151) İNDİRİLMİŞ DİN VE UYDURULMUŞ DİN ALDATMACASI

İman ehlini, dini İslâm-ı Mübîn’in uygulama alanında şüpheye düşürüp yönelişten alıkoymanın yeni modası… Unutmayalım ki; şeytan bazen kılıçla gelir, bazen tesbihle. Tesbihle geldiğinde uyanık ol, çünkü orada hile gizlidir.

Hak yolun yolcusunu şüpheye düşürmek, şeytanın en eski oyunudur. İnsan kalbine düşen vesvese, “acaba” ile başlar ve sonunda teslimiyeti zayıflatır. Oysa iman, kalpteki itminandır. Yüce Allah buyurur: “Şüphesiz ki bu Kur’an en doğru yola iletir.” (İsrâ, 9) Mümin, şüpheye düşmektense Kur’an’ın rehberliğine sarılmalıdır.

Müslüman, modaların ve yeni akımların etkisine kapılmamalı, Allah’ın apaçık dinine sımsıkı sarılmalıdır. Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz buyurmuştur: “Size iki şey bırakıyorum; onlara sarıldığınız sürece asla sapıtmazsınız: Allah’ın kitabı ve benim sünnetim.” Bu, yolumuzu aydınlatan en büyük rehberdir.

Hakikatin üzerine toz kondurmak isteyen çoktur. Ama rüzgâr ne kadar esse de güneşi söndüremez. Güneşe değil, toza bakan perdelenir.

Şeytani güçlerin, dini İslâm-ı Mübîn’in ruhundan ve yaşamından insanları uzaklaştırmak için başvurdukları, yani şeytanın sağdan yanaşmasının yeni yüzü…

Şeytan bazen haramı açıkça süsler, bazen de dini kavramları tersyüz ederek aldatır. Sağdan yanaşması, dini bir görüntü altında hakikatten uzaklaştırmasıdır. Allah Kur’an’da buyurur: “Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve çirkin şeyleri emreder; Allah ise size mağfiretini ve lütfunu vaat eder.” (Bakara, 268) İşte bu, sahte dindarlıkla kandırma yoludur.

Mümin, dini yaşayan bir ruh ve kalple kavramalıdır. Şekilcilik ve içi boş tartışmalar, dinin özünden uzaklaştırır. Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz: “Dinin kolay olduğunu bilin; onu zorlaştırmayın.” buyurarak dinin ruhunu hatırlatmıştır.

İndirilmiş din ve uydurulmuş din zırvalığını ortaya atıp, mütedeyyin insanları 1400 yıldır sürüp gelen İslâmî yaşam geleneğinden uzaklaştırma çalışmalarıdır.

İslâm, kıyamete kadar baki olan hakikat dinidir. Onu indirilmiş ve uydurulmuş diye ayırmaya çalışmak, aslında Allah’ın vaadine karşı şüphe tohumları ekmektir. Allah buyurur: “Bugün dininizi kemale erdirdim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı seçtim.” (Mâide, 3) Bu ayet, dini parçalamaya çalışan her anlayışı boşa çıkarır.

Mümin, sahih kaynaklara ve ümmetin ittifak ettiği sünnet yoluna sarılmalıdır. Bir hadiste şöyle buyrulmuştur: “Ümmetim dalalet üzere birleşmez.” Bu, ümmetin asırlardır sürdürdüğü hak yolun güvenilirliğini gösterir.

Hak yol, baştan beri tektir; yamuk yollar çoktur. Yamuk yol yeni süslerle ortaya çıkar, ama sonunda çıkmaz sokaktır. Tohum nereye düşerse oradan filiz verir. Hak tohumunu gönle ekersen rahmet biter, fitne tohumunu ekersen zulmet çıkar.

Kur’an’daki ayetleri anlamlarından çarpıtarak, bu konuda zaten teslim olarak yaşayıp olayın ayet boyutunu incelemeyen ama yaşamsal olarak ayetlerle uyumlu halde yaşayan yetişkinleri, bilhassa fikir dünyasına yeni yeni gözünü açan gençliğin kafasına fitne tohumları ekip aslından uzaklaştırıp başıboş bırakıp kapanlarına kıstırma çalışmalarıdır.

Ayetleri çarpıtmak, kalpleri yoldan çıkarmanın en büyük tuzağıdır. Allah buyurur: “Kalplerinde eğrilik bulunanlar, fitne çıkarmak ve kendi görüşlerine göre yorumlamak için müteşabih ayetlerin peşine düşerler.” (Âl-i İmrân, 7) Gençliği hedef almaları da bundandır; çünkü gönülleri saf olanları kandırmak kolaydır.

Mümin, Kur’an’ın açıklamasını yine Kur’an’dan ve sahih sünnetten almalıdır. Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz: “Ümmetimden bir grup hak üzere olacak; onları terk edenler zarar görmeyecek.” buyurarak hak yolun daima korunacağını müjdelemiştir.

Misyoner faaliyetlerin bu ayağının amacını fark edemeyen gençliği kolaylıkla, yaşam alanını bilfiil uygulayan Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizin nur çeşmesinden uzaklaştırıp yetim bırakıp sinsice kapma faaliyetleridir.

Gençliği Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in nurundan uzaklaştırmak, aslında ümmeti köksüz bırakmaktır. Allah Resulü buyurur: “Benim sünnetime ve benden sonra gelen raşid halifelerin yoluna sarılın, ona sımsıkı tutunun.” Bu uyarı, sapmalara karşı gençliği koruyacak yegâne kalkandır.

Gençler, modern tuzaklara karşı bilinçli olmalı ve İslâm’ın yaşayan örneklerine bakmalıdır. Bir ayette şöyle buyrulur: “Andolsun ki, Resulullah sizin için güzel bir örnektir.” (Ahzab, 21) Bu, Resulullah’ın hayatını model almamız gerektiğini gösterir.

Hem insanları kuru ve duygusuz halde terk edilmiş hissiyatını verip onları azgın birer kurt haline çevirmektir.

İnsanı duygusuzlaştırmak, merhametten koparmak şeytanın yoludur. Oysa Allah şöyle buyurur: “Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiyâ, 107) Resulullah’ın rahmet yolu, kalpleri şefkatle doldurur; şefkatsiz bırakmak insanı vahşileştirir.

Müminin kalbi yumuşak olmalı, merhamet onun alameti olmalıdır. Bir hadiste buyrulur: “Merhamet etmeyene merhamet edilmez.” Kalpleri kurutan akımlar, mümini fıtratından uzaklaştırır.

Sonra Kur’an ayetlerini istedikleri yönde ve hatta ayetin içeriğiyle hiç ilişkisi olmayacak şekilde anlamlandırıp, boşlukta olan kişileri istedikleri yönde yönlendirme zırvalığıdır.

Kur’an’ı heva ve hevesle yorumlamak, Allah’ın kelamına iftiradır. Yüce Allah buyurur: “Kendi hevasına uyan kimseden daha sapık kim olabilir?” (Kasas, 50) Bu yanlış yorumlar, boşlukta olan gönülleri esir alır.

Mümin, Kur’an’ı kendi hevesiyle değil, Resulullah’ın ve sahabenin anlayışıyla anlamalıdır. Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz: “Kur’an’ı kendi görüşüyle tefsir eden hata etmiştir, isabet etse bile.” buyurarak bu tehlikeyi açıkça belirtmiştir.

Bilelim ki… Gençlik, nehir gibidir; önünü doğru setle tutmazsan her yana taşar. Hak set, Muhammedî sünnettir. Kalbi taş kesilen, yolunu şaşırır. Kalbi su gibi olan, her yere hayat verir. Kur’an’ı nefis diliyle okuyan şaşar; gönül diliyle okuyan Hakk’a varır.

Yorum yapın