418) LA İLÂHE İLLÂ ENTE DUASININ SATIR ARASI HAKİKATİ

La (hayır/yoktur), ilahe (tanrılar), illa (sadece), ente (sen varsın, yani tek yönelim alanı sadece sensin, gayrı bir kuvvet ve güç sahibi yoktur.)…

subhaneke (kendisinde güç ve kuvvet zanneden her varlıktan beri ve münezzehsin, hem tüm varlıklardaki güç ve kuvveti sen verirsin )…

inni kuntu (muhakkak ben bu idrakten bir nebze olsun perdelendiğim için), minezzalimin (zalimlerden oldum. Yani bu hakikatten bir nebze uzak kalıp nefsimle baş başa kalarak senle bağlantı noktamı unutup kendimi karanlıkta bıraktım.)

Yani bu dua, kelime kelime açıldığında şunu fısıldıyor: “La” ile tüm sahte kabulleri reddediyorum; “ilâhe” diyerek iç ve dış putlarımı ifşa ediyorum; “illâ” ile bütün kapıları kapatıp tek kapıyı bırakıyorum; “ente” diyerek yönelişimi sadece Sana kilitliyorum; “subhâneke” ile kendimde ve kâinatta gördüğüm bütün güç iddialarını senden bağımsız sayma gafletinden istiğfar ediyor, her kudreti Senden biliyorum; “innî kuntu” derken, bu idrakten bile yer yer perdelenmiş, kendi nefsine takılıp kalmış acziyetimi itiraf ediyorum; “minez-zâlimîn” ile de, bu hakikatten her uzak düşüşümü zulüm olarak görüp, o zulmü önce kendi nefsime yaptığımı kabul ediyorum.

Böylece bu cümle, tevhidin en keskin “hayır”ını, tenzihin en derin “Sen münezzehsin”ini ve nefs muhasebesinin en samimi “ben kendime zulmettim”ini tek nefeste bir araya getiriyor; kul ile Rabbi arasındaki kopan hattı yeniden bağlayan bir tevhid-tevbe köprüsüne dönüşüyor.

Bilirim ki bu dua, Yunus aleyhisselâmın karanlıkların içinde “Senden başka ilah yok, Sen her türlü noksanlıktan uzaksın, ben gerçekten zalimlerden oldum.” diye yalvardığı Enbiyâ Sûresi’ndeki (21/87) niyazın özüdür; Allah Teâlâ da hemen ardından onun duasını kabul ettiğini ve müminleri de böylece kurtaracağını haber verir.

Yine Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz, Zünnûn’un bu duası için “Hiçbir mümin bu dua ile dua edip de, Allah onun duasına icabet etmeden bırakmaz.” buyurarak, bu cümlenin sıkıntı anında açılan özel bir rahmet kapısı olduğunu bildirir.

Böyle baktığımda anlarım ki, “Lâ ilâhe illâ ente subhâneke innî kuntu minez-zâlimîn” demek, sadece bir ezber cümleyi tekrar etmek değil; sahte ilahları reddedip yönelişimi tek kapıya vermek, bütün kudreti Allah’a nispet ederek nefsimin gizli ortaklıklarını bırakmak, her karanlık hâlimde önce kendime zulmettiğimi itiraf edip kapıyı tevbe ile çalmak demektir.

Her okuduğumda, bu duayı hem Yunus aleyhisselâmın diliyle hem de kendi karanlıklarımın içinden yükselen bir yakarış gibi hisseder; tevhid, tenzih ve tevbenin bu tek nefeslik cümlede buluştuğunu bilerek, iç dünyamın bütün kopuk hatlarını yeniden Rahman’ın rahmetine bağlamaya niyet ederim.