilmemektir. Çünkü duygusu taşarsa kendi gönlünü de başkasının gönlünü de yaralayabilir. Erkeğin imtihanı ise sorumluluktan kaçmamaktır. Çünkü sorumluluğu bıraktığında geride bıraktığı boşluk, kadının ruhunu da, ailenin düzenini de yaralar.

Her ikisi de kendi cephesinden nefsiyle yüzleşmek zorundadır. Nefsini görmeden tecellisini anlayamazlar. “Nefsini temizleyen gerçekten kurtuluşa ermiştir.” (Şems, 9) Kurtuluş, cinsiyette değil, nefis tezkiyesindedir. Kadın nefsi duyguyla, erkek nefsi sorumlulukla imtihan olur; imtihanını veren, aynı cennete yürür.

Bu yüzden kadın ve erkek arasındaki fark, bir mahkeme konusu değil, bir tefekkür konusudur. Kimin üstün olduğu değil, kimin hangi emaneti taşıdığı önemlidir.

Kadın rahmet emanetini, erkek kudret emanetini taşır. Emanetini hakkıyla taşıyan, Hak katında değer bulur. İkisi de aynı Rab’bin kuludur; hesabı da emanete göre verilecektir. “Şüphesiz Allah adaletle, iyilikle ve yakınlara yardım etmeyi emreder.” (Nahl, 90)

Adalet, fıtratı yerli yerine koymak, emaneti de yerinde taşımaktır. Farklı emaneti taşıyan, farklı hesaba çekilir; fakat terazi tektir, Rabb’in adalet terazisi.

Sonunda mesele dönüp dolaşıp şuraya gelir: Kadın da, erkek de nefislerini Hak’ka göre terbiye ettiklerinde ruhaniyetleri açılır. Kadın rahmetle derinleşir, erkek istikametle olgunlaşır. Böylece aynı nefisten yaratılan bu iki tecelli, yeniden Hak’ta birleşir. Asıl vuslat budur: Kadın kadınlığında, erkek erkekliğinde Hakk’a kul olmayı bildiğinde, ikisi de aynı hakikatin önünde secde eder.

“Ey iman edenler! Hepiniz topluca İslam’a girin.” (Bakara, 208) Hitap kadına da erkeğe de birdir; yol birdir, kul çoktur. Kadın rahmetin, erkek kudretin elbisesidir; elbisenin markası değil, sahibinin rızası önemlidir.