166) DOĞRU YOLDA SEBATIN SIRRI

Sıratı müstakim olan doğru yol önümüzde ama elimizde olan iradeden dolayı, gözümüz sunulan doğru yola girmek yerine, emmare nefsin emrine girerek perişan halde yaşayıp duruyoruz. Kafamıza göre kendimize bir din uyarlıyoruz.

Hak yolun inceliği, insanın kendi hevasından sıyrılıp teslimiyetle yürüyebilmesidir. “Şüphesiz bu benim dosdoğru yolumdur. Ona uyun. Başka yollara uymayın ki sizi O’nun yolundan ayırmasın” (En’âm 153).

Oysaki emir olunduğumuz gibi olmalıydık. İşte bu nefse ağır geldi. Nefis nari veya biyolojik olan zevki tercih etti. Oysaki iman edip nuri temaşaya erecek ve öylece yaşam alanı edinecektik. Ama işte nefsimiz et kemik bedende nefes aldığı için, hakikati bu sandı. İmanı da zayıf olduğu için de, kendini teslim edemedi.

Nefsin arzuları ateşe benzer, kalbi yakar. Nefsin ateşini suyla değil, imanla söndür. İman nuru ile nari arzular yerini hakikate bırakır. “Allah, müminlerden mallarını ve canlarını, karşılığında kendilerine cennet vermek üzere satın almıştır” (Tevbe 111). İbadet teslimiyetin nişanesidir; iman arttıkça teslimiyet kökleşir.

Teslimiyet iman ile olur. Teslimiyetin kadar imanlısın. İbadetler teslimiyeti artırır. Biri dese ki kapıda kurt var, o söyleyen kişiye inandığınız kadar kapınızı sağlam edersiniz. Az inansanız, açıp bakarsınız. Hiç inanmazsanız, kapıyı kapatmazsınız. Aşırı tedbirli olmak teslimiyetin tam ruhudur. İşte o ruha kavuşup öylece yürümek zorundayız.

İşte bu hakikati her kişi tam zamanında fark eder. Öylece gerekli olan çalışmaya ya koyulur veya nefsine yenik düşüp oralı olmaz. Daha sonra zaman zaman Allah kullarının hakka dönmeleri için, lütfüyle veya kahrıyla uyarır.

Tüm uyarıları kulak ardı edip hakka rücu etmeyenler ise, yaptıklarının karşılığına ulaşır. İlahi ikaz, Rahman’ın merhametindendir. Uyarılar kulak ardı edilirse, kahrın tecellisi olur. “Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir. O, çoğunu da affeder” (Şûrâ 30).

Her şey için bir vakit vardır. Pişmeden olmaz. Arap saçına döndürdüğümüz olayları nasıl ancak ve ancak Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizin sünnetine yeniden teslimiyetle toparlarız. Zaten tüm çabamız da onun içindir.

Erenlerin buyruğu: “Resûlün izinden giden, karanlıkta bile yolunu kaybetmez.” Çünkü sünnet, dağınık gönülleri toplayan ilahi nizama açılan kapıdır. Hayat boşluk kabul etmez. Kul Rabbine yaklaşmaktan geri durduğunda, gaflet hemen yerini doldurur. “Kalpler ancak Allah’ın zikriyle mutmain olur” (Ra’d 28).

Allah’ın 99 isim içinde olmayan Mudil ismi vardır. 99 esmanın hakkını vermediğimizde, eksik olan yerden MUDİL devreye girer ve kişi o konuda kaybeder. Bir bardak düşünün. İçinde ya hava olur veya su. Su çıktı mı, hava otomatik olarak dolar. İşte biz, 99 esma kuvvelerinin işaret ettiği içeriklerinden uzaklaştığımız kadar, MUDİL esması devreye girer ve boşluğu hemencecik doldurur.

Onun içinde, boşluk bırakmadan yürümeliyiz. Ayette de der ki: “Öyleyse, bir işi bitirince diğerine koyul” (İnşirah 7). Bunu hayatın tüm safhalarına yaymalıyız. Örneğin eşler arası sevgide dahi, araya bir şeyin girmesine müsaade edilmemeliyiz. Kocası küserse, karısı gidip barışmalı. Karısı küserse, kocası gidip barışmalı. Meseleler büyümeden kapatılmalıdır. Gerekirse, birbirinin elini öpüp helalleşilmelidir. Çünkü olumsuzluklar büyütüldükçe, şeytan daha da körükleştirir.

Küçük kırgınlık büyürse, fitne olur. Hak yolunda ise affetmek en büyük erdemdir. “Kötülüğü en güzel olanla sav; o zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost oluverir” (Fussilet 34).

Uygulanması nefse ağır gelen her husus, bizim kârımızadır. Şeytan kocaya fısıldar, sen nasıl kadının ayağına gideceksin. Şeytan kadına fısıldar, o gelsin rica etsin veya ben neden ayağına gideyim gibi vesveselerle kocasından uzaklaştırır. Nefse ağır gelen şey, hakikate götüren şeydir. Çünkü nefsin istemediği, ruhun gıdasıdır.

Bunlar gibi şeyler, şeytanın verdiği vehimlerdir. Öylece o sinsi vehimlere kananlarda Mudil esması devreye girer ve öylece aile dağılır. Allah her şey hakkında bize haber vermiştir. Ama ne yazık ki nefsi emmarenin belini bükmüyoruz. Öylece mahrumlardan oluyoruz. Şeytanın en büyük hilesi vesvesedir. Vesveseyi susturmanın tek yolu zikirdir. “Şüphesiz ki şeytanın hilesi zayıftır” (Nisâ 76).

Başımıza gelen her iyi veya kötü eylem eğer yönümüz hakkaysa, daha çok çevirmek içindir. Eğer yönümüz batıla ise ama içimizde hak sevdası yatıyorsa, gaflet uykusundakini uyandırmak içindir. Eğer içinde hiç hakka doğru bir sevda yoksa, o kişi zaten genelde musibetlerden uzak yaşar, öylece dünya ömrünü tamamlar.

Musibetler kalbin aynasıdır; içinde hak sevdası olanı parlatır, olmayanı ise kendi halinde bırakır. “Belki de hoşunuza gitmeyen bir şey sizin için hayırlıdır” (Bakara 216).

Onun için de Allah der ki: “O, Allah’ı tanımayanların refah içinde diyar diyar dönüp dolaşmaları sakın seni (müminleri) aldatmasın. Bu az bir yararlanmadır; daha sonra varacakları yer cehennemdir. Orası ne kötü bir yataktır” (Âl-i İmrân 196-197). Dünya refahı aldatıcıdır. Gerçek saadet imanla kazanılır. Dünya gülüşüyle kandırır, ağlayışıyla uyandırır.

Ufacık bir zevklenme sonrası ise, derin hasretler. Her musibet uyanmamız içindir. Musibet varsa, bilelim ki kalbimizde hak sevdası yanıyordur. Eğer ki kalbimiz tümüyle arınsa ve tertemiz hak dostu olsak, işte o zaman da musibetler bitmiş olur. Bu da genelde ölümle gerçekleşir. Çünkü dünya sınavı her an sürmektedir.

Onun için de musibetlere sabreden ve nimetlere şükreden öylece her an hamd eden kullardan olalım. “Sabredenlerle beraber olun” (Tevbe 119). Musibet sabrın, nimet şükrün anahtarıdır. Kalp ancak sabır ve şükürle sebat eder.

Doğru yolda sebat, nefse ağır geleni kabullenmek, şeytanın vesvesesine kapılmamak ve her an teslimiyetle yürümektir. Sünnetin izinden gidildiğinde dağınıklık toparlanır, zikirle kalp arınır. Musibet sabırla, nimet şükürle karşılandığında yolun yolcusu gerçek huzura erer. İnsan boşluk bırakmadan çalışmalı, iradesini teslimiyetle süslemeli ve her hâlde Allah’a güvenmelidir.

Yorum yapın