CENNET YAŞAMI VE EN YÜCE NİMETLER

Cennetteki yaşam; kişiden açığa çıkan sayısız mânânın, ruhun derinliklerinden taşan ilâhî ilhamların ve Hak’tan gelen lütufların oluşturduğu bir mânâ kompleksidir. Allah’u Teâlâ’nın ikramıyla, “İstediğin mânâ terkibini oluştur.” denilir ve eline yetki verilir Hak tarafından… Artık sen, istediğin oluşumu, istediğin anda biiznillah mutlak kudretin senden oluşturduğu yaratım gücüyle, bilfiil zuhur ettirebilirsin. Ancak şu da hakikattir ki; kişi ancak kendi “veri tabanı” kadar düşünebilir. İdrakinde, gönül dünyasında ve ilim hazinesinde bulunmayan bir şeyi tasavvur edemez. Bu yüzden Yüce Allah, cennet nimetlerinin mahiyetini dünyada tam olarak idrak edemeyeceğimizi bildirerek buyurur: “Onlar için ne gözlerin gördüğü, ne kulakların işittiği, ne de insan kalbine doğan hiçbir şey yoktur.” (Secde, 32/17) dolayısıyla dünyevî zevklerin ötesinde olan bir zevk sahası kişi ile buluşacaktır. Cennet yaşamını yalnızca dünyadaki zevklerin sınırsız ve kusursuz hâli şeklinde düşünen kişi, orada elbette ki özünden zuhur eden terkibiyle bu zevkleri anında yaşar. Ancak ötesine adım atan, ruhunu daha yüksek mânâlara açan kişi için, dünyadaki bütün zevkler birer oyuncak hükmüne geçer.

Buna bir misal verelim: Tüm özelliklerle donanmış bir aracı hiç bilmeyip, en lüks ulaşım aracının at arabası olduğunu sanan kişi, bir at arabasına sahip olmak için bütün gücünü harcar. Oysa donanımlı aracı bilen, onu elde etmek için çalışır. Cennette de hâl böyledir. Zevki yalnızca dünyadaki tatlardan ibaret sanan kişi, orada bu tatların en yücesini bulur ki, buna Bühl Cenneti denmiştir. Fakat cemâl (Allah’ın güzellik tecellîleri) ve celâl (Allah’ın azamet tecellîleri) seyreden, marifetullah ufkunu aşan kişi için bu zevkler basit kalır. Resûl-i Ekrem Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz buyurur: “Allah, salih kulları için öyle nimetler hazırlamıştır ki, onları ne bir göz görmüş, ne bir kulak işitmiş, ne de bir beşerin kalbine gelmiştir.” (Buhârî, Bed’ü’l-Halk, 8; Müslim, Cennet, 2) Ve Rabbimiz, cennet nimetlerini şöyle tarif eder: “Orada (cennette) nefislerin arzuladığı ve gözlerin hoşlandığı her şey vardır.” (Zuhruf, 43/71)

Cemâlullah Allah’ın güzelliğine nâzar eylemektir. Bunun seyri meallah ve seyri illellah gibi seyir makamları mevcuttur. Hakikat ilminde, “cemâl” (güzellik), Allah’ın rahmet, lütuf, ihsan ve sevecenlik tecellîlerini ifade eder. Cemâlullah ise, cennette müminlerin Allah Teâlâ’yı görmesi, O’nun cemâl tecellîsiyle kalplerinin doyuma ulaşmasıdır. Bu, cennet nimetlerinin zirvesidir. Kur’ân’da bu müjde şöyle haber verilir: “O gün birtakım yüzler vardır ki, parlaktır. Rablerine bakmaktadırlar.” (Kıyâme, 75/22-23) Bu bakış, maddî bir gözle değil; basîretin, ruhun ve kalbin açılmasıyla gerçekleşir. Bu müşâhede, cennetteki her türlü lezzeti gölgede bırakır. Zira Allah’ın cemâline nazar, kalbin ebedî doygunluğudur.

Likāullâh Allah ile buluşma, kişi için en büyük ödül olacaktır. “Likā” kelimesi Arapça’da “karşılaşma, buluşma” demektir. Likāullâh, Allah ile buluşma, huzurunda bulunma, O’na kavuşma anlamına gelir. Bu, yalnızca ahirette değil; dünyada da kalbin Allah ile huzur bulması, marifetullah ile dolması şeklinde tecellî eder. Ancak nihai ve en yüksek mertebesi ahirette gerçekleşir. Yüce Rabbimiz buyurur: “Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, salih amel işlesin ve Rabbine ibadette hiçbir şeyi ortak koşmasın.” (Kehf, 18/110) Likāullâh, cennet kapısından girildiğinde değil; kul, Rabbinden razı olduğunda ve Rabbi de kulundan razı olduğunda başlar. Bu, vuslatın kemal noktasıdır.

Rıdvânullah Allah’ın rızasının insanda tecellisinin meydana gelmesidir. Rıdvânullah, “Allah’ın rızası” anlamına gelir ve cennetteki en yüce makamdır. Kur’ân’da bu hakikat açıkça ifade edilir: “Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. İşte bu, en büyük kazançtır.” (Tevbe, 9/100) Ve yine şöyle buyrulur: “Allah’ın rızası ise hepsinden büyüktür. İşte bu, en büyük kurtuluştur.” (Tevbe, 9/72) Rıdvânullah, cemâlullah ve likāullâh’ın bir üst boyutudur. Çünkü cemâlullah’ta kul Allah’ı görür, likāullâh’ta huzurunda bulunur; ama Rıdvânullah’ta Allah kulundan razı olur. Bu rıza, ebedî huzurun ve sonsuz güvenin kaynağıdır. Cennet yalnızca bahçeler, ırmaklar, köşkler, huriler ve maddî nimetler değildir. O, hakikati arayanlar için marifetullahın kemal mertebelerine açılan sonsuz bir ufuktur. Orada cemâlullah, likāullâh ve rıdvânullah nimeti, bütün diğer lezzetleri geride bırakır. Bu sebeple bazı Hak dostları şöyle der: “Cenneti istemem, eğer içinde Sen yoksan; Cehennemden korkmam, eğer içinde Sen varsan.” Yani mesele hakkın likasıdır. Gerisi hakkın ikramıdır.