Allah ve diğer isimler; mutlak Zât olarak bildiğimiz, tüm âlemler yokken var eden Mutlak Yaratıcı’nın isimleridir. Zikirde Allah ismi, diğer tüm isimleri câmi (kapsayıcı) değildir. Eğer öyle olsaydı, diğer isimleri sunmasına gerek kalmazdı.
“Allah” lafza-i celâli, bütün varlıkların yöneldiği yüce isimdir; ancak O, diğer esmâların hakikatini perdelemez. Her isim, Zât’ın farklı bir yönünü gösteren ilahî penceredir.
Tüm esmâ, Zât’a değil, Zât’tan taşan tecellîye işaret eder. “En güzel isimler Allah’ındır. O hâlde O’na o isimlerle dua edin.” (A‘râf 180) Bir isimle değil, bir nurlarla tanınır O; her isim O’nun kudretinden bir izdir.
Mutlak Zât’ın isimlerinden her biri, ayrı bir yoldan HU isim zamiriyle kendisine işaret edilen Mutlak Zât ile iletişime geçmemize olanak tanır.
“HU” (O), bütün isimlerin ötesinde bir zamirdir; Zât’ın kendi Zât’ına işaretidir. Esmâ, “HU”nun yankısıdır. Her isim, O’na farklı bir yönle ulaşmamıza aracıdır. “HU”ya varan, artık isimlerin perdesini aşar. “O, evveldir, âhirdir, zâhirdir, bâtındır.” (Hadîd 3) yani HU derken, ismi çağırmazsın; varlığını hatırlarsın.
Sadece Allah ismi yeter dersek, o zaman diğer isimlerle anlatılan öz kuvve sahibiyle o kuvvelerin yolundan yaratılmışlara akan akıntıdan mahrum oluruz.
Zikir, sadece bir isimle sınırlanırsa, o ismin tecellî alanıyla sınırlı kalır. Oysa Allah’ın kudreti esmâsında yayılır. Her isim bir enerji, bir kuvvedir; onları birlikte zikretmek, varlığı kuşatan ilahî akışa bağlanmaktır. “Allah’ın isimlerini sayıp bilen, cennete girer.” (Buhârî, Da‘vât 68) Bir ismi çağıran, bir kapı çalar; tüm isimleri çağıran, sarayın içine girer.
Sadece Allah zikri ve Allah ismiyle isimlenen Mutlak Zât’ı zikredersek veya dua ile çağırırsak, gerisi gelmeli ki bize lâzım olan kuvve sunulsun.
“Allah” zikri, Zât’a yönelmenin merkezidir. Fakat ihtiyaçların her biri bir ismin alanına düşer. Zât’a yönelmek sevgiyi doğurur; esmâya yönelmek düzeni kurar. Kalp “Allah” der, ama hâl “Ya Rezzâk, Ya Şâfî” diye çağırır. “Allah’ı çokça anın ki kurtuluşa eresiniz.” (Cuma 10) Zât zikri yakınlaştırır, esmâ zikri donatır.
Çünkü Esmâü’l Hüsnâ olarak sunulan doksan dokuz isim, O’nu tanıtan isimlerdir. Allah ismi de Esmâü’l Hüsnâ’dan sadece bir isimdir ki bu isimle gözlerimiz Mutlak Zât’a döner. Burasını iyi anlamak lazımdır.
Esmâ, Allah’ın bilinmesini sağlayan rahmetli yollardır. “Allah” ismi bütün esmânın anası değildir ama her bir ismin merkezinde yer alır.
Allah lafzı, cem’ makamına işaret eder; diğer isimler o cem’den cüz’î tecellîler taşır. “En güzel isimler O’nundur.” (Haşr 24) Her isim, Allah’tan gelen bir ses; ama ‘Allah’ ismi, tüm seslerin sessizliğidir.
Örneğin desek ki; “Ya Rezzâk, bana rızık ver” veya “Ya Şâfî, bana şifa ver.” Bu durumda kendisiyle o özelliğiyle iletişime geçer, kendimize lâzım olan kuvveyi öylece kendimize doğru çekeriz.
Her dua bir ismin kapısını çalar. Rızık, Rezzâk kapısından, şifa Şâfî kapısından gelir. Her çağrı, Zât’a yönelmiş olsa da bir sıfatın lisanıyla yapılır. Çünkü Zât’a doğrudan hitap eden kalp, sıfatın aynasında yansır. “Rabbinizden mağfiret isteyin; şüphesiz O, Gafûr’dur.” (Nûh 10) İsim, sıfatın dilidir; sıfat, Zât’ın yankısıdır.
Burayı da bir örnekle açıklayayım: Öğretmenin vardır ve bu öğretmenin ayrıca senin arkadaşındır. Evde misafirliğine geldiğinde dostça konuşursun, ismiyle hitap eder ve özel konularda sohbet edersin. Ama okulda ‘öğretmenim’ dersin. İkinci kanal devreye girer ve artık algılaman derse dönük olur.
Her hâl, ayrı bir hitap ister. Yakınlık samimiyet ister, makam saygı ister. Esmâlar da bu hâller gibidir. Zât’a dostça yönelirsin, ama sıfatla ihtiyaç dilini kurarsın. Hâlini bilen kul, hangi kapıyı çalacağını bilir. Her makamın bir edebi vardır. Allah’a dostça dua et; Rabbinle kullukça konuş.
İşte bu örneklerden yola çıkarak bilelim ki, her bir isimle ayrı ayrı isimlenen Mutlak Zât, öylece ismin karşılığı olan kuvve ile bizimle iletişimde olur. “Ya Alîm, ilminden nasip eyle” denildiğinde o kanal aktif olur; “Ya Şâfî, şifânı tecellî ettir” denildiğinde de şifa kanalı aktif olmaya başlar.
Dua, bir frekans gibidir; hangi isimle seslenirsen, o alanın tecellîsine bağlanırsın. Alîm ismiyle bilgin, Şâfî ismiyle sıhhatin artar. Her isim, kalpte bir kapıdır; o kapıdan girilince Rabb’in fiiliyle buluşursun. “Rahman’ın kulları, dua ederken ‘Ya Rabbenâ!’ derler.” (Furkan 65) Her isim bir nur taşır; o nura bakan, hâlini bulur.
Örneğin bir adam ki hem doktor, hem öğretmen, hem de marangoz ise; doktorluğundan tedavi, öğretmenliğinden ders, marangozluğundan da ahşap doğrama isteğinde bulunursun. Yani her ihtiyacın için, o işin gereği olan sıfatıyla hitap eder ve öylece ihtiyacına kavuşursun.
Bu örnek, esmâların hakikatini anlatır. Allah’ın her ismi, kudretinin farklı bir mesleğidir. Rezzâk rızık dağıtır, Şâfî şifa verir, Hakîm hikmet öğretir. Her dua, bir ilahî sıfatla temasa geçmektir. “O, her şeyin yaratıcısıdır.” (En‘âm 102) Kudretin isimleri, fiillerin elbiseleridir.
İşte her bir zikir, ayrı kanala doğru bize akıntı sağlar. Doksan dokuz isim ve doksan dokuz kanal… Öylece insana ulaşan sonsuz saadet.
Zikir, ruhun damarlarını açar. Her isim, kalpte farklı bir damardan akar. Doksan dokuz isim, insanın iç âleminde doksan dokuz pencere gibidir. Her biri açıldıkça, saadet nur gibi çoğalır. “Beni zikredin ki Ben de sizi anayım.” (Bakara 152) Zikir, kalpte açılan kapıdır; her isim bir cennetin eşiğidir.
“Ya Rahîm, üretkenliğimi artır” dediğinde, O kanal devreye girer. İşte tüm isimler böylece işlevde olur. Rahîm ismi, şefkatin, bereketin ve doğurganlığın kaynağıdır. Kul “Ya Rahîm” dediğinde sadece merhamet değil, üretkenlik de artar. Çünkü Rahîm, varlığı yeniden doğuran esmadır. “Rahmetim her şeyi kuşatmıştır.” (A‘râf 156) Rahîm ismini zikreden, kendi içindeki yaratma kudretini hisseder.
Yani hangi ders eksikse o dersin sınıfına girmek lazım. Bizim zikirler kişi için yapılması gereken tüm dersleri içerdiği için, genel olarak hep aynı şekilde tümünü tavsiye ederiz.
Zikir, bir manevî eğitimdir. Her isim bir ders, her tekrar bir terfidir. Eksik kalan esmâ çalışılmadık bir sınıf gibidir. O sınıfa girilmedikçe kemal tamamlanmaz. “Rabbini sabah akşam an.” (Kehf 28) Her zikir bir derstir; kalp, o derslerle olgunlaşır.
Öylece insanın yapısını oluşturan tüm kuvveler ile kendi bilinç dünyasının senkronize olmasını hedefleriz. İnsandaki her kuvve, bir ismin yansımasıdır. Zikir, bu kuvveleri dengeye getirir.
Kalp, ruh, akıl ve nefis; esmâ zikriyle aynı frekansa girince insanın bilinci arınır. Bu hâl, “marifet” kapısına girmektir. “Sana ruhumdan üfledim.” (Hicr 29) Esmâ, insandaki ilahî notaların akortudur.
Allah’ın isimleri, insanın iç âleminde açılan kapılardır; her kapıdan O’nun bir sıfatı görünür. Sadece “Allah” demek kalbi cem eder; ama esmâyla yürümek o cem’deki ayrıntıyı idrak ettirir. Zikir, ilahî enerjiyle insanın hâl frekansını buluşturan bir seyrin adıdır. Esmâ’yı bilen, kendini bilir; çünkü insan, esmânın aynasıdır.
Esmâ, Allah’ın lisanıdır; o lisanla dua et. HU, sessizliğin ismi; Allah, yönelmenin adı. Zikir, kanalları açar; isimler, o kanallarda akan nurlardır. Her isim bir ders, her tekrar bir yükseliştir. Esmâ’yı tanıyan, Zât’ın kudretini kalbinde hisseder.