35) MUHAMMEDÎ OLMAK ONURUMUZDUR

Biri çıkıp da yegâne kaynak olan Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in sunumundan haber verdiğinde, hemen kimin ağzından döküldüyse onun adına bir etiket yapıştırırız. Çok meraklıyız insanlara etiket takmaya; “şucu”, “bucu” diye diye Müslümanları yüzlerce fırkaya bölmeye adeta gönüllüyüz.

Bu bölüp parçalama öylesine genlerimize işlemiş ki, bir iki kelâm eden için bilinçaltımız hemen devreye girer: “Acaba hangi cemaatten?” Hâlbuki bu kadar mı zor Muhammedî olmak? Sırf ve sâf olmak bu kadar mı zor?

Muhammedî olmak; hiçbir fertten maddî veya manevî bir beklenti taşımamaktır. Tüm görüşlere açık olup hiçbir kayıtla bağlanmamaktır. Lakin ilahi vahiyden şaşmadan karar verip öylece yaşamaktır. Yaşamak isteyenlere de bu yolda rehber olmaktır.

Muhammedî olmayanın vay hâline! Din, Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in dilinden saf ve katıksız olarak bize ulaşmıştır.

O’nun anlatımına gönlünü oturtmayıp başka kişilerin peşine takılmak, akıl kârı değildir. Kim olursa olsun, anlattığı şey Resûl’ün dilinden ve yaşantısından dökülenin dışında ise batıldır.

Eğer anlattığı, Resûl’ün sözlerine uygunsa, o zaman neden saf dini, aracının adını kullanarak sunarsın? Bil ki bunun vebali Allah katında vebali büyüktür.

Din İslâm’dır. Allah bu isimden hoşnut olmuş, yaratım fıtratına ve yaşam düzenine bu adı vermiştir: “Şüphesiz, Allah katında din İslâm’dır.” (Âl-i İmrân, 3/19) Resûl olarak da bize Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’i seçmiştir:

“Andolsun ki, size içinizden, sıkıntıya düşmeniz kendisine ağır gelen, size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatli ve merhametli bir peygamber gelmiştir.” (Tevbe, 9/128) O hâlde O’nun dizinin dibinde oturup, dinimizi ondan öğrenmeli ve Muhammedî olmalıyız.

Muhammedî olan, gönlünden cemaat ve fırkaların bütün aidiyetlerini çıkarıp sadece ve sadece Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’e bağlılığını benimseyen kullardır.

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurmuştur: “Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır; biri hariç hepsi ateştedir.” Ashâb-ı kiram, “O kimdir?” diye sordu. Efendimiz buyurdu ki: “Benim ve ashabımın yolunda olanlar.” (Tirmizî, Îmân, 18)

İsterim ki insanların her biri bir gül-i Muhammedî olsun; kokusunu ve rengini yalnızca O’ndan alsın. Allah hepimize basiret, akıl ve fikir versin.

Muhammedî olmak, sadece O’nun zahirî sünnetine uymakla sınırlı değildir; O’nun gönlündeki safiyet, merhamet ve teslimiyeti kendi özünde yaşamaktır. Bu hâl, “ittibâ-i sünnet” ile başlar, “ittihâd-ı kalb” ile kemâle erer.

Muhammedî olan, O’nun sureti yaşamını yanısıra, esas olarak O’nun sîretini taklit eder. Çünkü Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in taklit etmek, hakikattin ta kendisidir.

Sîret, Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in gönül âlemindeki nurdur. Bu nur, âlemleri aydınlatan hakikat güneşidir. Allah Teâlâ Kur’ân’da şöyle buyurur: “Andolsun ki, Allah’ın Resûlünde sizin için Allah’a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için en güzel örnek vardır.” (Ahzâb, 33/21)

Muhammedî olan, gönlünde cemaat ve fırka sevgisinden ziyade ümmet birliğini taşır. Bu hâl, “vifâk” ve “uhuvvet” kapısından geçerek gerçekleşir. Hakikî Muhammedî, başkasının eksikliğini konuşmaz; kendi nefsinin eksikliğini ıslaha yönelir.

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî şöyle der: “Gül Muhammedî’dir; dikeni de nefsindir. Gülün kokusunu almak istersen, dikeni buda.”

Gerçek Muhammedî, dünya malına bağlanmayan, insanlardan maddî ve manevî beklentiye girmeyen kimsedir. Bu hâl, ihlâsın zirvesidir. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz buyurur ki: “Ameller niyetlere göredir.” (Buhârî, Bed’ü’l-Vahy, 1)

Hakikatte Muhammedî olan, Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in ahlâkını kuşanan kimsedir. Onun ahlâkı ise bizzat Kur’ân’dır: “Onun ahlâkı Kur’ân’dı.” (Müslim, Müsâfirîn, 139)

Bu yol, fırkalara değil vahdete çağırır; şekle değil öze davet eder. Muhammedî olan, Resûl’ün yansıması olan bir ayna gibidir; kendisini değil, onda tecellî eden hakikati gösterir.

Muhammedî Olmak için İtikadda Safiyet gerekir. Dini yalnızca Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in öğrettiği şekilde öğrenmek, hiçbir mezhep, cemaat veya şahıs sevgisini Allah ve Resûlü’nün önüne geçirmemektir. Ayeti kerimde şöyle buyurur; “Şüphesiz, Allah katında din İslâm’dır.” (Âl-i İmrân, 3/19)

Muhammedî olmak için sünnete tam ittibâ gerekir. Hayatın her alanında O’nun yaşayışını örnek almak; ibadette, ahlakta ve ilişkilerde sünneti uygulamak. Hadisi şerifte şöyle buyurur; “Size iki şey bırakıyorum; onlara sımsıkı sarıldığınız müddetçe asla sapmazsınız: Allah’ın Kitabı ve benim Sünnetim.” (Muvatta, Kader, 3)

Muhammedî olmak için cemaatçi değil, ümmetçi olmak gerekir. Fırka taassubunu kalpten çıkarmak, tüm Müslümanları tek bir bedenin azaları gibi görmek. Hadisi şerifte şöyle buyurur; “Müminler, birbirlerini sevmekte, birbirlerine merhamet etmekte ve şefkat göstermekte bir vücut gibidir.” (Müslim, Birr, 66)

Muhammedî olmak için maddî ve manevî bağımsızlık elzemdir. Hak yolcusu, mahlûktan hiçbir şey beklememelidir. Beklenti, gönlü bağlar. Ruhu daraltır ve kişiliği kısır eder. İbadet ve hizmetlerde karşılık beklememek, Allah rızasını tek hedef edinmek esastır.

Muhammedî olmak için ahlâkta Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in sünnetine riayet etmektir. Hadisi şerifte şöyle buyurur; “Ben, güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.” (Muvatta, Husnü’l-Hulk, 8) Örneğin; merhametli, affedici, sabırlı olmak; öfkeyi yutmak, kötü sözü terk etmek elzemdir.

Muhammedî olmak için ihlas ve niyet temizliğini gerçekleştirmek gerekir. Hadisi şerifte şöyle buyurur; “Ameller niyetlere göredir.” (Buhârî, Bed’ü’l-Vahy, 1) öylece her amele, “Allah rızası için” niyetiyle başlamak; gösterişten uzak durmak bunu sinemize resmeder.

Muhammedî olmak için vahdet şuuruyla yaşamaktır. Ayeti kerimde şöyle buyurur; “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, parçalanmayın.” (Âl-i İmrân, 3/103) Öylece ihtilaflardan uzak durmak, ayrılığı değil birliği besleyen söz ve davranışlarda bulunmaktır.

Yorum yapın