NAKKAŞ SÖZLER (1-250)

1) Burağın yoksa nasıl miracı düşünürsün? Miracı yaşamadan nasıl kendi nefsinle ve nefsinin sahibiyle buluşursun? İşte bu eserde miraca götüren ipuçlarını bulacaksın…

2) Allah sana senden yakındır. Besmele de Allah ismi ile işaret edilen Zat idrak edilmezse göz, serap gibi sağda, solda, aşağıda, yukarıda, dışında, içinde veya daha başka yerlerde onu arar durur. Bu idrak ise ancak zikirle olur.

3) İlah, tanrı, God, Xwudê, İl, Nirvana, Çalab gibi isimler ise, tarih boyunca insanların; sırrını çözemediği ve kendilerinde aşkın güç gördüklerine yöneltilerek taktıkları isimlerdir. Allah ismi ise, her dilde aynıdır, mutlak ilahın değişmez adıdır ve mutlak Zat’ın kendsini yarattıklarına tanıtmak için; kendisine seçtiği has isimdir.

4) Mutlak güç sahibi sadece Allah olduğu için, yegâne yönelim alanı sadece O’dur. Benim ve senin adın diğer dillerde değişmediği gibi, Rabbin adı da diğer dillerde değişmez ve Allah’tır. Dolayısıyla İlah, tanrı, God, Xwudê, İl, Nirvana, Çalab gibi isimlerle de işaret edilen de ancak Allah’tır. Zira ondan gayrı; mutlak vacibü’l-vücut olarak güç ve kudret sahibi olan yoktur.

5) İslam’ın ilk emri “La ilahe illallah”, yani “Allah yanı sıra herhangi bir ilah mevcut değildir.” O münezzehtir… Her yer Allah’ın ilminde… Hatta hatta yer ve yersiz… Çünkü varlığın içinde yer aldığı ortam dahi, varlığını O’nun nurundan almış ve cihetsiz olarak yaratılmıştır.

6) Allah’a inan ve gereğini yaşa ki mutlu olasın.

7) Sadece Allah de ki imanın tadını alasın. Kişi, Allah yanı sıra hiçbir tanrının var olamayacağına, yegâne ulûhiyet sahibi olarak sadece ve sadece Allah’ın var olduğuna inanıp hayat pusulasını öylece kurmadıkça imanın tadını alamaz.

8) Kişi ancak Allah’la beraber yaratılmışlar arasından başka herhangi bir ilahın olamayacağına inanıp gereğine göre yaşarsa, dünyada ve ölümden sonra karşılaşacağı safhalarda tüm stres ve sıkıntıdan kurtulur. Çünkü hedefini bulmuş ve arızi duygulardan halâs olmuştur.

9) Allah ismi çok özel bir isimdir. Allah ismi şerifi, bizim O’nu daha iyi tanımamız için bizzat kendi tarafından kendisine verilen özel isimdir.

10) Ey nefsim… Aşk aşk deyip elindeki oyuncaklarla oyalanma çocuklar gibi.

11) Aşkı geç ve rahmani huşuya var. Aşkı bir geçebilsek… işte o zaman derunun nasıl açılıp saçıldığını seyrederiz.

12) Aşkın sonsuzluğa olsun ki huşuyu bulasın. O aşk ki sonu bedensel tatmindir, yok olmaya mahkûmdur. Onda kavga, gürültü bitmez. O aşk ki vahdete yönelir… Ondadır ülfet, sonsuz muhabbet.

13) Arşın arşı gönlündedir, uyan ey uykucu. Asıl hayat ötelerdedir, “arş-ı âlâ”nın üzerindedir ki tüm bunlar sendedir. Hakka giden yol gönülden başlar, gönüller birleşir, mesafeyi taşlar. Tüm ufukları serap gibi aşar, sonra da hayatını yaşar. Bil ki her şey yerli yerindedir.

14) İlim çalışmasında öze yönelip huşuya ermekte yetersiz kalındığı görüldüğünde, en iyisi aşk-ı ilahi ile çocuklar gibi oyalansın da, bari şirkten uzak kalınsın, denildi tarihteki birçok zevat tarafından… Oysaki esas amaç ve gaye hem son hedef; ilahi huşu ve daimi huzurdu.

15) Hisseden, yaşam tarzını saptırmaz. Bazısı anlatıyor kulaktan dolma derin manalı sözleri… Lakin “Hissetin mi?” dersen, işte o anda susar. Öylece boşluk hissinde yaşamaya devam eder.

16) Allah’a iman etmek en büyük sermayedir. Gayrı imanlar temelsiz bina gibidir. O anda işinin olduğunu görürsün. Sonra da yıkıntıyı seyreder ve altında kaldığını fark edersin. Evet, Allah iman edenler ile beraberdir. İmanın içeriği hiç fark etmez. Yeter ki iman et, dünyevi maksadına mutlaka ulaşırsın. Lakin uhrevi maksadına ancak Allah’a iman ile ulaşırsın.

17) Aman ha, duyguların aklının önüne geçmesin. Aman ha, aynaya sırtını dönmeyesin. Aman ha, emmarenin çekişmesine kapılmayasın. Aman ha, kabuğuna gerisin geri çekilmeyesin.

18) Ayet der ki; kalpler Allah zikri ile huzur bulur. İşte huzurun gelmesi için sendeki kirlerin temizlenmesi gerekir. Temizlik oldukça, bu olay kişiye yanma olarak geri dönüşüm yapar.

19) Mutlak İlah, Melik ve Rab sadece Allah’tır diyenler; bu düşünceyi dünyaya taşıyanlar ve öylece yaşayanlar en bahtiyar olan kullardır.

20) Yolun hakka vara. Tüm temennimiz birlik içinde diri olalım… Diri olarak dünyada kimsenin buyruğu altında kalmadan, özgürce Allah’a doğru yol alalım. Çünkü bize Allah’a ulaşmanın dışında yarayacak hiçbir şey olmayacaktır.

21) Anını yaşayan mutluluğu bulur. Geçmişe takılıp umutsuzluğa dadanan anını yaşayamaz ki… Hem geleceğe heveslenip onlarca ömrün yetmediği planlar yapmak hiçbir şey katmaz ki… Ne geçmişin takıntısı ne de geleceğin sevdası… Taa özün derinliğinden bize uzanan hakkın eli ile halka halka, halka sarılalım. İşte o an, mutluluğu tadarız.

22) Acaba mesele neydi? Ne oldu da Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Mekke’de hep dışlandı. O’na delirmiş dediler. Evet, evet ciddi diyorum, neydi mesele? Acaba ne diyordu? Bunun anlaşılması çok önemlidir.

23) Özgür olacaksın. Bağımsız olacaksın. Verdiğin kararı kimsenin değiştirmesine izin vermeyeceksin. Ayet der ya; karar verdin mi Allah’a güven ve yolunda sebat et. Bilinçli olup özgürce karar verenin destekçisi bizzat Allah’tır.

24) Arapçanın insani mutlak dil olduğu ve insanın ruhi şivesinin bu şive olduğu, insana lazım olan tüm kavramların bu dilde olduğu, dolayısıyla insan için kendisini mutlak olarak tanımak ve tanımlamak için bu dile muhtaç olduğu, dolayısıyla Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin de bu dille gelip mutlak hakikati bu dille sunduğu, Hz. İsmail’in, bu dilin Fesih lehçesini tümüyle tekellüm etmesi için Mekke’ye bırakıldığı, öylece çok sonraki kuşakta doğan Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin lisanının mutlak fasih Arapça olarak zuhur edeceği, insanlığa da bu lisanla ilahi vahyi mükemmel olarak sunduğu hakikati gün gibi ortadadır…

25) Güneş durdukça aydan yansıyan ışık gözükmez. Ay zannetmesin ki; güneş batmadan ışığını yansıtacağı bir yer bulsun veya güneş zatında tam kararırsa ay ışık verebilsin. Güneş imanı temsil eder. İman güneş gibidir. Akıl ay gibidir. İmanla donanan akıl asla bitmez. Güneş kaybolursa aydan yansıması devam eder.

26) Affettiğinde ruhun güçlenecek. Ruhun güçlendikçe bilenecek. Bilendikçe yükselecek. Yükseldikçe Allah Allah diye inleyecek.

27) Her şey Allah ile kaimdir. Allah, tüm âlemlerden ganidir. Her ne kadar her şey, O’nun isimlerinin manaları sonucu oluşan bileşke ile bir tutam nurun üzerindeki şulelerde yapılan dokuma sonucu ortaya çıkan nakışlarla oluşuyorsa da, O bütün bu âlemleri yarattığı gibi, bu âlemler gibi sayısını bilemeyeceğimiz kadar âlemleri de yaratır ki, tüm bu âlemlerden de gani olur.

28) Bir ateist demiş ki: “Tanrıya inanmam.” Ama bir şeyi gözden kaçırır; çünkü neye inanmadığını daha kendisi bile çözmüş değil. İnanmadığı, eğer dışsallık veya içsellik üzerine bina edilen ve kendisine sunumlar yapan bir tanrıysa, Hz. İbrahim aleyhisselam binlerce yıl önceden böyle bir tanrılığın var olamayacağını aklıyla keşfetti. Sevginin, ilmin, kudretin, hayatın ve algılamanın kendisinden kendisine yansıyan ve her bir kelimenin sahibi olan, mutlak var olan vacib-ül vücudu keşfetti ve veçhini ona çevirdi. Ona derken dikkat! “Zamansız ve mekânsız”…

29) Sonsuzun yanında sonlu ne ifade eder? Bir hiç… Dolayısıyla Allah her şeyden münezzehtir. Ama her şeyde O’nunla kaim ve ayaktadır.

30) Ayık olalım… İnsani yaşantımız, yüz yirmi günlük iken anne karnında başlayıp sonsuza kadar sürecektir. Hep mutlu yaşamak için, her an doğan yeni yüz yirminci günü güzellik üzerine yazıp, bilfiil ayık olmak zorundayız.

31) Olay; kişinin “Ey Allah’ın Resulü, seni seviyorum” demesi değil, aksine Allah Resulünün bildirdikleriyle amel etmesidir.

32) Allah sevdası ile uyan ey dost… Allah sevdası ile uyanan kişinin yönelişi son bulamaz ebeden… Aradaki inilti ve çıkıntılar ise, ses dalgasını sana ulaştıran taşıyıcı havanın yaptığı tepe çukurdan başka olamaz. Atılan ok, yayın çekim gücü oranında yukarı çıkıp düşer. Ama atmosferi geçen uydu artık düşmez. İnsani sevdaya örnek oktaki gerilim ise, ilahi sevdaya örnek, atılan uydu gibi atmosferi delip geçen fenafillâh yolculuğudur. Allah’ta fena bulan insanın kalbi muhabbetleri, derununa yol bulur. Allah da fena bulamayan ise, güme gider. Allah kalbimizi nimete erenlerin kalbi gibi, yolunda sabit kılsın.

33) Her ayet her yönüyle yürürlüktedir. Her ayetin ve hadisin batıni manası, yani matla’ manası elbet vardır. Ama unutmayalım, zahiri manası da gerçek olarak mevcuttur. Örneğin, bazı kişiler kurbanı sadece hacca gidenin keseceğini söyler. Veya kurbandan kastın sadece benliği kurban etmek olduğunu anlar. Hac, hicretin 9. yılında farz olmasına rağmen, Allah Resûlü Medine’de her yıl bildiğimiz hayvanı, yani kurbanı kesmiştir. Benliğin büründüğü bencilliğin kurban edilmesi olan manevi kurban ise, Efendimiz’de hiç ego olmadı ki kurban etsin. İşte matla’ manası bambaşkadır.

34) Kişinin öz hakikatinden kendisine yansır Allah’ın nuru. Allah’ın nurunu dışarıdan arama, senden geçer onun yolu. Kendini donat, hedef O’nun yolu. Bu sözler sanadır ey nefsim… Kendine dön, yolun olsun Allah yolu.

35) Evet, evet, dünya ömrü çok kısa… Bizi ötelerde kurtaracak ameller, anne karnı ile toprak karnı arasında değerlendirdiğimiz ömürde gerçekleşir. Bu ömür çok uzun gözükür ama gerçekten çok kısadır. Kıyamet günü, dünyadaki ömür aralığı için, güneşin doğuşu veya batışı kadar bir yaşam geçirdik diye Rabbimize cevap vereceğiz.

36) Sadece Allah dedik her bir anımızda. Sırtımızı döndük ondan gayrı tüm tanrılara… Dayandık bir tek olan Subhânallâh’a…

37) Amacımız Allah’a ermek ve yaşam nurunu keşfetmektir. Amacımız, Allah’a ermek için çabalayanlara bir nefes aldırmaktır. Yoksa nefsin tatmini için ortalığı vaveylana verenler için değildir. Elbette tatmin olmak isteyen, gider dünyanın dört bir yanına gezer, dolaşır ve nefsini tatmin ettikçe eder. Ama unutulmasın ki, kendini tatmin eder, lakin kalbindeki boşluk ve derinleşen yara hep orada saklı kalacak, üzerine hüznü indirerek ve hayıflandırarak kendisini sarmalayacaktır.

38) Allah’a gönül bağlamak çok mu zor? Sadece ve sadece Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz önünde saf tutmak mı işkence? Kula kulluğu terk etmek mi yalnızlık? Kula kukla olmak mı cemaat? Kavramların özünden nedir bu kadar uzaklık?

39) Ne acıdır ki, insanların büyük çoğunluğunu, şuurunu masivaya satanlar teşkil eder. Öylece düşünsel profillerini kaybederler. Çünkü kendi öz varlığını unutan, başkalarının piyonu olarak kendini zafer kahramanı zanneder. Ama sonuç; ebeden hüsrana yuvarlanmakla son bulur. Bilelim ki en iyi alıcı Allah’tır.

40) Sırt çevirdik tüm tanrılara… Dayandık bir tek olan Allah’a…

41) Yeter ki güdülme. Hak yolundaki yürüyüşünde hata edersen, samimiyetinden dolayı hataya bir sevap, doğruya iki sevap vardır. Yeter ki yürüyüşün hakka olsun. Allah’ı affedici bulacaksın.

42) Âşık olan asla maşukunu terk edemez. Maşuk onu ateşe de atsa gene onu anar. İşte budur gerçek aşk. Böyle değilsen, aşk diye diye kendini kandırıyorsun…

43) Aşk mukaddestir, aşkta ihanet olmaz. Gönül işi; akıl ve mantık tanımaz. Aşık gönül, temiz olmayan duyguları haremine almaz. Hevesi aşk olarak adlandırmamak lazım…

44) Tamamlayıcı özelliklerle bezenmiş iki birimin birbirlerine olan hasretine aşk denir; bazı kendini tanımazlar, aşkı hayvansal dürtülere sahip iki beden arasındaki çekicilik zannederler. İstediklerini elde ettiklerinde de birbirlerini terk ederler; aşkta terk etmek yok, erimek vardır.

45) Kişi için kendisini ifade etmekten duyulan âcizlik kadar ikinci bir âcizlik olamaz…

46) Allah ismi şerîf, bizim O’nu daha iyi tanımamız için bizzat kendi tarafından kendisine verilen özel isimdir.

47) Allah’ım, sana hakkıyla kulluğun farkına varamadan ömrü geçirdim; kabrin kokusuna her an biraz daha yaklaştım. Eli boş, yüzü kara… Başımı eğip rahmetine baka kaldım.

48) Sahte kişilikler, bir şeyleri kendi güçleriyle başardıklarını sanıyorlar; oysa tüm güç sadece Allah’tandır.

49) “Allah’u Ekber” demek bize de nasip ola; o bir slogan değil, hayat tarzı olup bakış açısıdır.

50) Allah’ın mutlak zâtı için evvel (başlangıç) veya âhir (son) olamaz; bu mefhumlar bizler için geçerli olan mefhumlardır. Allah, bu nakışlarla bizi dokuyarak evvel ve son noktamızı yaratıp bize haddimizi bildirdi; öylece evveli ve âhiri belirleyici olan sadece Allah oldu.

51) Allah boyası, bencillikten arınarak akmaktır; Allah boyası deyip hikâye okuma… O boya ile kimse seni dışarıdan badana edemez; olsaydı eğer, Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) Efendimiz Ebû Leheb’i boyardı. Allah boyası, özden değişimdir, bee kardeşim…

52) Allah yanısıra, kendisinde bağımsız güç varsandığın her bir birim sana göre bir tanrıdır; istersen başka bir isim tak. O yüzden deriz ki: yegâne ulûhiyet sahibi sadece Allah’tır.

53) Allah’ın hududunu aşma! Allah’ın sonsuz ve sınırsız olan hududu nedir ki? Nedir bunun mânâsı? Bizler Allah halîfesi olmak üzere yaratılmışız. Allah halîfesi olmak için yaptığımız her bir eylem, Allah’ın hududu içindedir. Allah’a halîfelik yolunda bir şey katmayan her bir fiil, Allah’ın hududunun dışında kalır. Aslında merkezde insanın gönül dünyası vardır ki, bu bakış alanının tezâhür yerine nokta-i sevda denir. Epifiz bezi ile birlikte çalışırsa kişiye mutluluk nazariyesini kazandırır; öylece kalbî nazar ile aklî nazar birleşir.

54) Tüm diller Allah’ındır. Zannetmeyelim ki Kur’an hasbelkader Arapça nazil oldu. Niye ki Araplardan resul geldi ve Kur’an Arapça nazil oldu? Niye ki zikirler Arapça kelimelerle okunuyor? Allah; Rabbul âlemindir… İnsanda var ettiği ruhani titreşimlere en uygun insan lehçesini gene de kendisi takdir etmiştir. Aslında Kur’an Arapça değil, aksine Arapça Kur’ancadır. Ya da şöyle diyelim: Arapça dilinin çıkış mahalli Rab’çadan gelir. Rab; kişiye yansıyan öz mana bileşkesidir. Bunun insanlık bilinç dünyası ile uyum lehçesine a’RAB’ça denilmiştir.

55) Anadolu’ya kutlu derim. Çünkü Kâbe’den uzanıp Anadolu’yu baştanbaşa geçen iki tane güçlü nur (ley) hattı mevcuttur. Güçlü nur (ley) hatlarından dolayı Anadolu’da birçok evliya yetişmiştir.

56) Allah’ın dinine göre yaşayıp, yaşadığımız güzellikleri insanlara ulaştırırken; dünya siyaseti veya dünya meta’ı asla karışmamalıdır. Yoksa tadı acı olur.

57) İblis nasıl âlim oldu? Hakkikaten hiç soran yok. Neyi nereden öğrendi veya ne biliyordu? Kimden ders aldı? Veya şöyle diyelim: İlim nedir? İlim nasıl öğrenilir? Bilmem işte… Değişik duygular…

58) Amentü duasının sonlarında der ki: “Hayrihi ve şerrihi minellahi teâlâ,” yani hayr ve şer Allah’u Teâlâ’dandır ayeti ile “Hayr Allah’tan, şer ise nefistendir” ayetlerinin birlikte iyice tetkik edilmesi, bizlere vahdetten kesrete inişi ve insanın marifete ulaşmasının gerekliliğini izah eder.

59) Allah deyip geçme, dur orda; hayat orda, ölüm orda, yer orda, sema orda… O her yerde… Yok yok, O hiçbir yerde yok… Çünkü O, zatıyla hiçbir yerde yok. Lakin her yer ona bakar durur. İşte sır budur… Hem her şey ondan, ama ondan gelen hiçbir şeyde O yok.

60) Bilimin sonunun ilimle kesiştiğini görenler… “La = hayır, ilahe = tanrılara, illa = sadece ALLAH” diyerek, tüm masivaya verilebilecek ilahlık düşüncelerini red ederek, yegâne ilah olarak Allah’ı bilip ona teslim olmuşlardır.

61) Madem ip Allah’ın elinde, o zaman Allah evet derse olur. Her işimizin mübarek olması için Allah’ın evet demesini umalım.

62) Allah hiçbir şeyi boşuna yaratmamıştır. Şikâyetsiz seyretmek ve her şeyin hakkını vermek Allah kuluna yakışır.

63) Allah her yerde değildir. Her yer Allah’ın nurundan olup ilmiyle kuşatılmıştır. “Allah her yerdedir” görüşü panteistliğe götürür. “Her yer Allah’ın ilmindedir” görüşü ise vahdete ve fenafillâha götürür. Sonrası ise beka yolculuğudur.

64) Kur’an’da Allah (الله) kendi zatına işaret ederken “ben” der. Yaratım sürecine dikkati çekerken de “biz” der. Yaratım; rububiyette, yani esma manalarının nuraniyet üzerinde yaptığı dokuma sonucu oluşur. Çünkü burada sayısız manasının bileşkesiyle bir oluşum söz konusudur. Onun için de çoğul zamiri kullanılıyor.

65) A’ma hakikatindir. Haşyetin menbağıdır. Duyguların dahi terkidir. Duygusuz yaşamak en zor olanıdır. Duygusuz olmak nötr olmaktır. Hakkı hak bilmektir. Zalime dur demektir. Rahman’ın rahmini dağıtmaktır.

66) Levh-u Arşı, ferş-u kürsiyi ayrı bilme. Zaman ile mekânı, zarf ile mazrufu iki görme. Yer ile göğü, cennet ile cehennemi ayırma. Tümü Allah’ın indinde bir nokta, şaşı bakma.

67) Allah demek o kadar zor olmamalı. Allah de, gerisini bırak. Hepsi bu…

68) Asıl hayat ötelerdedir. Arşı alanın üzerindedir. Tüm bunlar sendedir. Her şey yerindedir.

69) Hakka giden yol gönülde başlar. Gönüller birleşir mesafeyi taşlar. Tüm ufukları serap gibi aşar. Sonra da hayatını yaşar.

70) Çok sırlar vardır ki; eskiler örnek ile işaret etmişlerdir. Bizler örneklerin içeriğini çözünce ne olduğunu anlarız ve anlatırız. Artık gençlik örnek ile yetinmiyor. Olayın hakikati ne ise açıkça öğrenmek istiyor. İşte bu da eskide kalanların dudağını ısırtıyor. İşte yeni nesil, batıdan doğan güneş oluyor. Ama bu işin sonu güneşin tam batıdan doğmasına vesile olacak ve tövbe kapısının kapanmasına kadar götürecektir. Çünkü artık gözle görülecek ve kişi olaya ayn-el yakin şahit olacaktır.

71) “Allah’ın hududunu aşma” der birçok ayet. Sonsuz ve sınırsız olanın hududu nedir ki? Nedir bunun manası? Bizler Allah halifesi olmak üzere yaratılmışız. Allah halifesi olmak için yaptığımız her eylem, Allah hududu içindedir. Allah halifesi yolunda olmayan her fiil, Allah hududunun dışında kalır. Aslında merkezde insan vardır.

72) Allah, zatın kendisine seçtiği özel adıdır. Bütün sıfatları ve isimleri nefsinde toplamıştır. Fahr-i Âlem Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem: “Allah-u Teâlâ’nın doksan dokuz ismi vardır. Bu isimleri ihsa eden gerçekten cennete girer” buyurmuşlardır. İhsa; saymak demektir. Yani zikredip hatırda tutmak, yaşama o nazarla bakmak ve manasını diriltmek demektir. Peki, nerede dirilteceğiz? Tabii ki nefsimizde… Dağda taşta değil. Elbette dağda da taşta da seyir edeceğiz ama nefsimizde dirilteceğiz.

73) Mutlak ulûhiyetin yegâne sahibi olan Allah’ın yanı sıra, kendisinde bağımsız güç varsaydığın her bir birim, “sana göre” adı konulmamış bir ilahtır. İstersen kendi dil ve lehçene göre başka bir isim kullan. O yüzden de deriz ki; yegâne ilah sadece Allah’tır.

74) Tamamlayıcı özelliklerle bezenmiş iki birimin birbirlerine olan hasretine aşk denir. Bazıları bunu, hayvansal dürtülere sahip iki beden arasındaki hisler olduğunu zanneder. İstediklerini elde ettiklerinde ise, birbirlerini terk ederler. Aşkta terk yoktur. En büyük aşk ise, kulun Rabbe duyduğu özlemdir. Ondan geldiği için ona dönmeğe can atar. Canı alan Allah olur. Zaten onundur.

75) Her insan eşittir ilahi adalette. Bedava yok hiçbir adede. “Sonra yaparım” sözü var adette. Çok acı ki; birçok insan delalette. Maskot olma kimseye, bağlı kalırsın zulmette.

76) Allah’ın bizde seyrini dilediği İslam, mutlak mutluluk kaynağıdır. Burada herkes eşit derece kuldur ve özgürdür. İslam dışındakilerin kısaca özeti de şöyledir: Komünistin eliti ağa, avamı hamal olur. Feministin savunucusu sex avcısı, avamı sex hamalı olur. Ateistin savunucuları tanrı yok der, avam üzerinde kendi tanrılık taslar. İnan ki tüm İslam dışı tüm inanışlar da elitler avamı sömürür. Ama masallarla avutur. Öylece amacı doğrultusunda kullanır. Al sana dünyadan bir özet.

77) Bazısı der ki, güdülmeden İslamcı olalım. Derken bu defa başkalarının güdümüne girerler. Aslında İslamcı demek dahi güdülmenin başka resmidir. Çünkü sadece İslam var. Başka şey yok ki terk edilip İslamcı olunsun. Ya Allah aşkına, güdülmeden yaşamak o kadar mı zor? Muhammed-i olmak o kadar mı zor? İsim olarak sadece İslam’ı içselleştirmek o kadar mı ağır? Sadece Allah demek o kadar mı yüz rengimizi bozar? Kimseye tapmadan Allah aynasında kendini seyir en büyük ihsan olsa gerek.

78) Kişi arınmak isterse, Allah kuluna hidayet yolunu açar. Sonra… Faydalanacağı kişi ile de karşılaştırır.

79) Sadece Allah derken, yaşayarak diyelim. Acaba yaşantısı ne? Yaşayan neyi yaşar. Yaşamayan neyi kaybeder. Bir gün biri ötelerde bize ansızın günaydın derse, yüz ifademiz ne olur acaba? Derin bir sükuti hayal. Ve dönülmez bir düş…

80) İmanın hakikatlerini akıl ile kavramak mümkün değildir. Çünkü akıl beş duyu ile görünen şeyleri birbirine bağlayarak sonuca ulaşır. Beş duyu ile algılanması mümkün olmayan şeyleri illa akılla tespit edeyim diyen kaybeder. Çünkü akıl eremediği için inkâra sapar. Akıl, kapasitesi dışında kalan şeyleri hissedemez ve aklı zorlamak akla zülüm olur. O yüzden Resulullah sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin teklifi iman iledir. İman, Allah’ı hissederek aklın alanına sokar. Cennet, cehennem ve öldükten sonraki tüm hallerde öyledir. Getirip bunları akılla kavramak ve bu dünya hayatına indirgemek kadar sakat bir anlayış olamaz.

81) Kişi Allah’ı tanıdıkça, gözyaşları da artar. Kişi Allah’tan uzaklaştıkça da, odunlaşır. Hz. Âdem aleyhisselam bir günah işledi diye kırk yıl ağlamış. Çünkü Allah’ı bildiği için, mahrum kalmakta korktu. Bizde günah diz boyu ama gram gözyaşı yok. Çünkü Allah’ı hakkıyla tanımıyoruz.

82) Allah’ı sevmek ve Allah için olmak, denenmeden kesinleşmez. Allah lafına bakmaz, seni dener ve ona göre senin hakkını teslim eder.

83) Allah için olup her yerde hakkı görenler, her ne hikmettir ki ayaklarına basılınca tüm iddiaları lafta kalıyormuş. Hani affediciydin, hani kimse hakkında bir yargıda bulunmazdın, demek hep başkaları içinmiş, ama sana gelince hemen bağırıverdin. Ey dostum, yapmadığın şeyi niye söylersin, bunun karşılığı Allah katında çok ağırdır.

84) Bilmek yetmez işte… Amel şarttır be kardeşim…

85) Allah iddiaya göre değil, müddeinin iddiayı hayatında uygulama prensiplerine göre kuluna nazar eder. Veya nazarından eder.

86) Allah diri etmek istediği kalbe, kendi fıtratıyla uyumlu bir kulunu kendisine ayna yapar. Öylece özlem unsurunu kalbine dokur… Öylece kalbi diri olan fırın gibi kalır…

87) Allah yolunda adım atarken Allah kulu, ayak hafif kaydığında sağa sola, uzatır elini bir hak ehli, tekrar yoluna revan eder.

88) Amelimizden umduğumuz karşılık elbet olacak, ama bu umut ahrette olacak. Dünya da ise, ne gelse kârdır hissiyle olacak.

89) Allah’a kulluğunu anlayan kişi, hiçbir kul arasında ayırım yapmadan uzatır elini. Hizmet eder her canlıya, asla fark gözetmeden.

90) Kişiden yükselen Allah nuru, henküfünü bulunca onunla birleşmek ister. Öylece dost olarak sonsuza dek nurunu tamamlamak ister. İşte kişiler arasında oluşan ülfet bu nur iledir. Yoksa ruhlarının dünyada yaratılmadan önceki eski zamanlarda bir yerde buluşmasından ötürü değildir.

91) Gerçek âşık bilinçsizlik denizinde yani a’ma da uçtuğu için, basiretsizler onlara deli derler. Gerçek aşk ete buda değil veya ikinci bedenimiz olan ruha değil, bilinçten bilince konan ve bilinçsizlik âlemiyle uçmaktır. Gerçek âşık sonsuzlukla hasret giderenden hasrete dalıp hasrette hasreti bulandır.

92) Dünyada var olan gerçek âşıklar, tümüyle sırlanmışlardır. Tek bilinirlikleri içten içe yanan ciğer kokularıdır. Gerçek âşık asla maşukuna bilfiil ulaşamaz. Çünkü gözle görülen bir maşuk asla olmamıştır.

93) Nasıl ki sen aşka değil, kalbini birine meftun ettiğinde o sana geldiyse, aynen öyle de sen huşu haline gidemezsin, huşu hali sana gelecektir. Bu da yaptığın amellerin yoğunluğu ve kalbi teslimiyetin istikrarı doğrultusunda senden sana tecelli şeklinde olacaktır. Çünkü ben gideyim dersen sahiplik duygusu öne çıkacaktır. Sahiplik duygusu olanın haşyette işi olamaz.

94) Allah’tan başka yardım edecek yoktur. Allah’ın en büyük yardımı, kişiye zikirle ulaşır.

95) Aşktaki olay şöyledir… Maşuk aşkını dövse de, sövse de, yerse de, sevse de veya nefret etse de âşık olanda zerre kıpırdama olmaz ve hep sever. Çünkü âşık, maşukunda hakkın cemalini seyir etmiştir. Onda yok olmak istemiştir. İşte esas olan aşk bu aşktır. Gerisi ise aşk değil, aşkın zansal türevleridir.

96) Senin için esas olan değer; aşktaki kör bağlantı değil, Rahman’ın rahmetiyle hem ilim, akıl ve iman ile yaratılmışlardan seslenmektir. İşte buna irfan denilmektedir.

97) Af dileyen affedilir.

98) İslam’da “an”da yaşamak değil, geçmişten ibret alıp geleceğini hak üzere inşa etmek için” an”ını değerlendirmek vardır.

99) Allah zatıyla tümüyle yaratılanlardan münezzehtir. Buna “subhanellah” diyerek işaret ederiz. Aşka kapılıp ileri geri konuşan sekr ehlinin; zati seyr zevk haline eren ilim ehlinin yanında değeri yoktur. İlim ehli; onların Allah’ın zatı hakkında ileri geri konuşmalarına şahit olmamak için, onların sofrasına asla oturmaz. Her ne kadar aklına mukayyet olması icap ettiği halde; içine düştüğü içsel hale yenik düşüp, koruması gerekli olan durumuna mukayyet olmadığından, içine düştüğü biçare durumun hesabını Allah’a verecekse de, onun aklı başında olmadığı için affedilebilir. Ama ilim ehli, aklı başında olup Allah’ın muhabbetiyle doludur.

100) Allah’ın zatı ile zatının yansıyan nurunu birbirine karıştıranlar, öylece varlıkları zatıyla iç içe düşünenler şirke girmişlerdir.

101) Veli olan insan, Allah’ın emir ve yasaklarıyla barışık olduğu halde; dolayısıyla Allah dostu olduğu halde, Allah’ın yaratım fıtratından tüm düzen ve nizamı kapsamadığı için, hataya düşebilir. Bir insanı “Veli” yapıp hatasız ilan etmek kadar sığ bir görüş olamaz. Çünkü “Veli” de hata eder. Ama “El Veli” hata etmez; o da mutlak olarak sadece Allah’tır. Yani kul veli de olsa hata edebilir. Allah “Veli” değil “El Veli”dir.

102) İnsana zorla yaptıran olsaydı, amelinden mesul olmazdı. Yoksa insana zulüm olurdu. Yapana değil yaptırana bak derler. Bu söz hatadır. Sanki zorla insana yaptıran vardır hissini içinde barındırır. Oysaki insana sadece ameli vardır.

103) Geleceği biliyorum kanısını vermek ve milleti boşlukta bırakmak kadar büyük vebalı olan bir olgu olamaz. Gelecekte veya falan tarihte şu olacak diye kimse milleti korkutmasın. Gaybı sadece Allah bilir.

104) Günün veya anın mübarek olsun diye karşındaki kişiye dua ederek gününün veya anının mübarek olması Allah’tan istenilir. Dua boşa gider mi?

105) Anneler, babalar… Çocuklarınıza dua edin… Sakın ha beddua etmeyin. Onlar bizim misafirler… Misafire ikram farzdır…

106) Aşkın seni mecnun yani deli yani akılsız yapmamışsa, daha âşık değilsin. Acaba kaç tane böyle bulunur. Hiç… Çünkü mecnun olan artık aşkı bile unutmuştur. Bazıları Allah aşkı vs. derler ya… Tümü bol keseden atarlar. Gerçek aşkta akıl kalmaz ki. Eğer akıl kalmışsa, daha âşık olmamıştır ki… Sadece kendisini aşk aşk diye avutuyor.

107) Allah’ı nasıl bilirsen sana öyle muamele edecektir. Sen esas işinin dünyevi yoğunluk olduğunu sandığın için, Allah seni o yoğunlukla yüz yüze bırakmıştır.

108) Astral seyahat nari katman hafifliği ile olur. Cinlerle alakası yoktur. Lakin cinlerin de içinde olduğu boyutun ahvaliyle olur. Dolayısıyla astral seyahatte cinler insana müdahale edebilir. Çünkü onların alanında bulunursun. Mana yolculuğunda ise, esas olan epifiz bezi ve diğer bir çok bez değil, kalp gözüdür. Zira sadece epifiz bezinin adını biliriz, oysaki bir çok salgının sanılım salınım noktası vardır. Kalp gözü ise, tüm salgı noktalarının şahıdır.

109) İnsanın gözü kendi kendini görmez imiş. Gözünü görmek için karşısına ayna koyup bakmak lazım imiş. Sakın aynanı kırma… Yoksa kendini göremezsin.

110) Evet, istediğin kadar ilim sahibi ol, yanlışta seni uyarmak için yol arkadaşı gerekirmiş. Buna şahit eden Allah’a hamd olsun.

111) İçinde olduğumuz an bizim malımızdır. Gelecek hala hazinededir ve meçhuldür. Nasıl tecelli edeceği Allah’ın ilminde saklıdır.

112) En katı dinsiz ateist olan kişi, sabahın ilk saati mesaiye çıktı ve mesai arkadaşına “günaydın” dedi. Ve ona gününün aydın olması için dua etti. Hani Rab yoktu. Rab yoksa senin duanı senin arkadaşın için kim oluşturacaktı… Seni gidi seni… İçin var der, ama sen inadından yok dersin. Gerçekten çok komiksin…

113) En katı dinsiz bile, yılbaşında veya doğum gününde “mutlu yıllar” der. Rab yoksa temennin kime? İnançsız bir dünya yok kardeşim. Sen birine iyi dilekte bulunduğun an, dua etmiş olursun. Rab yoksa dua neden?

114) Ateistim ve tanrıya falan inanmam diyen kişinin bile bilinçaltındaki Allah nuru, onu kendisine çekiyor ve dua etmeden duramıyor. Yani inançsız bir dünya yok. “iyyake na’budu ve iyyake nestain” ayeti bunu apaçık izah ediyor. Bunun lamı cimi yok. Yani iradesiyle inanıp cennete ulaşmak istemeyen; iradesi dışında gene inanır, ama sonuç cehennem olur.

115) Sen ve senin ihtiyacın olan her bir şey; Allah’ın mahlûku olduğu için, Allah’ın ilminde bir ilmi suret olduğu için, Allah’ın nurundan bir katre nur ile varlık planında yer aldığı için, her zaman ve her yerde, yaratım mutlak olarak sadece Allah’a aittir.

116) İhtiyacın olan şeyi içsel nurunla birleştirip âlemlere yayarsan, âlemler ihtiyacınla ilişir ve ihtiyacını senle buluşturur. Tümünü oluşturan elbette ki Allah’tır…

117) Aşırı sevgiye aşk derler. Bu çok az kişide zuhur eder. İşte böyle bir hal sende oluşmaması için dikkat et. Zira aklını bağlar, kalbini mühürler. Hasbel kader aklının iadesi ile hatalarına üzülürsün. Hem sonra da içten içe yanarsın.

118) Atalarımız hayatın birçok gerçeğini kısa ve öz olarak haykırdı. Bizler önceki yaşanmış ilim ehline yobaz diye diye onlardan uzaklaştırıldık. Çünkü sen kimi beğenmezsen, Allah onun ruhaniyetini sen uzaklaştırır. Sonra da kendi başına çaresiz kalırsın.

119) Afakta cin veya melek yok, hepsi sendeki enfusi kuvvelerdir demek, akıl ve iman fukaralığından başka bir şey değildir.

120) Evren veya beyin veya başka bir şeyi Allah’a denk etmek veya Allah’tır demek kadar cahilce bir söz olamaz. Allah subhandır…

121) Afakı unutup her şeyi enfuse hapsetmek kadar cahilce bir davranış olamaz.

122) Bir ayna düşünün… Güneşe tuttuğunuzda, güneşi içinde görürsünüz. Ama ayna güneş değildir ve aynaya güneş girmemiştir. İşte insan da bir aynadır ve tüm âlemleri ve hatta hatta rabbinin sonsuzluğunu kalbinden seyrederek zevkine erer. Ama kalbinin içine ne Allah girmiş ne de tüm âlemler girmiştir. Tıpkı ayna ve aynada görülen güneş gibi…

123) Kim ameli küçümserse; nefsine yenik düşüp amel işlemediğinden hem kendisi gibi amel işlemeyen arkadaşlar bulmak istediğindendir. Çünkü nefis kendisini tatmin etmek için özüne haldaş arar.

124) Allah’ın azametine ram ol her an… Amelinle ona yaklaş an be an.

125) Allah, hu adıyla işaret edilen mutlak zatın değişmez adıdır. Kimse bu ismi küçük görmesin ve saçma sapan hayallerinde kullanmasın. Bu isimle lakırdılarını sıralamasın. Onunla lakırdı gibi konuşan, mahrum kalır iki cihan… Kalbinde oluşmaz iman…

126) Ne tam meczup ol, ne de tam meftun. Ne tam ayık ol ne de tam baygın. Aklın devrede olsun ki bulasın sükûn.

127) Allah’ın El Vedud adı vardır, aşk adı yoktur.

128) Allah müdahale eder her anımıza. Biz onun hükmü dâhilinde yaptığımız dua ve yönelim ile onun bizde oluşturacağı müdahale şeklini değiştiririz. Bu dahi onun dilemesidir.

129) Allah ile insan arasındaki ilişki bir bütündür. Allah’a olan yönelim; Rububiyet, Melikiyet ve Ulûhiyet bağları ile kişide şuur oluşturuyorsa, işte o zaman kişi mutluluk ile buluşur. Yoksa arkadan nal toplar.

130) Allah’a kul olmak deruni bir halvettir… Bunu hissetmek kişi için yegâne tattır… Gayrı hiçbir tat; asla kişiyi mutlak manada tatmin edemez.

131) Allah’ın hesabı tüm hesapları alt üst edebilir. Onun için Allah ile aramızı bozmayalım. Nefsi emmareye gem vuralım. Bunun kolaylaşması için de zikirden feragat etmeyelim.

132) Abıhayat; sana hayatı anlamlı kılan, bu anlamın gönül mestliği nedeniyle arkasından akan sevinç gözyaşlarında saklıdır.

133) Allah kullarını çok sever. Örneklerle onları uyarır. “Haydi, haydi ne olur kendinde ol” der. Ama ne çare ki, uyanan kullar azınlıkta…

134) Afaktan enfüse yönelenler her ikisinden de mahrum olurlar. Enfüsi fetih olmadan afakî fetih yaşanamaz. Onun için, önce nefsini tanı ve rabbi bil. Sonra afaka yönel. Bu her işte aynıdır.

135) Atmosferi terk eden havanın sana artık faydası olmayacaktır. Nefesini tuttuğunda nefese hasret kalırsın. Nefese hasret kaldığında ise, hava çoktan atmosferini terk etmiş olacaktır. Bol bol rahat nefes aldıktan sonra biraz da nefessizlik insanı biraz maceraya sokar. İşte insanlar macerayı sever… Takdir işte… Demek ki rahat nefesi insan istemiyor. İçine sigara dumanını koyup nefesini kesmek için ciğerini tıkıyor. Takdir işte…

136) Seraplar peşinde koşup su arayanlar, abıhayata ulaşmadan dünyaya veda ederler.

137) Affedici olmak unutmak anlamına gelmez. Geçmişinden ders almalı, bir daha o oluşan hale düşmemek için uyanık olunmalıdır. Lakin kin tutmadan ve düşmanlık yapmadan…

138) Aman aman aşkı aş… Dikkat et olmasın kalbin taş… Muhabbetullaha yanaş… Yaşam önüne olsun lavaş.

139) Allah için seven… Her bir bireyde hakkın veçhinden yansıyan nurdan ayrı bir noktayı görerek sever. Gördüğü noktayı da hak için sever…

140) Senin fikrin Allah olduktan sonra, sen fikri Allah olmayanla hemhal olursan, geri sararsın.

141) Allah’a ve Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimize imanı olmayanın tüm ameli boşa gitmiştir. Ateist veya Deist veya her hangi bir …ist ile adı biten bir düşünce grubunda olup ve İslam olmayan… İstediği kadar iyilik edip, iyilerin amelini işlesin. Ahrette tümü boşa gider… İşte tüm iyiliklerinin karşılığını daha dünyadayken rabbi ona sunacak ve ahrette ise, nasipsiz kalacaktır.

142) Amelde kusur imanı zayıflatır. Ama imansız etmez.

143) Arkadaşlıkta en çok önem verdiğin şey nedir? Diye sordu dostum… “Doğal bir yaşam” dedim… Çünkü gerisi kalbi yansıtmaz ve huzursuz eder.

144) Kişi arınmak isterse, Allah kuluna hidayet yolunu açar. Sonra… Faydalanacağı kişi ile karşılaştırır.

145) Her “an”ı kadr “an”ı yapmak mümkün değildir. Çünkü beşeriz ve şaşarız. Şaşmazsak dünya düzeni yürümez.

146) Allah adını ağzına alıp zikir etmeye üşenenler, zikirle dalga geçip tehlikelidir der dururlar. Hâlbuki kalp Allah’i anmakla huzura kavuşur.

147) Allah, Sıfatlarının tahakkümü ve esmasının kuvveti hem efalinin şiddeti ile zatına davet eder. Sen kendinde gücü hissetmezsen, zatına nasıl yürüyeceksin. işte planlı ve düzenli bir zikirle kişide kuvveler keskinleşmeye başlar.

148) Amelin olmadı veya eksik oldu diye gelen kalbi vesveseye karşı iradeni canlandır ve de ki: “bende ve amelimde sorun yok” defol… Kaybolup gidecektir.

149) Allah’ın ulûhiyetinden, rububiyetinden ve melikiyetinden habersiz olup, Allah’ı dışsal veya içsel bir ilah zanneden kişi… “Ey ulu tanrım; 70 yıl dünyada yaşat, seni tanımadığım için sonsuz azaba at, bu mu senin adaletin?” der… Oysaki olay tümüyle farklıdır…

150) İnsana saygısı olmayanın Allah’a da saygısı olamaz. Hatta Allah’ı tanımamıştır bile…

151) Zaten akıl her şeye ermediği için, din teklifi akıllı olana imanla yapılır. Soyut kavramları, akıl ilk başta anlamayabilir.

152) Auranı öyle koruyacaksın ki, hemcinsinin yanında bile kolsuz giyinmeyecen. Ya… O kadar… İşte… Çünkü aura gücü kalbinin hayat suyudur. Su olmadan toprak hayat sunamaz. Bu yaratılış fıtratının icabıdır.

153) Ayakları öpülesi Anneler… Çok güzeller… Anneyi kıran bilsin ki; aynısı başına gelmeden ölmez… Baba da, evet baba da öyle…

154) Allah ismi, mutlak zata kulluğu idrak edip tekliği anlamak için tüm varlıklar için yönelim müsemmasıdır. Başka gayelere matuf amel edenler, terkliği yaşayacaklardır. Allah ismini kullanıp üzerinden maddi dünyadan nemalananlar ise, en büyük uzaklığa terk edileceklerdir.

155) Bildikleriyle amel edene Allah, bilmediklerini bildirir. “İlmi”hal’a değer vermeyen, hal ilminden mahrum kalır. Tüm yaşadığı yaşam halleri ise, dünyaya veda etmesi ile son bulur.

156) Birbirini karşılıksız, sırf ve som olarak Allah’ın vechi için seven kişiler; yan yana geldiklerinde ne konuşacaklarını bilemezler ve susarlar. Ama susmaları, onları daha fazla birbirlerine bağlar.

157) Allah’ı tanımak ile Allah’ı sevmek birbirleriyle doğru orantılıdır. Bu orantı nazariyesi ile amelde yoğunluk, kişiden açığa çıkar.

158) Sen insanları gönülden ve saf bir nefis haline bürünerek, karşılıksız olarak af etmemişken, nasıl olur da Rahman’ın rahmini beklersin.

159) Allah; mutlak zatın özel adıdır. O, kendisine o adı layık görmüştür. Tüm esma manalarını alemlerden süzdürerek, sana ulaştırdığı isimle O’nu çağırmazsan… O’na başka ad takarsan… Tabiri caizse dönüp sana bakmaz bile… Allah ismi; tüm Esma-i Hüsna’nın kalesidir.

160) Âlimlerin tüm yazdıkları, kişinin o ilmi hissedip yaşantısına dökmesi içindir. Yoksa ezberleyip ezberlemeyenlere hava atarak anlatmak için değildir. Eğer kişi böyle yaparsa, ezberlediği sırtında yüktür.

161) Sadece Allah der özüm… Aynıdır her zaman sözüm… Hakka bakıyor yüzüm… Allah’ın sevmediğine bakmaz gözüm… Kesmiyor artık kimse beni… Kısır kalıyor pervaneleri… Atmıyor özüme yelleri… Serinletmiyor gönülleri…

162) Maddi veya manevi… Aklı götüren her şey dini İslami mubinde yasaklanmıştır. Aklını koruyacaksın ki imanın zayi olmasın. Maddi veya manevi olarak insanın bünyesine alındığında, standart olan hormonal dengeyi bozup, öylece kişin aklını götürüp gözünü kör eden her şey, mübarek İslam dininde yasaklanmıştır.

163) Allah herkesin Allah’ı… Kim daha çok çalışırsa, daha çok sermaye toplar. Gücüne güvenip gevşeyen ise, geride kalır.

164) Her kim ki ümmetin çoğunluğunda itibar görmüş eski âlimleri itibarsız etmek için tek söz ederse, o İslam hainidir. Çünkü Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz şöyle dedi ki; “Ümmetim dalalet üzerine birleşmez. Öyleyse bir konuda ihtilaf olduğunu gördüğünüzde Sevad-ı azama (büyük çoğunluğa) tâbi olun.” (İbn Mace, Fiten, 8) Dinde kimin hain, kimin hak yolcusu olduğunu tespit etmek için bu hadisi şerif bir mutlak sağlamadır…

165) Kimse ameline veya ilmine veya başka bir şeyine güvenmesin. Sadece ve sadece Allah’a dayansın ve amelde daim olsun.

166) Allah mükemmel olma özelliğini hiçbir kul ile paylaşmıyor. Sen de onun kulu ve kusurlu olduğunu bil. Noksansız olarak yaratan sadece Allah’tır. İstediğin kadar ben mükemmel bir yapıt yapacağım dersen de, bir yerde ufak ta olsa bir pürüz verirsin. Madem öyle, her bir işin de mutlak olarak tevekkül et ki, yaptığın işin pürüzsüz bitsin.

167) Allah (الله) ismi özel isimdir. Allah ismi gibi Allah’ın diğer tüm isimleri de özel isimlerdir. Hiçbiri bildiğimiz Arapça değildir. Rap’çadır. Arapça, Rab’çadan esinlenerek oluşturulmuştur. Hz. Âdem’den Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimize kadar bütün peygamberlere ve tüm varlığa Allah’ın kendisini tanıttığı isimlerdir. Hiçbir dile ait değillerdir. Her bir ismi açıklamak için sayfalarca yazmak icap eder. Allah’ın isimleri varken diller yoktu. Diller sonradan doğdu.

168) Allah, yolunda olanı yarı yolda komaz. Hakikate erdirir hem gücünün üstünde yormaz.

169) Sen ey anlatıcı; sonucu anlatacağına sebebi anlatsana… Sebep bilinmeden sonucu bilmen bir şeyi değiştirmez.

170) Demek neymiş olay… Kul Allah’a yöneldiği kadar değerlidir. Kulun Allah’a yönelmesini; her ne kadar zevk ehli bu hale şirk diyorsa da, esas marifet bundadır. Yani olay; mahlûkatı sıfırlayıp sadece Allah var demek olmayıp, her şeyin ve varlığın hakkını vermektir. Bu olayı bilmeyenlerin sandığı gibi; şirk değil, olması gerekendir.

171) Bir âyetin anlamını net öğrenmek için, ayette kullanılan her kavrama, anlamı başka kavrama kaydırılmadan anlam verilmelidir.

172) Fiilin faili Allah’tır. Fiilin zuhuru için oluşan istek kulundur. Kul ister Allah yaratır. Mutlak hüküm böylece tezahür eder.

173) Allah yarattığı her mahlûkatını zatıyla değil, nuruyla veya İlmiyle var edip kendi zatından haberdar eyledi.

174) Allah her günahı affedebilir ama şirki affetmez. Bu Kur’anın kesin talimatıdır. Sen Allah’ı varlığın özüne koyarsan, hulul etmiş olursun. Bu şirktir. Şirkten kaçayım derken kendini içinde bulursun. Kimsenin özünde Allah yok. Sen Allah’ı kimsenin özüne koyamazsın. Özünde olan Allah’ın nurudur, Allah değil. Farkı anla.

175) Allah tuzak kuranların tuzaklarını başına geçirir. Bundan sakın şüpheye düşme ve yoluna devam et.

176) Allah’ın rububiyetini ve ulûhiyetini yanı sıra melikiyetini de benimsemelisin. Yoksa hannas olan şeytan seni kandırır. Seni senden etmek isteyenler, sana her türlü hile ile yaklaşırlar. Hatta Kur’an sayfasını bile mızraklarına takıp kaldırırlar. Tarihten ders al. Uhud’ta okçular tepesindekiler artık zafer bizimdir diyerek, Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz ile rabıtadan feragat ettiler. Olanlar malum… Müslüman rehavete kapılmadan hak yolunda rabıta da olmak zorundadır. Yoksa yenik düşer.

177) Allah kâinattaki melikiyetine; insanın tabiiyetini, farz ve haramlarla senkronize olmasını dilemiştir. Rububiyet, melikiyet ve ulûhiyet; bu kavramlardan herhangi biri yaşam planımızda eksik kalırsa, bizde Muhammedi bilinç oluşmaz.

178) âlemlerin rabbindendir… O bizzat hakkın kelamıdır… Sende yönel ve yönelt… O senin öz malındır, okunuyor senden…

179) Allah’ın rububiyetinden bir kısmına başka isimler verip değinmek; ama uluhiyet ve melikiyetten habersiz olmak kişiyi hedefe ulaştırmaz.

180) Aşk ve meşkten öte İslam olan Allah’ın yegane dini, bizden iman ve akıl ile rabbe yöneliş ister.

181) Amelin ve yükselişin kadar öğren. Yoksa bilgin sırtında yükün olur.

182) Az yemek ile beden hafifler, öylece bilinç özgürleşmek için bir adım atar… Az uyumak ile “4-6 saat” bilinç ikinci adımı atar… Az konuşmak ile kalbe hikmetler akar ve bilinç Mutmainneye yaklaşır.

183) Allah’ın evi en güzel olmalı… İçindeki insan en pak olmalı… Yaşam alanının en tatlı yerinde mukaddes mekânlar bulunmalı.

184) Allah’ın veren eli olup güzelleşen kullara selam olsun. Allah bizleri de veren eller zümresine dâhil eylesin.

185) Garipler Allah’ın yoluna koşanlardır. Gerisi gariplikten ne anlar.

186) En bahtiyar âlim, hatasını fark ettiğinde rücu edendir. Yoksa kaybetmeye mahkûm olur.

187) Elbette Allah dilediğini yapar. Allah’ın insana irade verip ondan özelliklerini seyretmesi de Allah’ın istemesidir.

188) Allah Rububiyeti ile her yerde nakşını dokuyup kendi sanatını seyrine sunarken, hem aynı zamanda her yerden münezzeh olduğu halde, Ulûhiyeti ile hiçbir yerde olmayıp ekberdir.

189) Arayan bulmuş… Bulan beğenmemiş. İşte işin tüm sırrı ve esprisi burada yatmaktadır.

190) Aşkın ötesinde rabbi ile buluşanlar bir daha aşka tenezzül etmezler.

191) Atalarımız Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin adı anıldığında, bir boy ayağa kaldırdı. Şimdi sözde arifler, ayak ayak üstüne atıp Muhammed Muhammed deyip edebi terk ettiler. Edep gidince manadan da eser kalmadı.

192) Adı anlınca salâvat getirmeden “asker arkadaşıymış gibi Muhammed Muhammed” demeyi, o büyük zat için saygısızlık olarak addediyorum. Dikkat edin ki Allah, ona ya Muhammed dememiştir. Öylece ona karşı edepli olmamızı tembihlemiştir.

193) Amel ve rıza-i bari olmadan zatın muhabbeti oluşmaz gönülde. Kimse kendisini kandırmasın.

194) Allah her yerdedir görüşü, panteistliğe götürür. Her yer Allah’ın ilmindedir görüşü ise, vahdete ve fenafillâha götürür. İlim maluma tabidir görüşü panteistlik görüşüdür. Malum ilme tabidir ki, bu da vahdettir. Maluma tabi olan ise, bilimdir.

195) Vahdet ehli olmak, Allah’ı subhan bilip kendini de onun kulu bilmek ile gerçekleşir. Vahdet ehli, su gibi aziz olup Allah’ın koymuş olduğu sınıra dikkat ederler. Hasbelkader ayağı kaymışsa, hızlıca istiğfar edip ve hak yolda, istikamette yollarına devam ederler.

196) Allah iki kısım insana harp ilan eder… Biri faiz alıp verenler… Diğeri ise, Allah dostuna harp ilan edenler… Harp, kişileri yok etmek üzere anlaşan veya birleşen veya saldıran kişilere yapılır. Bu bağlamda… Faiz muamelesi ile Allah dostlarına düşmanlık; kişinin zihninden Allah’ın ferasetini yok eder. Onun için bu iki hataya bulaşan kişi, hızlıca tövbede buluşmalıdır. Yoksa Allah’tan mahrum kalır.

197) “Allah’ın 99 ismi vardır. Kim bunları ihsa ederse (iman eder, ve sayarsa) Cennete girer.” (Hadisi şerif). Dikkat edin, 99 ismin tümünün ihsası cennete götürür. 99 esmanın içinde olmayanlar, esmaların açılımları olarak kişide hakikatleri zuhur eder. Yani kişide farkındalık oluşturur. 99 ismin içinde olmayanlar ise, zikri yapılmaz. Kişilik haline göre kişide zuhuru otomatik olarak ortaya çıkar. Örneğin El Mudil ismi 99 ismin içinde yer almaz. Dolayısıyla El Mudil ismi, 99’un ihsasının eksikliği kadar kişide otomatik olarak hidayetin yerini doldurur.

198) Allah’ın hiçbir esması 99 içinde olsun veya olmasın kişiyi helak etmeye götürmez. Ama 99’un dışındakiler zikir olarak okunamaz. 99 esmanın ihsası sonucu El Mudil olacak yollar kişiye apaçık olur. Yani delalete götürücü eylemlerin farkındalığına kavuşur ve korunur.

199) Afakî hayallerden çok, içinde bulunduğun anın çalışması, seni ötelere taşır. Ötelere ötelenip berilere savrulmadan, içinde bulunduğun anın hakkıyla hak’lan. Şeytan kişiyi hayali mekânlarda dolaştırıp, ümitsizlik içinde yere yığılmasını sağlar. Bu da onun en büyük başarısıdır.

200) Allah’tan destur alıp insanlığa tebliğde bulunanlar sadece peygamberlerdir. Gayrı her insan edindiği tecrübeleri paylaşır. Kimse kimsenin kulağına gaybten fısıldayıp onu seçkin kul ilan edemez. Her insan eşittir, üstünlük takvadadır. Onun ilmi de Allah indinde olup Allah ile kul arasında sırdır. Üçüncü şahıs buna muttali olamaz. Sadece dışarıya doğru yaptığı serzenişte, iyi biri olduğuna kanaat edilebilir. Hepsi o kadar…

201) Her ne kadar bazıları afaktan enfusa inmeye çalışmışsa da, hep yarı yolda kalmışlardır. Enfüsi seyrini yapanlar, oradan afaka muttali olurlar. Yoksa afaktan enfuse iniş çok çok uçuktur.

202) Ay ile güneş birleştiğinde, cehennem çoktan dünyayı kuşatmış demektir. Dünya ve içindekiler cehenneme atılınca, bir su damlasının ateşe düşmesi gibi cızzz deyip buharlaşacaktır.

203) Tüm ameller; “La ilahe illallah” diyebilmek içindir. “La ilahe illallah” diyen kişiyi de, artık ateş onu yakmayacaktır.

204) Arkadaş ortamında gönül eğlendirmek için yapılan nikâh, dini nikâh sayılmaz. Dini nikâh ancak, toplumda söz sahibi olan iki şahit huzurunda karşılıklı akid ve mehir yani güvence verilmek suretiyle gerçekleşir.

205) İnsanların hekimlere ihtiyacı olduğu gibi, nebilerin varisleri olan âlimlere de ihtiyacı vardır. Âlimler o kimselerdir ki, Allah’ı ve dinini her fırsatta insanlara açıklayanlardır. Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin öğretisiyle hemhal olan kişiler, gerçek âlimlerdir. Dolayısıyla sen gerçek âlimi gördüğünde, aklına ilk gelen, Allah ve rasuludur. İşte bunlar seni Allah’ın boyasıyla bezemeye götüren aziz kullardır.

206) Allah insanı aşk için değil, kulluk yapması için yarattı. Zaten sevgi ve muhabbet kulluğun gereğidir. Nasıl da uyduruyorlar.

207) Amel edeceğin kadar öğren, öğrendiğini hemen amele dök. İşte bu senin miracını oluşturacaktır…

208) Açık ve net derim olanı… Kınarım olayı gizleyip kısanı… Hem kınarım olayı kapatanı… Hatırla sen ulu hakanı…

209) Acele şeytandandır verme foya, sabır Rahman’dandır onunla ol boya, hayat bazen boyayı tebessüm ettirir, bazen ise mat boya eder üzdürür. Tümü seyrin başka başka unsurlarıdır.

210) Allah yaratım yapmadıkça hiç kimse zarar veremez. Senin iraden baskın oldukça, bahşedilen hiçbir irade, iradenin önünü kesemez.

211) Allah bir nokta nurundan var etti tüm âlemleri. Allah’ı tanımayan noktayı Allah sandı da gaflette can verdi.

212) Allah insanı çok ama çok sever. Kendisine dönüp uyanması için her yolu dener. Çünkü ona bir irade vermiştir, müdahale etmez.

213) Amak-ı Hayâlde karınca meclisini sel basıyordu hatırladınız mı? O hikaye geldi aklıma… Bin kişilik meclis… Bağırışlar çağırışlar… Neredeyse tüm karıncalar ölmüş… Meğer olan şey (insan boyutundan bakıldığında görülmüş ki) bir “AT”ın işemesi. Kimine göre hiç bişey, kimine göre kıyamet gibi… İzafiyet teorisi budur…

214) Allah’a dua etmeyi öğrenene kadar… İşte O yönelim içindir başımıza gelen her bir musibet…

215) Amel etmeyen boşa beklemesin… Hava alır…

216) Amelde ısrar edince ona sorulan soruya karşılık “Şükreden bir kul olmayayım mı?” diyerek peygamber, bize yolu gösterdi.

217) Allah sadece peygamberlere nüzul eder. Ama onlar da, insanlığa örnek olmak için… Hemen sonra urucun tüm basamaklarını uygularlar. Yani gereken tüm ameli bizzat işlerler…

218) Biz Allah’a doğru bir adım uruç edersek, Allah bize doğru on adım nuzul eder. İşte ibadet ve amellerde ki esas mantık budur.

219) Beş duyu ile hissettiğimiz her şey, bize ait olan ef’al âlemimizdendir. İstediğin cihaz ile seyir et, fark etmez… Allah’a ait olan ef’al âlemi ise, münezzehtir senden…

220) Allah tüm fiillerinin mutlak yaratıcısıdır. Lakin seçme senin elindedir. Bu temel akidedir. Gayri akideler yolu şaşırmışlardır.

221) Allah’ın mutlak zatını uluhiyeti, melikiyeti ve rububiyeti yönleri ile her şeyden tenzih ederim. O; yaratım planından gördüğümüz ve bildiğimiz veya göremediğimiz ve bilemediğimiz hiçbir şey değildir. Ama her şey Allah’ın esma tecellileri sonucu, bir tutam nur üzerinde varlık ile buluşmuştur. Yaratılan tüm varlığı, rububiyet itibarıyle de teşbih veya tenzih görmekten Allah’a sığınırım. Her varlık, rububiyeti itibariyle varlık anlamını onun yaratımından almak suretiyle, varlığının şekillenmesi sırf onunla kaim iken; o tüm yarattığı şekillendirmelerinden de münezzehtir. İtikatta ve amelde Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimize tabi olan kişiler, ancak İslam ile buluşurlar.

222) Bal arısından da mı ders almıyoruz. Ana arı tek olur ve tüm arılar onun etrafında toplanır. İslam’ın bir büyüğü vardır. O da Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizdir. O’nun etrafında toplanmayan kurtlara yem olmuştur. O yüzden “ben Muhammediyim” diyelim her birimiz.

223) (Arapça)’yı (a”Rab”ça) ile karıştırmayalım. Birincisi ırk adı… İkincisi ise, rabb ile iletişim….

224) Bazı okumalar orijinal (a’Rab’ça) haliyle okunmalıdır. Çünkü insanın kalp-beyin-ruh ilişkisi bu yönde kodlanmıştır. Namazın içinde okunan Fatiha, tahhiyyat, ayet ve diğer okunan dualar gibi… Okuduğun esmaların zikirleri gibi… Sadece anlamını okursan aynı titreşimi yakalayamazsın.

225) Bir manaya bir isim takılırken, en kapsayıcı ve bilince işlenmiş kelime kullanılmalıdır. Yoksa Mana titreşimi oluşmaz. O yüzden a”rab”ça kelimelerle zikir yapılır. Çünkü her biri rabbulalemin tarafından işlenmiştir.

226) Allah’ı arayanlar, Allah’ın sevdasının zuhur anında buluşurlar. Burada dikkat edilmezse, nefis devreye girer de ilahi yolcuğun tamamlanması gölgelenmiş olur.

227) Vefa Allah esmasıdır. 99 esma da yer almaz. Açılımı şöyledir… Sen Allah’a sadık kaldıkça Allah da sana sadık kalır. Sen Allah’a olan sadakatini bırakırsan, o da seni terk eder. Sen ona bir adım gidersen, o da sana on adım gelir. Sen ona yürüyerek gidersen, o da sana koşarak gelir. Sen onu zikredersen o da seni zikreder. Sen onu unutursan, o da seni unutur. İşte bu, Allah’ın kuluna olan vefasıdır.

228) Maddi abdesti “her”kes alır. Manevi abdesti ise, “er”kes alır…

229) Önemli olan şudur ki; bunca kalabalık içinde Allah’ı bulmaktır.

230) Herhangi bir arzuda doyuma ulaşılmışsa, ona karşı tepkin biter. Sen doyum noktası olmayanı arzula. İşte o zaman mutlu olursun…

231) Komşumuz bizden kaynaklanan bir sıkıntısını veya bizim giderebileceğimiz bir sıkıntısının giderilmesini isterse, hemen giderelim. Bu Allah’ın hakkıdır. Yoksa Allah’tan mahrum olmaya aday oluruz. Bunlar ilahi sırlardır…

232) Allah’ın gücünü görmek için, ihtişamıyla insanın nefsani duygularımızı kabartan ve bakışımızı cezbeden suni yapıtlara bakmamıza gerek yoktur. Çünkü bu, sadece bizim şehvani bakışlarımzı güçlü kılar ve bizi kalbin derinliğinden uzak eder. Aksine Allah’ın gücünü görmek için, İslam ahlakını kuşanmak gerekir. Bu da ancak; sade bir yaşam yaşayan Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin yaşam tarzıyla bizlere açılır. Gerisi deccalın cennetinin ayak sesleridir.

233) Allah’ın taksimatından razı olmayan, demek ki Allah’ın taksimatını beğenmemiştir ve nefsinin hevasına yenik düşmüştür. Allah’ın taksimatını beğenmeyenin Allah’ı sevdiğinden söz edilemez. Zira Allah, fiile dönüşmek üzere niyet edilmeyen söze bakmaz ve değer de vermez. Öyle sözlere, “kelimetün huve kailuha” der. Allah, kişinin ihlâs üzere yaptığı nyetlere ve sonucu olan fiillere bakar. İşte iman, öylece test edilir.

234) Allah’ım; arınmam için tabi tutacağın sınavlarımı benim için kolay eyle… Tüm sınavlarımı bende yaratarak nakşını izhar ettiğin gücün nispetinde eyle.

235) Bir ateist demiş ki tanrıya inanmam. Ama bir şeyi gözden kaçırır. Şayet inanmadığı hayali bir tanrıysa Hz. İbrahim aleyhisselam binlerce yıl önce öyle hayali mayali birinin olmadığını zaten keşif etti. Sevginin, ilmin, kudretin, hayatın, algılamanın ve çıkan her bir kelimenin sahibini keşifederek vechini tereddütsüz olarak ona çevirdi. Ona derken dikkat! “zamansız ve mekânsız”…

236) Herhangi bir arifin kitabını okuyup lakin kafasına göre anlayıp, düşünce dünyasına öylece kilit vurana, sen hiçbir şey veremezsin. “Ya işte; “falan zat şöyle der! Sen onun kadar mı âlimsin”…” Ya hu o öyle dememiş, sen yanlış anlamışsın dediğinde ise, “sen ne anlarsın” der. İşte öyle kişilere selam verip yoluna devam edeceksin. Yoksa seni boş boş oyalarlar…

237) Allah kendisine açılan eli boş çevirmez. Ya aynısını verir. Veya daha hayırlısı ile tebdil eder. “Allah dilediği şeyi mahveder ve dilediğini isbat eder. Nezdinde kitabın aslı olan Levh-i Mahfuz vardır.” (Ra’d süresi 13/39) Demek ki değiş tokuş devam ediyor. Zaten o yüzden dünyadayız ya…

238) Allah’tan uzaklaşan her kavim; kendisinden aşkın gördüğü birilerinde, kendisine fayda veya zarar verecek bir şeyler zannedip onlara tapar… Öylece Allah’tan mahrumiyetini yaşar.

239) Kişi ancak, Allah’la beraber bir ilahın, rabbın ve melikin olamayacağına inanıp gereğine göre yaşarsa, dünyada ve ölümden sonrası karşılaşacağı safhalarda, tüm stres ve sıkıntılardan kurtulmuş olur.

240) Asıl dost “a’ma”dan bakabilendir. “A’ma”dan bakmayandan ne dost olur ne de post. “A’ma”dan bakan kaç kişi var ki dünyada. Rabb “a’ma”dan bakan veya “a’ma”ya doğru yol alan dost nasip eylesin. “A’ma”dan bakanın hiçbir beklentisi kalmamıştır. Adı üstünde “A’ma”, yani beklentiye karşı hissiyatsız… Hissiyatsızın ne hissi kalmış ki… Bu, bilinçle ilgilidir. Çünkü et kemik bedenin elbette ki ölümüne kadar hissiyatı da ve ihtiyacı da olacaktır.

241) Akıp giden hayat vardır. Dünyaya geri dönüş mümkün değildir. Hazırlık yapan Selam bulacak. Etmeyen feryadu figân edecek.

242) Akıl yaratılmıştır, aklın birbirine bağladığı tüm olaylar ve ulaştığı tüm sonuçlar, esma manalarının nazariyeleriyle ortaya çıkmaktadır. Bu ise, kişinin mutlak nur ile senkronize olmasından meydana gelir. Bu da, insanın sır letaifinden kişiye akar. Kişiliği kişide ortaya çıkaran tüm duygu düzeni yani esma manaları, kişinin kişiliğiyle kişide ve kişinin bakış alanını donatarak yaratılmıştır. Yani insanlardaki ve mahlukattaki tüm ışıldamalar ve oluşumlar yaratılmışlardır. Hulül veya bürünüm sözkonusu değildir.

243) Kalb imanın merkezidir. Kalbin düşünde iman oluşur. Kalb yaratıldığı gibi kalbin düşü de yaratılmıştır. Dolayısıyla kalbin düşündeki iman da yaratılmıştır. İman, kişilkle keyfiyeti tamamlanan ve kişilik altında beden almış sırf esma kuvvelerinden, yani esma âleminden kişide yaratımı oluşan mana perspektiflerine içsel bir analiz olarak yansıma yapar. Öylece kişideki kuvve yön alır. Ve kişi istikamet alır.

244) Akıl ve imanın bakıştıkları öz mana perspektifleri aynı kisveye ulaşır. Buradan şu çıkıyor… Her ne kadar farkında olmasa da kişi, aklın çözdüğü her olay imanın sonucudur. Çünkü bir şeye inanılmazsa başarılamaz. Kişi isterse ateist olsun hiç Allah’a inanmasın, lakin içsel inancı olmadan aklını çalıştıramaz. Akıl ve imandan ortaya çıkan tüm düşünceler esma manalarının kesret âlemindeki oluşumunu ihtiva eder. Daha sonra bu manalar surete bürünüp bireyin âleminde yerini alır. İşte o zaman yaratımın gücüyle kişi buluşmuş olur.

245) Astrolojik etki deriz… Şeytan vesvesesi deriz… Kötü arkadaş deriz… Maddi veya manevi veraset intikalleri deriz… Çevre deriz… Şartlanma deriz… Ve ortaya adeta bir robot çıkarırız… Ama şundan habersiz gibi etrafımızda dolanırız; Allah, insanı öyle yaratmıştır ki; kendi özüne yönelen, etrafından kendisine doğru yöneltilen tüm etki ve fikir oklarını yok edip, kendisi etrafına radar gibi fikir okları yöneltir. İnsan; kendisinde öz nakşı yaratılarak ve mutlak olan ile irtibat hakkı eline verilerek ve tüm Esma-i Hünsa’nin içerik seyrinin tahakkukunu açığa çıkartarak, robot ötesi varlık olma kabiliyetiyle yaratılmıştır. “İnsan, Allah’ın halifesidir” sözü basit bir söz değildir. Altı dopdoludur.

246) Eski âlimler birçok sırrı, anlama kıtlığı çekenler başka yöne çekmesinler diye gizlediler. Yeni âlimler o konuları açınca, insanlık aynı insanlık olduğu için, tümüyle inkâra kayan bir güruh türedi ve yazık oldu. Demek ki her zaman yepyeni olan eski âlimlerin dersinden, yoksun olmamamız gerek. Bununla beraber… Yeni âlimlerimizden de istifadeyi elden bırakmamak gerek.

247) Allah’ın düzeninde ateistliğe yoktur. Ateistim diyen kendine yol buluyordur. Çünkü yaşam planı teslimiyet üzerine kuruludur.

248) Kur’anın hasbelkader arabça geldiğini veya arabların en azgın toplum olduğunu düşünüp onun için Kur’anın arabça olduğunu zannedenler, daha “zan”dadırlar.

249) “Ve hâzâ lisânun arabiyyun mubîn(mubînun)/Bu Kur’an ise gayet açık bir Arapça’dır.” (Nahl Suresi 103) der ayet… Arabça mutlak dildir. Diğer diller ondan başkalaşım şeklinde türemişlerdir.

250) A”rab”ça olan Kur’an-ı kerimi; “B”eşer olarak anlamak için, öncellikle nefsi iyice tanımak gerekir. Yoksa sadece zahiri bir gözle, ayetlere kelime çevirici bir mealle bakarak, Allah’ın sonsuz ve hududsuz kelamından bir kelime olan Kur’an-ı kerim anlaşılamaz. Bağlantıları yapamaz ve verilmek istenilen mesajın uzağına düşer…