Bu defa da denge unutuldu. Halkı aşka çağırıp bir noktada tutayım derken Allah’ın sonsuz ve sınırsız ismi olan El Vedud esması unutuldu.
İşte esas sakatlık burada başladı. Kişiler Allah’a ait olan ve sonsuz bir şekilde deveran eden sevgiyi unutup sevgilerini tek yönlü olarak bir noktada baskın yapmaya başladılar. İşte bu da ümmete pahalıya mal oldu.
Düşünmeyip birine körü körüne bağlılık meydana çıktı. İnsanları fırka fırka ayıran gruplar türedi. Çünkü aşkta akıl devre dışı olacaktı ve başta olan ne derse doğru demiş olacaktı. Kur’an’da geçen ulû’l elbâb yani akıl sahipleri kısmı sanki hiç nâzil olmamıştı.
Öylece manen insan kıyımı yapan birçok sivri zekâlı insan, insanlığın başının belası olarak akıllarını kullanmamaları yönünde aşkı kullanarak aldattı.
Sadece mânevî rehber olunması gerekirken, birçok defa peşlerine taktıkları kitleler ile dünyalık olarak da kendilerine tâbi olanları kullandı. Akıl melekesi pasifleştirilen kişiler tarafından, birçok insanın canına ve malına tecavüz edildi.
Tarihte bu yolla kurulan örgütlerin sayıları azımsanmayacak kadar çoktur ve hâlâ da devam etmektedirler. Az tarih araştırması yapılırsa, bu yazdıklarımızın hakikati dillendirdiği fark edilecektir.
Burada teşhis ettiğim şey, çok net: Denge kaybolunca kelimeler kurtarıcı olmuyor, tam tersine silaha dönüşüyor. “Aşka çağırayım, dağılmasınlar.” niyetiyle başlayan söylem, El Vedûd’un sonsuz ve sınırsız sevgisinin unutulmasıyla tek taraflı bir bağlılığa dönüştü.
Allah’a nisbet edilen, her şeye yayılan sevgi akışı unutuldu; sevgi, bir kişide, bir grupta, bir yapıda sıkıştı. Böyle olunca aşk, tevhidin ufkunu açan bir hâl olmaktan çıktı; insanı kul kula zincirleyen bir bağ hâline geldi. Benim “esas sakatlık burada başladı.” deyişimin altındaki acı tam da bu: Sevginin kaynağı Allah iken, insanlar kaynağı bırakıp boruya âşık oldular.
El Vedûd esmasının unutulması, sadece bir kelimenin unutulması değildir; sevginin Allah’a aidiyet bilincinin yitmesidir. “O sever ve sevdirtir.” hakikatini kaybettiğimiz anda, sevgi bağı eğrilir. “Beni bu sevgiyle kim çekiyor?” sorusu unutulur.
Bu unutuluş, sevgiyi kuldan Allah’a taşımak yerine, kulu kula mahkûm eder. Böyle olunca da tek yönlü bir bağlılık doğar: “O ne diyorsa doğrudur.” Kalp, El Vedûd’un deryasına değil, bir beşerin gölgesine demir atar. İşte ümmete pahalıya mal olan da budur.
Aşkta aklın devre dışı bırakılması, başta bir “teslimiyet romantizmi” gibi görünür; ama sonunda “ulû’l elbâb”ın Kur’an’dan silinmesi anlamına gelir. Akıl, imanla birlikte yürümek için verilmişken, aşk adına devreden çıkarılırsa, geriye sadece slogan kalır. “Başta olan ne derse doğrudur.” cümlesi, tevhid değil, beşerperestlik üretir.
Oysa Kur’an, ulû’l elbâbı överken, Allah’a giden yolun aklı kapatarak değil, aklı nurla yıkayarak yürüneceğini haber veriyor. Ben de tam bu sebeple diyorum ki: Aşk, aklı söndürüyorsa El Vedûd’tan değildir; El Vedûd’tan gelen sevgi, aklı aydınlatır.
Sivri zekâlıların aşkı bir araç olarak kullanması, çağların değişmeyen travmasıdır. Aşk söylemiyle kitleleri kendisine bağlayan, sonra bu bağı hem mânevî hem dünyevî çıkarına çeviren çok oldu, hâlâ da oluyor.
Aşk, burada “hakikate çağrı” değil, “aklı iptal etme yöntemi” olarak kullanılıyor. “Seviyorsan sorgulama.” cümlesi, işin özünü ele veriyor. Oysa sevginin sağlıklı hâli tam tersine şunu söyletmelidir: “Seviyorsan, daha çok hakikat ara; seviyorsan, daha dikkatli ol.”
Akıl melekesi pasif hâle getirilen kişiler, sadece kendi nefislerine değil, başkalarının canına ve malına da zarar verebiliyor. Çünkü sorgulamayan sevgi, yanlış ellerde silaha dönüşüyor. Bir işaretle yürüyen kalabalıklar, bâtılı hak diye savunur hâle geliyor.
Ben bu manzarayı sadece “tarihî bir bilgi” olarak anlatmıyorum; bugünün fotoğrafında da aynı izleri görüyorum. “Az tarih araştırması yapılsa, bu yazdıklarımızın hakikati görülür.” derken, nefse de ayna tutuyorum: “Git bak, seni nelerle avutmuşlar; aşk deyip nelerin altına imza attırmışlar.”
Sonunda kendi nefsime şu uyarıyı düşüyorum: Aşkı, El Vedûd’un yerine koyma. Birine sevgi duyduğunda, hemen sor: Bu sevgi beni Allah’a mı yaklaştırıyor, yoksa aklımı iptal edip bir beşere mi kilitliyor?
Eğer aklını susturuyor, Kur’an’ın ulû’l elbâb davetini duyamaz hâle getiriyorsa, orada aşk değil, istismar vardır. Bizim yolumuz, El Vedûd’un sınırsız sevgisi içinde akıl, iman ve huşu ile yürüyenlerin yoludur; körü körüne “aşkla” değil, basiretle muhabbetle ilerleyenlerin yolu…