İçsel hamurumuzu fıtrat üzere tutmaya gayret edelim. Biz esmayız ya da esmalar bize de verilmiş gibi düşünmeyelim. O zaman esma kime verilmiş? Bunu bir örnek vererek açıklayalım. Bir ekmek düşünün, ekmek dile gelse dese ki; fırıncı bana un verdi, fırıncı bana tuz verdi, fırıncı bana maya verdi, fırıncı bana su verdi, bunlar hepsi şimdi benim malım derse, ona tebessüm edersiniz. Ona dersiniz ki, onlar senin malın değil, sen onlarla var edildin, yoğruldun, ısıda kavruldun.
İnsan, kendine ait sandığı özelliklerin aslında Allah’ın esmalarından bir tecelli olduğunu idrak etmelidir. Hamurun kendi değil, seni yoğuranın sırrını bilerek yükselirsin. Her varlık esmalarla yoğrulmuştur; insan, bu tecelliler arasında en şerefli varlıktır. Sen yoğrulmuş bir hamursun; seni yoğuranı bilmek hakikattir. Ayette: “Biz insanı en güzel bir biçimde yarattık.” (Tin 95/4) Başka bir ayette Allah şöyle buyurur: “Sizi yaratan da, size şekil veren de O’dur.” (Haşr 59/24)
Ekmek ile insan birbirine çok benzer. Aslında insan değil, bu her varlık için aynıdır. Ama insan diğer tüm yaratılmışlardan az daha farklıdır. Esmalar bizim değil, aksine esmaların işaret ettiği mana içerikleri bizim hamurumuz oluştu. Sonra yoğruldu. Sonra pişirilip insan ve diğer her bir varlık oluştu. İşte bu şekilde bir tefekkür doğru tefekkürdür. Sonra ekmek bir birim oldu.
İnsanın ekmekten ve diğer tüm yaratılmışlardan farkı ise şudur; ekmek pişmiş ya, artık un oranını değiştiremez, su oranını değiştiremez, tuz oranını değiştiremez. Ama insan, içerik oranlarını zikirle değiştirebilir. Öylece bambaşka bir kişiliğe bürünebilir. Zikir, insanın içindeki hamuru tazeler, oranları değiştirir. Ekmek pişince değişmez; insan zikredince değişir. Ayette: “Kalpler ancak Allah’ı zikretmekle huzur bulur.” (Ra’d 13/28) buyurur.
Fıtrat üzere olmak ve öylece kulluğu hissetmek. Her insanda Allah’ın bir esması baskındır. Ama doksan dokuz esmanın her biri değişik oranlarla insanın hamurunu oluşturmuştur. İnsan da hangi esma baskınsa kişiliği o esma yönünde farklı olur.
Her kulda ayrı ayrı esma tecellileri baskın olur; fakat tüm esmaların nakşı insani fıtratta yer alır. İnsani fıtrat sürekli değişkenlik gösterir. İnsan ne ekerse onu biçer; fıtratı üzerine bina ettikleri karşısına çıkar. Dünya aynadır, oraya neyi koyarsan sana geri döner. Fıtrat, esmaların dengeli bileşimidir; baskın olan yönünü tanı ki kendini bil. Yapacağın esma zikirleri de insani fıtratını bozmayacak şekilde olmalıdır. Yoksani insani denge bozulur. Ayette: “Allah, her şeyi en güzel şekilde yaratmıştır.” (Secde 32/7) Başka bir ayette de: “Kim zerre kadar hayır işlerse onu görür, kim de zerre kadar şer işlerse onu görür.” (Zilzal 99/7-8) buyurur.
Durup düşünmek lazımdır. Ona göre de pozisyon alıp gerekli amelde yoğunlaşmalıyız. Zira bu dünya hayatı bir daha bize verilmeyecektir. Bu hayatta ne aldık, aldık. Bir daha alma imkânımız olmayacaktır. İşte insan yaptığı çalışmalar ayna gibi olacaktır. Nasıl düşünce planımızı nasıl inşa edersek, varlık âleminden öylece görüleceğiz. Suçlama yok. Ne hak edersek o bizi bulacaktır. Aslında daha dünyada başlıyor. Ya ödül ya da ceza.
Baskın esma kuvvesi kişinin merkez kuvvesi olur. Yaptığımız zikir çalışmaları genel kapsayıcı olduğu için fıtrata zarar vermeden, içsel temayüllerimizin yükselmesini hedefleriz. Onun için de kısmi ve yüksek sayıda yapılan esma zikirlerine sıcak bakamayız. Çünkü kişiliğin içeriğini değiştirir. Bu da genelde şizofreni vakalarla sonuçlanır. Artık tedavisi de aşırı zor olur. Çünkü bünye bozulmuş ve artık yeni bir çalışmayı da kabul edemez olmuştur.
Zikir, fıtrata uygun olmalı; aşırılık fıtratı bozar. Hamuru fazla yoğuran, hamuru bozar. Karşımıza çıkan herkes, bir sınav vesilesidir. Sana gelen her kişi, imtihanın kılığına girmiştir. Kötüyü görmek, doğruya yönelmek içindir. Kötülük aynadır, onda kendi yanlışını gör. Ayetlerde Allah şöyle ferman eder; “Allah size dini kolay kıldı.” (Hac 22/78) “Biz sizi biraz korku, biraz açlık, biraz mal ve can kaybıyla deneriz.” (Bakara 2/155) “Her nefis kazandığına bağlıdır.” (Müddessir 74/38)
Bloke olan sim kartı gibi, illaki PUK kodunu girmek gerekir. O da ancak kartın sahibi müşteri hizmetleri ile konuşmak suretiyle PUK koduna ulaşır. İşte aynen öyle de ruhsal blokaj yapan, artık arınması ve çözülmesi çok zorlaşır. Kalp kilitlendi mi, ancak Allah açar. Kalbin PUK kodu istiğfardır. Ayette bu hakikate şöyle işaret eder; “Kalplerin üzerinde kilitler mi var?” (Muhammed 47/24)
Genelde insanlar, kendisine göre kötü diye tanımladığı kişilerle sınanır. Kişinin olaylar karşısında sergilediği tutum ise, onun ödül veya cezası olur. Olay şu; Allah içinde bulunduğumuz an, kimi ya da neyi bize gönderdiyse, o durum veya kişi sınav objesi olarak, bizim karşılaştığımız vaziyet, onun katından indirip bizimle o vaziyetin karşılanmasına muhtaç olmamızdandır. Örneğin karşımıza dilenci çıksa bizim ona sadaka vermemiz gerektiğindendir. Karşımıza düşman çıksa cesaretimizi artırmak içindir.
Ödül ve ceza gözüyle de baksak, olay bize gönderilen her şey, bizim için gelişip güzelleşmemiz içindir. Örneğin aynaya baktım ki işe giderken düğmeyi yanlış iliklemişim hemen düzelttim. Bizde yanlış ya da kötü insanlara ayna dersek, onlara baktıkça “Bu doğrusu değil, ben böyle yapmamalıyım” deyip kınamadan yola devam etmeliyiz. Çünkü karşılaştıklarımız, kınamamız için değil, kavrayıp doğruyu yapalım diyedir.
İnsan dese ki ben iman ettim, işte o zaman diyor ki artık eminin. Artık Allah’ın dediğini yaşamımda uygularım. İşte o zaman Allah hemen bunu dener. Çünkü her söylenen söz, kişi için bir iddiadır. Her düşünülen olgu ise, gizli bir iddiadır. İşte onun için de denenmeye başlar. İşte o denendiği alan ise, iddiada bulunduğu alandır.
Musibet, fakirlik vs. ile denemeler başlar. Karşısına biri çıkar ve sınavı olur. Eşiyle denenir, oğluyla denenir, kızıyla denenir, arkadaşıyla denenir, malla denenir, fakirlikle denenir vs. İşte o anda, eğer ki nefsini ıslah etmemişse, denendiği kişiyi kötü biri olarak görür. Eğer nefsini ıslah etmişse, denendiği kişinin hakkını verir. Sıkılmadan, bocalamadan yoluna devam eder.
İman iddiadır, imtihanla ispat ister. İddian varsa, sınavın da vardır. Sana kötü görünen, başkasına iyi görünebilir; çünkü sınavın şahsına göredir. Sınavın, senin ölçüne göre biçilir. Eren, doğru yolda yol alan kişidir. Eren, vuslatın değil yolculuğun adıdır. Ayetlerde rabbimiz şöyle buyurur; “İnsanlar, sadece ‘iman ettik’ demeleriyle bırakılacaklarını ve imtihan edilmeyeceklerini mi sandılar?” (Ankebut 29/2) “Her topluluğun yöneldiği bir yön vardır.” (Bakara 2/148) “Doğrulukta sebat edenlere müjde vardır.” (Ahkaf 46/13)
Delil istersen buna, örneğin kendisine kötü olarak gelen sınav aracı olan kişi, başkalarına karşı gayet iyi biridir. Bu defa da düşünür ki, bu kadar iyi biri bana neden böyle davranıyor. Oysa ki, işin başında bir iddiası vardı. İddiasını ispatlamak için de en ideal kişi o idi.
Sınavlar deryaya ulaşana kadar devam eder. Artık özlem ve sınavlar bitmiş ve seyir başlamıştır. Esas deryaya ulaşan ayrı düşer mi ki tekrar özlem olsun? Sonu yok ki ulaşım olsun. Ama yoluna ermek vardır. Onun için doğru yolda olanlar erenlerdir. Eren demek Allah’a eren demek değildir. Eren demek, doğru yolda yol kat eden demektir. Niye özlem olsun ki? Bunun sonu olmadığı için, özlem her an kalbi sarar. Eren Allah’la beraber olduğunu fark eden demektir.
Bismillah deyip yola koyulan, cennette cemal seyrine kadar yolculuğunu sürdürür. Nihayet cemal seyri ile bu yolculuk noktalanır. Her birim hak ettiği son noktaya vasıl olur. İşte bu yolculukta doğru yolda olanlara erenler denir. Doğru yola erdi, doğru yolda ama kalp mutmainne değilse, zaten imanla yürüyor demektir. Yoldan sapmak ise an meselesidir. Sakın imandan taviz verilmemelidir. Ama kalp mutmain olunca, artık dünya kandıramaz onu.
Yoldan taviz vermemek kaydıyla yürümeliyiz. Zira nefsi emmare ölüme kadar uyanabilir. Onun için de, ölüme dek çalışmaya devam edeceğiz. Asla taviz olamaz. Zira şeytan doğru yolu bilir ve üzerinde oturur. İnsanı kaydırmaya çalışır. Sürekli vesvese verir.
Kalbin mutmain olması, imanın kemalidir; ama şeytan vesveseyi bırakmaz. Mutmain kalp, şeytanın vesvesesini aşar. Vesvese, hak yolda olana gelir; batıl yolda olanla şeytan uğraşmaz. İçsel cehennem, sıratı müstakimde söner. Hak yol rehberi, yanmayı ümide çevirir. Yolunu bulanın iç yanması biter, vuslat sevinci başlar. Fıtratla buluşmak, Hakk’a yol almaktır. Fıtrat, hak yolun pusulasıdır. Şu ayetler bize yol göztericidir; “Ey huzura ermiş nefis! Rabbine dön.” (Fecr 89/27-28) “Şüphesiz bu, dosdoğru yoldur; bana kulluk edin.” (Yasin 36/61) “Allah, dilediğini dosdoğru yola iletir.” (Nur 24/46) “Yüzünü hanif olarak dine, Allah’ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata çevir.” (Rum 30/30)
Biliniz ki vesvese varsa, yolun doğrudur demektir. Zira batıl yoldakiyle şeytanın işi olmaz. Zaten yolu batıl, ermemiş ki şeytan onunla uğraşsın. İşte insan Hakk’ın cemaliyle buluştuğunda artık içsel cehennemi ve yanması son bulur. İçsel yanma ve içsel cehennem, hak yola girdiğinde yani sıratı müstakime girdiğinde söner. Peygamberlerin, sıddıkların, şehitlerin, salihlerin yoluna girildiğinde yanma biter. Allah muhabbeti başlar.
Örneğin, sizin sevdiğiniz Bakü’deyse ve siz İstanbul’daysanız ve ulaşmak için yolunu tanımıyorsanız, içinizde yanma olur. Ne zaman ki sevdiğinize ulaştırması için çok güvendiğiniz biri önünüze düşer ve sizi sevdiğinize götürücü doğru yola koyar ve yol almaya başlarsanız, yanmanız biter. Artık sevdiğinize ulaşmanın heyecanı başlar. İşte bu örnekte olduğu gibi kişi Rabbü’l-âlemine götürücü sıratı müstakime girdiği anda artık cehennemi söner.
Tüm amaç Allah’ın yarattığı fıtratla buluşmak ve Hakk’a doğru yol almaktır. Tüm anlatımlar bunun içindir. İnsan fıtrat üzere yaratılmış, esmalarla yoğrulmuş bir hamurdur. Zikir, bu hamuru diri tutar; iman ve amel ise şekil verir. Her karşılaşma bir sınavdır, her imtihan iddianın ispatıdır. “İman ettik” demekle bırakılmayıp, imtihan edilmek bu yüzden kaçınılmazdır. (Ankebut 29/2)
İçsel cehennemin sönmesi, sıratı müstakime girmektir. O halde vesveseden yılmayalım, sınavlardan kaçmayalım, fıtratımıza sarılalım. Rehberimiz şudur: Hamurumuzu fıtrat üzere koruyalım, zikrimizi ölçülü yapalım, sınavlarımızda sabredelim ve Allah’a doğru yol alalım.