444) CELÂL VE CEMÂL ARASINDA DUA

Sana doğru gelirken, elbette güçlükler ve sedler önümüze çıkacaktır. Yolun tabiatında bu var; çünkü Sen’e yürümek, düz, pürüzsüz, engelsiz bir yol değildir.

Sana yürüdükçe, kendi nefsimizin karanlıklarıyla da yüzleşiriz, dış dünyanın sedleriyle de karşılaşırız. Bu yüzden biliyorum ki, Sana doğru gelmenin bedeli, imtihanlardan, zikzaklardan, inişlerden ve çıkışlardan geçmektir.

Elbette uzun uzadıya yürürken hatalarımız ve tespitlerimiz olacaktır. Bazen doğruyu yakaladığımızı zannederiz, sonra anlarız ki eksik kalmışız. Bazen yanlış yaptığımızı fark ederiz, o yanlış bizi daha sahih bir idrake taşır. Hatalarımızın da, isabetlerimizin de Sen’in terbiyenin içinde olduğunu unutmamalıyız.

Biliyorum ki, ben yanıldıkça Sen bana yanlışı gösteren Rabb’sin; ben isabet ettikçe de, isabetimi kendimden değil, lütfundan bilmemi isteyen Rabb’sin.

Elbette haşinliğimiz ve yol tanımamazlığımız nedeniyle sarpa sardığımız olmuştur ve olacaktır. Nice defa “biliyorum” diyerek yürüdüğüm halde, bilmediğimi o sarpa sardığım yerde anladım.

İçimdeki haşin taraf, yolu zorlaştıran en büyük perdedir; bunu da biliyorum. Nefsim “ben anladım” demeyi seviyor, ama hakikat “Sen öğretmedikçe ben hiçbir şey anlayamam” diyor. İşte tam bu noktada, içimden şöyle niyaz ediyorum:

Ne olur ya Rabbi… Celâlinle hatalarımı bana göre olan tek anda yakıp yok eyle ve cemâlinle kendine göre olan anda beni sarmala. Ben zamanı parça parça yaşıyorum, ama Sen hem geçmişimi hem geleceğimi bir anda kuşatıyorsun.

Bir anlık samimi bir tevbe ile dünümü de, bugünümü de Senin celâline teslim etmek istiyorum. Aynı anda cemâlinle de beni sarıp sarmalamanı, gönlümü merhametinle teskin etmeni diliyorum. Celâlsiz temizlenemeyeceğimi, cemâlsiz dayanamayacağımı biliyorum.

Bizleri hiç yalnız bırakma ya Rabbi… Dışarıdan bakıldığında kalabalıkların içindeyiz ama hakikatte yalnız kalmak, Sen’in nazarından uzak kalmaktır. İnsanların anlamadığı yerde, Sen’in bildiğini biliyorum.

Dillerin sustuğu yerde, Sen’in kalbime fısıldadığını biliyorum. Ne olur, bizi insanların kalabalığından değil, Sen’in yardımından mahrum olmaktan korkan kullarından eyle.

Ne olur ya Rabbel Âlemin… Önümüze çıkan güçlükleri, kuvvetinle bizi destekleyerek aşmamızı nasip eyle. Kendi gücümle bir adım atamayacağımı, Sen kuvvet vermeden hiçbir seddi aşamayacağımı biliyorum.

Güçlüklerin karşısında yılgınlığa düşmemeyi, “Bu engeli bana Sen gönderdin; o hâlde içinde bir hayır saklıdır.” diyebilmeyi bana nasip eyle. Beni, imtihanın diliyle konuşan olayları okuyabilen bir kalple rızıklandır.

Önümüze çıkan sedleri ise, ya ardında baraj gibi su olup dolup üzerinden akmayı veya celâlinle o sedd-i tarumar edip yolunca akmayı bize nasip eyle. Bazı sedlerin önünde sabırla dolmayı, olgunlaşmayı, pişmeyi; bazı sedlerin karşısında ise Sen’in izninle kıyam edip yürümeyi öğret bana.

Hangi engelde beklemem gerektiğini, hangi engelde yürüyecek cesareti kuşanmam gerektiğini, Sen’in işaretinle fark edebilmek istiyorum. Dolmam gereken yerde acele etmeyeyim, yürümem gereken yerde korkuya teslim olmayayım.

Sen kullarını gözetensin. Kalplerimizin en gizli niyetini, dillerimiz söylemeden önce bilen Sensin. İçimizdeki kırıkları, kimse fark etmese bile Sen biliyorsun.

Bazen dilim dua etmeyi bile beceremiyor; cümleler darmadağın oluyor, kelimeler yetersiz kalıyor. Ama biliyorum ki, kelimelerim eksik kalsa da, niyetimi tam işiten bir Rabb’im var. Ne olur ya Rabbi, kelimelerimin kifayetsizliğini, niyetimin samimiyetiyle tamamla; eksik duamı, Sen’in rahmetinin kemaliyle ikmal eyle.

Sana doğru gelirken önümüze çıkan her güçlüğü, her seddi, her hatayı ve her tespiti, Sen’in terbiyenin bir parçası olarak görebilmeyi nasip eyle. Bize, yolda kalmaktan değil, Sen’den uzak kalmaktan korkmayı öğret.

Celâlinle nefsimizi yak, cemâlinle ruhumuzu sar; bizi, hiçbir anında Sensiz kalmayan kullarından eyle. Kalbimiz Seninle olsun, yolumuz Seninle olsun, son nefesimiz Senin rızana kavuşmak olsun. Amin ya Rabbi, amin.