Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz, İslâm’ı yani Allah’ın teslim oluş sistem ve düzenini hakkıyla anlatmıştır. Bu bakımdan “İslâm” ismi bize tek başına yeterlidir. Tasavvuf, ilmihal, kelam, matematik, sosyal ilimler veya fen gibi sahalar, hep bu sistem ve düzenin içinde insanların ihtisas alanları olarak şekillenmiştir. Nasıl ki tıp tek bir ilimdir ama içinde dallara ayrılarak insanın farklı rahatsızlıklarında tedavi alanları ortaya çıkmışsa ve tümü bir arada iken kişinin sağlıklı yaşamı mümkün oluyorsa, İslâm da aynen böyledir.
İslâm’ın zahirî hükümlerini herkes öğrenebilir; kolayca anlaşılabilecek yönleri vardır. Ancak insanların çoğu İslâm’ın kişideki mana yönünü tam bilmediğinden veya uygulamada zorluk çektiğinden, bazen de tek başına yol göstericisiz ilerleyemediğinden dolayı içsel yolculukta güçlük yaşar. İşte bu noktada nefis terbiyesi ve kalp tezkiyesiyle uğraşanlar, tasavvuf adını verdikleri bir ihtisas alanı açmışlardır. Tasavvuf, kişinin yaşam felsefesini ilahî ölçülere göre şekillendiren disiplindir.
Ne yazık ki günümüz insanlarının birçoğu, bırakın psikolojisinin bozuk olmasını, yaşam felsefesini dahi kaybetmiştir. Allah’ın sistem ve düzeniyle bakmayı beceremeyen kişi, gerekli hayat standartını elde edemez. Bu eksiklik sebebiyle ya sürekli başkalarının dedikodusu ile ömür tüketir ya da inkâra saparak kendisini tatmin etmeye çalışır. Rabbimiz buyurur: “Şüphesiz ki nefis daima kötülüğü emreder. Ancak Rabbimin merhamet ettiği müstesna.” (Yûsuf, 12/53)
Tabi ki her ilim dalında olduğu gibi, insanları sömürenler tasavvuf adı altında da çıkmıştır. Bu sebeple mü’min uyanık ve ferasetli olmalıdır ki, kimse onu hiçbir alanda kandırıp sömürmesin. Zira Allah Teâlâ’nın buyurduğu üzere: “Kulları içinde Allah’tan ancak alim olanlar (derin kavrayış sahibi olanlar) korkar.” (Fâtır, 35/28). Demek ki gerçek ilim, kişiyi Allah’a karşı saygı ve huşûya götürmelidir.
Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz de şöyle buyurmuştur: “Müminin ferasetinden sakının, zira o Allah’ın nuruyla bakar.” (Tirmizî, Tefsîr 15). Gerçek feraset, kalbi Allah’a bağlayan basirettir.
Velhasıl… İslâm ismi bize yetip artar. Onu gönlümüze tam anlamıyla yerleştirdiğimizde, tasavvuf da, ilmihal de, ilimlerin tüm dalları da kendi yerini bulur. Mühim olan, bu ilimlerin hepsini Allah’ın teslimiyet sistemi içinde görmektir. Rabbimiz kalplerimizi din üzere sabit eylesin. Bihürmeti Fâtiha, İhlâs ve Yâsîn…