Yazanlar ve anlatanlar olmasaydı, şirkten yani Allah’a ortak koşma tehlikesinden kurtulmanın yollarını nereden öğrenecektiniz?
İşte bu soru, insanın en büyük imtihanını hatırlatır. Çünkü şirk öylesine latif, öylesine ince bir kokudur ki fark edilmesi neredeyse imkânsızdır. Bundan mutlak olarak halas olmak ise aşırı bir letafet, yani ruhun incelmesi, kalbin arınması ve derin bir duyarlılık ister. Nitekim bu yolda kurtulanlar da iki sınıftır:
Bir kısmı aktab yönlüdür; onlar Allah’ın cemalinde gark olmuş, susup kalmışlardır. Varlıklarını ilahi güzelliğin denizinde eritmiş, halka dönüp söz söylememişlerdir. Diğer kısmı ise irşadyönlüdür; onlar yaydan çıkmış ok misali Allah’ın celali karşısında halka yönelir, insanlara seslenirler.
İşte bu zümre letafeti duyurur, zerafeti yaşatır, her kişiye kendi lisanıyla konuşarak arınmanın yollarını serer. Nitekim Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in “Kolaylaştırın, zorlaştırmayın; müjdeleyin, nefret ettirmeyin” (Buhârî, İlim, 11) hadisi, irşad ehlinin yolunu en güzel şekilde özetler.
Ne var ki bu serim çoğunluk tarafından anlaşılmaz. Ancak fehmedenler, yani bu sırra erenler, teslimiyetle o zevke dalarlar. Geride kalanlar ise vesveseye düşüp başka bir el ararlar. Oysa asıl el, zaten o eldir; cem olunacak yer Rıdvânullah’tır. Yani Allah’ın hoşnutluğu…
Dünyada Rıdvânullah’ı mutlak olarak seyredenler, celâl ve cemali bir arada görenlerdir. Onlara zamanın gavsı denir; yahut insan-ı kâmil denir, yahut müferridûn, yani yalnızca Allah’a yönelmiş olanlar denir. Hepsi aynı sedayı taşır: Tevhid sedası… Bunlar mutlak olarak tanınmazlar, Kur’an’da işaret edilen ricâlü’l-gayb diye isimlendirilirler. Onların himmeti daimdir, duaları gizli bir rahmet yağmuru gibi âleme yayılır.
Manevi derinliğe bakıldığında bu sözler, şirkten halas olmanınyani Allah’tan gayrini görmemenin hakikatine işaret eder. Çünkü şirk sadece puta tapmak değildir. Kişinin nefsine, malına, makamına yahut benliğine bağlanması da şirk kokusu taşır.
Bu yüzden İmam-ı Rabbânî hazretleri Mektûbât’ında şöyle buyurmuştur: “En gizli şirk, kişinin kendi nefsini beğenmesidir.” İşte bu hakikati fark etmek, ancak Allah dostlarının irşadıyla idrak edilebilir.
Kur’an-ı Kerim bu konuda çok açıktır: “Kim Allah’a şirk koşarsa, şüphesiz Allah ona cenneti haram kılar. Onun varacağı yer ateştir.” (Mâide, 72) “Onlar ki iman etmişler, imanlarını zulümle yani şirkle karıştırmamışlardır. İşte güven onlarındır, doğru yolu bulanlar da onlardır.” (En’âm, 82)
Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz de ümmeti için en çok korktuğu şeyin küçük şirk olduğunu haber vermiştir. Ashab sorduğunda, “Küçük şirk nedir?” diye, “Riyadır, yani gösteriştir” buyurmuştur. (İbn Mâce, Zühd, 21).
O hâlde kurtuluşun yolu; amelleri yalnızca Allah rızası için yapmak, nefsi ve dünyayı ilah edinmemek, Allah dostlarının sözlerine kulak vermek, gizli şirkten korunmak için de sürekli istiğfar etmektir. Çünkü şirk, gönlün karanlık lekesidir; tevhit ise gönlün nurudur.
Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in öğrettiği şu dua da bu sırrı en veciz şekilde özetler: “Allah’ım! Bilerek Sana şirk koşmaktan Sana sığınırım, bilmeden işlediğim şirkten dolayı da Senden mağfiret dilerim.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 403).
Ey evladı, şirkin kokusu öylesine latif ve ince ki, kalbini sürekli Kur’an ile, sünnet ile, istiğfar ve zikir ile yıkamazsan fark edemezsin. Unutma, Allah’ın rızası yalnızca tevhiddedir. Tevhid ise dil ile “La ilahe illallah” demek değil; gönülden “Allah’tan başka hiçbir şeye bağlanmamak” demektir. Kurtuluş, işte bu letafeti yaşayabilmektir. Himmetini Allah’a çevir, kalbini şirkten temizle ki, gönlün yalnız O’nun nazargâhı olsun.