121) RABBİMİZİ SIFATLARIYLA TANIRIZ

Biz kuluz, Allah ise Rab. Allah’ı ancak sıfatları ile tanırız. Allah’ın sıfatları zâtî ve subûtî olmak üzere ikiye ayrılır. Zâtî sıfatlar O’na ait olup hiçbir yaratılmışa verilmez.

Şimdi düşünelim; o sıfatlar vücut, kıdem, beka, vahdaniyet, kıyam binefsihi ve muhalefetün lil-havadis. Bu sıfatlar, Allah’ın eşsizliğinin nişaneleridir. Her biri kulun zihnini açar, kalbine “O’na benzer hiçbir şey yoktur” hakikatini nakşeder. Zâtî sıfatlara göz atalım…

Vücut: Eğer ki vücut sırf O’na ait ise, bu sıfat bize verilemeyecek ise, o zaman bizim vücudumuz nedir? Bir vücudumuz var, iyi ve kötü ben diyoruz. Bana verin şunu, bu benim malım, şu senin, bu benim hakkım diye söyleriz. Yani ortada bir vücudumuz var. Bir benliğimiz var. Bir varlığımız var. Peki, o zaman bu vücut neyin nesi? Bizim vücudumuz “ödünç”tür, emanet bedenlerdir. “Allah vardı, O’nunla birlikte hiçbir şey yoktu.” (Hadis-i şerif). Bizim varlığımız O’nun varlığının gölgesidir.

Kıdem: Yani ezel… Bu sıfat sadece O’na aittir. İstediğiniz kadar geriye gidin, hep Allah vardır ve başlangıcı yoktur. Ezelde yalnızca O vardır. “O evveldir, O sondur.” (Hadîd, 3). Başlangıcı olmayan tek varlık O’dur.

Beka: İleriye doğru istediğiniz kadar gidin, hep Allah var olacaktır. Beka, ebediyet demektir. Her şey yok olacak, O kalacaktır. “Yeryüzünde bulunan her şey fânidir. Celâl ve ikram sahibi Rabbinin yüzü bâkîdir.” (Rahmân, 26-27).

Vahdaniyet: Bir ve tektir. O’nun cüzleri, parçası, benzeri yoktur. O doğmamış ve doğurmamıştır. “De ki: O Allah birdir. Allah Samed’dir. Doğurmamış ve doğurulmamıştır. Hiçbir şey O’na denk olmamıştır.” (İhlâs, 1-4).

Kıyam bi nefsihi: Yani var olması kendi kendinedir. O’nun varlığı başka hiçbir varlığa bağlı değildir. Bizim varlığımız O’na muhtaç, O’nun varlığı hiçbir şeye muhtaç değildir. “Ey insanlar! Siz Allah’a muhtaçsınız. Allah ise Ganî’dir, Hamîd’dir.” (Fâtır, 15).

Muhalefetün lil-havadis: O sonradan olan hiçbir şeye benzemez. Ne hayal ettiğimiz, ne düşündüğümüz O’dur. “O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. O işitendir, görendir.” (Şûrâ, 11).

Bir de Allah’ın subûtî sıfatları vardır. Asıl bizi ilgilendiren bu sıfatlardır: Hayat, ilim, irade, kudret, kelâm, semî, basar. Yedi sıfat… Bir de tekvin vardır ki, bunların zuhurunu peyda eder. Bizim zatımızı işte bu sıfatlar oluşturur. Bunlar doksan dokuz esma dediğimiz mana etkileşimini açar. Bu yedi sıfat insanda cüz’î ölçüde bulunur. Allah’ta ise sonsuzdur. Bizdeki hayat fânî, O’ndaki hayat ezelîdir. Bizdeki ilim sınırlı, O’ndaki ilim kuşatıcıdır.

“Ne Ayn’dır, Ne Gayr’dır” Bu sıfatlar için denmiştir ki, ne Allah’ın aynıdır, ne de Allah’ın gayrıdır. Ne demektir bu? Şöyle bir örnekle açıklayalım: Diyelim ki bir şahsın marangozluk, demircilik, ressamlık, yazarlık gibi birçok sanatı vardır.

Başkası sadece onun ressamlık ve yazarlık yönünü görse, diğer vasıflarını yok sayamaz. Aynı şekilde bizde yalnızca yedi sıfatın gölgeleri vardır. Ama Allah’ın sıfatları bununla sınırlı değildir. Yani O sadece bu sıfatlardan ibaret değildir; fakat bu sıfatlar da O’nundur. Bizde kokusu vardır; aslı O’na aittir.

Bizde sadece yedi sıfat vardır. Bu sıfatlar bizde sınırlıdır. Allah’ta ise sonsuzdur ve O’nun başka sıfatları da vardır ki biz bilmeyiz. Bu sıfatların her biri, bir grup esma ile açılır. İnsanlarda açığa çıkar. Esmaların açığa çıkış kuvveleri ise, kişide yapılan zikir, fikir ve şükür kadar baskın olur. “Allah’ın güzel isimleri vardır; O’na o isimlerle dua edin.” (A’râf, 180). Zikirle kalpte esmalar açılır, esmalar açıldıkça kul Allah’a yaklaşır.

işte ey nefsim! Allah’ın zâtî sıfatlarını tefekkür et, O’nun eşsizliğini bil. Subûtî sıfatlarını seyret, sende var olanın aslında O’na ait olduğunu gör. Zikirle esmalar sende açılsın, fikirle idrak artsın, şükürle kalp genişlesin. O zaman kul, Rabbini tanıyarak amel işler ve ameli muhabbetle bezenir. Çünkü Rabbini tanımak, kendini tanımaktır; kendini tanımak da Rabbine teslim olmaktır.

Yorum yapın