182) RUH VE BEYİN İLİŞKİSİ

Dön kalbine dal içine… İnsan kendi hakikatini bulmak istiyorsa, dışarıya değil içine dönmelidir. Kalp, Rabb’in insana yerleştirdiği bir sır hazinesidir. Oraya indikçe insan, özündeki ruhun güzelliklerine ulaşılır. Kalbine dönmek, hakikate açılan ilk kapıdır. Bu dönüş aynı zamanda dışarıda aradığın huzuru içeride bulmak demektir.

İnsanın hakikati, dışarıda gördüğü manzaralarda değil, kalbin derinliklerinde gizlidir. Kalp, ruhun aynasıdır. Kalbine dönmeyen, kendini bulamaz. Kalbine dönmek; fenânın yani nefsin gölgelerinden geçip bekânın yani Rabb’in nuruna kavuşmaktır. Çünkü kalp, Allah’ın nazar ettiği yerdir.

İnsanın asıl yolculuğu dışarıda değil, içindedir. Kalbe dönmek demek, Allah’ın insana üflediği ruhun nuruyla buluşmak demektir. Kalp, Rabb’in nazargâhıdır. Dışarıda aradığımız huzur, içeride gizlidir. “Kalpler ancak Allah’ın zikriyle huzur bulur” (Ra’d, 13/28) ayeti de bu hakikati işaret eder.

Ruh uçtu mu, ilk helak olan organ beyindir be dostum. Ruh bedenden ayrıldığı an, en önce beyin işlevsiz hâle gelir. Bu da bize gösterir ki asıl hayatın taşıyıcısı ruhtur. Beynin ölümü, ruhun ayrılışının bir sonucudur. Beyin bir cihaz, ruh ise o cihazı çalıştıran ilahî nefestir. Ruh çekildiğinde cihaz durur. Ruh çekildi mi, tüm sistem durur. Böylece insan, hayatın kaynağının ruh olduğunu kavrar. Beynin ve bedenin devamı ruhun varlığına bağlıdır.

Beyin, ruhun işaretlerini gene de ruhun üzerinde kayda yapan bir alet gibidir. Ve gerektiğinde ruhtaki kaydı çekip alan bir cihaz gibidir. Ruhun yerleşim alanı ise, göğüs kafesidir. Oradan tüm bedeni kuşatıp ayakta tutar.

Ruh gidince, artık kayıt defteri kapanır. Zira ruha kayıt eden cihaz artık ruhtan komuş ve işlevsiz kalmıştır. Bu da beynin fenâsının işaretidir: Ruh çekildiğinde beden yok olur ama bekâ ile ruh, dünyadan edindiği kayıtlarla yolculuğunu sürdürür.

Hani beyin tanrın (!) idi. Öldü ve yok olmaya mahkum oldu. Günümüzde bilimsel alandaki çalışmalar yapan insanlık, ruhun varlığını red ederek beyni öylesine yüceltti ki neredeyse ilahlaştırdı. Oysa beyin yaratılmış bir uzuvdan ibarettir. Onu “tanrı” gibi görmek, aslında bir put inşasıdır. Hakikatte yöneten, aklı da besleyen ruhun derin nurudur.

Modern çağda insanın beyni yüceltilerek “beyin her şeydir” diye ilahlaştırma eğilimi vardır. Oysa bu bir yanılsamadır. Beyin yaratılmıştır; tanrı değil bir araçtır. İnsanın gerçek varlık alanı kendi beyni değil, beyni yönlendiren ruhudur. “Tanrın” diye kutsadığın şey aslında senin bedenine hizmet eden bir cihazdır.

Bırak artık bu ayakları be dostum. Dünyevî aldanışları ve bencillik putlarını bırak. Kendine, aklına, bedenine yüklediğin tanrısallığı bırak ve özüne dön. Çünkü bunların hepsi seni kendine hapsetmiş zincirlerdir.

Dostum, asıl özgürlük ruhunun çağrısına kulak vermektir. İnsan, aklın ve bedenin oyuncağı olmaktan çıkıp ruhunun rehberliğine girince maksuduna kavuşur. Evet ruhunun çağrısına kulak ver. Çünkü ruh, seni bekânın ebedi sahasına davet eder.

Aracın içinde şoför veya yönlendiren bir zeka yoksa, araç bilinçli olarak yürümez be kardeşim. Beden bir araçtır, ruh ise şoförüdür. Beyin bu aracın motorudur ama direksiyon ruhun elindedir. Şoförsüz araç nasıl bir yerlere çarpıp savrulursa, ruhsuz beden de öylece savrulur ve yok olmaya mahkum olur. İnsanın yönünü bulan şey sadece beyin değil, beyne ilham veren ruhtur.

Bu örnek, insanın hayatını ruhun bilinciyle yönlendirmesi gerektiğini gösterir. Zira şoförsüz araç savrulur, ruhsuz beden de öylece dağılır. Fenâ yolcusu, bedenin bir araç olduğunu anlar; bekâ yolcusu ise, şoförün Rabb’in nefesiyle sürmekte olduğunu fark eder. Yön, ruhla bulunur. Beyin sadece direksiyonun mekanizmasıdır; asıl direksiyona oturan ruhtur.

Çağımızın en büyük yanılgısı aklı ve beyni yüceltip maneviyatı hiçe saymaktır. Beyin yaratılmış bir uzuvdur; ilahî kudretin bir eseridir. Onu yüceltmek, aslında gölgeyi asıl zannetmek gibi bir hatadır. İlim, beyinle değil, beyne ilham veren ruhla derinleşir. Beynin putlaştırılması insanı hakikatten uzaklaştırır.

Ruh gidince, beyin bir et parçasından ibaret kalır. Ruh varken bile, ruhun yönlendirmesi olmadan beyin doğru yolu bulamaz. Hakikat, ruhun nurunda saklıdır. Beyin olmadan ruh yaşar ama ruh olmadan beyin bir et parçasından ibarettir. İnsan hakikati unuttuğunda, yaratılmış bir aracı yaratıcı yerine koyar. İnsan beyni; ruhun işlev kazanması için verilen bir nimettir. Araçtan maksat yol almaktır; araca bağlanmak değil.

Beyin, ruhun emirlerini bedenin alanına aktaran ve bu dünyadaki amellerini de ruha devreden bir alettir. Ancak asıl gayeye hizmet ettiği sürece anlamlıdır. Aracı ilahlaştırmak, hakikati kaybetmektir.

Fenâ, bu putu kırmaktır; bekâ, aracı asıl gayeye hizmet ettirmektir. Araç kutsallaştırılmaz, onunla yol alınır. Asıl olan, ruhun ilahi nefesiyle yürümektir. Araçla meşgul olup gayeyi unutursan, yolun kaybolur.

İşlemler beyinle değil, beyni yönlendiren ruh ile gerçekleşir. Tüm algılar, hisler ve derin idrakler ruhun işleyişiyle gerçekleşir. Beyin bu işleyişin sahnesidir. Ruh olmadan beyin sadece bir et yığınıdır. Gerçek ilim, ruhun yönlendirdiği idrakle açılır. İnsanın esas sermayesi ruhuna devrettikleridir. Beyin, ruhun emirlerini yerine getiren bir cihazdır; işlemin aslı ruhtadır.

Ruh, Rabb’in “kün” emrinden üflenen bir sırdır. Asıl merkez odur. İnsan, ruhunun derinliğine inmedikçe sadece beynin mekanikliğiyle oyalanır. Bu yüzden ayet şöyle der: “Sana ruhtan sorarlar. De ki: Ruh, Rabbimin emrindendir” (İsrâ, 17/85).

Fenâ, insanın bencillik iddiasından sıyrılmasıdır; bekâ ise Allah’ın nuruyla baki kılınmasıdır. Ruh, fenâ ile bedenin ağırlığından kurtulur; bekâ ile Rabb’in nurunda seyreder. Beyni tanrılaştıranlar, fenânın idrakini bile yaşamadan kaybolurlar. Kalbine dönenler ise fenâdan geçip bekâya erer.

Ruhun şoförlüğünü fark eden, beden aracının değerini anlar. Beyni putlaştırmayan, ruhunun derinliğinde Rabb’in tecellilerini görür. Fenâda kendi varlığını yok bilen, bekâda Rabb’in varlığıyla diri olur.

Kalbine dön, dışsal gürültüyü sustur; çünkü kalp Rabb’in nazargâhıdır. Zikirle ruhunu dirilt; zikirsiz kalp, susuz toprak gibidir. Aklını kalbine indir; çünkü akıl imanla birleştiğinde nurlanır. Beyni putlaştırma, onu ruhun aracına hizmet ettir. Fenâdan geç, bekâya ulaş; yani benliğini bırak, Rabb’in nuruyla baki ol.

Kalbine dön ve her gün bir vakit susarak içine bak. Orada seni çağıran hakikati fark et. Zikirle ruhunu besle; çünkü zikir, kalbin kapısını açan anahtardır. Aklını putlaştırma, onu kalbin hizmetine indir. Çünkü akıl, ruhun rehberliğiyle nurlanır. Bedenini bir araç bil, ruhunu ise ilahi nefesin sahibi olarak tanı. Ölüm hakikatini düşün: Ruh gidince beyin durur, ama ruh yolculuğuna devam eder.

Ruh, Allah’ın “kün” emrinin bir tecellisidir. İnsan, ruhunu tanımadıkça bedenin esaretinde kalır. Kalbe dönmek, Allah’ın nurunu seyretmektir. Beyni tanrılaştıran anlayış, aslında modern çağın putperestliğidir. Oysa tasavvuf yolcuları bilir ki, kalbin açılmasıyla ruh tecelli eder, ruh tecelli edince de insan kendi hakikatini idrak eder.

İnsan ruhunu kaybederse, her şeyini kaybeder. Çünkü ruh gidince beyin ölür, akıl söner, beden toprağa döner. Ama ruh Allah’a bağlı kalırsa, ebedi hayat başlar. İşte o zaman insan, “ölmeden önce ölünüz” hakikatini hisseder.

Yorum yapın