138) KABZ VE BAST AMELİMİZE GÖRE ŞEKİLLENİR

Kabz ve bast halinden ne anlamak gerekir? Kabz ve bast halinde ne yapmak gerekiyor? Öncellikle konu hakkında fikir olması için şu ayete bakalım ve sonra üzerinde az tefekkür edelim: “Men że-lleżî yukridu(A)llâhe kardan hasenen feyudâ’ifehu lehu ad’âfen keśîra(ten)(c) va(A)llâhu yakbidu veyebsutu ve-ileyhi turce’ûn(e).”

Kim ki; memleketini terk etmeden, saldıran düşmanlara karşı, Allah’ın yolunu daha rahat yaşaması için korursa, bu uğurda malının ve canının bereketlenmesi gayesiyle, tüm her şeyinden geçerek Allah’a güzel bir veriş ile borç olarak verirse, ona kat kat karşılığını katlayarak iade ederiz. Allah; kişinin imkânlarını kısar da, kişinin üzerinde olduğu alanı açar da… Kesinlikle ona döndürüleceksiniz.” (Bakara, 2/245)

Bu ayet kabz (daralma) ve bast (genişleme) hallerinin doğrudan Allah’ın kudretiyle ilgili olduğunu gösterir. İnsan hayatında yaşadığı ruhî daralma da genişleme de, aslında Rabbin terbiye edici bir tecellisidir.

Mana erleri kabzı, kalbin daralması; bastı ise, kalbin genişleyip ferahlaması olarak tarif etmişlerdir. Ama bu hâller sadece psikolojik dalgalanmalar değildir; kul ile Rabb arasındaki bağın kuvvetlenmesi veya zayıflamasıyla alakalıdır.

Kabz ve bast olayını anlamak için bir örnek ile yazalım. Zira olay direkt yazıldığında, genelde konuyu anlamak havada kalır.

Elimizdeki telefonu düşünelim. İki yerden veriyi işlenip ekrana geliyor. Biri içindeki hafızadan, diğeri ise online olduğunda internetten inip ekrana yansır.

Telefonun kendi hafızası kısıtlı oluyor, ama internetten aldığı veri ise sınırsız oluyor. Telefondan internet kısıldığında cep telefonu çok sıkıcı olur ve ekrana bile bakmak istemezsin. Bir iki defa içindeki dosyalara bakar ve kenara atarsın. Ama internet bağlı olduğunda, sürekli yeni yeni bilgilerle sörf yaparsın ve sıkılma da olmayacaktır.

Bu örnek, insanın kendi sınırlı aklıyla ve kalbiyle yaptığı üretimlerin kabz hâline benzemesidir. Fakat Rabb ile bağlantı açıldığında, bast hâli gerçekleşir. Yani ilahî feyiz, sınırsız bir veri akışı gibidir.

İşte bu örnek gibi bizim iki türlü veri ağımız vardır. Biri özgü rububiyet alanımızdır. Diğeri ise, sonsuz ve sınırsız olan Rabbü’l-âlemîn ile senkronize halimizdir.

Rububiyet alanı, kulun kendisine verilen imkân ve kabiliyetlerdir. Rabbü’l-âlemîn ile senkronize olmak ise, kulun kalbinin Hakk’a açılıp ilahî tecellileri doğrudan almasıdır. İşte bast, bu ikinci hâlde gerçekleşir.

Verdiğimiz örnekten yola çıkarak, bizde var olan sonsuz ve sınırsız bağlantıyı Allah kıstığı an, kabz hali oluşuyor. Veriyi açtığı an ise, bast hali oluşuyor.

Demek ki kabz bir ilahî terbiye, bast ise bir ilahî ikramdır. Kul kabzda sabretmeli, bastta şükretmelidir. Çünkü her iki hâl de kulun olgunlaşması için birer vesiledir.

Başta yazdığımız ayete baktığımızda, Allah’a borç vermekten bahsediyor. Allah’a borç verdikçe, Rabbü’l-âlemîn olan Allah bizim ruhumuz üzerinde bast yapıyor, vermediğimizde ise, kabz yapıyor.

“Allah’a borç vermek” ifadesi, kulun yaptığı salih ameller, sadakalar, infaklar ve hizmetlerdir. Bunlar arttıkça bast hâli artar. Ameller terk edilirse, kabz hâli bir ikaz olarak gelir.

Bunun örneğini de telefon üzerinden vereyim. Örneğin telefon operatörüne bir miktar para yatırıp 20 GB aldığımızda, telefon bast halini yaşıyor ve interneti bitince ise tekrar kabz oluyor. Tekrar TL yükleyip yani operatöre borç para verip telefona internet yükleriz ve internete kavuşuruz.

Bu benzetme, amel ve ibadetin bast hâlini açtığını çok güzel anlatır. Kul ibadetle manevî internetine bağlanır; gaflete düşerse bağlantısı kesilir.

İşte bu örnek gibi yaptığımız çalışmalarla Allah’a borç veririz. Allah bizi bast yapıyor. Çalışma olmadığında ise, kabz oluyor. Yani Allah diyor: “Ey kulum kalk çalış ki bast yapayım.”

Sonuç olarak kabz ve bast hâlleri, kulun Rabbine olan yönelişiyle doğrudan ilgilidir. Amellerimizle, zikrimizle ve ihlasımızla bast kapısı açılır; gaflet ve tembellikle kabz hâli gelir. İkisi de kulun eğitimidir.


Kabz da bast da Rahman’ın terbiyesidir. Kul kabzda sabretmeyi, bastta şükretmeyi öğrenirse, her iki hâli de kendi kemâline vesile kılar. Çünkü aslında kabz da bast da Hakk’ın elindedir: “Darlık veren de bolluk veren de Allah’tır.” (Bakara, 2/245). İş o ki gerekli olan yönelimimizi yapalım ve akabinde teslim olalım.

Yorum yapın