104) ALLAH HERKESTEN RAZI MIDIR?

Allah razıdır sözü herkes için ve her fiil için söylenemez. Çünkü Allah’ın rızası sınırsızca dağıtılmış bir onay değildir; O’nun rızası, iman ve salih amelle elde edilir. Kur’ân buyurur: “Allah, mü’minlerden, mallarını ve canlarını cennet karşılığında satın almıştır…” (Tevbe, 111). Bu ayet açıkça gösteriyor ki rıza, belirli bir hayat tarzının neticesidir.

Allah razıdır demek, insanları robotlaştırma adımlarından bir adımdır. İnsanları cebriye mezhebine kaydırır ki, bu düşünce batıldır. Cebriye, “insanın hiçbir iradesi yoktur, her şey zorunludur” anlayışıyla kulun sorumluluğunu yok sayar. Oysa İslam’da irade vardır, insan seçer, tercih eder ve hesabını verir. Kur’ân: “Kim doğru yolu seçerse kendi lehine, kim de saparsa kendi aleyhinedir.” (İsrâ, 15).

Çünkü Allah, nimete erenlerin yolunda olan kişilerden razıdır. Şeytaniyetin yolunda olan kullarından da razı değildir. Allah’ın razı olduğu kimseler, Kur’ân’da tarif edilmiştir: “Kim Allah’a, Resûl’e itaat ederse işte onlar, Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, sıddıklar, şehidler ve salihlerle beraberdir.” (Nisâ, 69).

Eğer ki dünya yaşamı robotsal bir yaşantı olsaydı, elbette razı olurdu. Fakat insan irade sahibidir, imtihandadır. İmtihan olmazsa rıza ve gazap olmazdı.

Allah razıdır demek, yani senin şuurun ve yaşamın tümüyle nebiler, sıddıklar ve şehitlerin şuuru ve yaşamı gibi bir şuura ve yaşantıya bürünmüş ve sen, haramdan ateşten kaçıyor gibi kaçıyor hem o inanç ve amel üzerine dünyanı değiştirmişsin demektir. Bu hâl, Kur’ân’ın işaret ettiği rıza makamıdır: “Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. İşte bu, Rabbinden korkanlar içindir.” (Beyyine, 8).

Tüm dünyamız heva ve hevesler peşinde geçip giderken, Allah hiçte bizden razı olmaz. Çünkü heva ve heves, insanı haktan uzaklaştırır. “Hevasını ilah edinen kimseyi gördün mü?” (Câsiye, 23). Elimizi açıp iki dua etmekten üşeniyorsak, Allah razı değil demektir. Dua, kulluğun özü ve Allah’ın rızasına yaklaşma yoludur. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Dua ibadetin özüdür.” (Tirmizî, Deavât, 1).

Kul hakkına riayet etmiyorsak, Allah razı değildir demektir. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Kimin üzerinde bir kardeşinin hakkı varsa, dinar ve dirhem bulunmadan önce (ahirete kalmadan) helalleşsin.” (Buhârî, Mezâlim, 10).

Kalbimizde kibirden tek emare varsa, Allah razı değildir demektir. Hadiste: “Kalbinde zerre kadar kibir olan cennete giremez.” (Müslim, Îmân, 147).

Allah bizi temizlemek isterken, biz günahta israr ediyorsak, Allah razı değildir demektir. Kur’ân: “Allah tövbe edenleri sever, temizlenenleri sever.” (Bakara, 222). Günahı bırakmayan, rızadan uzaklaşır.

Öyle Allah razıdır deyip işin içinden sıyrılamayız. Çünkü rıza bir iddia değil, amel ve haldir. Hem sen razı oldun diye de Allah razı olmaz. Belki sen de hevana uygun olarak sana davrandığı için, sen razı olmuşsun. Oysaki Allahın kulda görmek istediği dileği bambaşkadır. Allah’ın muradı, kulun hevâsına değil, takvaya yönelmesidir. “Allah, ancak takva sahiplerinden kabul eder.” (Mâide, 27).

Olayın başka boyutu şu ki, zat makamından zevk seyrine dalanlar, üst perdeden rıza makamını elbette seyr ederler. Ama bunun fiiller aleminde olanlar için hiçbir geçerliliği yoktur. Tasavvufun işaret ettiği zevkî haller, kul için bağlayıcı ölçü olamaz. Şeriat dışı hiçbir “manevî hâl” rıza getirmez.

Hem zat makamındaki zevk seyrine eren kişi, bu halini asla izah edemez. Eğer ki birinden bu izah geliyorsa, ve bizde hiç irdelemeden alıp kullanırsak, bir çok insanın günahını üstlenmiş oluruz. Hakiki ârifler hâllerini gizler, sırlarını ifşa etmez. Açıklama iddiası, çoğu zaman nefsin tuzağıdır. Çünkü eğer Allah her fiilimize fiiller alemi hasebiyle razı olsaydı, peygamberler insanlarla hiçte mücadele etmezti. Peygamberlerin cihadı, Allah’ın her fiilden razı olmadığının delilidir. Kur’ân: “Sizden önce geçenler gibi, siz de cihad edin.” (Âl-i İmrân, 142).

Şimdi kendisini mana eri görenler, sizin bu dediğinizi peygamberimiz bunu bilmedi mi? Saldıran düşmana karşılık niye karşılık verdi? Çünkü Allah zalimden razı olmaz. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) savaş meydanında bile zulme değil, adalete çağırdı.

Allah razıdır deyip köşesine çekilmedi. İyiliği emret ve kötülükten muhafaza etti. “Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten sakındıran bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (Âl-i İmrân, 104).

Kullandığımız kelimenin nereye uzandığını görüp öylece kullanalım. Çünkü kelimeler akîdeyi yönlendirir. Dikkatsiz söz, batıl inanca kapı açar. Yoksa bir kelime ile tüm hayatımızı yakarız da kendimizi hala doğru yoldaymış sanırız. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu: “Kişi Allah’ın rızasını kazanacak bir sözü söyler de önemsemez, ama Allah o söz sebebiyle ona rızasını yazar. Yine kişi Allah’ın gazabını celbedecek bir söz söyler de önemsemez, ama o söz sebebiyle cehenneme yuvarlanır.” (Tirmizî, Zühd, 12).

Rıza, sözle elde edilmez; kalbin hâli, dilin zikri, amelin istikameti ile kazanılır. Allah’ın razı olması, kulun O’nun emirlerine yönelmesiyle mümkündür. Hakikat ehli bilir ki: “Sen Allah’tan razı ol ki, Allah da senden razı olsun.” (Hac, 38). Şimdi bize düşen, rıza iddiasında bulunmak değil; rızaya layık bir kulluk hâlini yaşamaktır.

Yorum yapın