ALLAH’IN NURU İLE OLAN İLİŞKİMİZ

Bu konuyu bir örnek ile Allah’ın nurunu izah edeyim. Allah’ın mutlak nuru bir deniz ise, o denizden alınan her bardak nur bir katredir. Her katre, bir yaratımın öz cevheridir. Muhammedî nur da işte bir bardak sudur.

İşte bardağa girmeden önce nur denizindendi. Nur denizi ise Allah’ın vechinden yansıyan nur idi. Ezelî ve ebedî O’nun nurudur. İşte bardak kisvesinde sınırlanınca, kendi içinde yaratılan içeriğe ana içerik oldu. Olay kısaca böyle…

Yani o bardaklardan bir tanesi Nur-ı Muhammedî, gerisi gaybımız. Gerisini bilemeyiz. Allah’ın ilmi ve bilgisi kendi yanındadır. Ayrıca bilmemiz de mümkün değildir.

Hani büyük patlama vs. deniliyor ya; aslında olay, Nur-ı Muhammedî’nin izharıdır. Bizce varlığı hakkında fikir yürüttüğümüz büyük patlama vs. ise, sadece olayın atom boyutu ile ilintilidir. İşte bunlar hepsi teori ve olaya yaklaşım öngörüleridir. Diğer boyutlar ise içeriği bizce meçhuldür. Diğer katreleri ise zaten bilemeyiz. Hani düşünülür ya, büyük patlama nerede oldu; işte oluş yeri Allah’ın nurunda ve mahiyeti Allah’ın ilmi dâhilinde…

İşte Muhammedî nur, tüm bildiğimiz âlemlerin öz cevheridir. Diğer katreler ise sayısı Allah indinde olan ve bizce kapalı olan katrelerdir. Ama âyetten anlıyoruz ki başka başka katre nurlar yaratılmışlardır.

Âlemlere rahmet peygamberimiz sadece Nur-ı Muhammedî için rahmettir. Diğer katreler bizce zaten meçhuldür. Âcizane bu yaratılış noktasında vardığımız son nokta böyle. Hakikatini Allah bilir.

Mesela “Rahmetim gazabımı geçti.” diyor ya; diğer katrelerde tam tersi de olabilir. Veya bilmediğimiz nice nice sıfat ve esmâ… Peygamberimiz bu gaybın sonsuzluğunu biliyordu elbet. O biliyordu ki varlığı hakkında bizde de malumat olabiliyor. Ama ne olduğunun ilmi bizce yok. Çünkü bizce tümüyle kapalı alan… Hep kapalı kalacak. Çünkü yapı içeriği olarak bizim hamurumuzla alakası yok.

Mutlak zâtı hiçbir zaman olduğu gibi tanıyamayacağız ve onlar da mutlak zâta bakar durur ve onlar da bizim gibi asla olduğu gibi bilemeyeceklerdir. Bizce farklı olan isimlerini de bilemeyeceğiz.

Onun için İmam Rabbânî der ki: “Ya Rabbi, cennette de kendini bana gösterme.” Öylece sonsuzluk nazariyesinin kayıtlanmadan sürmesini dilemiştir. İşte İmam Rabbânî öyle bakışının hep genişlemesini istemiştir. Çünkü kişi görünce artık kayıtlanır ve orayla zevklenerek sonsuzluğa bakar. Bu konular çok üst ilimler; onun için genele açıklanmamıştır.

Evet, biz ancak kendi hamurumuzu bileceğiz. Senin hamurunda olmayan bir şeyi bilemezsin. Bu mesele iyice tefekkür edildiği zaman, kişiye olayın aslı fark edilir. Ama gafletimiz olmasa, Allah’ın heybetinden bizim dünyaya dönecek kuvvetimiz kalmaz.

Evet, hamurumuzun cevheri Nur-ı Muhammedî’dir. Ötesi bizimle alakası yok ki bilelim. Olayın farkında olan ise “Sübhânehû ve Teâlâ” der. Öylece secdeye varır. İşte bu secde onun ezelî ve ebedî tüm günahını yerle yeksan eder.